Patrick Artus: “Krizi borç değil para finanse eder”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Fransız kurumsal finans ve yatırım bankası Natixis’in baş ekonomisti Patrick Artus, geçen çarşamba Le Monde Ekonomi Kulübü’nde, sağlık krizine karşı savaşta devletler tarafından izlenen önemli mücadele yollarından ve sınırlarından bahsetti. Zehra Lal Şimşek'in çevirisiyle sunuyoruz.

Patrick Artus’a göre güncel kriz, ekonominin yapısını temelden değiştirecek ve teknoloji şirketlerini ödüllendirirken finansal iktidarsızlığa sebep olacak.

Patrick Artus

Fransa Başbakanı Edouard Philippe, mecliste yaptığı konuşmada ekonominin çökme riskine dikkat çekti. Ekonomi, yeniden canlanmak için neden acele ediyor?

Devletler, kamu açığını göze alarak şirketlerin ve hane halkının gelir kaybını telafi etmeye çalışıyor. Bu çaba devasa bir bütçe açığına neden oluyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerine bakıldığında; bütçe açığındaki artış, milli gelir ve gayri safi milli hasıla (GSMH) kaybıyla paralel gidiyor.

İki aylık kapanmada, Amerika Birleşik Devletleri’nin kamu açığı, şimdiden GSMH’sinin yüzde 19’una ulaşırken, Fransa’da bu oranın yüzde 10’u aşacağı kesin görünüyor. Kapanmanın iki ay daha uzadığı bir senaryoda; Fransa’da yüzde 20’lik, ABD’de ise yüzde 40’lık bütçe açığına ulaşılması öngörülüyor.

Devletler devasa bütçe açığına daha ne kadar dayanabilir?

Kısa vadede problem, çalışanların yarısına yakınının işe gidememesi sebebiyle üretimin azalması. Bu durumda, devletin bütçe açığını kapatmak için tahvil çıkararak borçlanması beklenir. Devlet tahvillerinin arzı, faiz oranlarını yükseltir ancak faiz oranlarının artması, devletin hareket alanını daraltır. Nitekim bu beklentiyle krizin başında faizler arttı.

Böylesi durumlarda, merkez bankaları para basarak kamu kağıtlarını satın alıp, faizler artmadan bu geçici borcu ortadan kaldırabilir. Böylece kamu borcunun GSMH’nin yüzde 35 ila 40’ına tekabül eden önemli bir kısmı Avrupa Merkez Bankası tarafından karşılanır ve kamu borcu finansal piyasalara yansımaz.

Normal şartlarda krizi borç değil, para finanse eder; bu yüzden borçların değil, borçları kapatmak için basılan paranın ne gibi sıkıntılar yaratacağını kendimize sormalıyız.

30 sene önce bu sorunun cevabı enflasyondu. Şimdilerde ise basılan para, nicedir mal veya hizmet alımı yerine varlık alımınına yöneldiği için bu mekanizma eskisi gibi çalışmıyor. Japonya örneğinde de görüldüğü üzere, para basımı ve enflasyon arasında artık herhangi bir bağ kalmadı ancak varlıklara gelen talep, emlak piyasasında bir balon oluşturuyor.

Aynı zamanda, basılan para miktarı ile gelişmekte olan ülkelere yatırılan sermaye yakından ilişkilidir. Paranın bir kısmı bu ülkelere yatırılır ve endişe arttığında bu para geri çekilir, bu durum ülkelerin döviz kurlarında oynaklık yaratır.

Sonuç olarak işsizliği ve iflasları bir şekilde önleyebiliriz ancak varlık fiyatlarındaki balonun ve gelişmekte olan ülkelerde oluşacak ekonomik iktidarsızlığın önüne geçemeyiz.

Krizin kazananı kimler olacak?

Kriz sonrası bazı sektörler uzun süre ayağa kalkamazken bazıları cirosunda ve üretiminde bir patlama yaşayacak. Global açıdan teknoloji toplumları, dijital ağlarda gerçekleşen her şey gibi bu krizden güçlü çıkacak. Araştırmalar internet kullanımının, iş hayatındaki ve alışverişteki yerinin daha fazla yaygınlaşacağını öngörüyor.

Pandemiden sonra eski halimize geri dönebilecek miyiz?

Genellikle bu tip krizler borçlanmayı teşvik etmediği için krizden sonra krediyle işleyen sektörlerin uzun süre askıda kalması bekleniyor. Otomotiv, sanayi sermaye malları ve turizm sektörü uzun süre zayıf kalacak. Milli gelirinde bu sektörlerin önemli yeri olan İspanya, Yunanistan gibi ülkeler için durum endişe verici gözüküyor.

Kapitalizmin sonunun gelmesi için çok ısrar ediyoruz. Peki, bu küreselleşmenin sonu mu olur?

80’ler sonrası kapitalizmin ekonomik verimlilik açısından ciddi sonuçları oldu. İlaç ve yenilenebilir enerji gibi sektörler yerine, başka sektörlere öncelik verildi. OECD ülkelerinde, çalışan yerine kâr öne konularak gelir adaleti bozuldu.

Kriz sonrası bu düzeni değiştirmek isteyenler olsa dahi, şirketler neoliberal modelin sorgulanmasını tercih etmeyecektir. Maaş artışı, öncelikli sektörlerin değişimi ve iklim düzenlemeleri gibi talepler, sistemi bütçe açıkları sebebiyle durma noktasına getirecektir. Pandemiden sonra da ekonomik model üzerine tartışmalar devam edecek gibi gözüküyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus