İçeridekiler dışarıdakiler

Türkiye öyle bir ülke ki her dini bayram öncesi akla ilk olarak cezaevleri ve açık görüşler geliyor. Yine Türkiye öyle bir ülke ki cezaevi denince de akla ilk olarak siyasi tutuklu ve mahpuslar, gazeteciler, aydınlar, siyasetçiler geliyor…

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. Pazar günü Kurban Bayramı başlıyor ve Türkiye öyle bir ülke ki, bayram deyince akla ilk olarak cezaevleri geliyor, açık görüşler geliyor. Ve tabii yine Türkiye öyle bir ülke ki, cezaevi denince de ilk olarak akla siyasî tutuklular geliyor, mahkûmlar geliyor. Değişik değişik davalardan tutuklu olarak yargılananlar, mahkûmiyet almış olanlar var. Kimisi siyasetçi, kimisi gazeteci, kimisi aydın, kimisi memur… Birbirinden farklı çok sayıda insan sırf görüşleri nedeniyle ve var olan iktidara aykırı pozisyonlar aldıkları için cezaevindeler. Ben de zamanında siyasî olarak tutuklu olarak bir buçuk sene hapis yatmış birisi olarak, bayramlarda –ve bayram dışında da ama özel olarak bayramlarda– hep aklıma cezaevleri gelir. Hangi suçtan olursa olsun cezaevinde yatan insanlara karşı en azından empati duyarım, duymak isterim. Çünkü cezaevi bambaşka bir şey; insanlara çok kolay geliyor; herkesi asıp kesmek, içeri atmak vs., ama bunların her birinin, gözaltından itibaren başlayan ayrı ayrı öyküleri ve ayrı ayrı dramları ve kimi zaman trajedileri var. Tabii ki öncelikle hasta tutuklu ve mahkûmlar var, sağlık durumu iyi olmayan birbirinden farklı insanlar ve bunların bazılarının cezaevinde hayatlarını kaybettiklerini görüyoruz, duyuyoruz, üzülüyoruz. Ayrıca çocuklar var, anneleri cezaevinde olduğu için onlarla beraber cezaevinde olanlar var — kimisi bebek, cezaevinde büyüyenler var. Özellikle 15 Temmuz’un ardından Fethullahçılara yönelik operasyonlarla beraber çok sayıda kadının tutuklandığını biliyoruz –yüzlerce–, ve bunların bazılarının, önemli sayıda kadının da çocuklarıyla beraber cezaevinde olduklarını, daha doğrusu çocukların anneleriyle beraber cezaevinde olduğunu biliyoruz. Bu konuda bugün saat 15:00’te arkadaşımız Canan Coşkun, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile bir yayın yapacak. Ömer Faruk Gergerlioğlu eski Mazlum-Der başkanı ve bu konuda, insan hakları ihlalleri konusunda, KHK’lılar konusunda –ki kendisi de milletvekili olmadan önce KHK’lıydı, doktor iken devlette çalıştığı hastanede atılmıştı–, bu konuda çalışmalar yapan az sayıdaki siyasetçiden biri kendisi. Maalesef Türkiye’de siyasetçilerin, milletvekillerinin insan hakları ihlâlleri konusunda çok fazla duyarlı oldukları söylenemez; az sayıda milletvekili var, Ömer Faruk Gergerlioğlu bunların içerisinde öne çıkan isimlerden birisi. Kendisi zaten insan hakları mücadelesinden geldiği için, benzer bir şekilde CHP’den Sezgin Tanrıkulu da yine insan hakları mücadelesinden geldiği için o da öyle. Saadet Partili Cihangir İslam da öyle mesela, bu ilk çırpıda aklıma gelenler, Cihangir İslam da geçmişi Mazlum-Der’den olan birisi. Bu noktada Mazlum-Der demişken bir not düşmekte yarar var: Geçen burada çevre meselelerinde iktidarın duyarsızlığını ele alırken, siyasî iktidarın kendi güdümündeki sivil toplum kuruluşlarının önünü açtığını, ama öyle olmayanları, kendisini eleştirenleri, kendisine mesafe alanları da engellemeye çalıştığını söylemiştim ve bir Mazlum-Der örneği vermiştim. Mazlum-Der’in en son yapılan kongresinden sonra eski yönetimden bir grubun ayrılmasına tanık olduk ve geri kalan yönetimin de büyük ölçüde siyasî iktidarı rahatsız etmeyen bir insan hakları örgütüne dönüştüğünü söylemiştim. Buna çok kızmışlar; kimisi telefonla aradı ya da sosyal medyadan cevap vermeye kalkanlar oldu ve birisi dedi ki: “Web sayfamıza girdiğiniz zaman, yalan söylediğiniz ortaya çıkar”. Ben o web sayfasına girdim, bir arama motoru var birçok web sayfasında olduğu gibi, oraya “Kuytul” yazdım. Kuytul ne? Alparslan Kuytul. Alparslan Kuytul, biliyorsunuz Furkan Vakfı’nın başında, Adana merkezli ve Türkiye’de son dönemde mağdur olan İslamcı bir şahsiyet. Neden mağdur olduğu da çok açık; siyasî iktidara mesafeli olması ve hatta eleştirel olması. Ama baktım ki Mazlum-Der’in sayfasında Kuytul ile ilgili herhangi bir şey yok. Ama bol sayıda Filistin, Yemen vs. var. Tabii ki olsun, bunlar da önemli, İslam dünyasında yaşanan hak ihlâlleri de önemli; ama mesela İslamî çevrenin insan hakları kuruluşu iddiasında olan bir yer Alparslan Kuytul’u dert edinmezse, onun meselesini dert edinmezse neyi dert edinir? Ki biz, İslamcılıkla hiçbir alâkası olmayan bir kurumuz, gazetecilik yapan bir yeriz ve ilk andan itibaren Alparslan Kuytul olayını yakından takip ettik. Ben şahsen burada birkaç kez bu konuda yayın yaptım. En son eşi Semra Kuytul da hafta içi bir sabah vakti arkadaşımız Büşra Cebeci’nin konuğu oldu. Dolayısıyla bu kadar aleni bir olaya bile sesini çıkarmadıktan sonra, niye çıkarmaz, neden yapmaz? Bunu anlamak mümkün değil. 

Şimdi, hak ihlâlleri konusunda önemli olan, nereden olduğunuz değil; ihlâllerin yaşanıp yaşanmadığıdır. Şu anda görüyorsunuz, Ahmet Altan, Taraf gazetesinin genel yayın yönetmeniyken benim canımı da –NTV’de çalışıyordum o zaman– şahsen yakmış birisidir, ama benim kişisel olarak aramda bir mesele olsa dahi Ahmet Altan’ın şu anda haksız yere içeride tutulduğunu söylemek, boynumuzun borcu olması gerekir. “İyi oldu, hak etti” gibi şeyler söylenecek hali yok; çünkü Ahmet Altan gazetecilik yaptı. Siz bir gazeteci olarak gazeteciliğini eleştirebilirsiniz, yanlış bulabilirsiniz –ki yanlıştı, zamanında da eleştirmiştik, hâlâ eleştiririm– ama bu onun yıllardır cezaevinde olmasını hiçbir şekilde meşrulaştırmaz. Cumhuriyet gazetesindeki arkadaşlarımız, şu anda Musa Kart’ı görüyorsunuz, daha önce Hakan Kara vardı ve bu arkadaşlarımız –ki en son haklarında Yargıtay’da çıkan kararın ardından çoktan tahliye olmaları gerekirdi–, hâlâ cezaevindeler. Sayıları çok, gazetecilerin sayısı çok ve siyasetçilerin, şu anda da Sırrı Süreyya Önder’i görüyoruz, yakın bir arkadaşım, dostum ve gerçekten özlediğim bir isim. Maalesef kendisini cezaevinde ziyaret etmemize izin verilmiyor, ama Sırrı Süreyya Önder zamanında Türkiye’de önemli bir deneyimi olan, Çözüm Süreci’nde çok önemli roller üstlenen biri; daha sonra o süreç kapatıldıktan sonra, sona erdirildikten sonra o dönemde yaptıklarından dolayı yargılandı, mahkûm oldu ve şu anda cezaevinde yatıyor. Ve Türkiye’de siyaset gerçekten Sırrı Süreyya’sız bayağı bir renksizleşmiş durumda. 

İsimler çok, tek tek hepsini saymaya kalksak çok isim var. Ama burada sorun şu: İçeridekilerin durumu, biz dışarıdakilerin durumuyla doğrudan alâkalı. Biz nasılsak onlar da bir anlamda öyle, hatta kimi durumda bizim durumumuzdan daha iyi olabiliyorlar; çünkü en azından zaten içerideler — öyle söyleyeyim. Ama dışarıdaki insanların bir kısmının da tepesinde, en azından cezaevleri, yani yargı, bir Damokles kılıcı gibi sallanıyor ve o anlamda insanlar kaybedecekleri şeyler, başta özgürlükleri oldukları düşüncesiyle çok temkinli hareket edebiliyorlar. Bu anlaşılır bir şey, insanlar çekinebilir, bu çok makûl bir şey; ama yine de her şeye rağmen, bütün kısıtlamalara rağmen, bütün baskılara rağmen, bütün engellemelere rağmen insan hakları ihlâllerinde, özgürlük haklarının ihlâllerinde, özellikle düşünce suçu diye kavram yaratıp onun içerisinde insanların içeride tutulmalarına karşı herkesin, her bireyin yapabileceği bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Hele benim gibi gazetecilerin muhakkak yapacakları şeyler vardır ve yapması gereken şeyler vardır ve elimizden geldiği kadar bunu yapmaya çalıştık, ben de şahsen yapmaya çalıştım, çalışıyorum, bundan sonra da bunu bir kayda geçiriyorum. Kesinlikle bunu gözetmek lâzım. Kim olduğuna bakmaksızın başıma bir şey gelir mi demeden, sadece insanî de olsa, yani siyasî bir duruş sergilemek de gerekmez, insanî duruşla da olsa bu konuda cezaevlerinde yatan insanların yanında olmak, onlara destek vermek, zor günlerde onların yanında olabilmek gerçekten çok önemli bir husus. 


Gördüğünüz gibi çok büyük lâflar etmedim, kendi halinde eski bir cezaevi siyasî tutuklusu olarak, 18 ayını cezaevinde geçirmiş birisi olarak şu anda özel olarak siyasî nedenlerle cezaevinde olanlarla bayram öncesi dayanışma duygularımı iletmek istedim. Bugün bir başka yayın yapacağım, galiba 17:30’da olacak. Orada tekrar Abdullah Öcalan faktörünün devreye girip girmediğini değerlendireceğim — büyük lâfları oraya saklayalım. Şu anda bu yayında içerideki herkese, özellikle siyasî tutuklulara, gazetecilere, aydınlara, siyasetçilere, Sırrı Süreyya Önder’e, Selahattin Demirtaş’a, Ahmet Altan’a, Nazlı Ilıcak’a, Cumhuriyet’in eski çalışanlarına, bütün herkese buradan selamlarımı iletiyorum. Onlar tabii ki interneti izleyemedikleri için bizi de izleyemiyorlar, ama haberdar olan yakınlarının bir şekilde onlara bayram ziyaretinde selamlarımızı iletmesini temenni ediyorum ve bayramlarını şimdiden tebrik ediyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.  

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar