Ekonomi Tıkırında (34): Güvenmek ya da güvenmemek…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 34. bölümünde Sedat Pişirici, Türkiye İstatistik Kurumu ile Merkez Bankası’nın güven endeksi verilerinden hareketle Türkiye ekonomisini değerlendirdi. 

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

İyi günler, 

Ekonomi Tıkırında’nın 34. bölümüyle karşınızdayım. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 20 Eylül Cuma günü tüketici güven endeksini yayınladı. Endeks değeri eylül ayında 55,8. Şöyle bir başlık vardı Medyascope’ta ilgili haberde: “Tüketici geleceğe güvenmiyor, tasarruf edebileceğine ise hiç ihtimal vermiyor!”  Neden öyle? Şimdi bu endeks, ağustos ayında 58,3’tü yüzde 4,3 oranında azaldı, eylülde 55,8’e geriledi. Aynı endeks, yılın ilk ayı ocakta 58,2’ydi, yılın ilk yarısı sonunda haziranda 57,6’ydı. Yani bir gerileme inişli çıkışlı da olsa söz konusu. Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) bu verileri yayınlarken metnin en altına da şunu yazıyor: “Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması güveninde kötümser durumu gösteriyor”. O zaman endeksteki bu 55,8’lik değer Türkiye’de tüketicinin eylül ayında bir hayli kötümser olduğuna işaret ediyor. 

Endeksin bir de alt kırılımları var, onlara bakalım. Bir tanesi hane halkının maddi durum beklentisi. Önümüzdeki 12 aylık döneme ilişkin olarak hanenin maddi durum beklentisi 74. Bir önceki ay 77,8’miş bu değer, yaklaşık yüzde 5 oranında gerilemiş. Yine tüketicinin gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi ağustosta 74,3 iken yüzde 54,30 oranında azalarak yüzde 71’e gerilemiş. İşsiz sayısı beklentisinde de durum aynı. Gelecek 12 aylık dönemde işsiz sayısı beklentisi yüzde 55,3. 58,3 iken yine gerilemiş eylül ayında. Tüketicinin gelecek 12 aya ilişkin en ihtimal vermediği şey ise tasarruf etmek. Tasarruf etme ihtimali endeksi yüzde 22,8. Sonuç: Tüketici güvenmiyor!

TÜİK bugün de sektörel güven endekslerinin Eylül 2019 verilerini açıkladı. Sektörel güven endekslerinin de 100’den büyük olması sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması kötümserliğini gösteriyor. Buna göre bakıyoruz: Hizmet sektörü güven endeksi 89,3, yani kötümser. Perakende ticaret sektörü güven endeksi 97,6, yani kötümser. İnşaat sektörü güven endeksi 60,1, kötümser. 

Sonuç: Sektörler de güvenmiyor. Bakınız, bunlar inandırıcı gelmiyorsa bir başka veri sunayım; Merkez Bankası bugün iktisadi yönelim istatistikleri ve reel kesim güven endeksi sonuçlarını açıkladı. Eylül ayında reel kesim güven endeksi bir önceki aya göre 3,7 puan azalarak 98,8 seviyesinde gerçekleşmiş. Açıklanan metinde gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde “üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin zayıfladığı, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin ise azalış bekleyenler lehine döndüğünü gözlenmektedir” diyor. Yani bu bir hayli teknik ya da politik satırlar, aslında diyor ki, güvenmiyorlar. “Gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcaması ve gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin zayıflayarak devam ettiği görülmektedir” diyor aynı metinde. Sonuç: reel sektör de güvenmiyor. 

Geçen hafta başında 17 Eylül Salı günü Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) bir açıklama yaptı. Aynen okuyorum: “Kurumumuz tarafından yapılan güncel mali bünye değerlendirme çalışmaları neticesinde bankacılık sektöründe takip hesapları ve aktarılması gereken, ağırlıklı olarak inşaat ve enerji kullandırılmış toplam 46 milyar Türk Lirası büyüklüğünde kredi tespit edilmiştir. İlgili bankalara 2019 yıl sonuna kadar söz konusu krediler için gerekli sınıflama değişikliklerinin yapılması ve beklenen kredi zarar karşılıklarının ayrılması konusunda bildirimde bulunmuştur.” 

Bu ne demek? BDDK da kredi borçlarının geri ödenebileceğine güvenmiyor. Sonra bir bakıyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümetinin Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye’nin 1947 yılından beri üyesi olduğu Uluslararası Para Fonu IMF’den, 2005 yılında 10 milyar dolar borç aldığı IMF’den yakınıyor. Neymiş, Türkiye ekonomisini röntgenini çekmek için gelen IMF heyeti onlardan habersiz ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi ve onun Millet İttifakı’ndaki ittifak ortağı, muhalefet partisi İYİ Parti’nin yetkilileriyle görüşmüş. Bakanlık diyor ki, “IMF kuruluş anlaşmasının dördüncü madde kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerin tamamı muhatap hükümetlerle karşılıklı mutabakatla belirlenmektedir. Bugüne kadar Türkiye’de yapılan görüşmelerin tamamı hükümet tarafıyla olan ilgili bakanlık yetkilileriyle paylaşılmış, tüm ihtiyaçların karşılanması ve ayarlamaların yapılması da yine bakanlığımız tarafından gerçekleştirilmiştir.” 

Bakanlığımız diyor ki, “Bu anlamda gösterilen yapıcı yaklaşım ve yıllardır süregelen teamüller ortadayken IMF heyetinin, bakanlığımızın bilgisi dışında çeşitli görüşmeler yapması tarafımızca uygun görünmemekte olup bu hususun tekrar etmemesine yönelik olarak IMF temsilcilerine önümüzdeki dönem için şeffafla, azami ölçüde dikkat edilmesi yönünde gerekli uyarılar yapılmıştır. Hal böyleyken Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti’nin her türlü şaibe ve söylentiye açık bir ortam yaratılmasına müsaade etmelerini anlamak mümkün değildir. Türkiye kamuoyu IMF’den kimin medet umduğunu da görmüştür.”

Buna karşılık IMF ne diyor? Web sitesine dün yüklediği Türkiye çalışmasının sonuç bildirgesinin girişinde, İngilizcesi var orada Türkçesi şöyle: “Yetkililer bu bildirinin yayımlanmasına rıza göstermişlerdir.” Tekrar ediyorum, IMF diyor ki sonuç bildirgesinin yani hükümetin esasen itiraz ettiği bu IMF sonuç bildirgesinin girişinde “Yetkililer bu bildirinin yayınlamasına rıza göstermişlerdir.” Yani hükümetin bu sonuç bildirgesinden haberi var ve yayınlanmasına da razı olmuş. 

O zaman bu yaygaranın sebebi ne? Yaygaranın sebebi, sonuç bildirgesinin içeriği. Oraya geleceğim ama IMF aynı zamanda diyor ki, “Türkiye ziyaretinde ekonomideki gelişmelere ilişkin daha geniş bir görüş elde etmek için özel sektör temsilcileri, siyasi partiler ve düşünce kuruluşlarıyla bir araya gelindi.” Hükümet diyor ki (Hazine ve Maliye Bakanlığı), “Benim haberim yok”, IMF diyor ki “Yetkililer bu bildirinin yayınlamasına rıza gösterdi.” Biz buradan anlıyoruz ki hükümetin en azından bildirgeden haberi var ve bunun yayınlanmasını rıza göstermiş. 

Peki IMF sonuç bildirgesinde ne diyor? Baştaki özet bölümünden aktarmak isterim: “Türkiye dış ve iç risklere karşı duyarlı olmaya devam ediyor. Bu kırılganlık karşısında güçlü, sürdürülebilir, orta vadeli büyüme beklentilerinin gerçekleşmesi daha fazla reform yapılmadan zor görünüyor. Esasen mevcut olumlu gelişmeler de kırılganlıkları giderecek, politikaların güvenilirliğini güçlendirecek ve ekonomiyi daha yüksek ve daha sürdürülebilir bir büyüme sokacak bir dizi reform yapmak için iyi bir fırsat sunuyor. Bu çerçevede hükümetten ekonominin karşı karşıya kaldığı zorlukları net bir şekilde tespit edecek, bunlara yönelik kapsamlı bir politikalar dizisi sunacak yeni bir ekonomik program bekliyoruz.” Sonuç: IMF de güvenmiyor!

Bakınız, memleket ekonomisi üç çeyrektir küçülüyor. Tüketici enflasyon ağustosta yüzde 15. Bu oran, gıdada yüzde 17,22. İşsizlik oranımız yüzde 13.

4,5 milyon resmi işsizimiz var, İŞKUR verilerine bakarsanız bu sayı daha da yüksek. TÜİK başka bir veri veriyor, İŞKUR başka bir veri veriyor. İşsiz bu verilere de güvenmiyor. 

Tüketici güvenmiyor, reel sektör güvenmiyor, BDDK güvenmiyor, IMF güvenmiyor… Yani güvenmek ya da güvenmemek, işte şu sıralar Türkiye’nin büyük meselelerinden bir tanesi bu.

İyi günler efendim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus