Gezi Parkı Davası: Osman Kavala tutukluluk sarmalında – Canan Coşkun’un izlenimleri

Gezi Parkı eylemlerini organize ve finanse ettiği iddiasıyla 631 gündür tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala, davanın ikinci duruşmasında da tahliye edilmedi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, başkanvekilleri ve iki üye tarafından özgürlüğünün ihlal edildiği tespit edilen Kavala, 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı soruşturmasının yanı sıra, darbe soruşturmasından da tutuklandı. Kavala, Gezi Parkı eylemlerine ilişkin iddianame için 15 ay bekledi. Darbe soruşturmasıyla ilgili ne iddianame hazırlandı ne de takipsizlik kararı verildi. 


Gezi Parkı eylemleri nedeniyle aralarında gazeteci, yazar, avukat, şehir plancısı, mimar ve sanatçıların bulunduğu 16 kişinin yargılandığı davanın ikinci duruşması dün Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda yapıldı. Duruşmayı izlemek için çok sayıda uluslararası gözlemci, sivil toplum kuruluşu, sendika ve oda temsilcisi, gazeteci ve yazar da salondaydı.

Amaç davayı yalnızlaştırmak

2012-2017 yılları arasındaki sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek yargılanan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun duruşması da aynı saatlerde Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başladı. Bu davanın 28 Haziran’daki ilk duruşmasında ikinci celsenin Gezi Parkı davasıyla aynı güne denk gelmiş olması, özü itibariyle toplumsal muhalefetin mücadele yöntemlerinin suçlandığı iki davanın izleyicilerini bölme, uzak mesafe nedeniyle dezavantajlı durumdaki Gezi Parkı davasını yalnızlaştırma amacı taşıdığı yorumları yapılmıştı. Ancak aynı saatlerde Silivri’deki duruşma salonunun seyircilere ayrılan kısmında oturacak yer yoktu. 


Kavala’ya jandarmadan duvar

Saat 10’u gösterirken salonun ortasındaki sanıkların oturduğu kısma çıkan merdivenlerden kollarına girmiş jandarmalarla Osman Kavala çıktı. Geçen duruşmada olduğu gibi salondaki herkes ayaktaydı ve alkışlıyordu. Kavala yerine oturtulduktan sonra etrafına jandarmalardan bir duvar örüldü. Jandarmalar görüşü engellediğinden avukatları Kavala ile konuşmak için ayağa kalkmak zorunda kalıyordu. “Duvar jandarmalar”la birlikte salonda 70’e yakın jandarma vardı. 

Çizim: Ali Çetinkaya

Kavala’nın hemen arkasında tutuksuz olarak yargılanan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Aksakoğlu, Mine Özerden, Hakan Altınay ve Yiğit Ali Ekmekçi oturuyordu.

Çizim: Zeynep Özatalay


Yarım saat sonra mahkeme heyeti yerini aldı. Heyette bir değişiklik vardı. Kasım 2018’de göreve başlayan hâkim Sercan Karagöz, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 10 Temmuz’da yayınladığı yetki kararnamesi ile ilk duruşmaya katılan hâkim Şule Kalacık’ın yerindeydi. 

Çizim: Ali Çetinkaya

Mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ, duruşmaya başlamadan önce iki gün sürmesi planlanan duruşmayı o gün bitirmeyi amaçladığını söyledi. Hâkimin bu sözleri, duruşmayı izlemeye gelenler arasında Osman Kavala’nın tahliye edilebileceği yönünde beklenti yarattı.


Hâkimin açıklamasından sonra ilk sözü Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın avukatı Fikret İlkiz aldı.

“Heidegger’in dediği gibi dil varlığın evidir. Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır. Biz bu iddianamenin dünyasının sınırlarını gördük. Şimdi bizim dünyamız sınırlarında, bildiğimiz dilden konuşalım. Eğer yasalar belirgin olmak durumundaysa o zaman yasalara uygun bir iddianame beklemek hakkımızdır. Hukukun dilinde konuşan, kanunun diliyle, İnsan Hakları Sözleşmesi diliyle konuşan, direnmeyi bir hak olarak kabul eden kanunların diliyle konuşmalısınız. Yoksa bu metin kadir-naşinas olarak değerlendirilecektir.

(…)

Bu davanın sanıkları zaten bu ülkenin siyasal ve ekonomik yapısı anlamında bilgili insanlar. Bu anlamda baktığınızda evet, mahir insanlardır. İşte bu da aslında bizim tespitimizdir. Biz onların kıymetlerini biliriz. Biz insan kıymeti biliriz.

(…)

Mademki kıymetlendirme yaptınız, 2013’e geri döndünüz, bu eylemin İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığını hiç mi görmediniz? 2014’te 26 kişi hakkında ceza davası açıldı. Bunlar arasında Mücella Yapıcı da vardı. Tayfun Kahraman soruşturuldu ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Can Atalay ve Turgut Kazan, Yapıcı’nın avukatlarıydı. O iddianame, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘ihtara rağmen dağılmama’ suçlarıyla ilgiliydi. O iddianamede “sui generis” denmedi, Tunus ve Mısır’dan bahsedilmedi. Sanık ve eylemler arasında bağ kurarak bir iddianameyle geldiler. Mahkeme tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Bu ceza davasına baktığınızda, muhtemel ve potansiyel sanıklar herhalde salonda. Eğer onları da bu davaya eklerseniz, o zaman size yine 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nden bahsedeceklerdir.”

Çizim: Ali Çetinkaya


Açık kaynak raporu Uludağ Sözlük’ten mi beslendi?

İlkiz’den sonra söz sırası avukat Özgür Karaduman’daydı. Karaduman, ciddiyetin hukukun en önemli konularından biri olduğunu söylüyor ve iddianameyle ilgili bir gerçeği açıklıyordu. 

“İddianamenin 29. sayfasındaki ‘OCCUPY HAREKETİ’ başlıklı bölümü ‘anambunelan’ takma adlı Uludağ Sözlük yazarının Gezi Parkı eylemlerinin sıcağı sıcağına, 5 Haziran 2013’te “occupy turkey ve emperyalizm bağlantısı” başlığı altına yazdığı yazıdan alınmış. İddianame bu kadar ciddi. Kıymetlendirilmiş iddianamenizin açık kaynak raporu liseli ergenlerin, gece canı sıkılanların yazı yazıp sohbet ettiği sözlük sitesinden alınmış. Yazıdaki OTPOR’a ait görseller neredeyse birebir iddianameye alınmış. Uludağ Sözlük’ten bahsediyoruz, herhangi bir bilimsel ciddiyeti olan rapordan bahsetmiyoruz.”


Çiğdem Mater çekmediği film nedeniyle yargılanıyor

Duruşmanın öğleden sonraki yarısında film yapımcısı Çiğdem Mater’in avukatı Hürrem Sönmez söz aldı ve müvekkili hakkında iddianamede yer alan çelişkileri anlattı: 

“Müvekkilim film yapımcısıdır. En temel suçlamanın bir belgesel ile ilgili olması nedeniyle bunu vurguluyoruz. Bu filmi sunamıyoruz çünkü böyle bir film yok. Müvekkilim hiç çekmediği bir film nedeniyle hükümeti yıkmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanıyor. Hükümeti yıkmaya teşebbüs eylemi, film çekerek işlenen bir fiil değilir. Bir film kötü veya vasat olabilir ama suç oluşturan bir eylem olarak değerlendirilemez. Bu ülkede yaşayan bir birey olarak bu filmin çekilmesini isterdim. 2013 yazında neler yaşandığının aktarılmasını isterdim. Geçmişle gelecek arasındaki bağ böyle kurulur. İddianamelere ve etkili yargılamalara konu edilecek şey insanların hayatını ve uzuvlarını kaybetmesine neden olan failler olmalıdır, burada sanık sandalyesinde oturanlar değil.”

Çizim: Murat Başol


Saat 15:30 civarında konuşma sırası Osman Kavala’ya geldi. “Gezi Parkı protestolarını hükümeti devirmeye değil, yanlış kararlardan döndürmeye yönelik demokratik bir kampanya olarak gördüğünü” söyleyen Kavala, tutuklu olduğu diğer soruşturma dosyasından bahsetti: 

“İki suçlamadan dolayı tutuklandım. Gezi olaylarının organizatörü ve finansörü olmaktan ve 15 Temmuz darbe girişimine destek vermekten. Aralarında üç yıl olan bu iki olay nedeniyle tutuklanmış olmam, savcılığın bu iki olay arasındaki bağlantıya ilişkin şüphesi olduğunu gösteriyor. Bu şüpheyi besleyecek bazı basın organlarında yazılar çıktı. Beni suçlayan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın hazırladığı analiz raporunda hiçbir delil yok. 15 Temmuz darbe girişimine destek olma suçlaması iddianameye dönüşmedi. Soruşturma dosyası olarak devam ediyor. Hakkındaki gizlilik kararı devam ediyor. Tutuklandıktan sonra Henri Barkey ile 93,5 saat telefon kaydımın olduğuna dair asılsız haberler yayınlandı. Ama tek bir görüşmemiz yok. Tutuklandıktan sonra da suçlamalarla ilgili somut delil ortaya konmadı. Şüphe ile delil arasındaki kopukluk daha belirgin hale geldi. Bu nedenle tahliyemi talep ediyorum.”

Çizim: Zeynep Özatalay

Kavala’dan sonra avukatı Köksal Bayraktar söz aldı ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) müvekkilinin bireysel başvurusuna ilişkin ret kararının gerekçesinden ayrıntılar verdi. Bayraktar, Kavala’nın hak ihlaline uğradığını tespit eden AYM Başkanı Zühtü Arslan, Başkanvekilleri Engin Yıldırım ve Hasan Tahsin Gökcan ile Üyeler Emin Kuz ve Yusuf Şevki Hakyemez’in muhalefet şerhlerinden bölümleri heyete hatırlattı ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Müvekkilim 21 aydan bu yana tutukludur. Bu salonun boyutu 1000 metrekare civarında. Bunun yüzde biri, yani 10 metrekarelik bir hücrede bir insanı 630 gün tutarsanız bu hukuk bilincine, hukuki düşünce tarzımıza ve modern devlet anlayışına aykırı olacaktır. Artık müvekkilin tutukluluk halinin devamı yönünde işlem yapılmamasını ve özgürlüğünün verilmesini arz ederim.”

Kavala’nın diğer avukatı İlkan Koyuncu da, hakkında tahliye kararı verilirse müvekkilinin cezaevinden çıkabileceğine inandıklarını söyledi.

Fethullahçı polislerin delilleri

Avukatların konuşmalarından sonra duruşma savcısı Mustafa Güner, taleplere ilişkin görüşünü açıkladı. Savcı, avukatların “yeniden kıymetlendirilen” delillerin dosyadan çıkarılması talebinin reddedilmesini istedi ve Kavala’nın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla uyumlu ve ölçülü olduğunu savundu. Bu yüzden Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.

Savcının görüşünü açıklamasından sonra duruşmaya müzakere arası verildi. Yaklaşık 20 dakika sonra salona yalnızca avukatlar, gözlemciler ve gazeteciler alındı. Salona girmelerine izin verilmeyen izleyiciler kararı duruşma salonunun önünde bekledi. Kararı okuyan mahkeme başkanı Mahmut Başbuğ, oyçokluğuyla Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdiklerini söyledi. Başkan Başbuğ, 25 Haziran’daki ilk duruşmada Kavala’nın ev hapsine alınarak cezaevinden tahliye edilmesi gerektiği yönünde muhalefet şerhi koymuştu. Başbuğ, bir sonraki duruşmanın 8-9 Ekim’de yine Silivri Cezaevi yerleşkesinde yapılacağını söyledi. Hâkimin kararı okumayı bitirmesinden sonra Kavala, yine kollarına girmiş jandarmalarla salondaki merdivenlerden dışarı çıkarıldı. Bu sırada salona girebilmiş herkes yine ayaktaydı ve yine Kavala’yı alkışlarla cezaevine uğurluyordu.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar