Türkiye’yi Çin mi kurtaracak?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, finans krizinin önüne geçebilmek için Çin’e gittikçe daha bağımlı hale geliyor. Finansal hizmet şirketi Morgan Stanley’e göre, ticaret açığı ve azalan turizm gelirleri nedeniyle Türkiye ekonomisi, 2019’un sonunda 500 milyon dolarken nisan ayında 5.6 milyar dolara varan bir açık verdi. The Diplomat’tan George Marshall Lerner’ın haberine göre; borç kapatmak için harcanan döviz rezervlerini kurtarmak için yardıma Çin yatırımları koştu. Geçen hafta Çin Merkez Bankası, Türkiye’yle 2012’de yaptığı swap anlaşmasını Ankara’nın bu konuda başka gidecek kapısı kalmayınca 400 milyon dolara kadar genişletti.

Pekin, Türkiye’nin yeni “İpek Yolu” olarak da adlandırılan “Kemer ve Yol Girişimi”nin (Belt and Road Initiative) hayati bir parçası olması için her fırsatı kovalıyor. Bir Çin lojistik firması, Türkiye’nin kuzeybatı sahilinde yer alan ve Türkiye ile Avrupa arasında stratejik bir nokta olan Kumport Terminali’nin yüzde 48’lik hissesini 940 milyon dolara satın aldı. Daily Sabah’ın Kasım 2019’daki haberine göre, Türkiye’ye Şian kentinden gelen ilk hızlı yük treni yine Marmaray Tüneli’yle birlikte Çin tarafından fonlanmıştı. Bu tünel sayesinde bütün trenler ilk kez Çin’den Avrupa’ya doğrudan geçebiliyor.

Çin-Almanya Demiryolları Proje Müdürü Gao Tian, bunun gibi projelerin Türkiye’yi “Kemer ve Yol Girişimi”nin ve doğu ve batıyı birleştirecek altyapı projelerinin merkezi haline getireceğini söylüyor. Hedef, Türkiye’yi basit bir doğalgaz ve yük treni geçiş bölgesinden, Çin’in İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın küresel bir “orta koridor”u haline getirme yönünde. Orta koridoru geliştirme projelerinden bir diğeri de yaklaşık 1.7 milyar dolarlık, ülkenin uzun vadeli enerji arzını garantileyecek termik santral projesi.

Bununla birlikte Çin yatırımları, Türkiye’nin belirginleşen döviz krizinin veya 300 milyar doların üzerine çıkan uzun vadeli kurumsal borç probleminin henüz önüne geçebilecekmiş gibi durmuyor. Türkiye’nin borç ödeme gücünü yitirmesi, Çin tarafından desteklenen projeleri etkiliyor. Dünyanın en uzun köprülerinden biri olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü Çin tarafından yapılan 2.7 milyar dolarlık yatırımla inşa edilmişti. Köprü, sahibinin borçlarını ödeyemeyeceği anlaşılınca Çin yatırımcılarına 688 milyon dolara satılmıştı.

Bütün başarısızlıklarına rağmen Türkiye’de hâlâ büyüyen tek sektör, yine Çin girişimleriyle hayatta kalan “teknoloji”. Türkiye’nin en büyük internet satış sitesi olan, 2 milyon aktif müşteri ve 25 milyon üyeye sahip Trendyol, Alibaba tarafından 750 milyon dolara satın alınmıştı. Alibaba çalışanlarından birine göre, Çin e-ticaret devi, Çin menşeli ürünlerde maliyet tasarrufu vaat ediyor ve Alibaba’nın altyapı, ulaşım ve lojistik uzmanlıklarının Türkiye’deki müşterilerine ucuz ürünler ve hatta üç gün ücretsiz kargolama sunacağına inanıyor.

Çin’den gelen bu yatırımlar Türkiye ekonomisini kurtarmak için yeterli mi? Geçen hafta dünyanın en büyük hisse endeksçisi, güvenilir Avrupa yatırımcılarının ülkeden çıkması ve özel sermaye şirketlerinin hisselerini satması durumunda, Türkiye’nin “gelişmekte olan” ekonomi seviyesinden aşağı düşeceğini ve 900 milyon dolarlık bir risk oluşacağını belirtmişti. Batı yatırımları gün geçtikçe Türkiye’den kaçarken, bu ihtimaller gerçekleştiği durumda Çin sadece yatırım açığını değil, döviz açığını da kapatmak zorunda kalacak. Bu iki problem şu noktada birleşiyor:

AKP’nin eski bir ekonomi danışmanına göre, devalüasyon gerekli. Türk Lirası 2018’den beri değerinin neredeyse yarısını kaybetti. Ancak ani bir devalüasyon, ekonomisi büyük ölçüde ithalata dayanan Türkiye’ye artacak fiyatlardan ötürü büyük sıkıntı yaratacak. Büyük bir yabancı yatırımla, kademeli bir devalüasyon mümkün. Koronavirüs salgını nedeniyle azalan küresel talep sonucu düşen enerji fiyatları, Türkiye’nin borçlarını ödeyebilmesi için kalan kısıtlı zamanını az da olsa artırdı.

Ancak önümüzdeki altı ay içinde, Türkiye’nin döviz borcunu, idare edebileceği bir yerel borca çevirebilmesi için 60 milyar dolar bulması gerekiyor. Eğer yabancı bir yatırımcı Türkiye’ye taksitlendirilmiş bir yatırım yapmaya karar verirse, ülkenin kurumsal sektörü, koronavirüs salgınının yarattığı koşulların içinden çıkabilir. Çin, Türkiye’nin, “90’lar Arjantin’inin kurumsal gelirlerinin çoğu Amerika Birleşik Devletleri’nin ana alacaklılarına bağlıyken ani bir şok nedeniyle neredeyse bütün değerini kaybeden pesosu” durumuna düşmesini istemiyor. Arjantin Pesosu’nun ani değer kaybı, ellerinde kasalar dolusu değersiz kağıt kalan şirketleri, dolar borçlarını asla ödeyemeyecekleri bir duruma getirmişti. Ankara, kapılarını Çin yatırımlarına açmaya devam ettikçe, Arjantin’in yaşadığı gibi bir felaket önlenebilir.

Çin’in NATO üyesi bir ekonomiye gittikçe artan etkisi, Vaşington’u rahatsız ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Donald Trump’ın seçimi yeniden kazanmasını, böylece müttefikinin ekonomisini iyileştirme yolunda, zamanında veto ettiği IMF kredisini onaylayacağını umuyor.

Türkiye’nin Çin’den, Çin’e sattığından daha fazla satın alması temelde bir sıkıntı değil. Ancak bu ticaret o kadar tek taraflı ki Ankara’yı endişelendirmesi gereken bi seviyede. Eurasianet’e göre geçen sene, Çin’e çok borcu olan Tacikistan, Çin firmasına elektrik santralinin yapımından olan borcunu altın madeniyle öderken birkaç sene önce de Pekin’e borcunu toprakla ödemişti. Türkiye’nin Çin’le gittikçe artan asimetrik ticari yapısı gelecek anlaşmalar için bir uyarı niteliğinde.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus