Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (61): Akademiye ve akademisyenlere ne yapıldı?

“5 Soru 10 Cevap” programının 61. bölümünde Kemal Can şu sorulara yanıt aradı:

  • KHK ihraçlarına nasıl bakmak ve yaklaşmak gerekir?
  • TİHV Akademi araştırma dosyaları hangi başlıklarda?
  • OHAL KHK’ları bu ülkenin geleceğinden ne aldı?
  • Akademisyenler nasıl hak ihlalleri yaşadılar?
  • İhraç edilen akademisyenlere hangi bedeller ödetildi?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Bu hafta 5 Soru 10 Cevap’ta Türkiye İnsan Hakları Vakfı Akademisi’nin hazırladığı iki tane rapor üzerinden konuşacağız. 

KHK ihraçlarına nasıl bakmak ve yaklaşmak gerekir?

Bir süre önce Bülent Arınç, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi, “KHK meselesi bir facia” dedi. Bir takım tartışmalar oldu ve sonra geri aldı. Kendi gözlemleri ve deneyimleri üzerinden bir açıklama yapmıştı. Tabi kişisel gözlemler ve herkesin yakın çevresinde takip ettiği yakıcı bir sorun olmanın ötesinde, akademisyenler de kendi yaşadıklarını biraz da meslekleri ile ilişkili biçimde ele almışlar. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın “Zor Koşullar Altında İnsan Hakları Aktivistleri Olarak Akademisyenlerin Desteklenmesi Projesi”nin bir araştırma ayağı var. Ben bugün bu çalışmadan çıkan iki önemli rapor üzerine konuşmak istiyorum. Bunları konuşmaya başlamadan önce dikkat çekmek istediğim bir nokta var: Türkiye’nin bütünü için bir sorun teşkil eden insan hakları ihlalleri, demokrasi ve hukuk kaybı meselesinde, doğrudan kendi yaşadıklarını bir tür bilançoya çeviren akademisyenlerin bu araştırması, aslında mağdur olmaktan özne olmaya geçiş kararlılığı göstermesi açısından çok dikkat çekici. Çünkü çalışmanın konusu olanlar da akademisyenler çalışmayı yapanlar da KHK ile ihraç edilmiş akademisyenler. Bunu özel olarak belirtmem gerekir.

TİHV Akademi araştırma dosyaları hangi başlıklarda?

İki rapor var. Birinci rapor; “Üniversitenin Olağanüstü Hali. Akademik Ortamın Tahribatı Üzerine Bir İnceleme”. Başlığından da anlaşılacağı üzere, 2016-2018 arasında yaşanan OHAL ve devamdaki KHK’larla hem akademik zemine hem de bu yolla ülkenin geleceğine ne yapıldığının resmini çıkartıyor. Bir tarafıyla hak ihlalleri bir tarafıyla da çok ciddi bir entelektüel birikim ve aslında gelecek kaybı söz konusu. İkinci raporun başlığı ise; “Akademisyen İhraçları: Hak İhlalleri, Kayıplar ve Travma ve Güçlenme Süreçleri”. Burada da, sürecin muhatapları üzerinde yarattığı tahribatın, kişisel olarak ödetilen bedellerin ve bunun ağır insan hakkı ihlali olarak doğurduğu sonuçların resmi çıkartılıyor. İhraç edilen akademisyenlerle yapılmış derinlemesine mülakatlara ve onların ifadelerine yer veriliyor. Bu çerçevede, Barış Akademisyeni olarak ihraç edilmiş 406 akademisyenden 248 ile görüşme yapılmış. Bunun 244’ü değerlendirmeye alınmış. Şu andaki rapor barış akademisyenleri davası dolayısıyla ihraç edilen akademisyenleri kapsıyor. Diğer akademisyenler le ilgili rapor da önümüzdeki ayda çıkacak. 

OHAL KHK’ları bu ülkenin geleceğinden ne aldı?

Raporda ortaya konan sayısal veri şu; devlet ve vakıf üniversitelerinden toplam 6 bin 81 akademisyen, bilim insanı ihraç edildi. Çeşitli kademelerde, farklı farklı zamanlarda ve farklı soruşturma ya da diğer gerekçeler öne sürülerek farklı zamanlarda görevlerinden ihraç edildiler. Bunun çok büyük bir bölümü devlet üniversitelerinden (6 bin 55). İhraç edilenlerin 620’si profesör. Bu sayı ne ifade ediyor? Toplam akademik kadronun yüzde 5’i. Türkiye, çoğu bugün beraat eden bu insanları akademiden ihraç etmek dolayısıyla akademik birikiminin yüzde 5’ini kaybetmiş durumda. Peki, yıllarını vermiş bu bilim insanları okullarından ihraç edilmekle yetinildi mi? Bu insanlar danışmanlık, jüri üyeliği, yurtdışı çalışmaları, konferanslar, çeşitli bilimsel toplantılar ve bildirilerinin, makalelerinin kabul edilmesi gibi pek çok alanda yasaklarla ve engellerle karşılaştılar. Bir anlamda bu insanları ihraç etmekle kalmayıp akıl fikri ve bilgi üretmelerine de yasak konulmuş ve ceza bütün ülkenin bilgi birikimine genişletilmiş durumda. Biraz sonra ele alacağımız hak ihlaller, yaratılmış mağduriyetleri de aynı çerçevede değerlendirebiliriz ama çok faydacı bir bakış açısıyla değerlendirilirse bile çok büyük bir kıyıma işaret ediyor. Bu sadece akademideki resmi. KHK’larla yaratılmış tahribatın vahim olduğu zaten biliniyor ama artık bilançolar çıkmaya başladığında tablo daha da ağırlaşıyor. 

Akademisyenler nasıl hak ihlalleri yaşadılar?

Raporda sürecin hukuki, siyasi ve idari veçheleri çeşitli örneklerle aktarılıyor. 11 Ocak 2016 ile 19 Ocak 2018 arasındaki 2 buçuk yıldaki bütün süreci çok iyi biçimde resmeden bir rapor. Bu rapordan çıkan toplam sonuç: Hem uygulamanın biçimi hem de sonuçları itibarıyla ortada çok ağır bir insan hakları ihlali olduğu. Rapor bunu 1993 Viyana Bildirgesi’nin verilere öngördüğü kriterlere göre tanımlayarak belirliyor. Hukuki tarafı çokça tartışıldı ve bugün doğrudan yüksek yargı tarafından açık hak ihlalleri yapıldığı hükme bağlanmış durumda. Dolayısıyla pek çok barış akademisyen de birer birer beraat ediyor. Ama tabi ki ortaya çıkan hak ihlalinin ve devam eden sonuçların değişmesi anlamına gelmiyor bu. Neler yaşandı? Çok kısaca sıralarsak. İşte bildiğiniz gibi adil yargılama hakkına, haklarındaki suçlamanın delilerini bilme hakkına, itiraz ve adil yargılama hakkına ilişkin talepler ve itirazların işlemesi engellendi. Bu insanların sahip oldukları haklarını kullanmalarına izin verilmedi. Bütün soruşturmalarda, sonuçlanan kararların tamamında büyük bir keyfilik yaşandığı görüldü. Bu mahkemeler bazında da böyleydi, idari merciler açısında da. Her üniversite bunu başka türlü uyguladı. Her akademisyene başka türlü uygulandı. Her mahkeme başka karar verebildi. Kimi keyfi tutuklamalar kimi ev ve işyeri baskınları, standart dışı, hukuk dışı ama bir tutarlılığı da olmayan uygulamalar oldu. Bugün YÖK Başkanı’nın söylediği gibi bir tür “baskıda özerklik ya da hak ihlallerine özerklik” sayılabilecek keyfilik yaşandı. 

Bunun dışında düşman hukuku uygulandı bu insanlara. Sadece mahkemelerde yargılanmaları, işten atılmaları ile yetinilmedi; medyada ve yüksek mercilerdeki devlet yetkilileri eliyle hedef gösterildiler, haklarında haberler yapıldı, özel hayatın gizliliği ihlal edildi, doğrudan isimler verilerek resimleri yayınlanarak hedef gösterildiler. Bir kısmı da açık saldırılara uğradı. Yaklaşık yüzde 37’si taşımak zorunda kaldı. Seyahat hakları engellendi. Diğer mali ve hukuki haklarına sınırlama getirildi. Hatta bu yakınlarına kadar genişletildi. Bu hem yaşanış biçimi itibariyle hem de sonuçlarıyla ağır insan hakları ihlalidir. Ağır insan hakları ihlallerinin yargı kararlarıyla düzeltilemeyecek tarafları vardır. Kendisi suç olan bu fiilin sorumlularının, hukuki ve siyasi olarak hesap vermesi gerekir. Bu ağırlıktaki bir hak ihlali, sadece buna muhatap olan insanların meselesi olarak kalabilecek bir konu değildir. 

İhraç edilen akademisyenlere hangi bedeller ödetildi?

Rapor pek çok akademisyenle yapılmış görüşmeler ışığında bu konuya da mercek tutuyor. Akademisyenlerin ortalama olarak 5 ay işsiz kaldıkları, halen  ¼’ünün çalışamadığı. İhraçlar nedeniyle yeni iş bulmakta engellerle karşılaştıkları, yarısından fazlasının çeşitli biçimlerde gelir elde etmek güvencesiz işlerde çalıştıkları. Yüzde 10’un sağlık güvencesi yok. Sosyal çevreleri daraltılmış ve bir tür abluka uygulanmış durumda. Bu akademisyenlerin yarısı şu anda fiziksel, 1/3’ü de ruhsal hastalıklarla baş etmeye çalışıyor. Önemli bir gelir kaybı ve sosyal seviye kaybı hatta ilişki kaybı yaşadıklarını beyan ediyorlar. Dolayısıyla, ilk andan itibaren devletin en tepesinden verilen “bedel ödettirme” cezası korkunç bir nispette gerçekleştirilmiş durumda. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıktı ve “bunun bedelini ödeyecekler” dedi. Bu sözü talimat kabul eden YÖK aynı gün üniversitelerden talepte bulundu. Üniversiteler ve savcılıklar ertesi gün harekete geçti. Bu büyük ölçüde kişisel bir intikam davasıydı ve ağır hak ihlalleriyle büyük bir mağduriyet yarattı. Aslında bu mağduriyetin tarafı olan insanların değil bütün Türkiye’nin mesele etmesi gereken bir durum. 

Akademisyenler kendi ifadeleriyle “mağdur olmaktan özne olmaya geçip” kendi yaşadıklarını önemli dersler çıkartılacak bir araştırma olarak önümüze koydular. Bugün sadece üniversitelerden ilişkileri kesilmekle değil neredeyse akademik faaliyetle ilişkileri kesilecek biçimde cendereye alınmış bu insanlar ne düşünüyorlar? Bu insanların yüzde 80’i, hala akademik inadı sürdürme niyetini beyan ediyor. Yani bu ülkenin daha iyi bir yer olması için, bilgi üretme, yazma, araştırmaya devam etme inadını ortaya koyuyorlar. Bütün bu mağduriyetlerin sonunda bu insanların yüzde 80’i dayanışmayla baş etmeye çalıştıkları direnci, inatla faydaya dönüştüreceklerini söylüyorlar. Sadece bu açıdan onlara teşekkür etmemiz gerekir. Bu ülkede pek çok hak ihlali yaşandı, yaşanıyor ama spesifik olarak bu vaka, bir intikam hamlesinin, bir hukuk dışı cezalandırma sürecinin çok net biçimde önümüze konmasını sağladı. Bunun üzerine ve bundan  yola çıkarak diğer sorunları yeniden tartışmak, konuşmak ve hemen herkesi bunun aslında kendi meseleleri olduğu konusunda ikna etmeye çalışmak önemli. 

Şimdilik bu kadar. Tekrar iyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar