Erbakan’dan geriye ne kaldı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Lideri Necmettin Erbakan’ın ölümünün 9. yıldönümünde, Milli Görüş hareketinin bugünü ve yarını üzerine.

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Bugün çiçek yerine bir plaketle yayın yapıyorum. Bu plaket iki yıl önce bana verilen Necmettin Erbakan Medya Ödülü. Hatırlayanlar olacaktır, o ödülü bana verdikleri için Saadet Partisi’ne yönelik olarak, iktidar yanlıları, iktidara yakın medya kuruluşlarının önemli bir kısmı çok ciddi bir karalama kampanyası yapmışlardı. Bunu yapabilmek için de benim Erbakan’la ilgili yazdığım onca yazının içerisinde sadece bir Amerikalı birisinin ettiği bir lafı bana yamayarak… Aslında dertleri benle değildi, Erbakan’la da değildi, Saadet Partisi’yleydi. Çünkü Saadet Partisi CHP ile beraber bir ittifak içerisindeydi. Ve oradan Erbakan üzerinden, Erbakan üzerinden Saadet Partisi’ni, tabii bu arada beni harcamak istediler. Ama olmadı. Yaptıklarıyla kaldılar. Bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Tabii ki benim gibi solcu kimliğini hiçbir zaman gizlememiş bir gazetecinin Erbakan ödülü alması ilginç bir olay, bunu kabul ediyorum. Bana da zaten söylediklerinde ben de önce bir şaşırmıştım. Ama orada şöyle de bir husus var: Gazetecilik hayatımın neredeyse hemen hemen başından itibaren Erbakan benim ele aldığım bir konu oldu. Erbakan ve hareketi ve onun öğrencileri, onun partileri üzerine olabildiğince serinkanlı ve objektif bir şekilde değerlendirme yapmaya çalışan bir gazeteci oldum. Ve bunu yaparken de Erbakan’a karşı hiçbir zaman, ne Erbakan’a ne onu partilerine ne de onunla beraber hareket eden kişilere karşı, ki gazeteci olarak zaten hiç kimseye yapmadığım bir şey, hiçbir zaman saygısızlık etmedim. Hep onlara bir önem affettim ki bu önemi fazlasıyla hak ediyorlardı. Ve özellikle Erbakan hak ediyordu. 

Şimdi bugün böyle bir yayını yapmamın nedeni tabii ki Erbakan’ın ölüm yıldönümü olması. 9 yıl önce Erbakan vefat etti, 27 Şubat’ta. İlginçtir, 29 Ekim doğumludur ve vefatı da 28 Şubat. Kendisine yönelik en ciddi saldırının, sistem tarafından yapılan saldırının yıldönümünden bir gün önce vefat etti. Ama bu yayını yapmayı aklıma sokan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bugün yaptığı sosyal medya paylaşımı oldu. Ekrem İmamoğlu Twitter’da Erbakan’ı hayırla andı. Diyor ki: “Bu vesileyle siyasette ve devlet yönetiminde olgunluk, erdem ve ferasetin örneğini gösteren tüm büyüklerimize saygılarımı sunuyorum”. Bu fotoğraf çok anlamlı, seçtiği fotoğraf. O fotoğraf, Mart 1994 yerel seçimlerinden sonra Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığını kazandı ve o zamanki SHP’nin Belediye Başkanı Prof. Nurettin Sözen’den devraldı belediye başkanlığını. Ve Erbakan oradaydı. Erbakan çok severdi böyle insanların ellerini kaldırmayı. İkisini beraber, aslında dostane bir şekilde ellerini kaldırmıştı. Tabii Ekrem İmamoğlu’nun bu fotoğrafı seçmiş olması çok anlamlı ve bence de isabetli. Çok kızanlar olmuş, gördüm. Özellikle İmamoğlu destekleyenler açısından kızanlar olmuş. Ama orada sistemin bir nevi en tehlikeli, vebalı gibi gösterdiği bir partinin bir adayı İstanbul’da belediye başkanı seçildi bundan 25 yıl önce. Ve orada çok olgunluk gösterdi kaybedenler de. En azından SHP ve Nurettin Sözen — ki Nurettin Sözen bu anlamıyla gerçekten, siyasetçi tam olamamış, saygın bir isimdi. Erbakan tabii ki bu geçişi kolaylaştıran bir isim olarak. Ama sonra ne oldu? 25 yıl sonra aynı Erdoğan sandıkta kaybettiği seçimin kaybını hazmedemedi ve sudan bahanelerle Yüksek Seçim Kurulu’na seçimi hâlâ neden olduğunu bilmediğimiz bahanelerle tekrarlattı. Ve o olgunluğu 25 yıl sonra Erdoğan göstermemişti.

İmamoğlu’na böyle bir paylaşım yaptığı için kızanlar var. Ben o kızanların bu tepkisini çok fazla anlamlandıramıyorum. Çünkü bugün Erdoğan’a olan kızgınlık nedeniyle buradan Erbakan’a da bir hesap kesmek çok anlamlı bir şey değil. Çünkü biliyoruz ki Erdoğan Erbakan’ın tam anlamı ile bir devamı değil. Bugün Türkiye’de Erbakan’ın devamı olma iddiasında olan iki önemli güç var. Bunlardan birisi tabii ki Saadet Partisi, bir diğeri de Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın kurduğu Yeniden Refah Partisi. Adalet ve Kalkınma Partisi doğrudan Erbakan’ın devamı olma iddiasını dile getirmiyorlar. Ama en olmadık zamanlarda, başları sıkıştığı zamanlarda özellikle, ilk başta değindiğim gibi Saadet Partisi’ne vurmak istedikleri zaman da mesela, Erbakan’ı kullanabiliyorlar. En son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan Fethullahçılıkla ilgili yaptığı konuşmada Erbakan’ı Fethullah Gülen’le ve bu hareketle ilişki kurmamış tek siyasetçi olarak tanımlamıştı. Bu çok doğru bilinen bir yanlış. Erbakan’ın bir kere onların bir ödül törenine katıldığını biliyoruz. Ama bence o ödül törenine katılması tam bir istisnadır. Erbakan’ın Fethullah Gülen’den, Fethullah Gülen’in de Erbakan’dan pek fazla hazzettikleri söylenemez. Hiç hazzettikleri söylenemez aslında. Fethullah Gülen her zaman için kendisini gerek Türkiye’de sistemin güçlerine gerekse uluslararası alanda, Erbakan’a ve Erbakan’ın simgelediği, tırnak içine koyuyorum, “radikal İslam”a karşı alternatif olarak, ılımlı İslam’ın temsilcisi olarak pazarladı. Ve büyük ölçüde de bu iş yürüdü. Erbakan da Fethullah Gülen’e her zaman için hep karşı çıktı… Onun bir dünya algısı vardır, siyonizm ve masonluk dünyayı yönetiyor algısı. Onun Türkiye’deki önemli bir uzantısı olarak görmüştür. Böyle bir olay var.

Bugün bakıldığında Erbakan’dan geriye ne kaldı? “Erbakan’ın Milli Görüş hareketi bugün varlığını sürdürüyor mu?” “Sürdürüyorsa kim tarafından sürdürülüyor?” gibi bir soru var ortada. Değişik dönemlerde bu soruyu ben de değerlendirmeye çalıştım. Ve fiilen belli bir tarihe kadar bunun sözlü olarak olmasa bile, ideolojik olarak olmasa bile fiilen Erdoğan tarafından yapıldığını dile getirdim. Ve bu nedenle de hatta Saadetçiler bana kızmışlardı. Çünkü burada şöyle bir ayrım yapmak lazım: Milli Görüş hareketi tabii ki birtakım fikirler hareketi. Erbakan’ın bir dünya algısı, İslam dünyasının lideri olma iddiası vs., bir adil düzen diye ne zamandır kimsenin telaffuz etmediği bir ekonomik perspektif; bütün bunların bir birleşimi. Ama Milli Görüş hareketi esas olarak Türkiye’de dindarların sistemin merkezine bizzat kendi temsilcileri tarafından taşınması hareketidir. 1969’da Bağımsızlar Hareketi ile başlattı Erbakan bunu. Ardından Milli Nizam Partisi, ardından Milli Selamet Partisi ve Refah Partisi, Fazilet Partisi, Saadet Partisi diye sürdü. Adalet ve Kalkınma Partisi de bunun içerisinden bir kopuş olarak çıktı. Buradaki bence bu hareketin temel özelliği, sistemin dışladığı, merkeze almadığı dindarları bizzat kendi temsilcileri aracılığıyla sistemin merkezine taşımaydı. Daha önce merkez sağ partiler üzerinden kurulan bir ilişkiydi dindarların siyasetle ilişkisi. Ama Erbakan’ın başlattığı Milli Görüş hareketiyle birlikte bizzat kendileri işin içerisine dahil oldular. Ve bu anlamda bakıldığı zaman bunu gerçekleştiren, başlatan değil, başlatan kesinlikle Erbakan’dır, özellikle de Refah Partisi yerel seçim başarıları ve engellenmesine rağmen Refah-Yol hükümeti bu anlamda çok önemli eşiklerdi. Ve bu eşikler Erbakan’la aşıldı. Ama esas bu sürecin tamamlanması, Adalet ve Kalkınma Partisi ile oldu. AKP sistemin merkezine dindarların taşınmasında artık bu olayı tamamlayan güç oldu tek başına iktidarla beraber. Zor oldu ama bunu tamamladı. Ama bir süredir Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, dindarların merkeze taşınması ve orada güçlü bir şekilde varlığını sürdürmesi hareketi olmaktan çıktığı kanısındayım. Artık Adalet ve Kalkınma Partisi bir Erdoğan hareketine dönüşmüş durumda. Erdoğan’ın istediği ölçüde burada dindarlar birtakım iktidarlardan pay alabiliyorlar. Böyle bir olay var. Bir kopuş yaşanıyor. Belli bir tarihten itibaren özellikle artık Adalet ve Kalkınma Partisi bu Milli Görüş’ün o üstlendiği misyonu ve bir şekilde AKP’nin tamamladığı misyonu sürdüren bir hareket olarak gözüme gözükmüyor. Açıkçası benim değerlendirmem bu yönde.

Peki başkaları ne yapıyorlar? Başkaları, bakıldığı zaman, Saadet Partisi bütün çabasına rağmen, bütün fedakâr kadrolarına rağmen, tabanına rağmen belli bir eşiği aşamıyor. Aşacağa da açıkçası benzemiyor. Birçok şeyi denediler, parti genel başkanını değiştirdiler vs.. Ama Saadet Partisi belli bir sınırı aşamıyor. En fazla, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iyice dağılması halinde –bu özellikle Erdoğan sonrası AKP için söz konusu olabilir– buradan Saadet Partisi birazcık daha belki güç kazanabilir. Ama çok bunun şu haliyle bugünün Türkiye’sinde Saadet Partisi çok ciddi bir iddiayı taşıyamıyor. Milli Görüş’ün devamcısı ve Erbakan’ın görüşlerinin taşıyıcısı olması iddiasında. Ama orada da şöyle bir husus çıkıyor: Erbakan’ın çok ciddi bir şekilde dünya algısında, “öteki”, yani Müslüman olmayanlar, dindar olmayanlara bakış konusunda çok yeni tabirle ötekileştirici bir perspektifi var. Ve Saadet Partisi son dönemde benimsediği ve benimsemeye çalıştığı çoğulcu perspektifle Erbakan’ın bu ideolojik yaklaşımları birçok yerde çok ciddi sorun çıkartıyor. Ve Saadet Partisi bunu aşmakta ciddi bir şekilde zorlanıyor.

Bir diğer husus da tabii Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yaşanan kopuşlar, Davutoğlu’nun ve Babacan’ın. Bunların da Saadet Partisi ile tam olarak örtüşebildiğini görmüyoruz. Peki bu yeni partilerin böyle bir Milli Görüş’ün devamı olma iddiası olabilir mi? Sanmıyorum. Zaten kendileri de hiçbir şekilde bunu anmıyorlar. Sorulursa tabii ki Erbakan’dan saygıyla ve rahmetle bahsedeceklerdir, ama böyle bir iddiaları yok. Geriye tabii ki Fatih Erbakan’ın Yeniden Refah Partisi kalıyor. Onun ne yapabileceği konusunda açıkçası çok fazla bir şey söylemek durumunda değilim. Şu ana kadar Fatih Erbakan ile başlayıp Fatih Erbakan ile biten bir hareket olarak parti örgütlenmesini tamamladı. Arada sırada Fatih Erbakan’ın bazı yerlerde konuştuğunu görüyoruz. Ama bir ilgi ve merak uyandırdığını açıkçası çok fazla düşünmüyorum. Yanılıyor olabilirim, haksızlık ediyor da olabilirim.

Ama AKP artık Milli Görüş ile beraber anılmayı çok fazla hak etmiyor. Şunu söyleyeyim: Suriye politikası başlı başına zaten, herhalde Erbakan yaşasaydı sırf Suriye politikası nedeniyle öğrencisi Erdoğan’a çok ciddi bir şekilde, çok sert bir şekilde karşı çıkardı. Orada yaşanan, önce ABD ve birtakım Körfez ülkeleri ve Batı’yla yapılmak istenen bir ittifak, daha sonra bu yanlıştan çıkmak için bu sefer Rusya’ya yanaşmak vs. ve şu haliyle süren, bir türlü bitmeyen, biteceğe de benzemeyen bir süreç. Bu Erbakan’ın dünya algısı ile hiçbir şekilde bağdaşacak bir husus değil. Öte yandan şunu da biliyoruz ki Erbakan, bugün İmamoğlu’nun özellikle mesajında vurguladığı husus, erdem olgunluk; Erbakan’ı bir devlet adamı olarak tarif ediyor. Bu çok konuşulan bir husustur: Erbakan’ın bütün sistem eleştirilerine rağmen bir devlet adamı kimliği, profili olduğu söylenir. Şunu biliyoruz ki Erbakan en azından Türkiye’de kurumlara çok önem veren, cumhuriyetin inşa ettiği kurumlara çok önem veren ve bu kurumlar üzerinden kendi hayallerini gerçekleştirmek isteyen birisiydi. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi’nin cumhuriyetin inşa ettiği kurumların içini adım adım boşalttığı ve Erbakan’ın tabii söz konusu olduğu zaman en çok dile getirilmesi gereken hususlardan birisi, “kamu iktisadi teşekkülleri” diyelim ya da devletin ekonomideki varlığının neredeyse AKP iktidarı tarafından sıfıra doğru indirilmesi herhalde Erbakan’ın kolay kolay kabul edeceği bir şey değildi.

Erbakan’la ilgili aslında çok fazla, yani şöyle söyleyeyim, onun hakkında çok çalışmış bir gazeteci, onun hakkında çok yazmış bir gazeteci olarak Erbakan’la ilgili, çok da fazla bir muhabbetim olmadı kendisiyle. Çünkü Erbakan medyaya karşı hep mesafeli birisiydi. Ama yine de değişik vesilelerle kendisi ile değişik ortamlarda konuşma, kısa da olsa sohbet etme, ama en önemlisi gözlemleme imkanım oldu. Kendisinin vefatından çok kısa süre önce, yanılmıyorsam son televizyon yayınını NTV‘de Mirgün Cabas’la beraber Yazı İşleri özel yayını olarak yapmıştık, 7 Aralık 2010. Vefatı 27 Şubat 2011 olduğuna göre ölümünden yaklaşık iki buçuk ay önce yapılmış bir röportaj. Saadet Partisi Genel Merkezi’nde yapmıştık. O tarihlerde biz Mirgün’le Yazı İşleri diye bir program yapıyorduk sabahları. Ve bu da bir özel yayındı Saadet Partisi Genel Merkezi’nde. Hâlâ onun bazı videolarının dolaşıma sokulduğunu biliyorum. Özellikle Erdoğan eleştirisi kısımlarını, doğrudan Erdoğan’ı eleştiren kısımlarını Saadet Partililer çok kullanıyorlar. Ama benim en çok hatırladığım tabii yayın sırasında kişisel bir anekdottur. Şöyle demiştim kendisine yayının başlarında, “Ben 25 yıldır ekmeğimi sizden kazanan biriyim” demiştim. O da bana “Estağfurullah, afiyet olsun, şifa olsun” diye cevap vermişti.

Evet, Necmettin Erbakan’ı saygıyla anıyorum. Onun siyasette bıraktığı bir şey var, bir miras var. Ama o artık çok fazla sürdürülebilir bir miras gibi gelmiyor bana. Ama Erbakan’ı birçok siyasetçi, değişik yerlerden siyasetçiler, hani çok kaba gelebilir ama gerçekten böyle oluyor, işlerine geldiği zaman, ihtiyaç duydukları zaman hatırlamaya devam edeceğe benziyorlar. Ama onun açtığı, Bağımsızlar Hareketi ile beraber açtığı olay, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi ile birlikte açtığı olay, o olayın misyonu bir ölçüde tamamlanmış durumda. Dolayısıyla çok da fazla sürdürülebilir bir hareket olduğu kanısında değilim Milli Görüş hareketinin. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus