Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (48): Diyarbakır’dan geçen yol

“5 Soru 10 Cevap” programının bu bölümünde Kemal Can şu sorulara yanıt aradı:

İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti ne anlama geliyor, istenen etkiyi yaptı mı?

Ziyaret ve söylenen sözler, HDP seçmeninde nasıl bir karşılık bulabilir?

CHP tabanında HDP ile yan yana görünme fobisi artık aşıldı denebilir mi?

Kayyum hamlesiyle yeni bir atak deneyen iktidar, meseleye nasıl yaklaştı?

Muhalefet ortak bir siyasi gündem kurabilme imkanını yeniden kazanabilir mi?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. Bu hafta, önümüzdeki döneme de etkisi olabilecek bir hadiseyi konuşacağız: İmamoğlu’nun Diyarbakır’a yaptığı ziyaret. Başlığımız; Diyarbakır’dan geçen yol. 

Mesut Yılmaz’ın ifade ettiği ‘Avrupa’ya giden yol Diyarbakır’dan geçer’ sözüyle bir anlam kazanmıştı. Ama pek çok siyasetçi, Demirel’in ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ dediği, Erdoğan’ın defalarca çıkartma yaptığı, Binali Yıldırım’ın son seçim öncesinde bir umut diye tekrar ziyaret ettiği, Diyarbakır’da verilen mesajlar ve Diyarbakır’a yapılan ziyaretler Türk siyasetinin genelini etkiliyor. 

İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti ne anlama geliyor, istenen etkiyi yaptı mı?

Kayyım kararından sonra, Kılıçdaroğlu’nun ağzından CHP’nin yarı eylemsizlik yaklaşımı, biraz daha düşük profilli bir itiraz tercih edileceğinin söylenmesi bir kırıklık yaratmıştı. Özellikle CHP’nin yerel seçimdeki işbirliği ve dayanışmanın ardından çok açık ve hukuki demokratik sistem darbesi olan kayyım meselesinde HDP’yi yalnız bırakacağı fikri, bir genel moral bozukluğu, HDP seçmeninde bir kırıklık yaratmıştı. Ardından Muharrem İnce gitti ve Ahmet Türk’ü ziyaret etti. Bunun dışında bazı vekiller HDP’nin eylemlerine destek verdi. Oturma eylemlerine katıldı. Açıklama ve fiziki varlıklarıyla destek oldu. Bunlar oldu, Kürtçe açılımı gibi Kürtlere dönük yeni politikalar geliştirme konusuna tamamen kapalı olmadığının işaretlerini vermeye çalışsa da CHP’nin tavrının kırıklık yarattığını söyleyebiliriz. 

İmamoğlu planlanmış olan gezisine Diyarbakır’ı eklemesi, orada belediye başkanlarıyla buluşması, Tahir Elçi’nin mezarını ziyaret etmesi, kentte dolaşması, Sur’a gitmesi… Bunların hepsi, tabii birden bire havayı değiştirdi. Çok net sözlerle darbe tespitini tekrar ederek tavrını koydu. Hem İstanbul’un desteğini Diyarbakır’a taşıdığını hem de Diyarbakır’ın sesini İstanbul’a götüreceğini söyleyerek aslında bir karşılıklı etkileşimin de güçlü işaretlerini verdi. Bütün bunlar ve görülen gösterilen ilgi, bir tür hava değişikliğine yol açtı. Ama henüz bunun moral seviyede kaldığını söylemek zorundayız. Cesaretlendirici bir giriş olarak elbette bir anlamı var ama şu andaki etki sadece moral seviyede. Önemsiz bir etki değil. Muhalefetin bu konuda etkili ve kararlı bir tavır takınması açısından henüz başlangıç seviyesinde bir girişim olarak değerlendirilebilir. 

Ziyaret ve söylenen sözler, HDP seçmeninde nasıl bir karşılık bulabilir?

Ben geziyi canlı izlemedim. Medyadan takip ettim. Görüşlerine güvendiğim insanların aktardığı izlenimler, gördüğüm görüntüler, fotoğraflar ciddi bir ilginin ama asıl olarak İmamoğlu’nun gelmiş olmasından duyulan memnuniyetin gösterildiğinin işaretleri fazlasıyla var. Çok benzetilebilir mi bilmiyorum -Ahmet Türk de bir benzetme yaptı ve o günlere bir hatırlatmada bulundu- 1987‘de Erdal İnönü’nün gezisini izlemiştim: Oradaki hareketliliği ilgiyi gözlerimle görmüştüm. Belki onla benzeştirilemez ama CHP varlığıyla tekrar bölgenin bir tür yakınlaşması, ilişki haline geçmesi ve birlikte davranılabilirlik fikrinin her iki tarafta da oluşması açısından bu görüntünün önemli olduğunu düşünüyorum. En önemlisi yalnız bırakılmışlık içindeki, sadece kendisinden ibaret bir siyasi mücadeleye sıkıştırılmış Kürtler açısından, sembolik olmaktan daha ileri bir anlamı olduğu açık. 

Yerel seçimde çok net gördüğümüz üzere, HDP seçmeninin muhalefetin bütününün kazanımlarıyla kendilerinin de bir şeyler kazanacağına inanmak konusunda önemli mesafe aldıklarını ve fedakarlıklar yaptıklarını da izledik. Sonuç alıcı bir tavır oldu bu. Ama çok önemli bir şeyi daha fark etmiş durumdalar ve herkese de fark ettirmeye çalışıyorlar. Geçici siyasi avantajlarla sonuç elde etmenin ya da bazı uzlaşmalarla kazanılanların kalıcı olamayacağı, asıl olarak yapısal ve sistemsel birtakım güvenceler kazanmanın, bunun mücadelesini yürütmenin, bu mücadele içinde dayanışmayı büyütmenin önemini hem görmüş hem de göstermiş olduklarını düşünüyorum. Çok uzun bir süre  AKP’nin etki alanında kalmış olan önemli bir kütlenin de, bu realiteyle birlikte çok  değişmez görünen oy davranışlarını değiştirebildiğine tanık olduk. Bu sürecin kayyım meselesi ile kırılmaya uğratılması iktidarın hedeflerinden biriydi.  Bu ziyaret, bu hamleyi zayıflatan bir sonuç doğurabilir. 

CHP tabanında HDP ile yan yana görünme fobisi artık aşıldı denebilir mi?

Bir süredir, bu ziyaret vesilesiyle de yoğunlaşmış biçimde CHP’ye dönük yoğun kampanya yürütülüyor. Yerel seçimin öncesinden başlayarak sonrasında da devam eden kampanyada, bu ziyarette taarruza neden oldu. Fakat bu eskisi kadar kendiliğinden ve kolay etki yaratmadı. Sosyal medyada takip ettiğimiz kadarıyla yoğun bir iktidar yanlısı trol faaliyeti var. Sanki CHP’liymiş gibi yapan, olup bitene o cepheden reaksiyon veriyormuş gibi taklit yapanlar çok fazla. Onların harekete geçirdiği, sahici bir CHP reaksiyonu bir türlü oluşmuyor. Uzun süredir olmuyor, yerel seçimde de olmamıştı. Elbette marjinalize olmuş birtakım tepkilerden bahsedebiliriz ama düğmesine basıldığında çok kolay başlatılan bir tepkiyken, artık kolay işlemiyor. 

Buna karşılık, bunu her sefer yaşanarak öğrenen, bunu gördükçe cesaret kazanan merkez tavrı, yani tabanının açtığı krediyi görmeden harekete geçemeyen ya da bu cesareti göstermeyen tavan tavrının hâlâ devam ettiğini görüyoruz. Bu konudaki fobileri önemli ölçüde aşma potansiyelinin, CHP teşkilatı ve genel merkezi tarafından yeterince cesaretle desteklenmediği durumlarla karşılaşıyoruz. Burada bir parantez açmalıyız. Yerel seçimde de önemli etkisi olduğunu bildiğimiz İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun ileri çıkarak hatta “Türkiye halkları” kavramını kullanarak “mücadeleyi büyütürsek hiçbir şey yapamazlar” cümlesi, bu cesaret meselesiyle ilgili önemli bir aşama olarak ortaya konulabilir. 

Kayyum hamlesiyle yeni bir atak deneyen iktidar, meseleye nasıl yaklaştı?

Epeydir medyada fazla yer almayan Erdoğan, yeniden konuşmaya başladı. Hafta sonu Konya’daki konuşmasında benzer temalarla CHP’ye ve İmamoğlu’na saldırdı: “Siz görevden alınmış belediye başkanlarını ziyaret etmekle kimle yan yana olduğunuzu gösteriyorsunuz” şeklinde. Ama galiba asıl rahatsızlık, kayyım hamlesiyle kurulmak istenen yeni gündemdeki bazı zaafların ortaya çıkması riski. AKP içerisinden oluşacak yeni parti girişiminin de, Kürt meselesiyle ilgili bir perspektif açma ihtimalinin konuşulduğu, hatta kadrolarında bunu sembolize edecek isimlere yer vermeye hazırlandığı gibi kulislerin eşliğinde düşünüldüğünde bu tedirginlik daha anlaşılır. Cumhurbaşkanı belediye başkanlarının tatili ziyareti gibi meselelerle politika üretmeye, siyaseti buradan kurmaya çalışıyor. 

Bunun hemen yanına Suriye meselesi her zaman ekleniyor. Erdoğan, “Fırat’ın doğusu bizim önceliğimiz” dedi. Yapılan yorumlarda Erdoğan’ın seçim yenilgisini dengeleyebilecek bir zafer, en azından zafer gibi kullanabileceği bir şeye ihtiyacı olduğu değerlendirmesi çokça yapılıyor. Ben, Suriye meselesinde siyasi iktidarın -tabii ki her durumu zafer olarak ilan etme imkanına sahip, bu medya gücü ve karşısında söylenen bir şey olmadığı için- asıl derdinin zafer havası değil gerilim havası olduğu kanaatindeyim ve gerilim havasını kendi dışına da yayabilmekle daha çok meşgul. Bunun kırılacağı her türlü gelişmeye da yüksek reaksiyon veriyor. Gerilimi tırmandırmaya gayret ediyor. Bu meselede de bunu gördük gibi düşünebiliriz.

Muhalefet ortak bir siyasi gündem kurabilme imkanını yeniden kazanabilir mi?

Bu, her zaman mümkün. Bu sorunun cevabı her zaman evet. Defalarca Türkiye’de sadece etkili aktörlerin yarattığı imkanlarla değil, bu toplumun kendiliğinden de direncini gösterebilecek kanallar yaratabildiğine tanık olduk. Her zaman böyle bir imkan ve zemin mümkün. Bunun en önemli ayağı gündemi kaptırmamak. Bugüne kadar çok uzun süren AKP iktidarının çok erken keşfettiği ve büyük ölçüde avantajlı olarak kullandığı şey gündemi belirlemek ve kabul ettirmek. Kendi dışındaki herkesi de kurduğu gündemin içinde tutma becerisi. Bunu önemli ölçüde kaybetmiş durumda son yıllarda. Bu gündem, gündemin hareketliliğini kontrol ama daha önemlisi de bu gündemi kabul ettirme gücünü tekrar teslim etmemesi gerekiyor muhalefetin. Bu çok önemli bir ayak. Bunun için biraz daha cesaretli, ilk önce de birlikte davranma cesaretiyle davranılması gerekiyor. Burada bir küçük parantez açarak, kayyum hamlesi sonrasında, referandumdan itibaren ve yerel seçimde kötü sayılmayacak bir muhalefet bileşeni olarak fonksiyon görmüş İYİ Parti’nin çok yalpaladığını not edelim. Buna karşılık AKP içinden oluşacak yeni parti girişimlerinin de, bir biçimde iktidar gündemi dışındaki alana doğru itilmesi gerekiyor. 

Şu anda muhalefetin genelinde yaygın eğilim, bu çevrelere bir mesafe koymak, bunlara ilişkin bir umut geliştirmenin yanlışlığını işaret etmek. Fakat her türlü muhalefet hareketi, diğer bileşenlerin, diğer hareket eden siyasi aktörlerin kendi temel tezleri ve talepleriyle ilgili söz söylemesini sağlamaya çalışmak zorunda. Bu da şu demek; her türlü yeni muhalefet girişimini, AKP içinden çıksın başka yerden çıksın, temel muhalefet talepleri üzerine konuşmaya, tavır almaya ve bu gündem üzerinde siyaset yapmaya zorlamak, başka bir birliktelik alanı yaratmak demektir. Birliktelik ya da ortak siyasi sonuç, sadece ittifaklarla oluşmaz. İttifaklar bir siyasi yöntemdir ama tek yöntem değildir. Diğer bütün siyasi aktörleri belirli gündemlere zorlamak, çok daha etkili bir siyasi performans göstergesidir. Muhalefetin şimdiye kadar eksik olan tarafı bu. Doğrudan Diyarbakır ziyareti ile ilgili değil ama onun yarattığı havanın içinde, Kılıçdaroğlu’nun anayasa meselesini gündeme açması, HDP’nin yeni bir anayasa perspektifinden bahsetmesi, Prof. Yüksel Taşkın’ın AKP içindeki hareketliliğin yeni bir anayasa aritmetik bir fırsat yaratabileceği düşüncesi önemli. Dolayısıyla, iktidarın gündem soğutarak yaratabildiği havayı, tekrar dayanışma cesareti göstererek kırmaya yeltenmiş olan muhalefetin, yeni bir gündem kurarak kalıcı biçimde anayasa tartışması açması mümkün. Oluşacak yeni siyasi hareketliliklerin de buna katılması, bunu gündem yaparak yürümesi, moral üstünlüğü ve gündem kontrolünü tekrar muhalefete geçirebilir. Diyarbakır’dan geçen yol, İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti bu konuda bir kapı olsun diyelim. 

Şimdilik bu kadar. Tekrar iyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar