Kemal Derviş ve Sebastian Strauss yazdı: “Koronavirüs, uluslararası işbirliği için ne anlama geliyor?”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Kemal Derviş ve Brookings Enstitüsü’nde araştırmacı analist olarak görev alan Sebastian Strauss’un project-syndicate için 6 Mart günü birlikte kaleme aldıkları yazının çevirisini paylaşıyoruz.

Tarih boyunca krizler ile insanlığın gelişmesi hep birlikte yaşanmıştır. Her ne kadar Kovid-19 salgını milliyetçiliği ve izolasyonizmi güçlendirerek küreselleşmeden geri adım atma akımını hızlandırsa da, 2. Dünya Savaşı’nın ardından gelişen uluslararası işbirliğine benzer bir sonuca da yol açabilir.

Kovid-19 salgını yalnızca sağlık açısından değil, aynı zamanda küreselleşme ve küresel yönetim açısından da büyük bir kriz. Bütün ülkelere, salgın tehdidine karşı nasıl organize olmaları gerektiğine yönelik önemli sorular yöneltiyor. Aynı zamanda küreselleşmenin nasıl algılandığı ve uluslararası işbirliğinin geleceği açısından bu algılamanın ne ifade ettiği ile ilgili sonuçlar da barındırıyor.

“Yoğun karşılıklı bağımlılık, kırılganlığa neden oldu”

50 senedir küresel bağlantıların giderek artması malların, hizmetlerin, paranın, düşüncelerin, verilerin ve insanların da kolayca ülke sınırlarını aşmasına yol açtı. Küreselleşme yeni bir olgu olmasa da mevcut versiyonunun kapsamının genişliği daha önce tecrübe ettiklerimizden çok farklıydı ve bu da yoğun bir karşılıklı bağımlılık, nihayetinde de kırılganlık yarattı.

Bugünün küresel sosyoekonomik altyapısı, toplama ve dağıtım merkezleri üzerinden şekillenmiş durumda. Bütün noktalar birbirine kısa mesafede duruyor ve önemli fonksiyonlar da sistemin toplanma merkezinde yer alıyor. Örneğin; Çin dünyanın üretim merkeziyken ABD ise finansal aktivitelerin merkezi olabiliyor. Bu yapı ekonomik aktivitelerin ölçeğini ve özel beceri gerektiren işlerini yöneterek verimliliği en tepeye çıkarma eğilimindeydi. Aslında bu yapı milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarsa da çok sayıda ülkede büyük gelir eşitsizliklerine ve sosyal huzurun bozulmasına yol açtı.

Öte yandan bu bağlantısallıklar gizli ama büyük facialara da neden oldu. Finansal krizler, nükleer soykırımlar, düşman yapay zekâlar, küresel ısınma, yıkıcı biyoteknoloji ve salgınlar bunlardan bazıları.

Önemli fonksiyonel roller aşırı derecede merkeze bağlı olduğu ve bütün küreselleşme ağı sıkıca birbirine bağlı bulunduğu için, ABD’de veya Çin’de ortaya çıkan bir salgın kolayca sistemik hale gelip tüm dünyayı felç edebiliyor. Sistemin merkezindeki aşırı bağlılık, sistemik krizleri de beraberinde getiriyor. Tam da bu yüzden 2008’de ABD’de baş gösteren finansal kriz de, bugün Çin’den yayılan salgın da fazlasıyla yıkıcı oluyor.

“Bu krizin ardından iki farklı siyasî akımın ortaya çıkma ihtimali yüksek”

İlk olarak, kriz küresel bağlantıların düşürülmesine yönelik eğilimleri hızlandırabilir. Seyahat, ticaret gibi aktivitelerin yanı sıra, veri paylaşımı ve dijital faaliyetler de kısıtlanabilir. İnsanlar içgüdüsel olarak pek çok alanda daha fazla izolasyon talep edebilir. Yine de yorganı kafamıza çekerek koruma istemek zarar verici bir yaklaşım olur. Ancak bu vaka özelinde, toplumlar, okullarda sosyal mesafe ayarlama, kamusal ortamlarda kalabalık halde toplanmama, toplu taşımayı sınırlandırma gibi sosyal bağlılıklarını azaltacak önlemler alabilirler.

Bu dramatik adımların kısa vadeli sosyal ve ekonomik maliyetleri olacaktır. Pek çok pratik ve etik tartışmayı da beraberinde getirecektir. Geriye dönüp baktığımızda ise bunları gereksiz olarak niteleyebiliriz. Ancak bunun esas sebebi Kovid-19 salgınının en başında bu kadar agresif önlemler alınmasını gerektirecek bir vaka olduğunu tahmin edemememizden kaynaklanıyor. Matematikçi ve risk uzmanı Nassim Nicholas Taleb’in de gösterdiği gibi, salgının büyüme hızı ilk aşamada yanıltıcı şekilde doğrusal ilerlerken siyasetçilerin daha reaktif davranması lazımdı.

Bu stratejik değil, taktiksel bir kavrayış: Amaç anti-küreselciliği teşvik etmek değil, daha sağlam olanını inşa etmek. Riskler potansiyel olarak tahrip edici olduğunda, sistemin varlığını koruması verimlilik hesaplamalarının yerini almalı. İşte bu yüzden, örneğin yüksek sermaye gereksinimleri gibi tampon işlevi görecek makro-ihtiyati düzenlemeler finansal açıdan oldukça elzemdir.

Kovid-19 salgını ile iklim değişikliği arasındaki bağlantı da giderek daha görünür hale geliyor. İkisi de acil durum, izlek bağımlılığı, taşma notası, geribildirim döngüsü ve doğrusal olmama gibi özelliklere sahip. İkisinin seyrinde de belirsizlik hâkim ve en önemlisi, ikisi de küresel tehditlerle mücadele etmek için daha yakın bir uluslararası işbirliğinin gerekli olduğunun altını çiziyor.

Aslında daha iyi bir küresel işbirliği mevcut krizin ardından ortaya çıkabilecek ikinci ve daha önemli olan sonuç. İlk bakışta küreselleşmeye zaten şüpheli yaklaşılan bir ortamda bu sonucun ortaya çıkma ihtimali çelişki barındırıyormuş gibi gözükse de iki akımı da sentezleyen reformlar gerçekleştirilebilir. Salgını önleme ve salgınla mücadele etme aslında küresel kamu yararıdır ve bunu sağlamak için uyarlanabilir ve koordine edilebilir küresel bir işbirliği gerekir.

Sistemik riskleri öngörebilen ve yayılmalarını engelleyen küresel “devre kesicilere” hem ihtiyaç var hem de bu dönem onların yeniden üretilmesi için bir fırsat olabilir. Bu mekanizmalar şeffaf, açık olmalarının yanı sıra, kendisini meşrulaştıran ve düzenli olarak güncelleyen bir küresel yönetişim sistemine bağlı oldukları müddetçe verimli olarak işleyebilirler. Mesela, potansiyel bir salgın döneminde, hükümetler küresel olarak mutabık kalınmış erken uyarı mekanizmaları ve aksiyon eşiği ile koordineli şekilde geçici olarak seyahat ve ticaret yasağı getiren protokolleri uygulamaya koyabilirler.

Dahası, uluslararası toplum, sistemin merkezlerinde meydana gelen aksaklıkların bütün sistemin çökmesine neden olmasını engellemek için birtakım fonksiyonel mekanizmalar geliştirmek isteyebilir. Her ne kadar bu durum üretimin ülke içine taşınması ve verimlilikten taviz verilmesi pahasına yetkilerin dağılması anlamına gelse de hedef iktisadi yeterlik değil merkezleri çeşitlendirerek riskleri azaltmak olacaktır.

İnsanlık iklim değişikliği, salgın, biyo-terör ve kontrol dışı yapay zekâ gibi riskleri azaltmak için kendini yeniden organize etmek zorunda. Bunun için tarihî bir sıçrama gerekse de büyük krizler genelde radikal reformlar için siyasî alan açarlar. Tam da kural temelli çoktaraflılığın düşüşte olduğu bir dönemde, Kovid-19’dan kaynaklanan korkular ve kayıplar küreselleşmenin daha iyi bir modelinin geliştirilmesi çabalarını destekleyebilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus