Fransız ekonomist Pisani‐Ferry: “Sarı Yeleklilerin başkaldırısının sebebi, demografik ve ekonomik değişimin getirdiği gelir adaletsizliği”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ünlü Fransız ekonomist Jean Pisani-Ferry, 29 Kasım 2018’de Le Monde’a “sarı yelekliler” başkaldırısının analizini içeren bir makale yazdı. Paris Science Po’da, Berlin Hertie School’unda ve Floransa European University Institute’te ekonomi dersi veren Pisani-Ferry’e göre; güncel toplumsal gerilimin arkasında, demografik, çevresel ve ticarî değişimin yaşandığı dönemde bireysel geliri korumanın yatıyor. Makaleyi Oğul Tuna çevirdi.

“Sarı yelekliler” başkaldırısı üzerine yapılan analizler, bilhassa gelir dağılımı ile toplumsal kategori ve ikamet yerine göre örneklemelere odaklandı. Bu yerinde bir okumadır; fakat son on yıldaki gelişmeleri ve gelecek on yılda neler olacağını gölgelememelidir.

2007’den 2017’ye Fransız GSYH’si % 8 arttı ve hanehalkı harcanabilir geliri (katkı payı ve transferlerden sonra) aynı seviyede kaldı. Ancak “tüketim birimi” başına gelir (hanehalkı bileşimi dikkate alındığında) sadece % 1 oranında artmıştır. Bu gelirin “tahkim edilebilir” bileşenine gelirsek – önceden taahhüt edilen harcamalar sonrasında kiralar, sigorta vb. – % 1 oranında düşüş yaşandı.

Nüfusun yaşlanması ve yaşam tarzının değişmesi; hanehalkı sayısını artırırken, hacminin azalmasına yol açtı

Gerçek şurda: Çoktan anemik bir hâle gelen büyümenin faydaları, bireylere ulaşmadan önce dağılıp gidiyor. Bunun başlıca açıklaması demografik: Nüfusun artması, yaşlanma ve yaşam tarzının değişmesi; hanehalkı sayısını artırırken, hacminin azalmasına yol açtı.

Gelecek de bundan farklı olacağa benzemiyor. Önümüzdeki on yılda aktif nüfus sabit kalırken yetişkinlerin sayısı 2 milyon artacak; bir veya iki kişilik hanehalkı oranı artmaya devam edecek. Buradan çıkarmamız gereken ilk ders: Hayat standardımızı korumak için büyümeye ihtiyaç duyacağız.

Yılda 500 euro’luk karbon vergisi

Karbon vergilendirmesine gelince; yükün dağılımı da aynı şekilde dikkatleri üzerine çekti. Bu önemli okuma, etraflı bir bakışla tamamlanmayı hak ediyor. Eğer planlanan hedefler korunursa – ki iklim mücadelemizde ilerlemek istiyorsak asgarî ölçüde korunmalılar –; 2010’da ton başına 7 euro olan karbon fiyatı, 2018’de ton başına 45 ve 2030’da 100 ton başına 100 euroyu aşacaktır. Kişi başına karbon salınımımızın 5 tona yükseleceğini göz önüne alırsak, yılda kişi başına 500 euro ödenmesi gerekecektir.

Bu oldukça kaba bir hesap; çünkü muafiyetleri göz ardı ediyor ve karbon vergisinin doğrudan ya da tükettikleri ürünlerin fiyatları yoluyla hanehalkına yükleneceğini varsayıyor. Aynı zamanda diğer harçların azalmasını ve enerji dönüşümünü destekleyecek tedbirlerin uygulanmasını da görmezden geliyor. Fakat büyüklük sırası, mücadeleye dair bir fikir vermeye yetiyor: Kişi başına 500 euro, hanehalkı gelirinin %2,5’luk kısmını temsil eder. İkinci ders: Karbon vergisi, ikincil bir etmen değildir, olmamalıdır da.

Tüketim çılgınlığı sona erdi

Bunlara üçüncü bir öge ekleyelim. Fransızlar, 1990-2000 yılları arasında, düşük maliyetli ülkelerden yapılan ithalatın artışıyla satın alma gücünü önemli ölçüde arttırdılar. Charlotte Emlinger ve Lionel Fontagné’nin 2010’da yaptıkları bir araştırmaya göre, Fransızların tüketiminin çeyreğini delokalizasyon ülkeleri karşılıyordu ve bu durumdan hanehalkı başına yılda 2400 euro kazanç elde ediyorlardı (« (Not) Made in France », Lettre du Cepii n° 333, 20 Haziran 2013). Küreselleşme istihdama kesinlikle zarar verdi; fakat alım gücüne de önemli miktarda katkıda bulundu. Mamül ürünlerin fiyatı düştü ve hepimiz bu durumdan faydalandık.

Ama bu avantaj, büyük ihtimalle artık geride kaldı: Çin’in yükselişi ve korumacılığın gelişmesiyle birlikte, bu kazanımlar yerinde sayacak, belki de durum tersine dönecek. En iyi ya da en kötü ihtimalle, tüketim şenliği artık sona erdi. Üçüncü ders: Daha zengin olmak için dünyanın geri kalanına güvenmemeliyiz.

Sonuç: Gerilemenin yandaşları üstüne alınmasın; şu anki toplumsal gerilim, demografik, çevresel ve ticarî değişimin yaşandığı bir bağlamda bireysel geliri korumanın zorluğunu yansıtıyor. Büyüme, kesinlikle karakterini değiştirmek zorundadır. Fakat onsuz, her şey çok daha karmaşık.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus