Kılıçdaroğlu’nun (yeni) Kürt açılımı

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu dün akşam Kürt Dili ve Edebiyatı mezunlarıyla bir araya geldi Kürtçe ile ilgili mesajlar verdi. Kılıçdaroğlu’nun yeni bir Kürt politikası üzerine çalışmalar yaptırdığı da söyleniyor. CHP bu kez sahiden bir “Kürt açılımı” yapabilir mi?

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Merhaba, iyi günler. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu dün akşam İstanbul’da Kürt Dili ve Edebiyatı mezunlarıyla buluştu — ilginç bir buluşma. O toplantıyı düzenleyen iki kişiyle arkadaşımız Gülçin Karabağ bugün saat 16.00’da burada bir yayın yapacak ve neler konuşulduğunu, neden böyle bir fikrin ortaya çıktığını, bütün bunları değerlendirecekler, tartışacaklar. Ama oradan yansıyanlara baktığımızda, Kılıçdaroğlu’nun özellikle Kürtçeyle ilgili, Kürt diliyle ilgili birtakım önermelerle çıktığını görüyoruz. Bu konuya sahip çıkmaya başladığı yolunda işaretler var. Dikkat ederseniz tam kelimeleri bulmakta zorlanıyorum, çünkü Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesinden bu zamana geçen süre içerisinde Kürt meselesinde CHP genellikle hep bir şeyler yapmaya çalışıp hep bir şeylerden kaçındı, iniş çıkışlı bir grafik oldu ve hiçbir zaman net, düzgün bir Kürt politikası stratejisi görmedik. Bu yayının başlığına onun için parantez içerisinde (yeni) dedim, çünkü değişik dönemlerde CHP’nin Kürt açılımı yapacağı, Kürt sorununa yönelik birtakım açıklamalar yapacağı, politikalar geliştireceği, pozisyonlar alacağı söylendi; birtakım gelişmeler oldu, ama sonra bunlar söndü. Özellikle AKP hükümetinin yürüttüğü barış süreci, çözüm süreci, açılım, her neyse değişik değişik aşamalarda CHP hep tam bir reddediş içerisinde olmadı, ama aktif bir katılım içerisinde de olmadı. Bütün bu süre içerisinde Kılıçdaroğlu liderliği –aslında Kılıçdaroğlu öncesinde de– CHP’nin Kürt sorunu konusundaki politikasını büyük ölçüde tereddütlerin belirlediğini söyleyebilirim. Bu konuda net, açık, belirgin bir politikası olmadı. CHP’nin önde gelen isimleri hiçbir zaman Kürt sorununun varlığını reddetmedi, ama hiçbir zaman da bu sorunun Türkiye’nin en acil sorunu olduğu bilincinden hareketle buna yönelik çok topyekûn, kapsamlı, birçok ayağı olan politikalar geliştirmediler, duruşlar sergilemediler. Hükümetin, iktidarın eleştirisinin ötesinde adımlar çok fazla olmadı. 

Şimdi olabilir mi? Aslında şimdi olabilmesi için birçok şart mevcut. Öncelikle Erdoğan’ın Kürt sorununa ilgisi tamamen ortadan kalkmış durumda. Erdoğan, MHP’yle beraber bir zamanlar çok eleştirdiği inkâr çizgisine bayağı yaklaşmış durumda; hatta zaten kendisi değişik vesilelerle artık böyle bir sorunun kalmadığını, çözüldüğünü söylüyor — ki çözülmüş falan değil. Bunun çözülmediğinin en son örneğini kayyum olayında da gördük. Ülkenin o kadar büyükşehir belediyesinden üç tanesinin görevden alınması, bu şehirlerin Diyarbakır, Van ve Mardin olması, Türkiye’de Kürt sorununun varlığını bize bir kere daha gösterdi. Şunu söylüyor insanlar, Kürt sorununu inkâr edenler, varlığını reddedenler: “İnsanlar, Kürt insanlar da, Kürtler de, Kürt vatandaşlar da en üst düzey görevlere gelebiliyorlar, vali oluyorlar, işte şu oluyorlar, bu oluyorlar, demek ki sorun yok”. Ama şunu biliyoruz ki bu kişilerin, gelen kişilerin kökenleri Kürt olabilir, etnik olarak Kürt olabilirler, ama Kürt kimliğine sahip çıkma konusunda çok net duruşlar sergileyenlerin önünün her anlamda kapalı olduğunu biliyoruz. Bir ara açılır gibi oldu, bir ara o açılım süreçlerinde bunlar teşvik edildi; ama tekrar sil baştan başa döndük. CHP’nin bunu yapabilmesinin, Kürt sorununda yeni bir açılımın, gerçek sahici bir açılım yapabilmesinin önündeki en önemli imkân bir kere iktidarın bu olayı iyice boşaltmış olması, çok açık bir alan var. 

Bir diğer olay da; en son 31 Mart-23 Haziran’da gördüğümüz gibi HDP’nin CHP’ye desteği olayı var — bir realite bu. Adını HDP koydu, CHP’liler bunu bu açıklıkta telaffuz etmediler, ama hepimiz biliyoruz ki, herkes biliyor ki CHP’nin büyükşehirlerde –özellikle Adana’da, Mersin’de, Antalya’da, İstanbul’da ve hatta Ankara’da– kazanmasında Kürt seçmenin tavrı belirleyici oldu. Eğer HDP bir aday çıkartmış olsaydı ya da bir şekilde devletin Öcalan’a söyletmeye çalıştığı gibi bir boykot çizgisine girmiş olsaydı, herhalde bu illerin hemen hemen hepsinde rakip iktidarın adayları kazanırdı pekâlâ. Özellikle İstanbul’da ilk seçimin kılpayı olduğunu, aranın daha sonra açıldığını biliyoruz; buralarda, İstanbul’u almasında Kürt seçmenin çok önemli bir rolü oldu. Şimdi buna karşı bir minnet duygusundan bahsetmiyorum; bu da olabilir pekâlâ, ama bu süre içerisinde bir yakınlaşma oldu ve birtakım karşılıklı önyargıların bu seçim sürecinde aşılmış olduğunu görüyoruz. Sırrı Süreyya Önder ile arkadaşımız Canan Coşkun bir söyleşi gerçekleştirdi, o da bunun özellikle altını çiziyor, “Keşke daha açık, adı konularak olsaydı; ama bu da çok önemli bir deneyim olarak kayıtlara geçti” diyor. Evet, gerçekten bu son seçimler CHP’yle Kürt seçmenin ve Kürtlerin yakınlaşmasının zeminini çok elverişli bir hale getirdi. Buradan pekâlâ yürünebilirdi ve yan yana durulduğu zaman çok da ağır faturalar falan olmadı; tam tersine her iki tarafın da kazançlı çıkabileceği ittifakların, işbirliklerinin olabildiği bu seçimlerde görüldü. Lâkin kayyum atamasında CHP’nin tereddüdü, ilk andan itibaren açık, net tavırlar sergilememesi –bazı isimler yaptı bunu ama– özellikle Kılıçdaroğlu’nun bu konuda tereddüdü, ilk andan itibaren çok açık ve bariz pozisyonlar almaması işin rengini değiştirdi. 

Niye böyle oluyor? Çünkü bence CHP iki şeyden ürküyor: Öncelikle kendi içinden ürküyor; çünkü CHP’nin içerisinde hatırı sayılır bir şekilde –hem tabanda hem de yönetim kadrolarında– Kürt sorununa karşı oldukça mesafeli duran kesimler var — birincisi bu. İkincisi de, CHP kendini Kürt sorununda Kürtlere bakarak değil, devlete bakarak ayarlamayı seçiyor. Yani Kürt sorununda ileri bir pozisyon alması durumunda bunun iktidar tarafından aleyhine kullanılacağını ve Türk milliyetçiliğinin kışkırtılarak kendisinin yıpratılacağını düşünüyor — bence bu bir şehir efsanesi. Zaten CHP’ye karşı iktidar, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan, istediği zaman, istediği şekilde kara propaganda yapabiliyor. HDP’yle ya da HDP tabanıyla yakınlaşmasının üzerine yapacağı kara propagandaların çok da etkili olacağını sanmıyorum — nitekim 31 Mart’ta gördük. 31 Mart’ta tamamen beka üzerine ve terör üzerine, terörizm üzerine kurdu söylemini Erdoğan ve tam bir hüsranla karşılaştı. Bu da gösteriyor ki artık milliyetçilik üzerinden, milliyetçiliği tırmandırarak yürütülen bu politikalar Erdoğan’a pek bir katkı sağlamıyor. CHP’nin de aslında bu kadar fazla ürkmemesi gerektiği de ortaya çıktı. Ancak bu ürkme halinin CHP’de hâlâ geçerli olduğunu görüyoruz. 

Peki şimdi ne oluyor? Kılıçdaroğlu Kürt sorunu konusunda bir arayış içerisinde, dünkü toplantı bunun bir örneğiydi. Değişik yerlerden duyuyorum, yeni çalışmalar hazırlatıyor. Ama tabii çalışmalar deyince, hemen, CHP’de hep komisyonlar kurulur, raporlar hazırlanır, onlar power point sunumlarla sunulur vs. ama hayatın gerçekleriyle bir araya getirilemez. Yani birtakım açıklamalar yapılır, onun ötesine taşınamaz. Bunlardan birisi tekrar yaşanabilir mi? Pekâlâ yaşanabilir; yine birtakım raporlar hazırlanabilir, taslaklar hazırlanabilir, bunlar bir şekilde anlatılabilir; ama hayata uyarlanması olmadığı için bunlar sadece yapıldığıyla kalabilir. Ama bunun değişik olma ihtimali var, çünkü bu konuda CHP içerisinde çalışan insanların konuya hâkimiyeti ve hassasiyeti daha önceki deneyimlere göre çok daha pozitif bildiğim kadarıyla. Dolayısıyla CHP, önündeki bu fırsatı değerlendirmeye çok daha yakın; ama yine tekrar onu söylemek lazım: Hâlâ sırtında birtakım yükler var, kendi kendine yarattığı yükler var. Suriye söz konusu olduğu zaman karşımıza çıkıyor, başka hususlar olduğu zaman karşımıza çıkıyor. Eğer o eşiği aşarsa, CHP gerçekten Türkiye’de iktidara alternatif bir parti de olabilir. Bunu şundan söylüyorum: Türkiye’de benim yakından tanık olduğum 80’li yılların ortasından itibaren süreçte kim ki Kürt sorununu çözmeye talip oldu, bu konuda birtakım vaatler dile getirdi, onu bu ülkenin seçmeni iktidara bir şekilde taşıdı. Bir anlamda Özal böyleydi, Tansu Çiller böyleydi, Süleyman Demirel böyleydi ve Tayyip Erdoğan böyleydi; ama bunların hemen hemen hepsi değişik şekillerde değişik süreçlerle fiyaskoyla sonuçlandı, başarısızlıkla sonuçlandı. 

Bir dönem, CHP olmadan önce SHP döneminde, Kürt sorunu konusunda çok aktifti, özellikle bazı milletvekilleri çok aktifti, orada bir yakınlaşma oldu. Ama o tarihte, özellikle 80’li yılların sonlarında yaşanan bu yakınlaşmayı bence CHP kadroları ya da sosyal demokrat hareketin kadroları yanlış yorumladı –HEP’in yani HDP’nin ilki olan HEP’in ortaya çıkış süreçleri bunlar– orada şöyle bir mantık yapıldı: “Biz Kürt hareketiyle bu kadar yakın olduğumuz için çok ciddi kayıplara uğradık. Dolayısıyla mesafemizi açmamız lâzım”. Ama orada şu yanlış yapıldı; Kürt hareketiyle mesafe konulurken aslında Kürt hareketiyle Kürtlerin arasındaki iç içe geçme realitesi ıskalandı ve Kürt hareketine konulan mesafe aynı zamanda Kürtlere konulmuş bir mesafe haline geldi. Şu anda CHP Güneydoğu’da hemen hemen hiçbir yerde iki haneli yüzdelere ulaşabilmiş değil. Yani yüzde 10, 20, 30 falan hayal; yani bunlar hiçbir şekilde söz konusu değil. Peki buralarda tekrar güçlü olabilir mi? Buralarda CHP tekrar –Diyarbakır’da mesela– yüzde 20 oy olabilir mi? Yıllar önce, 70’li yıllarda olduğu gibi birtakım oy oranlarına ulaşabilir mi? Hiç sanmıyorum, bu artık çok olabilecek bir şey değil. Ancak oy gelmeyecek diye Kürtlere yönelik birtakım vaatlerde bulunmamak, onların bazı taleplerini sahiplenmekten uzak durmak yanlış olur. Daha önceki bir yayında da söyledim, CHP’nin şu anda yapabileceği bence en akıllıca strateji, Kürtlere yönelik en akıllıca strateji, Kürtlerin tercih edeceği ikinci parti olabilmek. Bugün Türkiye’de birçok Kürdün, özellikle bölgede ikinci parti tercihi CHP değil benim bildiğim, AKP daha fazla öne çıkıyor. Çünkü orada hem bir AKP varlığı var, bir de AKP’nin iktidarda olmasından dolayı o iktidardan bir şekilde istifade edebilme perspektifi var. CHP daha çok büyük şehirlerdeki Kürtlerin, eski kuşak ama, son dönemde girenlerden ziyade eski kuşak, çok eskiden beri İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da yaşayan Kürtler içerisinde belki kısmen birinci belki de ikinci parti olabiliyor; ama bölgede ikinci parti olabilmesi, yani HDP’nin ardından tercih edecekleri ikinci parti olabilmeyi başarabilirse bile, bence bu CHP’nin önününü çok ciddi bir şekilde açabilir. 

Bu sefer bu olacak mı, bir açılım gerçekten söz konusu mu? Kendileri böyle bir şey telaffuz etmediler, bu benim yakıştırmam gibi oldu; ama belki kendileri de bunu böyle telaffuz edecekler, orada başlayacak zaten ürkmenin sürüp sürmediği. Ama bu açılıma doğru evrilebilir ve açılıma doğru evrilirse eğer, doğru kişiler doğru politikaları doğru zamanlarda ve doğru yerlerde seslendirebilirlerse, bunlar sadece göstermelik olarak kalmazsa, o zaman CHP’nin önünün çok ciddi bir şekilde açık olduğu kanısındayım. Zor bir iş, öncelikle kendi içerisindeki dengeler, alışkanlıklar, önyargılar ve önkabullerle uğraşmak zorunda. Ondan sonra tabii Kürt hareketinin getireceği, onunla ilişkinin getireceği bir dizi sorun olacak, bunlar öyle kolay, hemen çok âlâ bir şekilde her şeyin yoluna gireceği hususlar değil ve arada tabii telafi edilmesi gereken çok ciddi bir zaman boşluğu var. Dolayısıyla kolay değil, ama pekâlâ mümkün, bana öyle geliyor. 

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar