New York Times’tan Taliban dosyası: “ABD’nin taktiğiyle Sovyetler’i vurdular, şimdi aynı taktiği ABD’ye karşı kullanıyorlar”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

New York Times’ın Afganistan muhabiri Mujib Mashal, Taliban ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi arasında imzalanan son barış anlaşması üzerinden detaylı bir Taliban dosyası kaleme aldı. Dosyanın çevirisini paylaşıyoruz:

Taliban bayrakları ile kaplı mezar alanlarının yakınındaki bir dut ağacının gölgesinde, Afganistan’ın doğusunda görev yapan üst düzey bir Taliban lideri, grubun son on yılda ABD’nin ve hükümetin operasyonlarından dolayı yıkıcı kayıplar yaşadığını doğruluyor.

Ancak bu kayıplar pek fazla şey değiştirmedi: Taliban, ölü ve yaralılarını gruba yeni katılan militanlarıyla değiştirip acımasız bir şekilde şiddet göstermeye devam ediyor. Taliban’ın Laghman bölgesindeki askeri komisyonunun başında bulunan Mevlavi Muhammed Kais, “Bu savaşı bir ibadet olarak görüyoruz. Eğer bir kardeş ölürse, diğer kardeş Allah’ın dileğini hayal kırıklığına uğratmaz, ölen kardeşinin yerine geçer” diyor.

Taliban, mart ayında ABD ile yeni bir barış anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşma, Taliban’ın en büyük arzusunun gerçekleşmesini, yani ABD birliklerinin Afganistan’dan tamamen çekilmesini daha da yakınlaştırdı.

Taliban, savaşın yaklaşık 19 yılında büyük bir güç konumundaydı. Üç ülkede aktif olan Taliban savaşçılarıyla birlikte örgütün içindeki Afgan ve Batılı yetkililer, eski yaklaşımları yeni yaklaşımlarla ve yeni jenerasyonlarla birleştirdi. 2001’den sonra ise, Taliban, merkezi olarak yönetilmeyen bir militan ağıyla birlikte yeniden örgütlendi. Yönetici kadro komşu ülke Pakistan’da örgüt işlerini yürütürken, alt düzey kumandanları örgüte yeni insanlar almaları ve yeni kaynaklar bulmaları için yetkilendirdi.

Taliban’ın bu yeni ayaklanma dalgası, Afgan hükümetini baskılayan bir terörist planlama ve saldırı sistemini kucaklamanın yanında örgütün sert İslami köklerine rağmen suç ve uyuşturucu üzerine kurmuş olduğu yasadışı bir fonlama motorunu genişletmek için ortaya çıktı. Aynı esnalarda, Taliban, Afgan hükümeti ile müzakerelere başlarken kurucu ideolojilerinin ufak bir kısmını değiştirme yoluna gitti. Ancak uluslararası terörizme sağladıkları katkıyla beraber kadınlara ve azınlıklara karşı uyguladıkları baskılayıcı politikaları hiçbir zaman değiştirmediler. Ve son 20 yıldaki Batı destekli değişimlerin çoğuna hâlâ derin bir şekilde karşı çıkıyorlar.

Taliban’ın üst düzey sözcülerinden Amir Khan Mutaqi, Katar’ın başkenti Doha’da New York Times’a verdiği bir röportajda “ABD ile yapılan anlaşmanın tamamen uygulanmasını tercih ediyoruz çünkü böylece her şeyi kapsayan bir barışı gerçekleştirebiliriz” diyor. “Ama hapishaneler arkadaşlarımızla dolduğunda ve hükümet Batının politikalarını sorgusuz sualsiz kabul ettiğinde Taliban’ın evde oturmasını bekleyemezsiniz” diye de ekliyor. Mevcut Afgan hükümetinin yabancı para, yabancı silah ve yabancı fonların kontrolünde olduğunu belirten Mutaqi’ye göre, “Bunca fedakârlıktan sonra her şeyin aynı kalmasını hiçbir mantık kabul edemez.”

Acımasız tarih köşede beliriyor. En son işgalci bir güç Afganistan’dan çekildiğinde (1989’da ABD destekli isyancıların yardımıyla Sovyetler Birliği güçleri ülkeden geri çekildiğinde) gerillalar hükümeti devirip Taliban’ı tepeye taşımıştı.

Şimdi de, her ne kadar ABD güçleri ve isyancı gruplar birbiriyle çatışmayı bıraksa da, Taliban bayram tatilindeki üç günü kapsayan ateşkes öncesi Afgan hükümet güçlerine yönelik bazı saldırılar düzenledi. Birçok Afgan, saldırılara devam eden isyancıların müzakerelerde etkili olarak hükümet üzerinde pay sahibi olmalarından endişe duyuyor.

Taliban’ın saha komutanları, güvenli geçiş hakkı elde etmek için yalnızca ABD birliklerine ateş açtıklarını belirtmişti ancak Afgan hükümetinin güvenlik güçlerine yönelik saldırılarının devam etmesi kafaları karıştırıyor.

Ülkedeki ABD istilası başladığında çocuk yaşlarda olan ve şu an Taliban’a bağlı “Kırmızı Birlik” grubunda görev yapan genç bir kumandan, “Yolsuzlukla savaşımız ABD’yle savaşımızdan daha eski” diyor. “Ülkede İslami bir sistem kurulana dek cihadımız devam edecek”.

Asker toplama ve kontrol

Afgan ve ABD’li yetkililere göre, Taliban şu anda 50-60 bin aktif savaşçının yanında on binlerce paralı askere ve destekçiye sahip.

Ancak Taliban tek yapılı bir örgüt değil. 2001’deki ayaklanmanın liderleri, farklı bölgelerdeki örgüt hücrelerinin kendi kendilerine yeterli olabildikleri bir savaş makinası icat etti. Taliban, kontrol ettiği ya da etkili olduğu bölgelerde, bazı hizmetleri yönetmeye ve ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışarak kendini adeta bir “gölge hükümet” olarak konumlandırıyor.

Eski bir hükümet yetkilisi olan Afgan araştırmacı Timor Sharan’a göre de, Taliban’ın tepesinde tek bir isim olsa da örgüt merkezi bir yapıda olmaktan çok uzak. Bölge seviyesindeki farklı komutanlar örgüt kaynaklarını yönetiyor ve lojistik hazırlık sağlıyor. Uzun yıllar boyunca, örgütün üst düzey liderleri örgüt faaliyetlerini Pakistan’dan yönetti. Afganistan’daki büyük kayıplara rağmen Pakistan, Taliban için bir süreklilik merkezi oldu.

ABD birliklerinin yoğun saldırıları,  Taliban’ın Afganistan’da önemli kayıplar vermesine sebep oldu. ABD güçleri 2013’ten beri hava saldırılarında kullanılan yaklaşık 27 bin bombayla Taliban’a sistematik bir şekilde saldırdı. Aynı zamanda Afgan hükümet güçleri de Taliban’ı oldukça zorladı. Afgan yetkililere göre, hükümet güçleri, geçen yıl ayda binden fazla Taliban askeri öldürüyordu. Yetkililere göre, bu sayı Taliban kuvvetlerinin yaklaşık dörtte birine kadar artmış olabilir. 

Taliban’ın bölgesel bir liderine göre ise, örgüt bu saldırılarda verilen kayıpları azaltmak için “yedek kuvvet sistemi” geliştirdi. ABD güçlerinin Taliban’ın kontrol ettiği bölgelerde en aktif olduğu zamanlarda bile örgüt kendilerine yeni katılacak genç militanları bulmak konusunda sorun yaşamadı. Ailelere, çocuklarını örgüte yollamaları karşılığında kazanç teklif ediliyordu.

Taliban yetkililerinden Mevlavi Kais, örgüt içerisinde oluşturulan “rehberlik ve davet” isimli komisyonların farklı bölgelerdeki camilere ve Kuran kurslarına giderek örgüte militan bulma konusunda faaliyetler yürüttüğünü belirtiyor. Ancak Kais’e göre, örgüte yeni katılım hala en çok aktif askerlerin çevrelerinden geliyor. 

Kais’e göre, örgütün yeni militanlara olan ihtiyacı son 10 yılda hiç azalmadı çünkü kayıp oldukça fazlaydı. Ancak Kais, batılı kurumların ülkede yürüttüğü politikaların ve Afgan hükümetinin müttefikleriyle birlikte aldığı kararların gençlerin içindeki nefret duygusunu körüklediğini ve gençlerin hala düzenli olarak örgüte katılmaya devam ettiğini belirtiyor.

Afgan yetkililer de, Taliban’ın tam olarak kontrol sağlayamadığı bölgelerde bile Pakistan’da yaşayan mülteciler ve bölge halkından örgüte düzenli katılım sağlandığını belirtiyor.

Örgüt, merkezi bir vergilendirme sistemi kullanarak kazanç elde etmeye çalışıyor ancak mücadelenin devamlılığı için asıl gelir kaynağı bölgesel suç ve uyuşturucu ticareti üzerine.

Taliban yetkilileri, üyelere düzenli maaş ödemediklerini, bunun yerine onların kişisel masraflarını karşıladıklarını söylüyor. Örgüt, bölgesel kumandanlarına kaynakları ve elde edilen ganimetleri kullanma konusunda da özgürlük tanıyor.

Örgütün tam kontrol sağladığı bölgelerde yürüttüğü günlük işlere militanlar ve hatta komutanlar bile destek veriyor. Mevlavi Kais de, röportaj için New York Times’la buluştuğunda kıyafetlerinden dolayı özür dileyerek bütün sabah un öğüttünü söylüyor. Çoğu militan, savaşmadıkları süre zarfı boyunca ikinci bir iş yapıyor.

Taliban, örgüte yeni militanların katılmasının devamlılığı için şiddet içeren video prodüksiyonları hazırlıyor ve sosyal medyayı agresif bir şekilde kullanıyor.

Videolarda, örgütün ABD veya Afgan hükümet güçleriyle gerçekleştirdiği çatışmaların yanında, eğitim görüntüleri de yer alıyor. Videolardan birindeki mesaj oldukça tutarlı: “Bize katılmak demek kahramanlık ve fedakarlık dolu bir hayat sürmek demek”.

ABD ile yapılan son anlaşmadan sonra, Taliban propagandalarını yoğunlaştırdı. Taliban lideri, geçen çarşamba yolladığı bayram mesajında, Afgan hükümetine sadakat göstermekten vazgeçen düşmanları affedeceklerini duyurdu.

Alingar bölgesi, Taliban’ın bölgelerde kurmaya çalıştığı “gölge hükümet” sistemi için güzel bir örnek. Taliban liderleri bölge halkından düzenli olarak vergi topluyor ve bu vergilerin yüzde 20’sini merkezi yönetime yolluyor. Geri kalan miktar ise bölgedeki savaşçılara ayırılıyor. Örgütün başta sağlık, eğitim ve alışveriş olmak üzere halka verilen temel hizmetleri denetleyen farklı komiteleri var.

Bölgedeki okulların ve sağlık kliniklerinin masrafları ise Afgan hükümeti ve yabancı bağışçılar tarafından karşılanıyor. Ancak bütün bu işleyiş Taliban tarafından kontrol ediyor, yardım kuruluşları başka bir alternatifleri olmadıkları için örgüte isteksizce yardım etmek zorunda bırakılıyor. Taliban’ın eğitime ve okullara olan yaklaşımı ise örgütün kadınlara, sanata ve kültüre karşı olan baskıcı yapısının hala devam ettirildiğini gösteriyor.

Alingar’daki eğitim komitesi başkanı Mevlavi Ahmadi Haçmal’a göre, bölgedeki 57 okuldan yalnızca 17’si kız okulu ve örgüt kız çocuklarının altıncı sınıftan sonra okulu bırakmasını şart koşuyor. Bunun yanında okullardaki müfredattan “kültürle ilgili olan” dersler çıkarılıyor çünkü bu dersler müzik gibi “edepsiz” aktiviteleri içeriyor. 

Anarşinin doğuşu

Taliban 1990’larda kontrolü ele geçirdikten sonra, Sovyetler’in geri çekilmesinin yarattığı boşluk içerisinde ülkede baskıcı bir düzen kurdu. ABD ise bu baskıcılığa karşı başlarda kayıtsız görünüyordu. Bu durum, 11 Eylül’ü gerçekleştiren El-Kaide liderlerinin Afganistan’da saklanmaya başlamalarından sonra değişti.

El Kaide’nin Suudi lideri Usame bin Ladin, Afganistan’da uzun bir süre yaşadı ve hatta Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde ABD saflarında Sovyetler’e karşı savaştı.11 Eylül sonrası, Taliban lideri Molla Muhammed Ömer, bin Ladin’in Afganistan’da kalmasına izin verdi ve ikili o dönem bir hayli yakın oldu. Bin Ladin, Ömer’e İslami bir emir olarak bağlılık sözü verdi.

Büyük yara alan Bush yönetimi, Taliban’a bin Ladin’i kendilerine vermeleri için teklif bile yapmadan direkt olarak ülkede işgal başlattı. 

Diğer Afgan gruplarına karşı büyük üstünlük kuran Taliban, ABD’nin hava saldırıları karşısında etkisiz kaldı. Taliban savaşçılarının önemli bir kısmı kendi bölgelerine dağıldı. Grubun liderleri ise ya sınırdan Pakistan’a kaçmaya çalıştı ya da Amerikan güçleri tarafından yakalanıp hapse atıldı.

New York Times’ın bu dosya için görüştüğü birçok Taliban lideri, o günlerde ABD ordusuyla savaşmayı hayal bile edemediklerini söyledi. Ancak örgütün lider kadrosu Pakistan’ın güvenli topraklarında tekrar organize olmaya başladıkça, bu durum onlar için değişmeye başlamıştı.

Güvenliğini sağlama alan örgüt, ABD ve NATO birliklerine karşı uzun vadeli bir savaş başlattı. 2007’de bölgesel saldırılara başlayan örgüt, ABD’nin bölgede bir zamanlar Sovyetler’e karşı oluşturduğu savaş planını bu sefer ABD’ye karşı uygulamaya soktu.

Taliban liderlerinden biri olan Mutaqi, “Liderlerimizin çoğu Sovyetlere karşı olan savaşın bir parçasıydı. Burası bizim topraklarımızdı ve biz bu topraklara aşinayız. Afganistan tarihi önümüzde duruyor. İngilizler geldiklerinde Afganlardan daha güçlülerdi. Sovyetler geldiklerinde yine güçleri daha fazlaydı ve bu şimdi de Amerikalılar için geçerli. Evet, güçleri bizden daha fazla ve bu bize onların eninde sonunda bu topraklardan ayrılacaklarına dair bir umut veriyor” diyor.

Taliban, ABD tarafından desteklenen Afgan hükümetinin yolsuzluklarını ve görevi kötüye kullanımlarının avantajını kendisine çevirdi. Kendilerini Afgan kültürünün ve adaletinin tek söz sahibi gibi gösterdi. ABD, Irak’la başlattığı savaşla meşgulken, örgüt, isyan tutkusunu ve elindeki toprakları büyüttü.

2009 yılında Barack Obama göreve geldiğinde Taliban bölgeye o kadar yayılmıştı ki Obama bölgedeki ABD birliklerinin sayısını 100 bine çıkardı. Toplam 300 bin mensubu olan Afgan ordusu ve polisinin yanında, ABD ordusu da Afgan hükümetinin milislerini destekledi. Savaş, “öl ya da öldü” döngüsüne girdi.

Şiddet yükseliyor

Ayaklanmanın ikinci on yılında, Taliban, şiddetini ve saldırı kapasitesini artırdı. Afganistan’ın başkenti Kabil’de bile büyük saldırı organizasyonları düzenlediler. Afgan ve ABD kuvvetleri arasındaki güvensizlik, ABD’li yetkililerin Afgan güçlerini destekleme fikrinin sürdürülebilir olmadığını düşünmelerine kadar uzanan bir biçimde arttı.

Taliban, zamanında Sovyetler’e karşı ABD destekli mücahitleri fonlayan Arap finansörlerin ağlarını yeniden canlandırdı. Örgüt bunun yanında ticaret vergileri ve uyuşturucuyla birlikte gelirlerini baştakine göre çok önemli bir derecede artırdı. 

Taliban’ın bu eski deneyimlerinin yeni vahşet modeliyle birleşmesinin en iyi örneği, Hakkani’deki ağın geliştirilmesi ve liderliğe entegre edilmesi oldu.

Hakkani ağının lideri Celaluddin Hakkani, Sovyetler’e karşı mücadelede etkili bir ABD müttefiki konumundaydı. Ancak ABD’ye karşı verilen savaşta Taliban’ın önemli bir kolu oldu. Hakkaniler, eski kaçakçılık ağlarını ve rotalarını, iyi eğitimli Taliban askerlerinin Afgan hükümet kurumlarına saldırabilmeleri için etkili bir boru hattına dönüştürdüler.

Celaluddin’in oğlu Siraceddin, 2015 yılında Taliban’da üst düzey bir göreve terfi ettirildi. Doğu Afganistanlı olan Siraceddin, en iyi güçlerini mücadeleyi örgütlemeleri için güney bölgelerine gönderdi. Afgan ve Batılı yetkililere göre, bu şiddetin ölümcüllüğünü artıran bir hamleydi.

2018 yılında ABD ile müzakereler başladı. Taliban’ın baş müzakerecisi Mullah Abdul Ghani Baradar’dı. Görüşmeler devam ederken Taliban’ın Afganistan’daki askeri üstlere düzenlediği bombalı saldırılar ve hükümet kurumlarındaki intihar saldırıları devam ediyordu. Bu saldırılardaki kayıplar oldukça büyüktü. Şiddet, ikili görüşmelerdeki gerginliği daha da çok artırdı ve hatta raydan çıkardı.

ABD’li ve Afgan yetkililer arasındaki temel endişelerden biri, Taliban’ın siyasi kanadının ve Molla Birader’in örgütün askeri komutanları arasında büyük bir etkisinin olmasıydı. Bir diğer endişe de, ABD bölgeden çekilince örgütün IŞİD ve El Kaide gibi terörist gruplarla olan ilişkilerinin nereye evrileceğiyle ilgiliydi.

Geçen baharda yapılan görüşmeler sırasındaki bir oturumda, ABD ve aynı zamanda NATO kuvvetleri komutanı olan Austin S. Miller, Taliban yetkililerine “Ya adamlarımız birbirini öldürmeye devam eder ya da birlikte IŞİD’i öldürürler” diyerek diğer terörist gruplara karşı birlikte hareket etme çağrısında bulundu. ABD’li bazı yetkililer, Başkan Donald Trump’ın müzakerelerle ilgili olumsuz görüşünün Taliban’ın bu teklife sıcak yaklaşmasıyla değişmeye başladığını söylüyorlar.

El Kaide konusunda ise daha farklı gelişmeler oldu. Taliban sözcüleri, El Kaide ile geçmişte birlikte çalışmalarına dair herhangi bir pişmanlık duymadıklarını belirttiler ancak ABD’li yetkililere, El Kaide’nin kendi topraklarını kullanarak ABD’ye karşı saldırı düzenleyemeyeceklerinin garantisini verdiler. Taliban ABD ile anlaştıktan iki hafta sonra, El Kaide, yayınladığı açıklamayla bu anlaşmayı ABD’ye karşı “büyük bir zafer” olarak nitelendirdi.

Alt rütbelere ayar

Taliban, bu görüşmeyle birlikte ikili görüşmelerdeki kabiliyetini bir kez daha göstermiş oldu. Afgan ve ABD’li yetkililere göre, iki taraf anlaşmaya yaklaştıklarında uygulamaya konan bir haftalık geçici ateşkes denemesinde şiddet eylemleri yüzde 80 seviyesinde azaldı.

Ancak bu geçici ateşkes süresince, anlaşmanın başarılı olup olamayacağı kesin değildi. Afgan ve Batılı analistlere göre, Molla Birader bir haftalık ateşkesi reddederek Taliban’a hücrelerinin ateşkes emrine itaat etmesini sağlayabilmek için süre vermiş oldu. Elbette Molla Birader’in perde arkasında birtakım işler çevirdiğine dair başka işaretler de vardı.

Şiddet eylemlerinin azalmaya başladığı hafta, Taliban komutanları, farklı bölgelerdeki militanlarını hizaya sokmak için büyük bir mücadele vermeye başladılar. ABD ile olan ikili müzakereleri yavaşlatan bir detay da, Taliban’ın siyasi liderlerinin her küçük detayı daha üst rütbeli temsilcilere iletmek istemesiydi.

Taliban yetkilileri, onları Sovyetler Birliği’ne karşı savaşan ve daha sonra güç üzerinde anarşiye sebep olan fraksiyonlardan ayıran şeyin, bağlılıklarının farklı liderlere bölünmesi olduğunu belirtiyor. Taliban, isyancı hareketlerine Molla Ömer’in otoritesi altında başladı. Ancak bu isyanın en güçlü olduğu dönem son dönemlerdi. Uzlaşmaya bağlı bir liderlik yapısıyla beraber emirlere itaat etmeyenlere karşı indirilen ağır yumruk, hareketi zirve noktasına ulaştırdı.

Son yıllarda ortaya çeşitli komutanlar çıksa da, Taliban’ın liderlik konseyi, ABD işgalinden sonraki yıllarda isyanı başlatan ve aynı zamanda daha tecrübeli olan bir ekipten oluşuyor. Bu ekip, şiddet için rasyonalitelerini sıkı bir şekilde kontrol edebildi – onlar için tek önemli olan şey örgüt liderinin ve diğer dini liderlerin görüşü.

Analist Timor Sharan’a göre, ABD gibi ortak bir düşmanla savaşırken örgütteki bu birliğin sürdürülmesi kolaylaşıyor. Ancak Sharan’a göre, eğer Taliban uzun süredir hayal ettiği gibi ABD’yi Afganistan’dan tamamen çıkarabilirse, bu sefer de ülkeyi bir zamanlar anarşiye sürükleyen zorluklarla tekrar karşı karşıya kalabilir.

Sharan, bu durumun, siyasi liderler ve ülkenin kaynaklarıyla beraber şiddeti de elinde tutan askeri kumandanlar için bir test olabileceğini söylüyor. Sharan’a göre, 1990’larda Kabil’de ortaya çıkan iç savaş siyasi liderlerin arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı değil, en alttaki askeri komutanların kaynaklar üzerindeki anlaşmazlıklarından dolayı ortaya çıktı. Siyasi liderler ise olan biteni kontrol edebilmek konusunda tamamen umutsuzdu. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus