Türkiye’nin Gidişatı (20): Mutlak butlan beklentisi, AKP-MHP ilişkisi, Halk TV’de yaşananların anlamı

İSTANBUL (Medyascope) – Türkiye’nin Gidişatı‘nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Prof. Mehmet Altan, Türkiye’nin güncel siyasi iklimini, Halk Tv’de yaşananları ve Cumhur İttifakı içindeki ilişkiyi değerlendirdi.


Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Prof. Mehmet Altan, Türkiye’nin siyasi iklimini değerlendirirken belirsizlik ve kaos ortamından bahsetti.
  • Ruşen Çakır, CHP hakkında bekleyen ‘mutlak butlan’ kararının sosyal ve ekonomik etkilerini vurguladı.
  • Altan, yargının bağımsızlığının siyasetin etkisi altında kalmaması gerektiğini ifade etti.
  • MHP’nin taleplerinin karşılanmadığını ve AKP’nin 50+1 zorunluluğundan kurtulmayı amaçladığını savundu.
  • Altan, medya dünyasında ‘besleme basın’ kavramının geçerliliğini ve bağımsız yorum yapmanın zorlaştığını dile getirdi.
İlgili haberler

Türkiye’nin Gidişatı programının bu bölümünde Prof. Mehmet Altan ve Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Türkiye’nin güncel siyasi iklimini değerlendirdi. Avrupa seyahati dönüşündeki izlenimlerini aktaran Mehmet Altan, Türkiye’ye adım atar atmaz bir belirsizlik, kaos ve stres ortamının içine düşüldüğünü belirtti. İstikrarlı ülkelerde geleceğe yönelik hayaller kurulabildiğini ifade eden Altan, “Ayağını koyduğun zemin sağlam olmadığı vakit umudun ve beklentin kalmıyor. Bu durum toplumu psikolojik olarak çökertiyor” dedi.

Mutlak butlan beklentisi ve AKP-MHP ilişkisi

CHP hakkında istinaf mahkemesinde bekleyen “mutlak butlan” kararı ve bu kararın 9 günlük resmi tatil başlangıcı olan Cuma akşamı UYAP’a yükleneceği iddiaları olduğunu belirten Ruşen Çakır, bu zamanlamanın olası toplumsal reaksiyonları ve ekonomik şokları azaltmak amacıyla planlandığına dair kamuoyunda bir akıl yürütüldüğünü aktardı.

Mehmet Altan ise kararın içeriğinden ziyade “ne zaman ve nasıl açıklanacağının” tartışılmasını eleştirerek şunları söyledi:

“Bir hukuk devletinde kargaşa olmasın diye cuma akşamı karar beklendiği konuşuluyor. Yargının bağımsızlığı bu kadar siyasetin sopasıyla yönetiliyorsa, biz neyi konuşacağız? Yargının hukuku boğmasını sıradanlaştırırsanız, o gücün etkisi altında çırpınmaya başlarsınız.”

Prof. Mehmet Altan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına rağmen sahada MHP’nin taleplerinin karşılık bulmadığını söyledi. MİT Başkanı’nın yalnızca AKP grubuna bilgi vermesini ve yeni anayasa çalışmalarının tek taraflı yürütülmesini örnek gösteren Altan, AKP’nin 50+1 zorunluluğundan kurtulmak ve MHP’yi yanına almadan yeni bir 5 yıl kazanmak için parlamenter rejim veya yarı başkanlık formülleri aradığını savundu.

Mutlak butlan beklentisi
Türkiye’nin Gidişatı (20): Mutlak butlan beklentisi, AKP-MHP ilişkisi, Halk TV’de yaşananların anlamı

Besleme basın 

Medya dünyasının fikir üretmekten uzaklaştığını belirten Altan şöyle konuştu:

Fahri Rıfkı’nın “besleme basın” diye anlattığı bir hikâye vardır. Varlığını, herhangi bir kurumdan ya da siyasi yapıdan aldığı maddi destekle sürdüren ve bu desteğin karşılığında kendisini finanse edenleri sorgulamak yerine onları savunan gazetelere “besleme basın” denir. Demokrat Parti dönemindeki basın düzenini de bu çerçevede ele alır. 1960’lardan itibaren örtülü ödenekten beslenen medya yapıları oldu. Bugün de farklı biçimlerde ama benzer ilişkiler içinde varlığını sürdüren çevreler var. Bu ilişkiler içinde hareket eden bazı isimler zamanla ortadan kayboluyor, bazıları ise pozisyon değiştiriyor. bugün baktığımda görüyorum ki, yorumculuk yerine, ekonomik ve siyasi ilişkilerle belirlenen bir söylem hâkim. Parasal ilişkiler üzerinden şekillenen bir düzen var ve bu düzen içinde gerçek anlamda bağımsız yorumdan bahsetmek giderek zorlaşıyor.”

Video deşifresi

Türkiye’nin Gidişatı (20): Mutlak butlan beklentisi, AKP-MHP ilişkisi, Halk TV’de yaşananların anlamı

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Mayıs 2026 ‘‘Türkiye’nin Gidişatı’’, Profesör Mehmet Altan’la birlikteyiz. Konuşacak çok şey var. Abi, hoş geldin.

Mehmet Altan: Teşekkür ediyorum. Bir “konuşacak çok şey var” deyince aklımda olan bir şeyi not aldım. Muhtemel ilk sorunla ilgili bir şey.

Ruşen Çakır: Şunu soracağım. Sen daha yeni Avrupa’daydın, İspanya falan. Gitmek değil de geri dönmek nasıl bir duygu?

Mehmet Altan: Türkiye’ye döndüğüm vakit bir karmaşanın, bir kaosun, bir belirsizliğin içine düşüyor hissi oluşuyor. Daha stresi bol, konuları hep aynı, insanı beslemeyen; böyle bir ortam. Halbuki diğer yerlerde huzurun, sakinliğin, daha farklı konuların, daha günlük yaşamın çok sakin aktığı bir süreç.

Ruşen Çakır: Bir de öngörülebilirlik diye bir şey var.

Mehmet Altan: Tabii, tabii. İstikrar var. İstikrar olunca umut oluyor. Çünkü ayağını koyduğun zemin sağlam. O zaman ileriye yönelik tahayyüllerin gelişebiliyor. Ayağını koyduğun zemin sağlam olmadığı vakit umudun kalmıyor, tahayyülün kalmıyor, beklentin kalmıyor. Bu, psikolojik olarak toplumu çökerten bir şey, bir birey olarak da.

Ruşen Çakır: Şimdi mesela ne deniyor? Cuma akşamından itibaren Türkiye 9 günlük bir tatile giriyor. Resmî daireler kapalı. Ve beklenen bir mutlak butlan, istinafta bekleyen bir mutlak butlan var CHP hakkında. Geçen sefer oluyor dendi, olmadı. Mahkeme yapacak dendi, mahkeme yapmadı. İstinafa geldi. İstinaf yaptı mı, yapacak mı diye konuştuk. Aslında şöyle konuşuluyor farkındaysan: Mahkeme ne karar verecek değil, siyasi iktidar mutlak butlan kararını gündeme getirecek mi? Getirirse ne zaman getirecek? Şimdi en son TGRT Ankara temsilcisi çıktı şöyle söyledi: “Cuma akşamı UYAP’a yüklenecek.” Neden cuma akşamı? Çünkü 9 gün tatil var. Dolayısıyla bunun yaratacağı şok, ekonomik şok bir de toplumsal şok; mesela CHP’liler diyelim ki sokaklara çıkacaklar ama bayram tatili…

Mehmet Altan: Üniversiteleri ve okulları tatil etmek gibi… Bir sıkıntı bekleniyorsa hemen tatil olsun. Herkes evine dönsün. Yaza kalsın.

Ruşen Çakır: Evet. Yani böylece hem ekonomiyi hem de toplumsal reaksiyonu azaltmak için falan gibi bir akıl yürütülüyor. Ve tabii ortada cumhuriyetin kurucu partisi söz konusu ve şu anda kamuoyu araştırmalarında ana muhalefet partisi ile AKP arasında sürekli ‘‘o mu birinci, bu mu birinci’’ diye başa baş bir mücadele var. Her ne kadar bir kısmı içeride olsa da çok sayıda belediyeyi kontrol eden bir parti var. Onca yıllık parti söz konusu. Sanki bir iş yerinin içki ruhsatıymış gibi konuşuluyor. Açıkçası bana mesela bugün yabancı ajanslara çalışan bir gazeteci arkadaşım sordu: “Ya biz Ankara’ya gidelim mi yarın? Hani çünkü bir şey olur mu?” Ben de dedim ki: “Abi vallahi böyle böyle diyorlar ama siyaseten bu çok bana mantıklı gelmiyor.” Açıkçası öyle. Yani bunun bir kıstası var mı? Mesela diyelim ki, ‘‘bu nedenle mutlak butlan olmaz’’ diyemiyoruz, ‘‘olur’’ da diyemiyoruz.

Mehmet Altan: Türkiye’de sabah akşam konuşulan siyasetle ilgili konuları yabancı dile çevirsen ve bir yabancı dinlese ne dediğini anlamaz. Bir hukuk devletinde cuma akşamı butlan geliyor, kargaşa olmasın… E peki bunun bağımsız yargısı, şusu busu filan? Onun için bu tartışmaları… Aslında herkes de bunun üstüne atlıyor. Esas korkunç olan şey; ya yargının bağımsızlığı bu kadar siyasetin sopasıyla yönetiliyorsa biz neyi nasıl bahsedeceğiz, neyi nasıl oynayacağız? Mesela butlan, “satın alındı, alınmadı” lafları da var; ya yargının hukuku boğmasını, yok etmesini sıradanlaştırırsan sonra yargının hukuku boğmasını sağlayanın gücünün etkisi altında çırpınmaya başlarsın. ‘‘Böyle yargı olmaz. Hukuku boğan yargı olmaz’’ diye isyan etmeyip siyasi pozisyonu belirlemeye, siyasi pozisyon tutmaya yönelik gayretini öne çıkardığın vakit ister istemez o gayretinin de manası kalmıyor. Ben bu işlere çok net şöyle bakıyorum: Ya Türkiye çürüdü diyoruz değil mi? Bu çürüme; sadece burası çok sağlıklıydı da burası çürüdü değil; topluca devlet yapısı, organizasyonu, ülke vesaire çok sıkıntılı bir çürüme süreci içinde. Şimdi bunun başlangıcı aslında bu yargının hukuku boğmasını şiddetlendirmesiyle başladı. 15 Temmuz’dan sonra bu daha azdı. Bundan herkes nasibini alıyor. Siyaset kurumu da bu çürümenin parçası olarak kirlendi. Şimdi bunu ayrı ayrı analiz etmenin yeri yok, manası yok. Burası sanki bu çürüme yokmuş gibi… Şimdi söylediğin çok doğru. “Cuma akşamı verelim.” Kim karar veriyor ona? Onu birisi idare ediyor değil mi? O idare eden her şeyi idare ediyor. Peki o zaman bunu, her şeyi idare eden bir kuklacı başı var ise muhalefet; “Bu kuklacı başıyla bu oyun oynanmaz. Biz bunun başka yöntemini bulalım. Demokrasinin kendi içinde demokrasiyi koruyacak çok daha radikal ve farklı, siyasetin eski alışkanlıkları içinde hizip kavgaları, parti içi iktidarlarının dışında bir şey yapalım” demiyor. Her bir siyasetçi de kendi pozisyonu üstünden durumu değerlendiriyor ve hep söylediğim gibi: Türkiye sorun çözemiyor; sorunlar Türkiye’yi çözüyor. O çürüme böyle bir eğik düzlemde hızlanarak gidiyor. Bir de tabii siyasetçi için siyasal iktidar kadar parti içi iktidarın da ne kadar önemli olduğunu görüyorsun. 

Ruşen Çakır: Dünkü Kılıçdaroğlu videosunu gördün mü?

Mehmet Altan: Gördüm.

Ruşen Çakır: Ne diyorsun? 

Mehmet Altan: Ya ben hep aynı şeyi söylüyorum. Şimdi sabah akşam bunlar ve çok ağır küfürler, kamplaşmalar. O partinin içindeki üyelerin birbirlerine karşı çatışmaları; açıkça kim neyi tutuyor falan… Parti içi kavga meselesine geldi oturdu bu iş. Burada kişilerin, hiziplerin, parti içi iktidar kalsın gitsin, butlan gelsin gelmesinden öte söylenmesi gereken şey; yargı hukuku çürüttü ve siyaset de kirlendi. Çünkü siyasetçilerin zenginleşip halkın fakirleştiği bir yerdeyiz. “Şu adam gelirse, bu adam giderse, bu parti gelirse” falan diye hâlâ bu oyunu oynamak isteyenler var. Siyaset kurumu Türkiye’nin sorunlarını çözmekten iyice uzaklaştı. Devlet itibarını arttırmak, zenginleşmek isteyen bir grubun elinde halkın dertlerinden iyice kopuk, garip, çok tatsız, itici, manasız ve anlamsız bir oyuna döndü. Şimdi bunu oynamak isteyenler; “Biz parti içi iktidar mı oluruz, siyasi iktidarda mı kalırız” deyip onun kavgasını yapıyorlar. Biz de baskı ve fukaralık altında erimeye devam ediyoruz. Olan biten bu. Tecrübeli bir vatandaş olarak adam parti gözetmediği vakit siyaset kurumu kendisini demokratikleştirmiyor. Çünkü buradan büyük rant var. Para rantı var, aynı zamanda itibar rantı var, çıkar rantı var, iktidar rantı var. Niye giden bir daha gelmiyor? Niye bir sınırlama gelmedi bu milletvekilliğine? Çünkü bu işi seviyorlar. Kendi mesleğinde başarılı olamayan adamların bir asansörle para, pul, itibar yükselmesinin aracı ya siyaset. Kurum olarak çürüdü bu. Şimdi bunda birbirleriyle dövüşmelerini hiç anlamıyorum insanların. Ya topluca çürüyor ve o çürümenin parçası olmak isteyenler dövüşüyor. “Ya çürüsün abi boşver, ben bir emekli olayım. Ben bir onun emeklisini alayım. Ben çocuğumu iyi bir yere koyayım. Kayınbirader iş bulamıyor, onu devlette bir yere koyalım” filan. Bunların peşinde; kendi meselelerini piyasada rekabette çözemeyenlerin siyasi olarak güçlenme aracı. “Çürüsün abi, bize ne? Ben de pay alacaksam çürümeye devam etsin” diyen bir sürü adamın birbirleriyle çürüme üstünden pay alma kavgası bu.

Ruşen Çakır: Peki CHP’ye ne olacak?

Mehmet Altan: Bence siyasal iktidarın programı gayet güzel yürüyor. Bu kadar büyük kavgadan sonra… Yani siyasal iktidar kendi rakibi kalmasın, ‘‘bunları parçalayayım, MHP’yi de sırtımdan atayım, seçimleri tekrar 5 yıl kazanayım, Kürtleri de oyalayayım.’’

Ruşen Çakır: ‘‘MHP’yi sırtımdan atayım’’ diyorsun da MHP ile birlikte Cumhur İttifakı var. Birlikte süreç yürütüyorlar.

Mehmet Altan: Süreç yürüyor mu? Her gün konuşuyorsun. Yürüyen bir süreç var mı? MHP ne söylüyorsa olmuyor. Bu enteresan değil mi ya? O kadar hâkim…

Ruşen Çakır: Okudun mu Bahçeli’nin o metnini?

Mehmet Altan: Senden dinledim, yeter okumaktan, ince ince analizlerine baktım. 16 sayfa, oturacağım… Ben tecrübeli bir vatandaşım. Şimdi sen bana onu sorarsan ne olur o mantığın devamı? ‘‘Peki, parlamentoda bir komisyon kurdular zaman geçirelim diye, onun raporunu okudun mu? Bilmem neyi okudun mu?’’ Ya bir de eskiye dönük benim burada çizgim; Tanzimat reformu, bilmem Islahat reformu. Ne oldu? Sonunda Osmanlı çöktü. Bunlar esasını değiştirmiyor. Makyaj yapmayı biliyor burası, yönetimi ve hep devlete ait birileriyle bir makyajlanma yapacağız. O zaman olmuyor bu iş. Yani onun için de mesela ekonomide siyasetteki kadar oyun alanı yok, o kadar algı operasyonu yok. Çünkü sabah kalkıyorsun fiyatlar artıyor filan. Yani o da oyuna gelmiyor. O zaman mesela Derviş gibi birisi geliyor, cerrah çık çık çık ameliyat yapıyor, düzeltiyor. Siyasette yer alıyor. İşte o geliyor. Herkes çünkü; “Bana da bir şey çıkar mı? Ben de bir şey olur muyum? Bilmem adaylık gelir mi? Orada parti içi bilmem ne olur mu? Bir daha milletvekili olayım” filan… O çürümenin parçası olma umudu siyasette daha fazla. Ama ekonomide işler o kadar kötüye gittiği vakit oyun oynanamıyor. Sabah kalkıyorsun yumurta olmuş 30 kağıt.

Ruşen Çakır: Peki süreç de mi yok?

Mehmet Altan: Ya süreç bence şöyle; şimdi Bahçeli’nin yazısı, çizisi, bilmem ne filan onun üstünden “ne oluyor, ne bitiyor” diye bakıyorsun. Burada benim söyleyeceğim şey şu: İki tane çok önemli gelişme var; bence bütün bu senin peşini kovaladığın “nedir durum” diye baktığın mesele. Bunlardan bir tanesi; mesela MİT Başkanı AKP grubuna mı birisine bir briefing verdi bu meseleyle ilgili. Başka hiçbir yere vermedi. Hani bunlar ittifak ortağıydı? Bir de bir devlet kurumu niye sadece bir iktidar partisine briefing verir? Bir o. İkincisi, bir başka mesele; ince bir müzik var AKP’nin çaldığı, bir anayasa hazırlıyor bunlar ve bunlar tek başlarına yapıyorlar. Şimdi en son ne dedi Erdoğan? “O anayasa bitti mi? Gelin katkıda bulunun” filan. Şimdi bunlara ince ince baktığın vakit belli ki biz bu 50+1’le gitmeyeceğiz. Yani bu çünkü AKP’yi çok zorluyor. Aynı zamanda MHP ortaklığı ve Kürt meselesindeki Bahçeli’nin Öcalan üstünden stratejisi diğer milliyetçi oyları arttırıyor ve bu milliyetçi oylar belli ki bu AKP-MHP ittifakından yiyor, onu kemiriyor. Şimdi bunların hepsine bence AKP bakıyor. Bir anayasa değişikliği, aynı zamanda bu Kürt meselesini oyalamak, MHP’nin gücünü devlet içinde kırmak ve bir zaman içinde bu sürece mesafeli durarak pıt diye onu bu tarafta bırakıp; “Ya ben o kadar gitmemiştim” diyebilme imkânlarını elde etmek ve CHP’yi bölmek ve dikensiz gül bahçesinde yeniden bir 5 yıl kazanma meselesi. Yoksa aynı zamanda Bahçeli’nin şunun bunun işte “devlet aklı” diyorlar. Demek ki devlet aklı değilmiş. Aynı zamanda böyle bir devlet aklı olur mu ya? Birisi bir şey söylüyor, diğeri yapmıyor, diğeri bilmem ne yapıyor filan. Bu demek ki bir yasama, yürütme, yargı ayrılığının olduğu bir yerde devlet aklı filan olabilir. Burada yavaş yavaş ben AKP-MHP ayrılığı üstünden Kürtlerle birlikte ve rakipsiz bir ortamda AKP’nin yeniden seçime hazırlandığını görüyorum.

Ruşen Çakır: MHP’yi yanına almadan.

Mehmet Altan: Almadan. Evet. Ve onun bak etkisi olsa… Sen tut bir şekilde ikide bir; “Ya rica etsek bize bir çay getirseniz” desen, kimse getirmese filan… Yani bir şekilde hiçbir şey olmuyor. Ve o da ne yapıyor? Vites şey yapıyor. Başka bir şey söyleyeceğim; söylediği şey olsa da olmaz. Çünkü buranın temel meselesi, devlet her şeyi kontrol ederek bir görüntü olarak yapacak ve hiçbir şey hakiki olmayacak. Şimdi bu oyundu. Bunun temeli yani Öcalan’ın istedikleri kadar olmadığını gördükleri gücünü, içeride devlet olanakları yahut işte görüntüsüyle arttırıp Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in bölgedeki muhtemel planlarına karşı güçlü hâle gelme. Bu nasıl bir şey? Harika bir şey bu ya! Yani onlar zannediyorlar ki birisini burada güçlendirirlerse bütün Ortadoğu’ya hakim olacak Türkiye. Kendisinin ittifak içinde olduğu ve hapishanedeki bir örgüt lideriyle İsrail’le, Amerika Birleşik Devletleri’yle ve bütün Ortadoğu dengeleriyle başa çıkacaklar. Yani bu çok klasik devlet damgalı. Demokratikleştirmeyi, gerekenleri, hiçbir şey yapmamayı, Kürt haklarını, hukuku vesaire hep aynı şekilde yok sayacaklar ama yaptıkları planla iş yürüyecek! Ya olmuyor bu, yani mümkün değil. Bugüne kadar hiç olmadı. Aynı zamanda da bütün bu meseleler 21. yüzyılın değişimi ve enerji hatlarının, kaynaklarının altüst olmasıyla ilgili meseleler. Onunla ilgili hiçbir konu yok. İçeride bilmem terörsüz Türkiye… Ama Danıştay, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararı, bilmem Yargıtay kararını uygulamayacak. Demirtaş içeride yatacak, öbür milletvekili anayasa uygulanmadığı için hapis olmaya devam edecek ve biz işler başaracağız, güçleneceğiz! Çünkü etkin ve egemen bir güç bir oyun oynayacak. Ya mümkün değil. Buna biz inansak bile hayat inanmıyor, gelişmeler inanmıyor, dinamikler inanmıyor, analizler inanmıyor. Orada sıkışmış kalmış. Ama zaten amaç da bu değil. Bir şey çözmek değil. Buradaki mesele; seçim, bir seçim yapılacak. Siyasal iktidar bunu kazanmak istiyor. Bütün oynanan oyun bu. Ama bu sefer bir miktar yeni anayasayla parlamenter rejime dönebilir, yarı başkanlığa dönebilir. 50+1’in dışında MHP’ye ihtiyacı olmayacağı bir formül arandığı hissi var bende.

Ruşen Çakır: Biraz medya konuşalım. Sen seversin. Şimdi mayıs ayında ne oldu? Şu ana kadar Halk TV’de istifalar oldu, peş peşe geldi. Bir de gazeteci değil kendisi ama medyacı diyelim, Rasim Ozan Kütahyalı yasa dışı bahisten tutuklandı. Yani böyle bir yazdığı yazıdan, attığı tweetten değil; yasa dışı bahisten tutuklandı. Ki onun birçok kişinin tutuklanmasına ya da hakkında operasyon yapılmasına falan kendince katkısı olduğunu biliyoruz. Mesela en son şeyi vardı, gördün mü bilmiyorum; Murat Ongun için “Ya etkin pişmanlıktan yararlanacak ya da cezaevinden cenazesi çıkar” gibi mesela böyle yayınlar yapabilen birisiydi. Şimdi kendisi girdi. Zaten batmış bir medya ortamında böyle garip garip şeyler oluyor.

Mehmet Altan: Rahmetli medya… Benim bu Halk TV vesairede ilgimi çekenlerden birisi, hiç sansür konuşulmadı. Yani Medyascope’un önemli yanı ne? Çoğulculuğu, herkese imkân açması. Çoğulcu bir medyanın yapacağı şey nedir? Bütün farklı sesleri dinlemek ve buradan ortak bir doğruyu bulmak, haber vermek, farklı yorumların sorunlara çözüm olup olmayacağını tartışmak filan. Ya ‘‘içerideki işte şöyle böyle bilmem ne’’ filan falan ama herkes biliyor ki orada içeride kalan, dışarı çıkan, yönetime eleştirilerde bulunan esas meselesi oralardaki listelerin, patronların şunların, bunların yönetim neyse ne; insanlara sansür uygulaması. Şimdi hem siyasal iktidar taraftarı olan medya sansür uyguluyor hem muhalefet sansür uyguluyor ve bunlar kavga ediyor. ‘‘Medyada değişmeler var, gelişmeler var’’ diyor ama birebir konuştuğunda yahut da çok iyi bildikleri sansürü konuşmadılar. Sansür olmayınca çoğulculuk olmaz. Çoğulculuk olmayınca kitlelere gidemezsin. Gidemeyince reklam alamazsın. Reklam alamayınca para kazanamazsın. Para kazanamayınca parayı veren oranın patronu olur. Bunun maaşlarını, paralarını, pullarını kim veriyor ya? Siyaset veriyor. Mesela bugün de benim kalkıp sabah akşam muhalif geçinen yerde, sana başlangıçta anlattığım; ‘‘Yargı hukuku boğdu ama siyaset de kirlendi. Kirlenme açısından Kemal Bey’in söylediği doğrular da var’’ diyemem. Diyecek adamı oraya çağırmazlar. Şimdi böyle bir televizyonun tartışmaları ne olacak ya? Yani aynı zamanda da diğer gelişmelerle ilgili sana bir şey hatırlatacağım. Bu Falih Rıfkı’nın bir ‘‘besleme basın’’ hikayesi var: Varlığını herhangi bir kurum ve kuruluştan aldığı para yardımıyla sürdürebilen, bunun için de kendine yardım edenleri körü körüne savunan gazetelere ‘‘besleme basın’’ diyor Falih Rıfkı. Bu, Demokrat Parti basını. Çünkü ne oluyor? 60’ta bütün bu örtülü ödenekten para alınanlar. Bir de bu 15 Temmuz medyasında ortalarda dolaşanlar arasından kaybolanlar var. Mesela bir tanesi herkese sövüp sayıyordu; kadının çantasından yemek filan… 4 yıl olmuş değil mi? Şimdi bunların her biri hep parasal işlerden gidiyor. Hâlbuki yorumculuk yeni bir pencere açmaktır. Yani herkes bu tarafa bakarken birisinin de kalkıp; “Bak buradan da bakılabilir” diye beyinsel bir faaliyettir. Bir bilgilenme, bir beyinsel yaklaşımdır. Bunların hepsinin skandalları hak edilmeyen paralar üstünden ve bunlara ‘‘medyacı, yorumcu’’ deniyor; bunların meslekleri yok, bilmem neleri yok. Ayrıyeten söyledikleri şey birisinin kulaklarına fısıldadığı bir rezilliğin, kokuşmuşluğun, iğrençliğin figüranlarının işte su sineği gibi kayboldukları, diğerlerinin de kalmak için direndikleri bir çürüme sürecinin medya bölümü.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi sen söyleyince aklıma geliyor neleri nasıl karıştırdıkları.

Mehmet Altan: Bir kaçakla siyasal iktidar arasında işi çözmek için 10 milyon euro istemek, işte bir tanesi bilmem kaçak göçek işlerle para kazanma, hak etmediği bir yaşam sürme; bu ahlaksızlıktır ya!

Ruşen Çakır: Evet.

Mehmet Altan: Hep para. Senin söylediğin gibi; fikir mikir filan bilmem ne… Ya bizim aile bin kere yargılandı, bir şekilde hepsi yazıdan, çiziden, bilmem nedir, şudur budur. Yani o iddianame hep yazı çizi. Bunlar hep irtikap, yok, para çalma, yok, bilmem kaçak işlere gitme, bilmem ne…

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle de bir şey var; şu anda da mesela bir “FETÖ borsası” diye bir şey var biliyorsun, özellikle iş insanlarını falan şey yapan.

Mehmet Altan: Para alıp…

Ruşen Çakır: Evet. Bir de 19 Mart operasyonlarında çok ciddi bir şekilde iddialar var ve bunların içerisinde birtakım avukatlar ve birtakım gazetecilerin de adı geçiyor. Pekâlâ bugün olmasa bile yarın başka bir şekilde…

Mehmet Altan: Adı geçenler de yorumcu olarak televizyonlara çıkıyorlar. Bir de böyle bir şey var. Neyin yorumunu yapıyorlar: Bu mutlak butlan gelecek mi, gelmeyecek mi? Sabah akşam bunu dinleyebilirsin Türkiye’de. 1 sene, 2 sene, 10 sene… Hâlbuki bak şu anda bütün bu işlerin özünün nedeni enerji kaynaklarının değişmesi. Amerika Birleşik Devletleri’nde şu anda enerji konusunda yaşananlara, “nükleer enerjinin rönesansı” diyorlar. Çünkü Bill Gates, su yerine sodyum uygulayarak yeni bir teknik deniyor. Bu nükleer enerjinin bütün enerjisini veriyor, fakat nükleer enerjiden doğabilecek felaketleri de sıfıra indiriyor. Bulduğu şey; su 100 derecede kaynıyor, bu suyun nükleer enerji sistemini çalıştırmaktaki işlevini oradan çekip almış ve onun yerine sodyum koymuş. Sodyumun kaynama derecesi 833 ve ‘‘dışarı çıkmak isteyen bir şey yok’’ diyor, Bill Gates’in lafı. Ve yapay zeka muazzam bir enerji yiyor ve nükleer olmadan bu iş hallolmuyor. Nükleer enerji de büyük bir felaket, bu felaketi kaldırarak enerjisini geri aldığı için 21 tane Paris büyüklüğünde alanı özel sektörün nükleer enerji tesislerine ayırmış Amerika Birleşik Devletleri. Bunu son Trump da imzaladı. Şimdi mesela bunun dünyayı yapay zeka gibi nasıl sarsacağıyla ilgili ben hiç tek kelime duymuyorum ama ‘‘butlan, siyaset ne olacak…’’ O şu demek: ‘‘Ya ben burada kalabilecek miyim, kalamayacak mıyım? Paraları yiyebilecek miyim? İrtikap yapabilecek miyim? Aracılıktan, adliyeyle suçlular arasında yer bulabilecek miyim?’’ Bilmem ne filan. Fakat bu çürümenin gözü bu. Bak bütün şeyleri ayır. Bunları parça parça ayırdığımız için farklı yorumlar yapıyoruz. Ama yargısı bu, siyaseti bu, medyası bu. Aslında konuşmamız gereken, gene bizi bunun içinden çıkaracak olan siyaset. Ama demokratikleşmeden nasıl olacak? Ve hiç konuşulmayan bir konu; nasıl siyaset, demokrasi? Herkes biliyor ki belediye başkanları bu işi götürüyor. Çünkü kamunun parasını alıyor, üye yerine delege seçiyor ve istediğini… Mesela Antalya konuşuluyor. Ya Antalya’da milletvekili adaylarını kim belirledi? Mesela ne bileyim, Çankaya Belediye Başkanlığı’na 32 kişi başvurdu. Kim orada nasıl aday oldu da seçildi? Şimdi teker teker baktığım vakit demokratikleşmesini istemeyen insanların siyasetle ilgilerinden sonuç elde edemeyiz. İhale yasası, şu bu filan… Niye üyeler değil de delegeler? Niye sınırlamıyorsun milletvekilliğini? Niye hep aynı adamlar ortaya çıkıyor? O parti içi iktidar kavgası siyasal iktidar kavgasından daha güçlü. Son gelişmelerden onu görüyorum.

Ruşen Çakır: Evet, ‘‘Türkiye’nin Gidişatı’’na noktayı koyuyorum. Daha fazla… 

Mehmet Altan: Konuşmayalım, konuşmayalım.

Ruşen Çakır: Evet, Mehmet Altan’a çok teşekkürler.

Mehmet Altan: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.