Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (65): Kovid-19’la küresel savaş – Virüsün yayılmasında hastalık belirtisi göstermeyen vakaların rolü

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Çin’de ortaya çıkan ve Kovid-19 adı verilen hastalığa yol açan yeni tip koronavirüsün yayılmasını engellemek neden çok güç? Yapılan çalışmalar asemptomatik, yani hastalık belirtisi göstermeyen ya da hastalığı belli belirsiz belirtilerle geçiren kişilerin sayısının çok yüksek olduğuna ve bu kişilerin virüsün bulaşmasında önemli rol oynadığına işaret ediyor.

Yayın metni:

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Kovid-19 adı verilen hastalığa yol açan koronavirüsün yayılmasını engellemek neden çok güç? Birden fazla nedeni var ama ben bu yayında içlerinden birine, asemptomatik, yani hastalık belirtisi göstermeyen ya da hastalığı belli belirsiz belirtilerle geçiren kişilerin virüsün bulaşmasındaki rolüne odaklanacağım.

Yeni tip koronavirüs, ya da adıyla söylersek Şiddetli Akut Solunum Sendromu-Koronavirus-2, hayatımıza gireli üç, üç buçuk ay oldu. Yol açtığı hastalığa da bundan sadece iki ay önce 11 Şubat’ta isim verildi: Kovid-19. 

Virüs ve hastalığa dair bilgiler, başlangıçta doğal olarak çıkış ülkesi Çin’den geliyordu. Dünya Sağlık Örgütü temsilcileri, 16-24 Şubat arasında Çin’e giderek, virüs ve hastalığa dair gözlemlerde bulundular ve bir rapor hazırladılar. Bu raporda, hastalık belirtisi göstermediği halde test sonuçları pozitif çıkan kişilerin sayısının, virüsün bulaşmasında önemli bir etken olarak sayılmalarını gerektirmeyecek kadar az olduğu yazılmıştı. 

Maalesef bu bilginin yanlış ve yanıltıcı olduğu anlaşıldı. 

Çünkü salgın yayıldıkça, bilim insanları başka ülkelerdeki verileri de çalışma fırsatı bulmaya başladılar ve asemptomatik virüs taşıyıcılarının, aksine, hastalığın yayılmasında başat aktörlerden sayılması gerektiğine dair bulgulara ulaşmaya başladılar.

Örneğin geçen bir yayınımda da bahsetmiştim: İzlanda semptom göstersin göstermesin nüfusun genelini yansıtacak şekilde rasgele herkese koronavirüs testi yapıyor ve nüfusun yüzde 4’ü test edildikten sonra çıkan sonuç, bu ülkedeki semptom göstermeyen veya belli belirsiz semptom gösteren Kovid-19 vakalarının oranının yüzde 50 olduğunu ortaya koydu. Yani semptom gösteren her bir Kovid-19 pozitif kişiye karşılık en az bir tane de semptom göstermeyen Kovid-19 pozitif kişi var.

Benzer sonuçlara başka çalışmalarla da ulaşılmaya başlandı ve buna paralel olarak Çin’in koronavirüsle ilgili verileri manipüle ettiğine ve Dünya Sağlık Örgütü yönetiminin de şu ya bu şekilde bu manipülasyona alet olduğuna dair haberler yapılmaya başlandı. Nitekim 22 Mart’ta Pekin yönetiminin medyaya sızdırılan bir iç yazışmasında şubat sonu itibarıyla ülkede 43 bin civarında asemptomatik Kovid-19 vakası bulunduğu, ancak bunların Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirilmediği ortaya çıktı

Dünya Sağlık Örgütü, hastalık belirtisi var mı yok mu ayırmadan test sonucu pozitif çıkan her kişiyi doğrulanmış vaka sayıyor. Ancak Çin 7 Şubat’ta aldığı bir kararla, Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirimi yapılacak doğrulanmış vaka tanımını, hastalık belirtisi gösteren ve test sonucu pozitif çıkan kişiler olarak daraltmıştı.

Şöyle izah edeyim: Çin örneğin 26 Şubat günü ülkedeki toplam vaka sayısını 78 bin olarak bildirdiğinde, aslında test sonucu pozitif olan asemptomatik 43 bin kişiyi bu bildirimin dışında tutmaktaydı. Bu verilerle söylersek, şubat sonu itibarıyla Çin’de koronavirüsün enfekte ettiği testle doğrulanmış her üç kişiden birinde hastalık belirtisi bulunmuyordu

Pekin yönetimi, bu haberlerin kamuoyunda tepki yaratması ardından 1 Nisan’dan itibaren test sonucu pozitif çıkan asemptomatik kişileri Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirmeye başladı. 1 Nisan’daki bildirimde bu kapsamda 1541 vaka vardı. Daha vahimi, aldığı çok sert karantina önlemleriyle salgının yayılmasını büyük ölçüde yavaşlatmış görünen ülkede, asemptomatik vaka sayılarında bir artış eğilimi baş gösterdi.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu, pazar günü yeni eklenen asemptomatik Kovid-19 pozitif vaka sayısını 47 olarak duyurmuştu. Pazartesi ise yeni asemptomatik vaka sayısı 78 olarak açıklandı. 

Türkiye’de, ABD’de, İngiltere’de, İtalya’da ve daha pek çok ülkede koronavirüs bulaşmış ama hastalık belirtisi göstermeyen kişilerden bihaberiz. Zira Türkiye de dahil pek çok ülkede testler sadece semptom gösteren kişilere veya test sonucu pozitif çıkan kişilerin en yakınlarına yapılıyor. 

Singapur’daki veriler üzerinden yapılan yeni bir çalışma, insanların hastalık belirtisi göstermedikleri dönemde, virüsle enfekte olduklarını bilmedikleri için, sosyal etkinlikleri aracılığıyla hastalığın yayılmasına nasıl vesile olduklarını gösterdiği için dikkat çekici. 

Buna göre araştırmacılar, 23 Ocak-16 Mart tarihleri arasında Singapur’da bildirimi yapılan 243 doğrulanmış Kovid-19 vakasını incelemişler. Bu vakalar için tespit ettikleri yedi bulaşma kümesi içinde de, hastalığın kuluçka dönemindekiler dahil, semptom göstermeyenlerin bulaşma zincirinde önemli rol oynadığı sonucuna varmışlar.

Kümelerden birinde örneğin, Çin’in Vuhan kentinden 19 Ocak’ta Singapur’a giden turist bir çift var. Aynı gün bir de kiliseye gidiyorlar. Çift hastalık belirtilerini de 22 ve 24 Ocak’ta göstermeye başlıyor. Bu çift ile aynı gün aynı kiliseyi ziyaret ettikleri kamera kayıtlarıyla tespit edilenlerden üç kişi daha sonra 23 Ocak, 30 Ocak ve 3 Şubat’ta hastalanıyor. Yani Kovid-19’un kuluçka dönemi de kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor.

Kamera kayıtları enfekte olanlardan ikisinin çiftle aynı zamanda kilisede bulunduğunu, birinin ise çift kiliseden ayrıldıktan sonra mekâna girdiğini ama çiftle aynı sırada oturduğunu gösteriyor.  

Bunun gibi yedi bulaşma kümesini inceleyen araştırmacılar, virüsün yayılmasını önlemek için sadece hasta kişileri izole etmenin yetmediğinin altını bir kez daha çizmişler. 

Şimdi bu bilgiler ışığında Türkiye’de doğrulanmış vaka sayılarına yeniden bakalım. 5 Nisan akşamı açıklananlarla devam edeceğim. Test sonucu Kovid-19 tanısı konmuş kişilerin sayısı 27 bin 69 idi. İyimser bir yaklaşımla yaklaşık üçte biri kadarının, yani 9 bin kişinin de hastalığı semptom göstermeden taşıdığını varsayalım. Bunların da üçte ikisinin yani 6 bin kişinin 20-65 yaş arasında olduğunu dolayısıyla sokağa çıkmaya, işe gidip gelmeye devam ettiklerini varsayalım. Demek ki bu 6 bin kişinin enfeksiyonu yayma riski bulunuyor.

Sonuç olarak bu yayında maske takmak, el yıkamak gibi kişisel önlemlerin yanı sıra, uzmanların neden daha sıkı karantina tedbirleri alınması gerektiğini söylediklerini anlamamıza yardımcı olabildiğimi umuyorum. 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın söylediği gibi, herkes kendisini şüpheli vaka saymalı. Ancak ekonomik olarak desteklenmeden herkesin kendini evde tecrit etmesi mümkün değil. Bu da yetkililerin halk sağlığını korumaya dönük tedbirleri ekonomik destek paketleriyle birlikte hayata geçirmesi gerektiğini, herhangi birinden feragat edildiğinde, salgının yayılma hızını yavaşlatmakta güçlük çekileceğini gösteriyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus