Ve Babacan yeni partinin startını verdi…

Ali Babacan bugün yaptığı açıklamada “çalışmalarımızı arkadaşlarımızla birlikte başlatmış bulunmaktayız” diyerek yeni partinin startını vermiş oldu. Ruşen Çakır, Babacan’ın bir sayfalık son açıklamasını tahlil etti ve yeni partinin şansını değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Bugün Ali Babacan ekibinden bir tanıdığımla telefon konuşması yaptım ve kendisine artık medyaya ve tabii ki Medyascope’a konuşmaları gerektiğini söyledim. Çünkü Ahmet Davutoğlu’nun hem kendisi konuşuyor hem de ekibinden isimler konuşmaya başladılar. Ben burada eski İstanbul İl Başkanı Selim Temurci ile yayın yaptım, dün Fırat Fıstık Selçuk Özdağ ile yaptı, başka yayın organlarında da –özellikle sosyal medyada– bu konuda Davutoğlu ekibinden olduğu bilinen isimlerin konuştuklarını görüyoruz. Artık Babacan ve ekibinin de konuşması gerektiği kanısındayım. Bunu söyledim, o da bana biraz beklememi söyledi ve biraz dedikten sonra da Ali Babacan’ın açıklaması düştü önümüze — bir sayfalık bir açıklama. Ali Babacan bu açıklamada parti kuruluşunun startını verdiklerini artık ilan etmiş durumda. Parti demiyor, ama şunu söylüyor: 

“Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunları aşmak için son derece önemli olduğunu düşündüğümüz bu çalışmaları arkadaşlarımızla beraber başlatmış bulunmaktayız.” 

Birkaç gündür gerek Davutoğlu gerek Babacan’ın parti kurma konusunda vazgeçtikleri söylendi; vazgeçme eğiliminde oldukları yolunda spekülasyonlar dolaştı ya da dolaştırıldı. Bana bu gerçekçi gelmiyordu açıkçası; özellikle Davutoğlu, Cumhurbaşkanı’nın en son Pelikan ile özdeşleştirilen Bosphorus Global adlı kurumu ziyaret etmesinin ardından, artık Davutoğlu’nun AKP’de kalma imkânı herhalde kalmamıştı. Babacan’ın da –ki Abdullah Gül destekli olduğunu biliyoruz ve AKP’nin değişik dönemlerinde üst düzey görev yapmış birçok ismin onunla beraber hareket ettiğini biliyoruz– onun da vazgeçmesi için açıkçası bence pek bir neden yoktu; ama yine de bu spekülasyonlar çıktı ve belli ki bu spekülasyonların da verdiği rahatsızlıkla Ali Babacan bir açıklama yaptı. Son açıklamasını 8 Temmuz’da yapmıştı; yani bir ay sonra yeni bir açıklama yaptı. 

Bu bir sayfalık açıklamanın bir anlamı olduğu kanısındayım. Özellikle kısa bir açıklama olmasına rağmen bazı kavramların özel olarak seçilmiş olduğunu görüyoruz. Öncelikle katılımcılıktan bahsediyor, çoğulculuktan bahsediyor, ortak akıldan bahsediyor. Bunlar Erdoğan’ın AKP ve devlet iktidarını elinde tekleştirmesinden sonra AKP’nin içinde dışlanan kesimlerin çok dile getirdiği hususlardı. Yani tek adam yönetimine karşı ortaya atılan katılımcılık, ortak akıl, çoğulculuk, diyalog… bunlar önemli hususlar, bunları özellikle vurgulamış. Bir başka husus tabii tek cümle halinde bir paragraf var, sonlara doğru, orada en temel argümanları görüyoruz: İnsan hakları ve özgürlükler konusunda en yüksek standartları hedeflemek — ki bu AKP’nin özellikle tek adam devrinden itibaren en çok öne çıkan hususlardan birisi, en önemlisi. Türkiye, insan hak ve özgürlükleri konusunda çok ciddi bir şekilde her geçen gün daha da geriye gidiyor. “İleri demokrasi için ısrarla çalışmak” demiş, Türkiye’nin demokratik bir ülke olmaktan çıktığını, uzun zamandan beri artık biliyoruz. Zaten iktidar da o eski “ileri demokrasi” iddiasını seslendirmez oldu, onu da biliyoruz. Burada ileri demokrasi için ısrarla çalışma vurgusu var. “Hukukun üstünlüğü ilkesini tavizsiz bir şekilde savunmak” — ki yine son dönemin en temel hususu, Türkiye’nin hukuk devletinden iyice uzaklaşmış olduğu, yargının iktidarın, yürütmenin –ki yürütme de Erdoğan’ın kendisi– bir nevi uzantısı haline gelmiş olması var. Bir diğer husus –tabii Babacan’dan en çok beklenen husus– “İtibarlı kurumları ve kuralları esas alan bir ekonomi politikası uygulamak” diyor. Burada en temel kurum herhalde Merkez Bankası; en son Merkez Bankası başkanının görevden alınması hususunu hatırlarsak, özellikle bunu vurguladığını görüyoruz. “Çevreyi korumada güçlü bir irade ortaya koymak” — bu da son günlerin en popüler konusu: Kaz Dağları —ki Kaz Dağları tek değil; Hasankeyf de var, başka yerler de var, Munzur da var. Türkiye’nin dört bir tarafından çevreyle ilgili çok ciddi şikâyetler geliyor. Burada devletin izin verdiği kimi özel, kimi kamuya ait birçok “yatırım”ın bölge halkı tarafından, değişik bölgelerde çok ciddi bir şekilde istenmediğini görüyoruz. Çevre konusunu Babacan’ın bu kısa metne koymuş olması o anlamda ayrıca anlamlı bana göre. Ve burada “Ülkemiz için bütün bunlar yeniden önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir” diyor. Burada yeniden lâfı şundan önemli: AKP’nin belli bir dönemini sahipleniyorlar, ama belli bir dönemden sonra bu rotadan çıktığı iddiası. Tekrardan, yeniden bu hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, ileri demokrasi, çevre gibi konularda bir tür başa dönüşten bahsediyor. Burada tabii “Toplumumuzun hür, müreffeh, mutlu ve barış içinde yaşayan bir toplum olmasını istiyoruz” cümlesinde tabii ki en çok dikkat çeken barış, onun dışında bir gönderme yok. Ama Türkiye’de kutuplaşmaya yönelik, Kürt sorunuyla ilgili doğrudan bir gönderme yok; ama barışı bu anlamda değerlendirmek gerekebilir. Gençlere özel olarak bir vurgu var vs.. 

Şimdi bu partinin –adına parti demiyor ama parti olacağını artık biliyoruz– katılımcılık ilkesiyle kurulacağını söylüyor ve şöyle demiş Ali Babacan: 

“Geçen ay yaptığım açıklamadan sonra çok sayıda vatandaşımız bu sürece katkı verme iradesini beyan etti.”

 İlginçtir, ben burada “Babacan’ın partisinin ayrıntıları” diye bir yayın yaptım, hatırlayanlar olacaktır. O yayından sonra hiç tanımadığım, birtakım izleyicilerden, birbirinden farklı ve genellikle de iyi eğitimli, üst-orta sınıf kesimlerden bana başvurdular. Yani “Biz bu partiyle beraber hareket etmek istiyoruz”, ayrı ayrı kişiler tabii bunlar, “kendilerine nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz” diye. Ben bu halimle gördüm, onlar herhalde kim bilir ne tür başvurularla karşılaşmışlardır. Arzu ettiğimiz temsil gücü yüksek ve geniş kadroyu kısa bir zamanda oluşturmayı hedeflemekteyizdiyor. Bildiğim kadarıyla bu parti içerisinde yer alan kişilerle konuştuğumdan edindiğim izlenim, bunu çok daha fazla artık gecikmeyeceği, bayram sonrasında özellikle bayağı bir hareketlilik olması söz konusu anladığım kadarıyla. Eylül-Ekim gibi pekâlâ bu partiyi kurabilirler. Hâlâ isimler konusunda ketumluk sürüyor; ama şunu özellikle biliyoruz: AK Parti geçmişli isimlerin kimlerin olacağı üç aşağı beş yukarı belli, ama bu partide yeni isim kim olacak? Ya da AK Parti geçmişi olmayan farklı kesimlerden –ki Ali Babacan’ın açıklamasında toplumun tüm kesimleri vurgusu özellikle var– kimleri yanlarına çekebilecekler? Bu husus çok önemli olacak. Yani bir tarafta bakacağız tabii ki Ali Babacan, AK Parti’den kimleri almış? Bildiğimiz isimler Sadullah Ergin, Nihat Ergün, Beşir Atalay gibi isimleri biliyoruz, Mehmet Şimşek’in kuvvetle olacağı tahmin ediliyor; ama bu isimler tek başına bir heyecan yaratabilme durumunda değil; tabii Abdullah Gül de var parti kurucusu olmasa bile partinin bi nevi hamisi olarak olacak. Ama “sıfır kilometre” tabir edilen, siyasete yeni girmiş isimler kimler ya da başka yerlerde siyaset yapmış olup da bu yeni partide yer alacak isimler kimler? Açıkçası bu mesele çok daha fazla merak uyandırıyor. Çünkü bu parti bir merkez partisi olma, kitle partisi olma iddiasında. 

Bir zamanlar Refah Partisi döneminde çokça tartışılan bir kavram vardı — bu kavramın müellifi Tanıl Bora idi: “ideolojik omurgalı kitle partisi”. Yani Refah Partisi’ni özellikle o tarihte partimizdeki yenilikçi kanadın lideri olan Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, ideolojik omurgasını muhafaza eden ama kitleselleşen bir partiye dönüştürmek istemişlerdi. Gecikmeli de olsa bu AKP ile bir anlamda gerçekleşti. İdeolojik omurgasını korudu ama bir kitle partisi oldu, farklı kesimlerden insanları bir şekilde bir araya getirdi. Ama daha sonra ne omurga kaldı ne kitlesellik kaldı; parti bir tek adam yönetiminde, tek liderin kimseyle iktidarını paylaşmadığı bir tür aile şirketi gibi bir görünüm aldı. Şimdi burada ideolojik omurga iddiasının olmadığını ben görüyorum. Özellikle Ahmet Davutoğlu ile beraber hareket edecekler mi, etmeyecekler mi sorusu ile karşılaştıkları zaman da genellikle Davutoğlu’ndan imtina etmelerinin bir kişisel nedenleri var, ama bir diğeri de Davutoğlu’nun çok da fazla İslamcı ya da yeni-Osmanlıcı bir imaja sahip olması. Bu tür imajları pek istemiyorlar; daha bir –apolitik demek doğru olmaz ama– katı ideolojik angajmanları olmayan bir kitle partisi yaratmak gibi bir iddiaları var anladığım kadarıyla. Ama tabii ki AK Parti geçmişleri onları kolay kolay bırakmayacak, onun gölgesini taşıyacaklar. İşte o gölgeden sıyrılabilmeleri için de yeni isimler bulabilmeleri gerekiyor. 

En çok sorulan soru şu: Bu parti başarılı olur mu? Şu anda baktığımızda, demin Hakkı Özdal ile biraz sohbet ettik –burada Bahadır Özgür ile “İki Satır”ı yapan, Gazete Duvar yazarı– onunla bu konuyu uzun uzun konuşma imkânımız oldu. Orada da mutabık kaldığımız şöyle bir husus var: Şimdi 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri toplumun ciddi bir bölümünde bir değişim ihtiyacını bize gösterdi. Ve bu anlamda da büyük şehirler ezici bir şekilde –özellikle ülkenin batısındaki– CHP’ye geçti. CHP ya İzmir’de olduğu gibi korudu yerini ya da yeni çok sayıda Adana’yı aldı, Mersin’i aldı, İstanbul ve Ankara’yı aldı, en önemlisi, buraları aldı. Bu bir aslında seçmende toplumdaki değişim ihtiyacının dışavurumuydu. Ama aradan geçen süre zarfında CHP’nin bu değişim taleplerini yerine getirebilecek yeni açılımlar yapması konusunda çok fazla bir şeye tanık olmadık. İşte, yaz rehavetidir, şudur budur, hepsi olabilir; ama yine de tam anlamıyla bunu CHP’nin ya da İYİ Parti’nin –ki yeni kongresini yaptı– karşılayabildiği söylenemez. Muhalefetin şu andaki haliyle değişim isteyen kesimlerin taleplerinin çok gerisinde kaldığı kanısındayım. Bu hareket bunu karşılar mı? Çok emin değilim, ama belli anlamlarda, hem iktidardan yorulmuş, bıkmış ona itiraz eden; ama aynı zamanda da var olan muhalefet partilerinde tam olarak temsil edilemediklerini düşünen, onlara da tam güvenemeyen kesimler için belli bir cazibesi olacağı kanısındayım. 

Öncelikle AK Parti’den çok ciddi bir şeyi bence koparır. İsimlerden dolayı olmaz bu; yani isimlerin tabii ki etkisi olur ama tek başına isimlerden dolayı olmaz. Özellikle son kamuoyu araştırmalarının da gösterdiği gibi en büyük şikâyet ekonomide yaşanıyor ve burada Ali Babacan’ın bir şekilde bunun liderliğini yapıyor –ya da genel başkanlığını -gözükmesi bu anlamda yeni partiye çok ciddi bir avantaj sağlayacaktır. Böyle bir iddia, en azından “Bunlar ekonomik sorunları çözerler” gibi bir beklentiyi beraberinde getirecektir. Ama bir diğer husus –ki yine burada demin Hakkı ile sohbet ettiğimiz sırada şekillendi– bana göre bu hareketin, bu partinin en büyük iddiası, şu ya da bu partiden olan, AK Partili, CHP’li, HDP’li, hatta MHP’li ve İYİ Parti’li ve hatta Saadet Parti’li var olan partilere yakın olan, kendini o partilerle özdeşleştirilen birçok insanın pekâlâ ikinci partisi, ikinci seçeneği olabilir — bunu hiç yabana atmamak lâzım. Bugün CHP, birçok insanın hâlâ ikinci partisi olabilmeyi başaramıyor. CHP’ye oy verenlerin büyük bir kısmı zaten CHP’yi bir şekilde, belki CHP’nin daha solunda olan birileri belki veriyordur ikinci parti seçeneğiyle veriyordur, ama sağda yer alan insanlar için hâlâ CHP ikinci parti olamayabiliyor. Yeni yeni, bu son seçimde Ekrem İmamoğlu ile beraber biraz onu aşar gibi oldular. Ama şu Ali Babacan liderliğinde yola çıkacak olan hareket, eğer Kürtlerden, merkez de olsa soldan, Alevîlerden, farklı farklı kesimlerden, hatta İslamcılardan birtakım isimleri, yıpranmamış isimleri –tabii ki o önemli– bir araya getirebilirse, böyle bir şey becerebilirse –açıkçası çok emin değilim becerebileceklerinden– ilginç bir şekilde birçok insanın ikinci parti olabilir. Bazı durumlarda şu da önemli: İllâki o kesimlerin temsilcileri olmayabilir, ama o kesimlerin beklentilerini samimi bir şekilde, ikna edici bir şekilde karşılayabileceğini söylerse de olabilir. Yani siz pekâlâ Kürtler olmadan da Kürt sorununun çözümünü samimi bir şekilde isteyebilirsiniz; barışçıl çözümünü, uzun vadeli, kalıcı bir çözümünü pekâlâ isteyebilirsiniz. Ve zaten bu tür sorunların çözümünde genellikle o sorunu bizzat yaşayanlar değil –tabii ki onlar bu haklarını talep ediyorlar, bu haklarını elde etmek için mücadele ediyorlar ama– esas olarak o kesimden olmayan çevrelerin bu olaya inanması ve katkı sunmasıyla bu iş olabilir. Dolayısıyla bugün Türkiye’de Alevîlerin ya da Kürtlerin en büyük ihtiyacı, diyelim ki Alevîler için Alevî olmayan, Kürtler için Kürt olmayan ama birlikte hareket edebilecekleri, birlikte bir şeyleri çözebilecekleri partnerler –diyelim– bulmak. Türkiye’de o anlamda gelip gelip bütün işler tıkanıyor. O nedenle zamanında Erdoğan’ın yaptığı Alevî açılımı, Roman açılımı, Kürt açılımı belli bir heyecan yaratabildi. Tabii o açılımların hepsinin sonra kapatılmasıyla beraber de çok büyük bir hayal kırıklığı doğdu ve o hayal kırıklığı nedeniyle de insanlar şimdi artık yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Eğer kurulacak olan bu parti kendinden olmayan kesimlerin, sayıca az olan kesimlerin –diyelim ki Alevîlerin, diyelim ki Kürtlerin, sayıca az olmamakla beraber iktidar paylaşmada çok geri planda olan kadınların– haklarını, beklentilerini dile getirecek olursa bir iddiası olabilir, birinci parti olmasa bile ikinci partileri olabilir. 

Dolayısıyla buradan, bu hareket şu anda Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik, siyasî şartlar anlamında –ki hepsi çok derin bir kriz– aslında zamanlaması çok uygun. Ama becerip beceremeyecekleri ayrı bir soru işareti. Biz gazeteciler için de zaten bunu çok yakından takip edip bu soruların cevabını olabildiğince erken ve doğru vermeye çalışacağız. Ama artık görüyoruz ki start verildi, cin şişeden çıktı. Erdoğan’ın artık bu cini şişeye geri sokma imkânı zaten yok. İstiyor muydu? O ayrı bir konu ve Erdoğan’ın işinin hayli zor olacağını özel olarak vurgulamak lâzım. Çünkü burada dile getirilen hedeflerin her birine Erdoğan da söz olarak katılıyor ama fiiliyatta bunları hayata geçirmiyor. Haklar ve özgürlükler, ileri demokrasi, hukukun üstünlüğü, itibarlı kurumlar ve kurallarla işleyen ekonomi, çevre koruma vs… Bütün bunlarda siyasî iktidar tam anlamıyla sınıfta kalmış durumda. Burada yeni bir toparlama yapma imkânı da kolay kolay gözükmüyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın işi zor; Babacan’ın kuracağı, kurmayı düşündüğü, artık kurmakta olduğu partinin önünün sonuna kadar olmasa bile epey açık olduğunu düşünüyorum. 

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar