Uluslararası Basın Enstitüsü’nden (IPI), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne özel webinar: Salgında özgür medyanın önemi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında gazeteciler Ruşen Çakır, Kadri Gürsel ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Direktörü Barbara Trionfi, Nevşin Mengü moderatörlüğünde IPI webinarında bir araya geldi. Buluşmada koronavirüste medyanın ve gazetecilerin pozisyonu, Türkiye’de basın özgürlüğü, salgın süresince ve sonrası bağımsız gazeteciliğin nasıl şekilleneceğini tartışıldı.

Webinarda ilk olarak IPI Direktörü Barbara Trionfi söz aldı. Trionfi, koronavirüsten önce de Türkiye’de basın üzerinde ciddi bir baskı olduğunu ve gazeteciler arasındaki karşılıklı desteği güçlendirmenin her zamankinden daha önemli olduğu tespiti ile söze başladı.

Daha önce IPI raporlarında da açıklanan basın ihlallerinin mart ayı başı itibariyle, salgınla beraber arttığına dikkat çeken Trionfi, en az altı gazetecinin koronavirüse dair haberler nedeniyle gözaltına alındığını ya da haklarında soruşma başlatıldığını söyledi.

Trionfi, Türkiye’de tutukluluk hali devam eden 90 gazetecinin hem habercilikleri nedeniyle adaletsiz biçimde hapishanede tutulduğunu hem de sağlıklarının büyük risk altında olduğunu söyledi. Ayrıca IPI’ın, geçirilen infaz yasasında, gazeteciler ve diğer siyasi tutuklular bilerek kapsam dışında bırakılmasına dair duyduğu endişeyi de dile getirdi.

“Ülkelerde çıkan çeşitli ‘yalan haber karşıtı’ yasalar eleştirel ve bağımsız medyayı susturmak için kullanıldı’’ diyen Trionfi, dezenformasyona karşı tek çarenin bağımsız, eleştirel, çoğulcu gazetecilik olduğunu söyleyebilmenin salgının bir kazanımı olduğunu ifade etti.

Daha sonra söz alan Ruşen Çakır ise, koronavirüs salgınında Türkiye’de rakamların iyiye gitmesinin, salgına dair birçok başlıkta haber yapılabilmesini sağladığı tespitiyle söze başladı. “Türkiye’nin basın sicili ortada olduğu için başta endişelendik. Rakamlar kötüye gitseydi bu yayınları yapamıyor olurduk. Çünkü şimdi kamuoyunun ilgisi azaldı; insanlar gerilmişti, rahatsız olmuştu ama şimdi bu konudan kurtulmak istiyorlar” diyen Çakır, habere ve salgına dair yorumlara “aç olma” halinin bitmesi nedeniyle, baskı alanının hafiflediğini kaydetti. Hatta, “Açıklanan vaka ya da ölüm sayıları gerçeği yansıtmıyor mu’’ tartışmasının da yine bu çerçevede rahatlıkla konuşulabildiğini, Türk Tabipleri Birliği ve yurtdışındaki akademisyenlerin görüşlerinin alınabildiğini söyledi.

Basın Özgürlüğü Günü’nün 1991 yılına dayanan, mazisi oldukça yeni olan bir kazanım olduğunu hatırlatan Kadri Gürsel ise Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin, gazetecilik dışındaki “yan suçlar” öne sürülerek tutuklu olduklarını hatırlattı. “Veri mühendisliği” yapan ülkelerin koronavirüste basına ve bilgi paylaşımına dair tutumlarını anlatarak devam eden Gürsel, bilgi dezenformasyonun bu aşamada başladığını söyledi: “Bu ülkeler her gün basın toplantılar düzenliyor. Kimi veriler ve belirlenmiş kategoriler açıklanıyor. Dezenformasyon bu aşamada başlıyor. Örneğin salgının gerçekleştiği iller açıklanmıyor.’’

Sınır Tanımayan Gazeteciler’e (RSF) göre, Türkiye’nin basın özgürlüğünde 180 ülkede 154’üncü, Freedom House’a (Özgürlükler Evi) göre ise “özgür olmayan ülke’’ kategorisinde olduğunu hatırlatan Kadri Gürsel, ana akım medyanın eksikliğinin toplum davranışını salgında etkilediğini söyledi. Gürsel, eğer çok sesli bir haber akışı ve insanların bilgilendirilmesi mümkün olsaydı, mart ayı ortasındaki “İstanbul Boğazı’na akına eden kalabalıklar’’ gibi bilinçsiz görüntülerin yaşanmamasının olası olabileceğini kaydetti.

Ana akım dışındaki her medya oluşumuna muhalif olarak bakılmasının bir hata olduğunu kaydeden Ruşen Çakır da aktivizmle gazeteciliğinin birbirine karıştırılmadan, çok yönlü bir gazeteciliğin hala mümkün olduğunu, Medyascope örneği ile şekillendirdi. Platformların devlet desteği olmadan nasıl ayakta kaldığını ve koronavirüs süresince nasıl bir pozisyon aldığını da anlattı.

Kadir Gürsel ise salgın sonrası basının özgürlüğünün öneminin insanların önceliği olmayacağını, kitlelerin normal hayatlarına dönmek adına başka başlıklara öncelik vereceklerini ancak her fırsatın okuyucu ve izleyicilere bilgi aktarmak adına fırsat olarak kullanılması gerektiğine inandığını da ekledi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus