“Kale Avrupası politikası”, Akdeniz’i kullanan sığınmacılar için Trump’ın Meksika duvarından daha tehlikeli sonuçlar doğuruyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gönüllü deniz kurtarma operasyonlarının durdurulduğu Akdeniz, mülteciler için çok daha zor bir göç rotası haline geldi.

Alman Der Spiegel dergisinde yer alan haberde, Avrupa’nın politikalarının mülteciler için Akdeniz’de yeni tehlikeler yarattığı ve bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD-Meksika arasında inşa ettirdiği duvardan daha tehlikeli olduğu vurgulanıyor.

Mülteciler için Avrupa artık kapısı olmayan bir kaleye dönüşmüş durumda. Gönüllü deniz kurtarma ekipleri bile kriminalize ediliyor. Limanlar mültecilere kapatılıyor, gemilere el konuluyor, mültecilere yardım edenler yargılanıyor.

Örneğin geçen hafta Kaptan Claus-Peter Reisch, gemisi uygun bir biçimde kaydedilmediği gerekçesiyle Malta mahkemeleri tarafından 10 bin euro para cezasına çarptırıldı.

Avrupa’nın uyguladığı blokaj politikasıyla en çok 12 gemiye kadar olan özel deniz kurtarma ekiplerinin sayısı düşürüldü. Haziran 2019 itibariyle de günlerdir Avrupa ile Kuzey Afrika arasında devriye gezen tek bir kurtarma gemisi bile yok.

Avrupa Birliği (AB) sonbaharda deniz kurtarma ekiplerini tamamen durdurdu. Şu anda uygulanan yöntem denizin havadan gözetlenmesi ve buradan edinilen bilgiler ışığında 2017’den beri arama yaptığı alanı genişleten Libya Sahil Güvenlik Birimi ile koordinasyon yapılmasından ibaret.

Libya Sahil Güvenlik ekipleri mültecileri kendi kıyılarına yakın bir yerde yakalayıp onları çoğunlukla iç savaşın ortasındaki ülkelerine geri götürüyor.

Sınırları mühürleme politikası

Haberde; AB Temel Haklar Şartı, savaştan ya da politik zulümden kaçmış kişileri koruma güvencesi verse de, AB üyesi ülkelerin uygulamalarıyla bu korumayı yok saydığı belirtiliyor. AB, dış sınırlarını daha sıkı hale getirip, mültecilere yardımcı olanları da engelleyerek adeta sınırlarını mühürleme politikası güdüyor.

Türkiye-Yunanistan sınırından mültecilerin geçmesine Türkiye tarafından izin verilmemesi ve Türkiye’de tutulmaları AB’nin göçü dışsallaştırma politikalarına örnek olarak gösteriliyor.

Bu politikaların sonucu olarak mayıs-ekim ayları arası hava daha sıcak olduğu için deniz yolundan geçişlerin daha uygun olduğu dönemlerde bile Avrupa’ya az sayıda mülteci gidebildi. Bu yıl sadece 24 bin mülteci Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya varmayı başardı. Yıllık bazda Avrupa’ya varanların sayısı en düşük seviyeye geriledi.

Avrupa’ya Akdeniz üzerinden yapılan yolculuk bütün bu politikalar sonucunda şu anda hiç olmadığı kadar zor. İtalya merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Politik Çalışmalar Enstitüsü’nün (ISPI), İçişleri Bakanlığı rakamlarına dayanarak verdiği bilgilere göre, 2019’un ilk dört ayında Libya’dan İtalya’ya varmak için yola çıkan her sekiz mülteciden biri hayatını kaybetti.

AB’nin göçmen politikası Uluslararası Ceza Mahkemesi gündeminde

Uluslararası Göç Örgütü, 2016’da her 17 mülteciden birinin göç yolunda ciddi zararlar almasından her 43 kişinin birinin ölümüne kadar olan bir aralıkta mültecilerin yaşadığı ağır koşullara dair bilgi veriyor. 3 Haziran’da bir grup insan hakları avukatı Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde AB’ye karşı bir şikâyette bulundu ve AB politikalarının “binlerce mültecinin boğularak ölmesinden” sorumlu olduğunu iddia etti.

2013’te Lampedusa yakınlarında bir mülteci gemisinin batması ve yüzlerce mültecinin ölmesinden sonra hâlâ Avrupa devletleri liderleri AB’yi kurtarma programlarına yatırım yapmaya teşvik etti. Haberde iddia edildiği üzere, şu anda Avrupalı liderler olabilecek felaketleri bir “tali hasar” olarak görüp göze alıyor. Ayrıca, Avrupalı liderlerin ABD-Meksika arasındaki sınırı kalınlaştırdığı için eleştirdiği ABD Başkanı Donald Trump’tan daha acımasız bir politika yürüttüğünü belirtiliyor.

Bu hafta içi Brüksel’de yapılan AB Zirvesi’nde 2024’e doğru politik ajanda oluşturulacak. Fakat bu süreçte AB’nin iltica politikasıyla ilgili bir değişiklik beklenmiyor. Haberde, AB’nin iltica politikasının nasıl olursa olsun mültecilerin uzak tutulması üzerine kurulmuş olduğu belirtiliyor.

“Kale Avrupası”nın en inançlı savunucusu İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini

“Kale Avrupası”nın birçok mimarı bulunuyor: Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz ve İtalya İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini. Bunların içerisinde “Kale Avrupası”nın en inançlı savunucusu ise Salvini.

Ülkesinin deniz kurtarmalarını durduracağı yönünde teminat veren Salvini, insan kaçakçıları ile mülteciler arasında bağlantı kurduğu gerekçesiyle mültecilere yardım için dış ülkelerden gelmiş kişileri de hoş karşılamıyor ve bu kişileri soruşturmalarla yaptıkları işten vazgeçmeye zorluyor.

Salvini yakın bir süre önce Salvini Kararnamesi olarak adlandırılan gayriresmi bir kararla “insani korumayı” da ortadan kaldırdı. Bu koruma birçok mültecinin geçici süreyle de olsa yasal olarak çalışmasını sağlıyordu. Bunun binlerce mültecinin sokakta uyuduğu bir durum yarattığı ve bu sayıların artacağı belirtiliyor.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel, üye ülkeler arasında mültecilerin adaletli bir biçimde dağıtılmadığını defalarca belirtti. Haberde, Avrupa ülkeleri arasında adeta mültecilerin standartlarını düşürerek onları ülke topraklarından uzak tutma yarışına girildiği vurgulanıyor. Doğu Avrupa’da, Macaristan Başbakanı Viktor Orban da Salvini tarafından İtalya’da uygulanan caydırma politikalarının benzerlerini sürdürüyor.

Türkiye-Yunanistan sınırındaki denetimin artması gibi, Macaristan-Sırbistan sınırı da kalınlaştırıldı. Macaristan-Sırbistan sınırına tel örgü çekilmesi de sınırın kalınlaştırılması pratiklerine bir örnekti. Bununla birlikte iki çit ve termal kamera ile de mültecilerin bu sınırı geçebilmesi neredeyse imkansız hale getirildi.

Orban ve Salvini’nin başını çektiği Avrupa’da mültecilere karşı “izolasyonist politika”, mültecilerin sayısını büyük oranda azalttı ama tamamen ortadan kaldıramadı.

Avrupalı devletlerin sınırı güvenlikli hale getirmesi insan kaçakçılığına ve ülkelerindeki iç savaşa dâhil olduğu iddia edilen Libya ve Sudan’da milislere dolaylı bir destek sağlıyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus