Kemal Can ile “5 Soru 10 Cevap”: Seçimde son düzlük notları

Kemal Can bu hafta “5 Soru 10 Cevap”ta yerel seçimin son bir haftasında olabilecekleri aşağıdaki sorular üzerinden değerlendirdi.

İktidar cephesinin yapabileceği bir son hafta hamlesi kaldı mı?

Cumhur ittifakının sonucu etkileyecek stratejik ve taktik hataları nelerdi?

Muhalefet kampanyayı nasıl yürüttü, son haftayı nasıl geçirecek?

Son düzlükte genel tablo ve olası sonuç için nasıl işaretler var?

Seçimden çıkacak sonuçlar siyasi tabloyu tamamen değiştirir mi?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar. 

Önümüzdeki pazartesi günü muhtemelen seçim sonuçlarını konuşuyor olacağız. Seçimden önceki son “5 soru 10 cevap” olduğu için, seçimdeki son düzlüğün resmini çizen notları konuşmak istiyorum.

İktidar cephesinin yapabileceği bir son hafta hamlesi kaldı mı?

Çok uzun bir süredir iktidarla ve özellikle de Erdoğan’la ilgili, bir yolunu bulup gündemi belirleme,  seçmeni etkileme ve dolayısıyla son düzlükte seçimi lehine çevirme becerisi üzerine çok fazla söylenmiş şey var. Ama 7 Haziran 1 Kasım 2015 arasındaki olağanüstü politika değişikliği, ortamı şiddet ve gerilime boğarak alınan sonuç dışında, aslında son seçimlerde Erdoğan’ın şapkadan tavşan çıkardığı pek görülmedi. Çok yeni hamleler yaptığı, büyük politik buluşlarla seçmenin karşısına çıktığı görülmedi. Bu seçimde de aslında Bahçeli tarafından kurulan bildik strateji ortaya kondu. Yani tabir yerindeyse, şapkada tavşan bittiği için artık hep aynı kurt çıkıyor bir süredir. Basit bir strateji kuruldu Bahçeli tarafından: Beka davası. İktidarla ülkenin güvenliğini özdeş tutan; iktidarın bekası ile memleketin bekasını eşitleyen bir tutum. Bunun ihtiyaç duydukları konsolidasyonu sağlamaya yeteceğine inandılar. İkinci önemli şey, vaatleri, söyleyecek yeni bir şeyleri olmadığından bütün kampanyayı rakipler üzerine kurdular. Yani muhalefeti kötülemek muhalefete oy kaymasını engelleyecek bir strateji yürüttüler. Bu suçlamalarda, her seçim doz ve ayar artıyor. Bir de, gündem belirleme gücü ile seçmenin ilgi merkezi olmaya başlayan ekonomik sıkıntıları gündem dışına çıkartma çabası. 

Bu üç ayak üzerine kurulanda hiçbir sürpriz yok ve hiçbir siyasi buluştan bahsedilemez. Çok kullanım ve mevcut konjonktürün güvenlik sorunlarını öne çıkartan bir tablo oluşturmaması, önemli bir inandırıcılık sorunu yarattı. Beka, görünmeyen sadece iktidarın gördüğü ve seçmeni bunun için uyardığı bir soyut tehlike olarak ortada kaldı. İkincisi muhalefeti suçlama konusunda kurulan dil, biraz kontrol dışına çıkıp fazla uçlaştı, kendi seçmenini bile rahatsız edecek seviyelere vardı. Bu konuda da strateji kendi aleyhlerine gelişen tablo oluşturdu. Bir de, gündem belirleme gücünden kaynaklanan ekonomik kriz yokmuş ya da önemsizmiş havası yaratılması -belki tanzim satışlar ile ekonomik krizi çözecek aktör rolü oynanmaya kalkıldı ama gelen verilerin çok olumlu sonuç vermediği görülünce altı çizilmez hale geldi- sokağa yansıyan ekonomik kriz gündeminden koparttı iktidarı. Son haftada doz değişiklikleri dışında bir yenilik yapabilecek ne elinde kartı, ne şapkasında tavşanı olduğunu düşünmüyorum. 

Cumhur ittifakının sonucu etkileyecek stratejik ve taktik hataları nelerdi?

Ezbere dayanan kutuplaştırma dili ve yerel seçimi genel seçime hatta referanduma çevirme yaklaşımı, iktidarın kendi kurduğu sistemi sürekli sınavda tutan bir yaklaşım yarattı. Kurdukları sistemle ve sistemin aldığı destekle ilgili güvensizliği bizzat kendilerinin ifade ettiği bir tablo oluşturdu. Ekonomik kriz gündemini ezme yok sayma tavrı da hataydı. Başlangıçta, ilk dolar kriziyle mesele beka davası ile ilişkilendirilmeye çalışıldı. Sonra ekonominin ihtiyaç duyduğu bazı gerekçelerle bu çok abartılamadı. Ekonomik krizin bir dış saldırı olduğu çok soluk bir tema olarak devam etmekle birlikte, ekonomin kriz yokmuş ve asıl olarak kimsenin görmediği büyük bir güvenlik sorunu varmış gibi davranıldı. Fakat bunun da karşılığı, çok ciddi sıkıntıları yaşamaya başlayan -başta iktidarın kendi seçmeni olmak üzere- kamuoyunun, meselelerle ilgisini kesmiş bir iktidarla yüz yüze kalmaları anlamına geldi. Bahçeli’nin -Süleyman Soylu da bu kadroya katıldı- 31 Mart seçimleriyle bir meşruiyet krizi yaratılabileceği fikri, yüzde 50’nin altına düşmek ya da zafiyet göstermek gibi temalarla kurulan endişe, bir meşruiyet krizi sınırı yarattı. Konsolidasyon sağlayabilmek için kendi iktidarının son bulabileceği fikrini kullanmaya kalkmak, iktidarın meşruiyetiyle ilgili bir tehdidin olduğunu itirafı anlamına geliyordu. 

Bu stratejinin üç ayağı da kendi içinde riskliydi. Bazı faydaları vardı belki. Kutuplaştırma defalarca işlediği gibi bir kez daha işleyebilirdi ama işlemeyebilir, inandırıcı bulunmayabilirdi. Ekonomik kriz yokmuş gibi davranmak, bu konudan gelebilecek sıkıntıları kesebilirdi ama bir yandan da dertlerine çare arayan pragmatik seçmen için rahatsızlık verici olabilirdi. Yine, bu seçimin genel değil bir yerel seçim olduğunu söylemek yerine bir referanduma dönüştürmek, iktidarın meşruiyet sorununu tazelemek anlamına da gelebilirdi, konsolidasyonu da güçlendirebilirdi. Bunların hepsindeki hesaplar iktidarın aleyhine gelişti ve bu olasılıkların hepsindeki negatif olasılık iktidar stratejisini vurdu. Daha sonra çıkan “bize ders vermeyenin” lafları, gerilim üretmekte alanda tamamen yalnız kalmak, çok ciddi bir çaresizlik görüntüsü yaratmak ve ölçüsüz bir saldırganlığa mecbur kalmak, bu stratejinin çöken ayaklarının komplikasyonları olarak önümüzde.  

Muhalefet kampanyasını nasıl yürüttü, son haftasını nasıl geçirecek?

Seçim süreci başladığında neredeyse bütün muhalefet partilerinin seçmenleri kendi partilerinin performansından çok rahatsızdı. Hatta küskündü ve etkisiz bir muhalefet yürütüldüğüne inanıyordu. Ama ilginç bir durum ortaya çıktı: İktidarın kurduğu seçim stratejisi, muhalefetin bu pasifliğini bir avantaja çevirdi. Bunun hesaplanmış bir şey olup olmadığını bir kenara bırakalım, öyle olsa da olmasa da asıl belirleyici iktidarın stratejisi oldu, düşük profilli bir kampanya yürüten muhalefeti rahatlattı. Nasıl bir avantajdan bahsediyoruz? Seçmenin kafasında şu anda bir iktidar değişikliğiyle ilgili yakın bir mesele yok, üstelik de muhalefetin çok aktif bir şekilde alanda olmaması muhalefetten kaynaklı bir beka meselesini inandırıcı olmaktan çıkardı. Ölçüsüz ve ayarsız saldırganlık da, iktidarın hep kullanageldiği mağduriyeti bu sefer kendi eliyle muhalefete teslim etmesi anlamına geldi. Muhalefetin mağduriyeti, iktidar seçmenini bile rahatsızlık edecek ölçüye taşındı. 

Muhalefetin yeterince aktif olmaması yüzünden, iktidar gerilim üretme konusunda tamamen yalnız bırakmış oldu. Bunlar biraz iktidar stratejisinin komplikasyonları, muhalefet partilerine rağmen avantaj halinde dönmesi. Bunun karşılığında ne oldu? 24 Haziran’dan sonra ortaya çıkan küskünlerin büyük bölümü değişik bir sonuç umuduyla küskünlüklerini geri çekip belki oy vermeme davranışlarından vazgeçip daha pozitif bir noktaya doğru geldiler. Yükselen bir muhalefet dalgası görülmemesine rağmen muhalefetin konsolidasyonu iktidarın saldırganlığını artırdı, arttıkça muhalefet konsolide oldu, hatta iktidar bloğundan da kopanların dahil olmasına neden oldu. Buna karşılık, son derece pasif duran muhalefet, iktidarı devirmek gibi beka davası, meşruiyet tartışması iddialarını doğrulayan ataklar yapmayarak iktidar seçmeninde beklenecek konsolidasyonun önünü kesmiş oldu.

Son düzlükte genel tablo ve olası sonuç için nasıl işaretler var?

Anketlerde, belirli merkezlerde iktidarın kayıp resminin büyüdüğü,  bazı büyükşehirlerin el değiştirme olasılığının arttığı yönünde yoğun bilgiler var. Hatta iktidara yakın bazı araştırma kuruluşları da bunun bir genel eğilim haline dönüştüğünü söylüyorlar. Daha önemli bir şey; seçim stratejisinin hemen her ayağının terse işlemeye başlaması ve bunu ancak doz artırımı ile karşılamaya çalışması, iktidarın çaresizlik hissini büyütmüş halde. Bir süre önce “Sultanahmet Camisi’ni doldurun önce, Ayasofya’nın beş katı cami yaptık Çamlıca’ya, bu Ayasofya işlerini bırakın” diyen Erdoğan, “Ayasofya’yı cami yapabiliriz” diye bir kart açma ihtiyacı duydu. Muhalefete dönük suçlamalar, istihbarat raporlarından sızdırılan bilgilere kadar vardırıldı. Hemşeri derneğine üye olmaktan HDP’de siyaset yürütmeye kadar olmayan suçlar üretildi. Yine Erdoğan, geçtiğimiz hafta sonu başlayan dolardaki hareketlenmeyi seçimden sonra hesabı sorulacak bir dış saldırı olarak tarif etti. Ama bugün merkez bankasının yaptığı açıklamada olağan piyasa hareketliliği içinde yaşanan bir gelişme olduğu söylendi. Kendi kurumları tarafından yalanlanan hale geldiler, politik söylemle hayatın gerçekleri arasındaki açı daha da büyümüş durumda.  

Bu tabloda gelen kriz konjonktürün de iyimser bir gelecek kurmadığını söyleyebiliriz. Bu beklenti bozulmasının da sonuçlara yansıması mümkün. Koalisyonları bitirmek için başlatılan sistem, bir koalisyonla bile kendi çizdiği meşruiyet sınırının altına inme riskiyle karşı karşıya. Özel olarak AKP’nin pozisyonu da, muhtemelen 2002’de iktidara geldiği oy desteği seviyelerine kadar gerileme riski ile karşı karşıya. Çok sayıda büyükşehir kaybetme, kaybetmese de oralarda dikkat çekecek oy kayıpları yaşaması mümkün görünüyor. Daha önemlisi, hem mevcut durum, hem gelen konjonktür bunun terse çevrilmesinin de pek kolay olmadığını gösteriyor. Taktik ve stratejik hatalarla zaten çevrilmesinin de pek yolu olmayan tablo ağırlaştı. Bu seçimde -zaten Erdoğan’ın da bir parti olarak muamele yapmadığı- AKP’nin büyük hasar alması olası. Bir de MHP’nin nispeten ayrı durarak bu seçimden biraz daha avantajlı çıkma ihtimalinin de kurulan stratejideki özdeşliğin, yapışmanın düşünülenden fazla olması nedeniyle istendiği ölçüde olmayacağını söyleyebiliriz. 

Seçimden çıkacak sonuçlar siyasi tabloyu tamamen değiştirir mi?

Bildiğimiz gibi bu bir yerel seçim ve normal koşullarda iktidar değişikliği yaratmayacak bir seçim ve bundan sonra da 4 buçuk yıl aslında programlı bir seçim yok. Dramatik bir blok oy değişimi olmayacağı düşünülebilir ama tamamen katılaşmış siyasi alanın daha belirgin biçimde değişiklik dinamikleri gösterebileceğini öngörebiliriz. İktidarın otomatiğe bağladığı siyaset kurma operasyonlarının ve buna ilişkin hesapların da artık eskisi gibi çalışmayacağını düşünebiliriz. Buna bağlı olarak bütün koalisyon dengelerinin yeniden hesaplanacağını düşünebiliriz. 

Bütün bunların sonucunda önemli bir değişim işaretleri görünse bile, bu değişimin pozitif yönde olacağı konusundaki beklentiyi belirleyecek olan toplumsal dinamiklerin bu talebi zorlayacak performans gösterip göstermemesi. Tıpkı krizin iktidar götürmeye kendi başına yetmemesi gibi, iktidarın oy kaybetmesinin de kendi başına pozitif bir değişimi sağlayamayacağını, bunun ancak politik alanı değiştirme iradesinin artması ya da siyasi zeminin yeniden içeriklendirilmesiyle mümkün olacağını söylemek zorundayız. Yani 31 Mart’ta kaybeden görünüyor -kaybetme ölçüsünü 1 Nisan’da göreceğiz- ama kazananın kim olduğunun cevabı bu seçimden çıkmayacak gibi görünüyor.

Haftaya seçimin sonuçlarını konuşmak üzere, tekrar iyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar