Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (77): ABD’de Minneapolis’teki “polissiz gelecek” girişimi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Merhaba. Bugün 9 Haziran 2020 Salı. ABD’nin Minneapolis kentinde 25 Mayıs’ta George Floyd adlı siyah vatandaşın polisin uyguladığı şiddet sonucu ölümü sonrasında başlayan protesto gösterileri, ülkenin dört bir yanında devam ediyor. Protestocuların hedefinde hem ülkedeki yapısal ırkçılık ve ayrımcılık sorunu hem de cezasız kalan, göz yumulan ve hatta siyaseten teşvik edildiğine de tanık olduğumuz polis şiddeti var. Nasıl olmasın ki? Bir araştırmaya göre, 2012-2018 yılları arasında ABD’de polisin öldürdüğü insan sayısı günde ortalama yaklaşık üç kişiye karşılık geliyor. Polis şiddetine maruz kalma riski, siyahlar için daha yüksek.

6 Haziran Cumartesi, Beyaz Saray önü (AP /Jacquelyn Martin)

Tepkiler üzerine ABD Kongresi’ndeki Demokratlar polis teşkilatlarında reform için “Kolluk Gücünde Adalet Yasası” adıyla 134 sayfalık bir yasa tasarısı hazırladılar. Tasarı yasalaşabilecek mi? Kongre’nin alt kanadından geçse, acaba Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu üst kanattan, Senato’dan da geçer mi? Şu an kestirmek zor. Ama tasarının içeriği de protestocuların taleplerinin epey gerisinde. Zira protestocular arasında giderek daha çok taraftar bulan talep, mevcut emniyet teşkilatlarının kapatılması, bildiğimiz formuyla polislik müessesinin toptan lağvedilmesi.

Minneapolis kentinin yerel yönetimi de, nitekim, hafta başında kentin polis teşkilatını kapatıp, yeni bir kamu güvenliği anlayışıyla sıfırdan farklı bir yapı oluşturma kararı aldı. Belediye meclisindeki oylama sonucu alınan kararı kamuoyuna duyuran Belediye Meclisi Başkanı Lisa Bender “Minneapolis’te ve ABD’nin dört bir yanındaki şehirlerde mevcut polis ve kamu güvenliği örgütlenmesi, toplumumuzun güvenliğini sağlamıyor. Teşkilatta aşamalı olarak reform yapma çabalarımız başarıya ulaşamadı” dedi ve reforme edilemeyen yapının yıkılmasına ve ihtiyaç duyulan hizmetleri yerine getirecek yeni bir kolluk gücünün inşasına karar verdiklerini anlattı. Karar uygulanabilecek mi, ne zaman hayata geçecek ve elbette yeni yapının içeriği nasıl şekillenecek, zorlu bir süreç var önlerinde. Ama ülkedeki ilk örnek olmayacaklar.  

Benzer bir karar, 2013 yılında New Jersey Camden’da alındı. Suç oranlarında ki hızlı artışı müteakip Camden’ın ülkede en çok cinayet işlenen kent haline gelmesi üzerine, belediye meclisi, mevcut emniyet teşkilatını olanı kapatıp, toplum destekli polislik modeline geçmişti. Bu toplum destekli polislik modelini Türkiye’de Emniyet Genel Müdürlüğü şöyle tarif ediyor internet sitesinde:

Etkin bir güvenlik hizmeti yürütülmesinde kabul gören anlayış; suçla mücadeleye ve güvenlik politikalarının uygulanmasına toplumun katılım ve desteğinin sağlanmasına dayanmakta; öncelikle toplumsal beklentilerin ve taleplerin karşılanması bu anlayışın odak noktasını oluşturmaktadır. Buna kısaca ‘Toplum Destekli Polislik’ denilmektedir.”

Missouri eyaletinin Ferguson kentinde de, yine siyah bir vatandaşın, Michael Brown’un polis tarafından öldürülmesinden sonra, 2015 yılında, polis teşkilatının kapatılması gündeme geldiyse de, nihayetinde reform yapılmasında karar kılınmıştı.  

ABD ordusu Bill Clinton’ın başlattığı “1033” adı verilen program çerçevesinde 1997’den bu yana polis teşkilatlarına toplam 7 milyar 200 milyon dolarlık ekipman transfer etti.

Belediye meclisleri polis teşkilatlarını nasıl kapatabiliyor diye düşünenleriniz olabilir. ABD’de polisin toplumsal işlevi, kurumsal yapısı ve sorumlu kılındıkları otoriteler Türkiye’dekinden farklı bir model üzerine bina edilmiş. Oradaki devletleşme süreci ve sonunda ortaya çıkan federal yapının, bu yapı içinde eyaletlerin ve tek tek her bir yerel yönetimin sahip olduğu güç ve önemin bir tezahürü olarak, polis sistemi de ademimerkeziyetçi. Yetkileri birbiriyle çakışabilen çok sayıda –Wikipedia’ya göre 17 bin 985 adet- her biri özerk polis örgütlenmesi yahut iç güvenlikten sorumlu birim var. Federal polis teşkilatı var örneğin, FBI ona bağlı. 50 eyaletin her birinin ayrı polis teşkilatları var; kentlerin, kasabaların, yani yerel yönetimlerin de ayrı ayrı polis teşkilatları var. Bütçelerini, görev ve yetkilerinin çerçevesini, uygulayacakları ve tabi olacakları kanunları, ödenecek maaşı yerel yönetimler belirliyor. Türkiye’de ise hepsi İçişleri Bakanlığı’na, yani merkezi yönetime (dolayısıyla siyasi iktidara) bağlı iç güvenlikten sorumlu birimler şöyle: Polis, jandarma, sahil güvenlik, korucular ve bekçiler.

Bu programda, Minneapolis’i polisten “temizlemek”, polissiz bir kent yaratmak için kurulmuş, sloganı “polissiz bir gelecek” olan bir girişimden söz etmek istedim. Temizlemek kelimesini, kulaklarınızı tırmalamasını umarak, özellikle norm-dışı kullandım. Çoğumuz polisin kurumsal varlığını ve icraatını büyük ölçüde sorgusuz sualsiz kanıksadığımız için, kentlerin suçlulardan temizlenmesi için polise ihtiyaç olması norm olmuş. “MPD150” adlı girişim de polisin üstlendiği işlevlerden tutun, suç ve güvenlikten ne anladığımıza kadar kafalarımızdaki tüm kalıplara, onları tersyüz ederek yeniden bakmaya kışkırtıcı bir davette bulunuyor.

MPD, Minneapolis belediyesine bağlı polis teşkilatının İngilizce söylenişindeki ilk üç kelimenin (Minneapolis Police Department) ilk harfleri. 150 ise bu teşkilatın 150. kuruluş yıldönümüne atfen seçilmiş. Çünkü MPD150, Minneapolis Polis Teşkilatı’nın 150. kuruluş yıldönümü olan 2007 yılında kurulmuş. İnternet sitelerinde kendilerini şöyle tanıtıyorlar:

MPD150 yerel idareciler, araştırmacılar, sanatçılar ve aktivistlerce yatay-örgütlenmiş katılımcı bir girişim. Herhangi bir örgütün projesi değil. Birçok örgütün yıllardır yaptığı çalışmaları devam ettiriyoruz. Yaklaşımımızı kabul eden herkesin desteğine açığız. Geliştirdiğimiz sürecin başka kentlerde de benzer organizasyonların polis teşkilatlarının lağvedilmesine dönük pratik stratejiler geliştirmesine katkıda bulunmasını ümit ediyoruz.

Minneapolis’teki polis şiddetiyle ilgili tartışmaların ceza adaleti sisteminde yapılması gereken reformlara odaklandığını, oysa odaklanılması gerekenin yapısal değişim olduğunu savunuyorlar. Bu yapısal değişimi sağlayacak, içinde çeşitli alternatiflere de yer verdikleri bir eylem planı da hazırlamışlar; polis teşkilatının kamuya hizmet görevlerini toplum-merkezli kuruluş ve örgütlere transfer etmeyi, acil durumlara müdahale için askeri olmayan yöntemler geliştirmeyi ve polise aktarılan kaynakların toplumun sorunlarıyla başa çıkabilme becerileri ile insan yönelimli kalkınma stratejilerini desteklemek üzere kullanılmasını öneriyorlar. Yine sitelerinden alıntılıyorum:

Polisin lağvedilmesi naif bir düşünce, tatlı bir hayal değil. Toplumlarımıza yönelik sistematik ve amansız tacizin sona erdirilmesinin tek yolu. Asıl naif olan, köleliğin kaldırılması sürecinde ırkçı iktidar ilişkilerini korumak amacıyla kurulmuş olan mevcut polislik sisteminin, insanların güvenliği ve refahına adanmış ırkçı-olmayan, toplum odaklı bir yapıya kavuşacak şekilde reforme edilebileceğini düşünmektir.

MPD150’nin sitesinde sıkça sorulan sorular diye bir bölüm de var: Polissiz bir gelecek tahayyül etmekte zorluk çekenler için. Soru ve yanıtların ilk ikisini aktarıyorum:

Soru: Polisi lağvetmek kaos yaratıp suçu teşvik etmez mi? Nasıl güvende olacağız?

Yanıt: Bir anda parmak şıklatıp dünyadaki bütün teşkilatların fonunun kesileceği sihirli bir formülümüz yok. Kaynakları, fonları ve sorumlulukları polisten alıp toplum merkezli güvenlik, destek ve önleme modellerine doğru stratejik olarak yeniden paylaştıracağımız aşamalı bir süreçten bahsediyoruz. Yaşadığımız toplumda krizlere müdahale edenler bu krizlerlerle başa çıkma konusunda en donanımlı olanlarımız olmalı. Birbirimize sahip çıkmak, göz kulak olmak üzere, kendilerinin yaşamadığı mahallelerde ellerinde silahlarla devriye gezen yabancılara değil, toplumun dokusunu oluşturan sosyal hizmet görevlilerine, hak savunucularına, dini liderlere, komşulara, sağaltıcılara ve arkadaşlara daha fazla alan açmak istiyoruz.

Soru: Peki ama silahlı soyguncular, katiller, suç çeteleri ne olacak?

Yanıt: Suç rasgele bir olgu değildir. Çoğu zaman, insanlar temel ihtiyaçlarını başka yöntemle sağlayamadıkları için başvurulur. Parayı polis teşkilatlarından temel ihtiyaçların giderilmesini sağlayacak hizmetlere doğru yönlendirerek, insanların banka soymaya ihtiyaç duymayacağı bir aşamaya da ulaşabileceğiz. Bu uzun geçiş sürecinde şiddet suçlarına karşı görev yapacak küçük ölçekli uzman bir kamu görevlisi sınıfına ihtiyacımız olacak ama asıl yapmamız gereken polisin toplumdaki rolünü sorgulamak. Şu anda polisler sadece şiddet suçlarıyla uğraşmıyorlar. Gereksiz yere araç durduruyor, uyuşturucu kullananları tutukluyor ve sadece ceza adalet sisteminin çarkına daha fazla sayıda insanı atmaya yarayan suça dönüşme potansiyeli taşıdığı varsayılan davranışlarla uğraşıyorlar. Polislerden çok fazla sayıda sorunumuzu çözmelerini bekliyoruz. Eski Dallas Emniyet Müdürü David Brown’ın dediği gibi: “Toplumsal sorunlarla ilgili her başarısızlıkta, meseleyi çözmesi için polislere dönüyoruz. Akıl ve ruh sağlığı hizmetlerine bütçe mi yok, sonuçlarıyla polis ilgilensin. Okullar mı başarısız, polis baksın.” Suçla gerçek mücadele için daha fazla polise değil, daha fazla işe, daha fazla eğitim fırsatına, daha fazla sanat programına, daha fazla toplum merkezine ve toplumlarımızın nasıl işlev göreceği konusunda daha fazla söz hakkına ihtiyacımız var.    

Pankartta polise kaynak aktarımının kesilmesi isteniyor.

MPD150’nin sık sorulan sorular bölümünde basitleştirerek anlatmaya çalıştığı fikirlerin daha akademik bir dille ifade bulduğu ve Minneapolis Polis Teşkilatının 150 yıllık tarihinin incelendiği kapsamlı bir raporu da var. Raporda tartışılan fikirlerden biri, polise ayrılan kaynakların toplumun ihtiyaçlarına daha uygun şekilde yeniden paylaştırılmasıyla ilgili ve bu fikir ABD’de devam etmekte olan protestolarda sık dillendirilen talepler arasında yer alıyor. New York Belediye Başkanı Bill de Blasio da, sokağın baskısıyla, hafta sonunda polis teşkilatına ayrılan bütçeyi kısarak, buradan artan parayı gençlere yönelik projelere ve sosyal faaliyetlere harcamayı planladığını söyledi. Ama polis bütçesinde ne kadarlık bir kesinti düşünüyor, bahsetmedi. Bu durum da protestocuları hiç memnun etmedi çünkü New York kent (New York City) belediyesinin polis teşkilatı için ayırdığı yıllık bütçe, sağlık, evsizlik, gençlik ve istihdam programlarının hepsi için harcadığı paradan daha fazla: Tam 6 milyar dolar…  

6 milyar dolar Türkiye’de, iktidarın 2020 yılı bütçesinde neredeyse Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yani Türkiye’deki polis teşkilatının tamamına tahsil edilecek miktardan fazla. Veya Türkiye’nin 2018 yılındaki askeri harcamalarının üçte birine yakın bir miktar. Bu arada New York Belediye Başkanı’nın kent yönetimi için meclisin onayına sunmaya hazırlandığı bütçenin 90 milyar dolar olduğunu da hatırlatayım. Yani kolluk güçlerine ayrılan pay toplam bütçenin yüzde altısından biraz daha fazla.

Bitirirken, bütçelerdeki bu uçuruma rağmen Türkiye’de kişi başına düşen polis sayısının ABD’dekinden daha fazla olduğunu söylemeliyim. 2018’de yapılmış bir çalışmadan aktarırsam, 326 milyon nüfuslu ABD’de kolluk gücü personeli  653 bin iken, 80 milyonluk Türkiye’de 414 bin imiş.

Bugünlük burada bitiriyorum. İzlediğiniz için teşekkürler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus