Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (76): Sembolik eylemler bağlamında ABD’deki diz çökme protestoları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Merhaba. Geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri’nde beyaz bir polis, ters kelepçelleyip yere yatırdığı siyah bir vatandaşı, yoldan geçenlerin tepkisine de, olayın cep telefonlarıyla anı anına kaydediliyor oluşuna da aldırmadan, dakikalarca boğazına diziyle bastırarak öldürdü. Ülkedeki yapısal ırkçılığı ve ayrımcılığı, kurumsal polis şiddetini ve cezasızlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu olay, ülke çapında kitlesel eylemlerle protesto ediliyor.

Bugünkü programda protestocuların başvurduğu bir eylemin, diz çökme eyleminin, tarihsel bağlamıyla beraber sembolik anlamından bahsetmek istiyorum. 

Öncelikle, bir protesto biçimi olarak, hem de cezasız kalan siyahlara yönelik polis şiddetine dikkat çekmek amacıyla kullanılan bir protesto biçimi olarak “diz çökmek”, Amerikalıların eylem repertuvarına 2016 yılında girdi.

Amerikan futbolunun yıldız oyuncularından Colin Kaepernick, 2016 ağustosunda her maç öncesi adet olunduğu üzere çalınan Amerikan Milli Marşı sırasında ayağa kalkmayarak kulübede oturmayı seçti. Oyundan sonra nedenini soran muhabire aynen şunları söyledi:  

Siyah ve diğer farklı ırklardan insanlara ayrımcılık uygulayan bir ülkenin bayrağı önünde ayağa kalkıp gurur gösterisi yapmayacağım. Bu mesele benim için futboldan daha büyük ve kafamı kuma gömmek bencillik olur. Sokaklarda yatan cesetler varken, birileri cinayet suçlamasından kurtulup maaşlı izin yapıyor.”

Colin Kaepernick 2017’de Time
dergisinin yılın kişisi adayları arasında yer aldı.

O yaz silahsız bazı siyah Amerikalılar polis tarafından vurularak öldürülmüştü. Polislerin olur da soruşturma açılırsa, o süreçte ücretli izine çıkarılmaları ise rutin bir uygulama. Kaepernick milli marşta ayağı kalkmayı reddetmesinin ağır bir bedeli olabileceğini biliyordu. Şöyle demişti muhabire: “Futbolu ve sponsorlarımı benden alacak olurlarsa, doğru olanı, yapılması gerekeni yaptığımı biliyor olacağım.

Bir sonraki hafta ise, Kaepernick milli marş çalarken bu kez sahaya çıkacak, ama ayakta durmayı yine reddederek tek dizi üzerine çökecekti. Takım arkadaşı Eric Reid de ona bu sembolik protestosunda eşlik etti. Eylem büyük ses getirdi; Kapernick ve Reid karşılaşma boyunca özellikle rakip takımın seyircileri tarafından yuhalandılar. Ama ertesi haftalarda tepkilere rağmen milli marş çalarken diz çöken oyuncuların sayısı arttı.

Kapernick Ulusal Futbol Ligi’nden atılmak pahasına siyahların maruz kaldığı polis şiddetini milli marş sırasında ayakta durmak yerine diz çökerek protesto etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın küfür de içeren ve eyleme katılanların ligden kovulmasını isteyen açıklamaları sonrasında ise, milli marş esnasında diz çökme tam bir protesto akımına dönüştü. Kaepernick, kimileri için bir kahraman haline geldiyse de, öngördüğü gibi ligden atıldı. O ve onunla beraber diz çökenler yurtsever olmamakla, vatan hainliği ile, saygısızlıkla, nankörlükle suçlandılar.

Aslına bakarsanız diz çökmenin kendisi saygısızlık içeren bir davranış değil. Aksine saygı, hatta itaat göstergesi olan bir jest. Her şeyden önce sadece Müslümanlıkta değil, diğer pek çok inancın ibadetinde diz çökme var. Ayrıca kralların kraliçelerin önünde de saygı ve/veya biat göstergesi olarak tek dizin kırılıp çöküldüğünü biliyoruz. Evlenme teklif ederken de hâlâ tekrar edilmekte olan bir jest bu ayrıca.

Gerçi bizde, diz çökmek çok daha olumsuz çağrışımları olan bir edim. Türkçe’de “dize gelmek” deyişi de var biliyorsunuz; teslim olmak, boyun eğmek, yenilmek, düşmanın buyruğunu kabul etmek veya aman dilemek anlamında kullanılıyor. Ortaokul kitaplarında yer bulan cümle içi kullanımı da şöyle: “Bizim kitabımızda dize gelmek yoktur!”

Amerikan ordusunda askerler ölen arkadaşlarını mezarları başında diz çökerek anıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise diz çökmenin daha çok saygı göstermekle ilişkisinin ön plana çıktığını görüyoruz. Nitekim Kaepernick’in protestosunu diz çökerek ifade etmesinde bu boyut önemli. Eski Amerikan futbolu oyuncusu ve eski bir Yeşil Bereli asker olan Nate Boyer’le tepkisini konuştuklarında, Boyer, Amerikan askerlerinin saygılarını göstermek için ölen arkadaşlarının mezarları başında diz çöktüklerini hatırlatmış Kaepernick’e. Diyor ki, “Ayağa kalkmaması, kulübede oturması yerine takım arkadaşlarının yanında sahaya çıkıp diz çökmesi şeklinde bir orta yol bulmuş olduk.” 

Diz çökmek beden dili açısından da tehditkâr ya da mütecaviz bir edim değil. Aksine cüsseniz küçüldüğünden bir tür korunma talebi olarak bile okunabilir ki, Kaepernick’inki özelinde ayrımcı şiddet kurbanları için bir saygı duruşu anlamı taşıdığı gibi, aynı zamanda şiddete karşı bir korunma çağrısı da içeriyor.

George Floyd protestolarında sıkılı yumrukların havaya kaldırıldığı eylemler de yaygın.

Oysa protesto eylemlerinde sık rastlanan bir başka jestin, yumrukların sıkılıp havaya kaldırılmasının tehditkâr bir yanı var, zaten bir meydan okuma, bir başkaldırı simgesi. Kolunuzu havaya uzatıp, dimdik durduğunuzda hem cüsseniz büyür hem de sıkılı yumruklar kavgaya hazırlık mesajı verir. Bu jest spor müsabakalarında galibiyetin ilanı için, zafer işareti olarak da kullanılır.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyahların eşit yurttaşlık hakları mücadelesi tarihinde havaya kalkmış yumrukların eylem repertuvarına girişi 60’lı yıllar. 1965 yılında suikast sonucu öldürülen Malcolm X’in ifade ettiği ırk gururu, otonomi ve kendi kaderini tayin gibi ilkelerden esinle doğan Siyah Gücü Hareketi’nin sembolü haline gelmiş. Özellikle Kara Panterler tarafından eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinde direnişin sembolü olarak yumruklar havaya kaldırıldıkça “Siyah Gücü selamı” olarak literatüre girmiş.

1960’lı ve 70’li yıllarda ABD’de siyahların yurttaşlık hakları için verdiği mücadelenin eylem repertuvarında “Siyah Gücü”nü temsilen havaya kalkmış sıkılı yumruklar da bulunuyor.

Bu yumruğu havaya kaldırma eyleminin, yine milli marş sırasında ve yine sporcular tarafından ve Kaepernick’inki gibi yaratıcı bir şekilde dönüştürüldüğü çok güçlü, çok etkileyici bir eylem de var. 1968 Yaz Olimpiyatları sırasında Mexico City’de 200 metre yarışında altın ve bronz madalyaların sahibi olan iki Amerikalı siyah atlet, Tommie Smith ve John Carlos, madalyalarını almak üzere podyuma, siyahların yoksulluğuna dikkat çekmek üzere ayakkabısız olarak, çoraplarıyla çıkıyorlar.

1968 Yaz Olimpiyatları’na, 200 metre koşuda altın ve bronz madalyayı kazanan Amerikalı siyah atletler Tommie Smith ve John Carlos’un madalya töreni sırasındaki eylemi damgasını vurmuştu.

Madalyaları boyunlarına asıldığında galibiyet kutlaması için kaldırdıkları düşünülen yumruklarını ise, Amerikan Milli Marşı çalmaya başladığında indirmiyorlar, marş bitene kadar da havada tutuyorlar. Ama muzaffer ve gururlu bir edayla başları dimdik karşılarında göndere çekilmekte olan bayrağa da bakmıyorlar. Marş boyunca başlarını öne eğiyorlar. Protestolarının gücü de, zaten, bu iki jest arasındaki tezatta. Yumruklarıyla Siyah Gücü Hareketi’ne, siyahların eşit yurttaşlık hakları mücadelesine ve direnişe selam durdukları mesajını,  ayrımcılık uygulayan bir ülkenin bayrağı önünde gururla durmayı reddettiklerini gösteren, aynı zamanda ayrımcılığın mağdurları için saygı, yas ve tevazu gösterisi de içeren baş eğme hareketiyle beraber iletiyorlar.

2017’de büyük tartışma yaratan diz çökme protestosuna, üç yıl sonra George Floyd’un ölümü ertesinde polisler de katıldı. Bu fotoğrafta Miami polisini görüyorsunuz.

ABD’de şu sıralarda devam eden protesto gösterilerinde, sadece eylemcilerin değil, eylemcilerin protesto ettiği polislerin de göstericilerle dayanışma için diz çöktüğüne tanık olduk, oluyoruz*.

Polis memuru Derek Chauvin ve George Floyd.

Açıkçası birkaç gün önce böyle bir fotoğrafı ilk kez gördüğümde durumu kavramakta güçlük çekmiştim. Çünkü aklıma önce muhtemelen bizdeki olumsuz çağrışımlarının da etkisiyle Derek Chauvin adlı polisin, George Floyd’u diziyle boğarak öldürdüğü gelmişti ve polislerin göstericilerle dayanışmak için değil onları tahrik etmek için böyle bir şey yapabileceğini düşünmüştüm. Ama biraz araştırdıktan sonra, şimdi, diz çökmenin kültürel karşılığını, özellikle de militer kültürdeki karşılığını ve de beden dili açısından tehditkâr olmayışını değerlendirdiğimde, polislerin göstericilerle empati kurmalarını kolaylaştırmasa dahi neden zorlaştırmadığını anlayabiliyorum.

Polislerin göstericilerle karşılıklı diz çökerek diyalog ve empati kurduğu güçlü bir an.

Bir de Smith ve Carlos ile Kapernick’in jestlerini birleştiren yani tek dizlerini kırıp yere çökmüş halde, başları eğik biçimde yumruklarını havaya kaldıran eylemciler var. Son bir iki gündür görüyorum. Genç kadınlar tarafından icra edilen bir örneğinin fotoğrafını da paylaşıyorum sizinle.

Irk ayrımcı polis şiddetine karşı 2020 baharında düzenlenen protestolarda, 2017’deki diz çökme protestosu ile 1968’deki baş önde eğik yumrukları havaya kaldırma protestosu kombinlenerek kullanılıyor.

Bitirirken, yayın öncesinde fikir teatisinde bulunduğum kolektif eylemler, devlet şiddeti ve siyasi aktivizm konularında uzman #Femfikir’daşım, siyaset bilimi profesörü Ayşen Uysal’ın göndermiş olduğu bilgi notundan birkaç satır paylaşmak isterim. Anlattıklarımı daha kavramsal bir çerçeveye oturtmak için faydası olabilir:

  • “Eylem repertuvarı, bir grubun taleplerini dış dünyaya anlatmak için kullandığı anlamlar ve araçlar setidir.
  • Repertuvar tarihsel olarak öğrenilmiş, paylaşılmış ve uygulanmış olup mücadelenin içinden doğru gelişir.
  • Aktörler, yaptıkları hesaplar ve geçmiş deneyimlerine dayanarak repertuvar içinden stratejik seçimler yapar.
  • Repertuvar, öğrenilir, deneyimlenir, sınanır.
  • Repertuvar, örgütlere, gruplara ve taleplerine göre biçimlenen ancak bir o kadar da dış faktörlerden etkilenen bir modeldir. Tüm bu faktörlerin kesişme noktasında yer alır ve tarihsel olarak belirlenir.

* Yayından sonra karşılaştığım bir sosyal medya paylaşımında, George Floyd protestolarını kontrol altına almaları için eyalet yönetimleri tarafından göreve çağrılan askerler de göstericilerle beraber diz çöküyor.

** George Floyd protestoları sırasında gelişmekte olan ve beyazların eylem repertuvarına eklenmesi muhtemel ilginç bir başka pratiğe, aşağıda paylaştığım üzere Twitter’da Elif Sözer dikkat çekmiş.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus