Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (81): “Evde kal”manın sanal bağımlılığı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. 

Bilindiği gibi korona vesilesiyle her alanda acaba bundan sonra her şey aynı olacak mı yoksa her şey bambaşka olacak mı nasıl bir dünya olacak tartışması devam ediyor. İnsanlar çeşitli yerlerde farklı dozlarda izolasyon içinde olduklarından aslında çok önlerini de göremiyorlar. Baktıkları yer de sizin de şu an baktığınız gibi sanal alem. Dolayısıyla bundan sonra hayat nasıl olacak fikrini buradan ediniyoruz büyük ölçüde. Birbirimizi. buradan duyuyoruz, olanı biteni buradan takip ediyoruz. Şu an itibariyle burada olup biten ve buradaki refleksler, bize dünyanın nasıl şekil alacağına dair fikirler veriyor. Sanal alemde gördüğümüz pek çok problem, daha iyiyi değil daha kötü olma olasılığını yüksek gösteriyor. 

“Evde Kal” sosyal medya ve medya bağımlılığını nasıl etkiledi?

İzolasyon, az bilgi kaynağı yüzünden bilgi tekellerini güçlendiriyor. Merkezi otoriteler bilgi alanındaki kontrol güçlerini yükseltiyorlar. Çünkü kendi temaslarınızla bir şeyleri anlama, ne olduğunu fark etme imkanınız sınırlanıyor. Sosyal temasın kesilmesiyle birlikte etkileşim de zayıflıyor. Merkezi bilgi büyük önem kazanıyor, sosyal medya, konvansiyonel medyanın TV tarafı güçleniyor. İşin kaynak tarafında böyle bir değişim oluyor. İhtiyaç tarafında da bir değişim oluyor: Yüksek endişe ve belirsizliğin ağırlık kazanması yüzünden, anlık ve düzenli bilgiye ihtiyaç çok yükseliyor. Her zaman rasyonel, mantıklı ve doğru olmasının peşini de sürümüyor insanlar. Sosyal daraltmanın yarattığı haleti ruhiye tatmini için sorunlu bilgi ihtiyacı da doğruyor. Salgın öncesinde bir şey olmaz diyenlerin bu kadar prim yapması ve medyada yankı bulmasının nedeni buydu. İhtiyaçlar bunu zorluyor. Bir de tabi organize olanların -resmi ya da sırf bunun için organize olmuş maaşlı ya da maaşsız trol grupları olsun- imkanları bu zeminde artıyor. 

Kaynak, ihtiyaç ve imkan açısından “evde kalmanın” sosyal medya ve medya bağımlılığında artıran katlayan bir etki yarattığını söyleyebilir. Hem sokağa çıkma yasağı dönemlerinde hem evde kal sürecinde daha önce oldukça etkisizleşmiş olan TV’ler dahil olmak üzere medyanın çok etkili olmaya başladığını, sosyal medya hareketliliğinin arttığını görüyoruz. Bilgi akışı yanında, hem rahatlamak hem gerilmek için yoğun biçimde kullanılır olduğunun farkına varıyoruz. Bunu daha önce konuşuyorduk: Yani sosyal medyanın pek çok şeyin yerine geçmeye başladığı, bir tweet atarak ya da like ile çok güçlü sosyal ve siyasal faaliyetler yapıldığına inanılan bir dönem yaşıyorduk. Ama bunun artık bir tercih olmaktan çıkıp, bir mecburi hal olduğunu görüyoruz. Bu önümüzdeki çok net bir tablo. 

Sanal hareketlilik ve sanal tatminler nasıl ağırlık kazandı?

Propaganda açısından katlayan bir etki yapıyor. Hem pozitif hem negatif anlamda her şey keskinleşiyor. Propagandalar daha propaganda gibi, protestoların dozu saldırganlık seviyelerine varıyor. Sosyal medya, başka hiçbir siyasal-sosyal faaliyet alanı fiziken olmadığı için tek alan haline geliyor. Tek alan olduğu için de bütün ölçekler büyüyor. Ölçekler büyüdüğünde, bozulma ve uçlaşan taraflar artıyor. Bilgiyi pozitif olarak kendi lehine kullananlar için de elverişli alan oluyor. Daha sonra biraz daha ayrıntısına girip konuşacağımız linçler, sürek avları için verimli bir zemin haline geliyor. 

Eğlenceden sinemaya, müzikten sosyal etkileşime kadar eldeki telefonla ilişkinin etrafındakilerle daha fazla olduğunu konuşuyorduk. Bu artık mecbur olunduğu için ortaya çıkıyor. Yeni olan bir şey, siyasi alanın da neredeyse tamamen buraya bindirilmiş olması. Halka değmek, doğrudan temas denilen şeyler buradarn yürümeye başladı. Sanal değmelerin de daha tehlikeli haller aldığını görüyoruz. Bu bütün dünyada böyle. Her gün timeline’da siyasi içerikli organize etiketlerin sahne aldığını, yarıştığını görüyoruz. Çok yoğun bir dezenformasyon, kurgular hatta kurgu için yapılmış kurgular gibi acayiplikler daha fazla boy gösteriyor.

Organize yalan, kurgu, kurgu için kurgular nereye varacak?

İnsanlar birbirlerinden haberleri sosyal medya üzerinden ediniyorlar. Halk röportajları denen şeyi gerçek anlamda görmüyorlar. Kurgu bir takım şeylerin artığını görüyoruz. İBB, organize bir faaliyetle gösterip bazı duraklara yığınak oluşturarak otobüsleri dolu gösteren fotoğrafların servis edildiği iddiasını paylaştı. Yine bu hafta içinde Mersin’de yaşanan “limon videosu” dolaşıma girdi. Bu videonun hazırlanmasının da bir kurgu olduğunu iddia edildi. Kurgu haber, yalan haber, kurgu haberi varmış gibi gösterecek onun arkasındaki kurgu ve onun arkasındaki kişiler gibi bir zincir işliyor. Aslında çok yüksek ihtiyaç olan bilginin güvenilirliğini sürekli tüketen bir hareketlilik yaşanıyor. Kalitesiz ve kötü bilgi haber iyi olanı uzaklaştırıyor. 

Burada bir selam vermem iyi olur: Mirgün Cabas’ın teyit.org ile yaptığı “bize yalan söylediler” bir süredir yayınlanmıyor.  Youtube’ta izlediğimiz sosyal medyanın yalan ve yanlışlarının düzeltilmesi faaliyetinin devam etmiyor olmasını üzüntü ile not edeyim. Şu anda çok ihtiyacımız olan bir şeydi. Umarım yeni programlarla devam eder. Sosyal medyanın hızı dolayısıyla, bir takım bilgilerin yanlışlığı çok çabuk ortaya çıkıyor. Kurgu bir şey yapılsa da bir kaç saat içinde onun öyle olmadığı anlaşılıyor. Ancak ilk bilginin kalıcılığı -çamur at izi kalsın meselesindeki iz -sosyal medyada çok belirgin oluyor. İlk dolaşıma giren şey çok kısa sürede yanlışlığı ortaya çıksa bile kalıcı etkisi devam ediyor. Bunun devamında da çok yoğun organize linçler hatta sürek avları yaşanmaya başladı.

Sosyal medya mahkemeleri ve sanal tribünler kalıcılaşacak mı?

İnsanlar ya TV ekranlarından ya da bilgisayar ekranlarından dünyaya bakmaya çalışıyorlar. Siyaset de bu alanı kullanıyor hatta çok yoğun kullanmaya başladı. Aynı zamanda sanal mahkemeler oluşuyor. Sanal savcılar, jüriler ortaya çıkıyor. Neredeyse birini bulalım da linç edelim dendiğini görüyoruz. Videolar bulunarak bir takım stand-upçıların hapse atılmasını sağlayan kampanyalar açılabiliyor. İnsanların eski videoları, eski fotoğrafları kurcalanıyor, bazen bağlamında bazen bağlamı dışında kullanılarak yeni linç zeminleri oluşturulmaya çalışılıyor. Bir takım kurgu haberler ya da organize kampanyaların yapıldığını görüyoruz. Bir takım konularda da kendiliğinden oluşmuş reaksiyonlara karşı  organize savunmalar gerçekleştiriliyor. Sahiden ayıplı, hatalı olduğu görünen davranışların sahiplenilmesi sanal aleme tuhaf biçimde yansıyor. Mesela Soylu hadisesinde gördük: Hatanın kendisinin tartışılması çok çabuk bitti, destekleyenler desteklemeyenler meselesine döndü. Olayın kendisi ortadan kalktı. 

Ramazan’ın ilk cuma hutbesinde eşcinselliğe ilişkin ifadelere dönen eleştiriler birden bire biz Diyanet İşleri Başkanı’nın arkasındayız kampanyasıyla karşılandı. Dolayısıyla, saldırı kadar sahiplenmelerin de sanal alemde çok uçlaştığını görüyoruz. Benzer bir şey Fahrettin Altun’un evi ile olan tartışmada halen devam ediyor. Haberlere yasak getirildi, soruşturmalar açıldı falan, işin o tarafı ayrı. Ama sosyal medyaya yansıması da birden bire  yoğun siyasal faaliyet anlamında sosyal medyaya taşında. Bu tür acayiplikler, siyasal alan olarak tek mecranın burası olması, bütün tuhaflıkların acayipliklerin ve bozulmaların burada seyredilebilir hale gelmesine yol açıyor. Burada seyredilen resim, Türkiye’de zaten konuştuğumuz siyasal zeminin bozulmasıyla ilgili sürecin bundan sonra nasıl olacağına ilişkin iyi fikirler vermiyor. Yankı odalarının, daha önce konuştuğumuz blok ve kutuplaştırma siyasetinin hangi ölçülere varabileceğini, vardırılmaya çalışıldığını buradan takip ettiğimizde, eskisi gibi olmayacak daha kötü olacak fikrimiz biraz daha keskinleşiyor. 

Medya-sosyal medya ilişkisi eskisi gibi olacak mı?

“Eski” iyi bir şey değildi. Siyasi alan zaten bir uzun süredir kapalı, bunun medya ve sosyal medyaya yansıma biçimi de sevimsizdi. Eskiye dönmekten bahsetmek, bir normalleşmeyi işaret etmiyor. Bunu kast etmiyoruz. Yani daha iyi olabilecek mi? Gördüğümüz resim -bütün dünya ve Türkiye için- pek öyle tablo oluşturmuyor. ABD’de Trump hastalara doğrudan dezenfektan içirme önerisi yaptığı için biraz hırpalandı, buna küstüğü için artık toplantılara katılmayacağını söyledi ve yine medyayı suçladı. Daha önce de var olan sanal bağımlılık, salgın biraz daha yatışsa bile kısa olmayan bir süre devam edecek. Bu, sanal bağımlılığı da belki büyüyecek. Fakat bu siyaset yapma biçimine karşı yeni bir okuryazarlık tarzı geliştirilip burada güç kazanılmazsa gördüğümüz resim, daha iyiye doğru gitmiyor. Ahlaki, siyasi, toplumsal erozyonun ve ölçüsüzlüğün geometrik olarak büyüdüğünü görüyoruz.

Bu krizle in daha iyi bir dünya fikrine götürecek her şey tartışıldı: Bu kriz eşitsizliğin, doğa ile ilişkideki sorunların sorgulama nedeni olabilir mi? Ekonomik örgütlenme modeli, sağlık hizmetinin satın alınır mala dönüşmesi gibi meseleler bir yüzleşme konusu olur mu? Buradan daha dayanışmacı, eşitlikçi bir dünyaya doğru gider miyiz?  Sosyal medyada böyle bir tavır, imkan uç veriyor mu görüyoruz muyuz diye baktığımızda pek umutlu tablo gördüğümüzü söyleyemeyiz. Hemen herkesin buraya taşıdığı  her faaliyetinin, ağırlıklı olarak siyasi faaliyetin,  bu alanı siyasi olarak kullanma biçimlerinin açıkçası çok rahatsız edici olduğu görülüyor. Bu sonraki dünya ve Türkiye için iyi bir resim değil. Çok iyimser bir 5 soru yapamadık ama bunun üzerine düşünmek, tartışmak gerekecek. 

Tekrar iyi haftalar iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus