Yargı Reformu Strateji Belgesi: Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığının itirafı

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, terörle mücadele mevzuatının ifade özgürlüğünü etkilediği; toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının engellendiği; tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı siyasi iktidar tarafından itiraf ediliyor. Peki, mevzuatta yapılacak değişiklik cezaevlerindeki gazeteciler, akademisyenler için bir kurtarıcı olabilir mi? Akademisyenlere açılmaya devam eden davalar, Gezi Parkı’nda toplantı ve gösteri hakkını kullanan insanların darbecilikle suçlanması adalet beklentisini karşılamaktan uzak duruyor.

Yani soru şu:

Yargı reformu, ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri hakkı üzerindeki baskıyı kaldırır mı?

Kasım 2018’den bu yana hazırlandığı söylenen yargı reformunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıkladı. Reformun cezaevlerindeki gazetecilere özgürlük getirip getirmeyeceği akla ilk gelen sorulardan biriydi.

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde çalışmanın iki temel yönü bulunduğu belirtiliyor. Bunlardan biri mevzuat altyapısı, diğeri ise uygulamayla ilgili.

“Uygulamada insan hakları duyarlılığının artırılmasına ilişkin çalışmalar yapılmasının planlandığı” belirtilen belgede, bu çalışmaların ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirine ölçülü başvurulmasına yönelik olacağı yazılı. Sadece bu cümle bile, Türkiye’de tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığının itirafı.

Bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da payı var. Erdoğan, Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı doğrultusunda tahliye kararı veren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne “AYM’nin kararına diren” çağrısında bulunmuştu. Bu çağrı, yerel mahkemelerin AYM kararlarına uymamasına yol açtı ve tutuklama tedbirinin çok daha fazla mağduriyet yaratmasına neden oldu.

İfade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının “planlanan uygulamaya” rağmen nasıl ihlal edildiğine örnekler üzerinden bakalım.

Basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili uygulamalardan örnekler

  • Cumhuriyet Davası

Cumhuriyet gazetesi davasında, eski çalışanlar gazetede yayımlanan haber ve yazılar gerekçe gösterilerek “terör örgütlerine yardım” ettikleri iddiasıyla 5 Kasım 2016’da tutuklandı. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği Yargıcı Mustafa Çakar, gerekçe olarak “tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu” belirtti. Yargılamayı yapan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, iddianameyi kabul ettikten sonra tutukluluk kararının devamına hükmetti. Soruşturma ve yargılama aşamasında Turhan Günay, Musa Kart, Güray Öz, Hakan Kara, Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör dokuz ay, Kadri Gürsel 11 ay, Murat Sabuncu 1 yıl 4 ay, Ahmet Şık 1 yıl 2 ay, Akın Atalay 1 yıl 5 ay cezaevinde kaldı.

Söz konusu kişiler, tutuklama kararıyla ifade ve basın özgürlüklerinin, kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. AYM, bu isimlerden yalnızca Turhan Günay’ın başvurusunu inceledi ve 11 Ocak 2018’de karara bağladı. Kararda, dava kapsamında diğer tutuklu kişilerle aynı delillerle tutuklu bulunan Günay’ın kişi hürriyeti ve özgürlüğü kararının ihlal edildiğine hükmedildi.

Ancak AYM’nin bu kararı yargılamayı yapan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından emsal kabul edilmedi ve tutukluluk kararının devamına karar verildi.

  • Şahin Alpay ve Mehmet Altan dosyaları

Mehmet Altan ve Şahin Alpay, yazıları veya katıldıkları programlarda söyledikleri sözler nedeniyle tutuklu yargılanırken AYM’ye başvurdu. AYM, 11 Ocak 2018’de Altan ve Alpay’ın başvurusunu da karara bağladı. Mahkeme, onların da ifade ve basın özgürlüğü ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Bu kararlar, yargılamayı yapan yerel mahkemelerce “yetki gaspı” olarak değerlendirildi ve ikisinin de tahliyesine karar verilmedi.

Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 20 Mart 2018’de hak ihlali kararı verdi. Bu karar da onlara tahliye yolunu açmadı. Alpay, AYM’nin kararından 20 ay sonra serbest kaldı. Mehmet Altan hakkında Mart 2018’de AİHM de hak ihlali kararı verdi. Bu karar da Altan’a özgürlük getirmedi. Altan ancak 27 Haziran 2018’de tahliye edildi.

  • Barış Akademisyenleri davaları

Güneydoğu’da 2015’te başlayan çatışmalı sürecin sonlandırılması için Ocak 2016’da Barış İçin Akademisyenler, çatışmaların sonlandırılması, müzakere koşullarının oluşması için “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı barış bildirisini hazırladı. Bildiride ilk aşamada 89 üniversiteden 1128 akademisyenin imzası vardı. 12 Ocak 2016’da Yeni Şafak gazetesi akademisyenleri “PKK’nın Suç Ortakları” manşetiyle hedef aldı.

Aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefinde de akademisyenler vardı. Erdoğan, o dönem toplam dört konuşmada akademisyenlere “alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı ve ruhu kirlenmiş” dedi.

Aynı günlerde pek çok şehrin başsavcılığı tarafından akademisyenler hakkında “terör örgütü propagandası yapma” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Barış İçin Akademisyenler’in internet sitesindeki rapora göre, 31 Mayıs 2019 itibariyle 706 akademisyene dava açıldı. 191 akademisyene ceza verildi.

Erdoğan’ın akademisyenleri hedef göstermesinin ardından bildiri ikinci kez imzaya açıldı, imzacı sayısı 2212’ye çıktı. İlk aşamada ikinci imzacılara dava açılmamıştı. Ancak Barış Akademisyenleri’nin internet sitesindeki rapora göre, ikinci imzacı olan 33 akademisyene dava açıldı.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Özgürlüğü ile ilgili örnekler

  • Cumartesi Anneleri

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybettikleri yakınlarının akıbetini sormak için 24 yıldır Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapıyordu. Eylem, 700. haftasında polisin müdahalesiyle engellendi ve Galatasaray Meydanı polis barikatlarıyla eylemlere kapatıldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık?” dedi.

  • Gezi Parkı Davası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Taksim’deki Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılacağını açıklamasından sonra 27 Mayıs 2013’te çevreciler, ağaçları korumak için parkta çadır kurdu. 28 Mayıs 2013’te sabaha karşı zabıta ekipleri ve çevik kuvvet polisleri, parktaki çadırları yaktı, çevreciler yaralandı. Eylem, kısa sürede Türkiye geneline yayıldı. O dönem Başbakan olan Erdoğan “Polise talimatı ben verdim” dedi, müdahaleler nedeniyle yüzlerce kişi yaralandı, sekiz genç yaşamını yitirdi.

Gezi Parkı eylemleriyle ilgili 19 Şubat 2019’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı. 16 kişiye “darbeye teşebbüs” suçlaması yöneltilerek, ağırlaştırılmış müebbet ve 2970 yıl hapisle cezalandırılmaları talep edildi. İddianame, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Dava kapsamında iş insanı Osman Kavala 1 yıl 7 aydır, sivil toplum kuruluşu yöneticisi Yiğit Aksakoğlu ise 6 aydır tutuklu bulunuyor. Her ikisinin de tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında “tutukluluğun ölçülü bir tedbir olduğu” belirtildi. İlk duruşma 24 Haziran’da yapılacak.

Oysa bu kişiler hakkında açılan ilk davada mahkeme, Gezi eylemlerini ifade hürriyeti kapsamında değerlendirmişti.

  • Gezi Doktorları Davası

Gezi Parkı eylemleri kapsamında en kalabalık dava dosyası 255 kişinin yargılandığı dosyaydı. Dava kapsamında Dolmabahçe’deki Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nde polisin orantısız müdahalesi sonucu ağır yaralanan kişilere sağlık hizmeti veren ikisi asistan dört doktor da yargılanıyordu. 23 Ekim 2015’te sonuçlanan davada İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi, 255 sanıktan 244’ünü suçlu buldu ve 2 ay 15 gün ile 1 yıl 2 ay 16 gün arasında değişen hapis cezalarına hükmetti. Mahkeme, doktorlara da “ibadethaneyi kirletmekten” 10’ar ay hapis cezası verdi.

Bellek silindi

İnternet üzerinden erişim engelleme usullerinin de yargı reformu kapsamında olduğu belirtildi. İnternet sitelerinde yayınlanan haberler, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında değerlendiriliyor. Özellikle hükümet üyelerine yönelik eleştirel yazılar, onlarla ilgili haberlerin çoğu Sulh Ceza Hâkimliklerince verilen kararlarla yayından kaldırıldı.

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin akla getirdiği diğer sorular

Yukarıdaki örnekler, yargı reformuna dahil edilen özgürlüklerin geçmişte nasıl ihlal edildiğine ve ihlallerin hâlâ sürdüğüne yönelikti. Reform kapsamında bu hakların ihlal edildiği kabul edildiğine göre aşağıdaki sorular da yanıtlanmayı bekliyor.

  • Yargı reformuna dahil edilen ifade ve basın özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkına yönelik ihlaller geriye dönük iyileştirme için aracı olacak mı?
  • Gezi Parkı eylemleri ile ilgili geçmişte verilen cezalar kaldırılacak mı?
  • Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezaevinde bulunan gazeteciler serbest bırakılacak mı?
  • Barış Akademisyenleri davaları düşürülecek mi?
  • Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının etkin kullanılabilmesi için kolluğa talimat verilecek mi?

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar