Dünyanın Gidişi (15): Ermenistan’da Nikol Paşinyan ile yeni dönem

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ermenistan’da pazar günü erken genel seçimler vardı. Ben de Hrant Dink Vakfı’nın bu yıl 10. kez düzenlediği Türkiye-Ermenistan gazeteci diyaloğu programı çerçevesinde, Vakfın davetlisi olarak bir grup meslektaşımla birlikte seçimi Yerevan’da izleme fırsatı buldum. 

Bu gezi çerçevesinde Ermenistan’daki gazetecilerle, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile, yine çeşitli partilerden temsilcilerle ve Ermenistan dışişleri bakanı Zohrab Mnatsakanyan ile görüştük, konuştuk, dinledik fikir aldık. Yeni döndüm seyahatten sıcağı sıcağına biraz izlenim aktarmak istedim.

Seçimden oyların %70’ini alan Nikol Paşinyan liderliğindeki Benim Adımım İttifakı mutlak zaferle çıktı. Partiler için yüzde 5, ittifaklar için yüzde 7 olan seçim barajını, Benim Adımım dışında ise sadece iki parti geçebildi. 

Ülkeyi yıllardır yöneten eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan Serj Sarkisyan’ın partisi Cumhuriyetçi Parti, keza yine ülkenin eski partilerinden milliyetçi Daşnaksütyun, baraj altında kaldılar.. 

Normal koşullarda 5 yıl sonra yapılacak bir sonraki seçimlere kadar Ermenistan’ın yeni parlamentosunda üç parti olacak ve içlerinden biri, yeni hükümet kurulana kadar geçici Başbakan olarak da görev yapan Nikol Paşinyan’ın ittifakı, ezici üstünlüğe sahip oldu: 132 sandalyeden 88’ini almış durumdalar. Meclisin 3’te ikisi onların. 

Diğer iki partiden, muhafazakar Müreffeh Ermenistan Partisi -lideri bir işadamı olan Gagik Zarukyan- 25 sandalye kazandı, çok genç bir parti olan liberal Aydınlık Ermenistan partisi de 19 sandalyeyle ilk kez meclise grime şansı yakaladı.

Bu seçimler herşeyden önce Ermenistan halkı için, ülkenin bağımsızlığını kazanmasından bu yana yapılmış en şeffaf, en adil olanı olması bakımından önemli. 

Ermenistan’daki erken seçimleri gözlemleyen uluslararası kuruluşlardan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT de, seçimlerde temel özgürlüklere saygı gösterildiğini, oy satın alma, seçmene baskı gibi usulsüzlüklerin olmadığını duyurdu. AGİT 2013 ve 2017’deki seçimler içinse “gerçek bir rekabetten söz etmenin mümkün olmadığını” ve “seçimlere hile karıştığını” duyurmuştu.

Hileli seçim meselesi Ermenistan’da Nikol Paşinyan’ı iktidara getiren sürecin önemli bir parçası. Ve yine biliyorsunuz eski Sovyet cumhuriyetlerinde hileli seçimler meselesi 2000’li yılların başında “renkli devrimler” olarak adlandırılan kitlesel halk protestolarının tetikleyicisi olmuştu. Bu renkli devrimlere tekrar döneceğim.

Seçimlere katılım oranı bir öncekinden %12 daha az, %49 civarında gerçekleşti. Neden böyle oldu dendiğinde ise hem Paşinyan hem de destekçileri şöyle cevap veriyor:

“Çünkü ülkedeki kayıtlı seçmen sayısı, bir önceki rejim, iktidar tarafından gerçekte olduğundan yüksek gösteriliyordu. Oy çokluğunu elllerinde tutmak, iktidarı kaptırmamak için başvurdukları yöntemlerden biri de buydu.” Bu çıkışlarında haklılık payı var Ermenistan nüfusu 3 milyondan biraz daha az, hatta ekonomik sıkıntılar nedeniyle son yıllarda başka ülkelere göçenlerin sayısında da artış var. Aşağı yukarı Bursa şehrinin nüfusu diyelim. 

Kayıtlı seçmen sayısı ise 2,5 milyondan fazla… Bu biraz tuhaf çünkü nüfusun 3’te biri de 18 yaşın altında. Gerçi işte başka ülkelerde yaşayanlar gelip gidip kullanıyordu vs. denebilir  ama seçim usülsüzlükleri, hile, rüşvetle oy alma vs. iddiaları çok yaygın. Ve Paşinyanlı yeni Ermenistan’da da geçmişe dönük bazı vakaların yargıya taşınması olası, beklenebilir.  

Paşinyan’ın partisi Nisan 2017’de yapılan bir önceki parlamento seçimlerinde, Bu kez “Çıkış” adlı bir siyasi ittifak ile sadece 9 sandalye almıştı. Nasıl oldu da bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede böyle büyük bir zafer elde etti, bu seçimler neden önemli, hatta tarihi, anlamak için biraz geriye sarmak gerekiyor takvimi. 

Ermenistan 2015 yılında referandumla yarı başkanlıktan parlamenter sisteme geçmeyi kararlaştırmıştı. Bizimkinin aksi yöne yani. Bu yeni sisteme de aşama aşama son adımı geçen Nisan’da olmak üzere geçildi. 

2008’den beri yarı Başkanlık sistemiyle ülkeye liderlik eden Cumhuriyetçi Parti lideri Serj Sarkisyan’ın geçen Nisan’da, anayasaya göre maksimum iki dönem olan Cumhurbaşkanlığı süresi sona erdi. Ve Sarkisyan daha önce “Bunu asla yapmayacağım” demesine rağmen, çoğunluğun kendi partisinde olduğu parlamento tarafından kendisini Başbakan seçtirerek iktidarı bırakmaya niyeti olmadığını gösterdi. 

Bunun üzerine Nikol Paşinyan, biraz bizim CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşünü hatırlatacak şekilde küçük bir grupla başkente kadar yürüdü. Başkente vardığında çevresinde 50 kişi vardı ama iki hafta içinde ve özellikle Paşinyan’ın etkileyici hitabet gücü, çağın ruhuna uygun iletişim metotları ve sivil toplumun desteği ile çoğu çok genç on binlerce kişi çevresine toplandı. Şiddet olaylarının yaşanmadığı bu gösteriler tüm ülkeye yayılınca, Sarkisyan üzerinde çok büyük bir baskı oluştu ve detaya girmiyorum, nihayetinde Sarkisyan istifa etti.  Paşinyan ve destekçileri tümüyle barışçıl gösterilerle Başbakanı yerinden eden bu kitlesel eylemleri “Kadife Devrim” olarak nitelendiriyor. Devrim Sarkisyan’ı devirince Mayıs’ta Paşinyan yine halkı arkasına alarak, kitleleri yine sokağa dökerek parlamento tarafından başbakan seçilmeyi de başardı. 

Normal koşullarda genel seçim 2022’de yapılacaktı. Fakat Paşinyan müthiş popüler bir lider haline geldiği için desteği azalmadan arkasındaki halk desteğini parlamento dağılımına yansıtmak, başlattığı harekete demokratik meşruiyet sağlamak için, diğer partileri de erken seçime ikna edemeyince Ekim’de istifa ederek erken seçimin önünü açtı. 

Ermenistan da bütün eski Sovyet cumhuriyetleri gibi, bağımsızlıktan sonra demokratikleşme sürecini sancılı yaşamış bir ülke. Âkim kalmış açıkçası onlarda demokratikleşme süreci. Halk da demokratik yollarla, yani seçimle iradesini sandığa yansıtamamaktan muzdarip olagelmiş. Nitekim 2008’de Serj Sarkisyan’ı iktidara taşıyan seçimlerden sonra, hile yapıldığı iddiasıyla halk yine sokağa dökülmüş ama protestolar iktidar tarafından şiddet kullanılarak bastırılmıştı. Paşinyan o olaylar sırasında da yine sokakta olan bir siyasetçiydi ve tam da bu olaylardaki rolü gerekçe gösterilerek hapis yatmışlığı var. 

Bu Nisan’daki kitlesel protestoları, belki dünyanın dört bir yanında son dönemde örneklerini gördüğümüz türden bir müesses nizama duyulan birikmiş bir tepkinin açığa çıkması olarak değerlendirebiliriz. Gerçekten de konuştuğumuz hemen herkes “müesses nizama”, o nizamdan nemalanan elitlere, o nizam içinde dallanıp budaklanmış yolsuzluklara, adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı müthiş öfkeli, tepkili idi.

Fakat başka ülkelerde halkın tepkisinin genellikle popülist liderlerce yönetildiğini, kazanıma dönüştürüldüğünü görüyoruz. Ermenistan’da ise Nikol Paşinyan için popülist diyemeyiz, ama kesinlikle çok popüler bir lider. Özellikle gençler müthiş bir hayranlık duyuyorlar kendisine, o da örneğin facebook’tan yaptığı canlı yayınlarda olduğu gibi, onlara hitap etmeyi, ilişki kurmayı ve desteklerini arkasına almayı çok iyi biliyor. Bu parlamento da ülke tarihinin en genç parlamenterleriyle dolu olacağa benziyor zaten. 

Paşinyan, seçim zaferi ardından konuşmasında “Ermenistan vatandaşları parlamentoda devrimci bir çoğunluk sağladı” demişti. 

Zaten tüm destekçileri de az önce de söyledim olan bitene devrim diyor, ve barışçıl olması ile müthiş gurur duyuyorlar devrimlerinin. Fakat bu kadar çok devrim denince, 2000’lerin başında eski Sovyet ülkelerinde ve Balkanlarda gerçekleşen toplumsal hareketlerle, yani uluslararası basının taktığı isimle renkli devrimlerle karşılaştırılmaktan kaçınamıyorlar. Komşuları Gürcistan bu tür bir devrimin en bariz örneği. Ama böyle benzerlik kurulunca da hemen akıllara arkasında kim var, ABD var mı? ve elbette şimdi kitlesel protestoları itibarsızlaştırmak için yeniden dolaşıma giren “Soros mu var?” gibi sorular da peşi sıra geliyor. 

Ermenistan ekonomisiyle, güvenliğiyle her anlamda Rusya’ya bağımlı olduğu için, Paşinyan çok dikkatli davranıyor, Rusya’yı karşısına almayı göze alamazlar zaten, dolayısıyla, bize Dışişleri Bakanı da yaptığımız görüşmede özellikle vurguladı: bu kesinlikle Ermenistan içinde, Ermenistan halkının, Ermenistan’ın iç politikasıyla sınırlı bir devrimi diye.. Hatta devrimden ziyade evrim demeye de özen gösterdi. Kısa esprili bir ifadesi de var, sorum üzerine, devrim değil hızlı evrim, diyor:

Evet Ermenistan’da yeni iktidar, dış politikada uluslararası ilişkilerinde ve hayati önem taşıyan Azerbaycan’la savaşın eşiğinde tuttukları Karabağ sorunundaki pozisyonlarında, keza Türkiye ile ilişkiler açısından da bunu söyleyebiliriz, statükoyu, mevcut pozisyonu koruyacağını söylüyor. Bunun altını özellikle çizdi Dışişleri Bakanı. 

Bu da anlaşılabilir bir şey zira, hareket alanları pek yok mevcut konjonktürde. ABD ile Rusya’nın arasında bir tercih söz konusu olamaz, ABD de eski ABD değil bu arada. Rusya ise, Ukrayna meselesinde gördük, gözlerinin yaşına bakmaz. 

Peki bu iç politikadaki devrim neleri değiştirecek ülkede ve belki daha da önemlisi nasıl yapacaklar? Herkese sorduk, çok somut yanıtlar alamadık doğrusu. Daha doğrusu ne hedefleniyor belli de nasıl hedefe ulaşılacak bu konuda Paşinyan destekçileri arasında da görüş farklılıkları var gibi.

En temel sorunlar siyasete, yargıya, güvenlik bürokrasisine, ekonomiye, hemen her alana sirayet ettiği söylenen yolsuzluklar, yoksulluk ve işsizlik ile sosyo-ekonomik adaletsizlik olarak sıralanıyor. Ülkeyi oligarkların tekelinden kurtarmak ve daha temiz, daha adaletli, daha eşitlikçi bir toplum inşa etmek arzu ve iddiasındalar Paşinyan ve destekçileri. Paşinyan’ın halkı doğrudan demokrasiye ısındırmak istediği de söyleniyor. İşleri zor. Çok zor. Hem ülke içinde hem bulundukları coğrafyada hem de dünyada taş koymaya çalışacaklar çok. Ama başarabilirlerse işte o zaman devrim olur. 

Pek de güzel olur. Farklı bir örnek görmüş oluruz. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus