Dokuz soruda Ayasofya olayı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  1. Ayasofya neden anlamlı?
  2. Ayasofya neden şimdiye kadar ibadete açılmadı?
  3. Olayın Atatürk ile bir ilgisi var mı?
  4. Neden şimdi açıldı?
  5. İktidar suni gündem mi yaratıyor?
  6. Muhalefetin tavrı doğru mu?
  7. Dünya nasıl tepki verir?
  8. Oy tercihlerini nasıl etkiler?
  9. Bundan böyle Ayasofya gündemden düşer mi?

Yayına hazırlayan: Lal Zehra Şimşek

Merhaba, iyi günler. Nihayet beklenen oldu, Ayasofya cami olarak ibadete açıldı. Şaşırtıcı değil, bir ay önce bir yayın yapmışım: “Türk sağının Ayasofya sezonu açıldı” diye 9 Haziran’da. Tam yaklaşık bir ay sonra olarak bu karar çıktı, hepimiz zaten bu kararın çıkmasını herhalde bekliyorduk, çünkü Danıştay kararı bekleniyordu; ama Türkiye’de Danıştay’ın ya da yargının ne derece siyasî iktidara bağlı olduğunu biliyoruz. Bağlı olmasa da böyle bir karar verebilirdi; ama biliyoruz ki hukukî değil siyasî bir karar bu. Ben bununla ilgili dün “Haftaya Bakış”ta Kemal Can’la yayındayken karar çıktı, orada hızlı bir şekilde bazı değerlendirmeler yaptık; ama bugün yayın yapacağımı söylemiştim. Evet bugün 9 soru çıkardım. Neden 10 değil de 9? Öyle; 9 soru, orada 9. soruda kaldım. Teker teker bu soruların üzerinden geçmek istiyorum ve 9 sorudan hareketle Ayasofya olayının daha iyi anlaşılmasına kendimce katkıda bulunmak istiyorum.

İlk soru tabii ki Ayasofya’nın neden anlamlı olduğu. Sonuçta 921 yıl kilise, 482 yıl cami, 85 yıl da müze olarak var olan, dünya çapında çok önemli bir değerden bahsediyoruz. Medeniyetler anlamında, dinler anlamında, kültür anlamında, turizm anlamında, birçok açıdan çok önemli bir yerden bahsediyoruz. Ayasofya Türkiye’yi ilgilendiren, sadece İstanbul’u ilgilendiren bir husus değil. Türkiye’de sağ, her türlü sağ parti ama özellikle de muhafazakâr İslâmî yönü ağır basan hareketler, partiler, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını bir tema olarak kullanmışlardır ve hep bunu özellikle iktidara gelmeden önce gündeme getirip, iktidara geldikten sonra bir şekilde üzerine yatmışlardır. Adalet ve Kalkınma Partisi de böyle olmuştu: 18 yıl boyunca bu konuyu dönem dönem gündeme getirdiler; ama ancak şimdi yaptı, onu birazdan göreceğiz neden şimdi olduğunu. Anlamı noktasında baktığımızda, özellikle Milli Görüş için, Ayasofya ve İstanbul’un fethi –İstanbul’un fethi zaten çağ değiştiren bir olay ama– Milli Görüş içerisinde çok önemli bir yer tutuyor. Necmettin Erbakan’ın oğlunun adı da Fatih, biliyoruz, ve her sene bu hareket Türkiye’de “Fetih Gecesi” yapardı ve hâlâ yapıyor; ama eskisi kadar etkili olduğunu sanmıyorum. Bazen stadyumda da yaptıkları oldu fetih kutlamalarını, onlar için 29 Mayıs 1453 her şeyin başladığı yerdi bir anlamda. Dolayısıyla Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması –Atatürk zamanında müzeye dönüştürüldü biliyorsunuz–, bu hareketin medeniyet perspektifi anlamında da çok önemli bir yer tutuyor.

Peki olayın Atatürk’le ilgisi var var mı? İkinci soru olarak bunu koymak lâzım. Tabii ki var; çünkü bu, Atatürk döneminde alınmış bir karar. Her ne kadar dün Cumhurbaşkanı Erdoğan Atatürk’ün adını zikretmese de tek parti dönemi diye eleştirel bir şekilde, yani tek parti döneminde yapılan bir yanlışın düzeltmesi olarak anlattı yaptıklarını; ama Atatürk’ün adını anmadı. Genellikle Erdoğan şunu yapıyor biliyorsunuz: İsmet İnönü’yü bir tür günah keçisi yapıyor, Atatürk’ü çok fazla karşısına almak istemiyor, ondan da genellikle Gazi olarak bahsediyor. Ama burada biliyoruz ki bu olay –Ayasofya’nın müzeye çevirlmesi– Atatürk’ün verdiği bir karar. Onun ardından Bakanlar Kurulu kararı oluyor vs., ama Atatürk’ün talimatıyla yapılmış bir şey. Sonuçta, Atatürk’ün bu uygulamasından yıllar sonra vazgeçilmesi anlamına geliyor bu. Erdoğan’ın böyle bir hesabı var mı? Bunu kenara bırakalım, ama Türkiye’de İslâmî kesimin dönem dönem artan, dönem dönem azalan bir Atatürk meselesi vardır, Atatürk’ün uygulamaları meselesi vardır, devrimleri meselesi vardır. Hilâfetin kaldırılması öncelikle çok önemli bir husustur. Bu, Atatürk’ün yaptıklarından yıllar sonra bâriz bir şekilde geri dönüşün en çarpıcılarından birisi. Yani bunun içerisinde Atatürk’le ilgili bir şey olmadığını söylemek gerçekçi değil; ama Erdoğan bu olayı Atatürk üzerinden tarif etmemeye özel bir önem gösteriyor — bunu görüyoruz.

Üçüncü bir soru, Ayasofya’nın neden şimdiye kadar ibadete açılmadığı sorusu. Bu da tabii ki güçler dengesiyle alâkalı bir şey. İçeride ve dışarıda iktidarlar, sağ iktidarlar güç dengesi hesabı yapıp hep gündemde tuttukları Ayasofya’nın ibadete açılmasını sürekli ertelediler. Yani önce bir söylüyorlar, ama daha sonra içeride olayın laikliği, Atatürk’ü ilgilendiren boyutları nedeniyle özellikle içeride devletin bazı kurumlarını ürkütmemek adına –asker başta olmak üzere–, mesela yargı — bir zamanlar kendi başına hareket edebilen çok güçlü bir yargı vardı, özellikle de yüksek yargı. Bir bu boyutu vardı, bir de tabii ki uluslararası boyutu, Batı’da Yunanistan’ın başını çekeceği bir tepki endişesi bugün de var aslında; ama hep bu denge gözetilerek bu beklenti hiç gerçekleştirilmedi. Şimdi Erdoğan’ın da 18 yıl iktidarda olup –hani diyelim ilk yılları zordu vs., ama sonradan– neden Ayasofya’yı ibadete açmadığı meselesi önümüzde. Geçen yayında Erdoğan’ın özellikle 31 Mart seçimi öncesi –ki yakın bir zaman, bir sene önce– Tekirdağ mitinginde söylediklerini aktarmıştım. Ne diyordu? “Önce siz bir Sultanahmet’i doldurun bakalım” diyordu, “Bu olay öyle hızlıca yapılacak bir şey değil” diyordu. Şimdi dün onun bir bir videosu –daha doğrusu bir yayından bir kesit– sosyal medyaya düştü biliyorsunuz; çok daha açık ve net ifadeler var. Gençler dinliyor Erdoğan’ı, seçim öncesi canlı yayın, 19 Mart 2019’da diyor ki: “Ayasofya’yı ibadete açmanın bir götürüsü var, Ayasofya’nın açılmasını isteyenler yurtdışındaki camilerimizin başına ne gelir hiç düşünüyor mu? Ben bir siyasî lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim”. Bunu bir oyun olarak tarif ediyordu Erdoğan, tuzak olarak da tarif ettiği bir oyun olarak görüyordu. İstikametini kaybetmediğini söyledi, ama şimdi bunu bir oyun olarak görmüyor. Daha doğrusu bu oyunu kendisi sahneye koyuyor.

Bu güçler dengesi değişti mi? Evet 4. sorumuz da bu, neden şimdi açıldı? Yani bugüne kadar açmayan Erdoğan, “Camilerimizin başına yurtdışında neler gelir hiç düşündünüz mü?” dedi. Şimdi açtığına göre herhalde bir şey gelmeyeceğini düşünüyor. Zaten Ayasofya daha önce açılmış olsaydı, bundan sonra da yurtdışındaki camilerin başına bir şey gelmeyebilirdi. Bu abartılı bir örnek bence; ama şurası muhakkak ki bu, güçle alâkalı bir olaydı, yani içerde ve dışarıda ne kadar güçlü olduğunuzla alâkalı bir olaydı. Şimdi Erdoğan bunu açtığına göre, normal şartlarda şunu dememiz lâzım: Erdoğan sonunda içeride ve dışarıda yeteri kadar güçlü olduğuna hükmedip Ayasofya’yı ibadete açtı. Ama böyle değil, tam tersi Erdoğan tam da güçsüz olduğu bir dönemde bunu açtı, güç kazanmak için bunu açtı. Tamamen siyasî bir perspektifle bunu açtı.

Tabii ki Erdoğan’ın inancına göre, çocukluktan beri yaşadığı, sahip olduğu dünya görüşüne göre ve ona destek verenlerin beklentilerine uygun bir adım attığı muhakkak. Ama 18 yıldır ülkeyi yöneten bir liderden bahsediyoruz, Ayasofya’yı hep belli ki ibadete açmak istedi ama şimdi açtı. Şimdi açmış olması bize onun ne kadar güçlü değil, ne kadar güçsüz olduğunu gösteriyor bana göre.

Belki burada bir küçük bir parantez açabiliriz, koronavirüs nedeniyle dünyada dengelerin sarsıldığı bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde dünyanın önünde –Batı’nın vs.– çok ciddi birtakım âcil meseleler varken, bu olay uluslararası alanda diyelim ki bir-iki yıl önce yaratabileceği etkiyi yaratmayabilir. Böyle bunu bir fırsat olarak görmüş olabilir; ama bir bütün olarak baktığımızda, Erdoğan bunu siyasî bir karar olarak aldı. Siyaseten zor durumda olduğu için Ayasofya kartını devreye sokmak istedi. Ben bunu hep elindeki son kart olarak tanımladım. Türkiye’de İslâmî hareketin yıllardır dile getirdiği hususlara baktığımızda: başörtüsü, İmam Hatip başta geliyordu, Ayasofya hep vardı. Diğerlerinin hepsi halloldu, Ayasofya da gidince geride bu olayı bir dava olarak tanımlayabilecek hiçbir şey kalmadı. Ayasofya’nın dava konusunda nasıl bir yönü vardı? Gerçekten  siz orayı camiye döndürerek meydan okumuş, tüm dünyaya meydan okumuş ve Türkiye’de de birilerine meydan okumuş oluyorsunuz ve bu, insanları mobilize ediyor, heyecanlandırıyor, bir coşku yaratıyor. Mesela dün gördük, karardan sonra Ayasofya’nın önüne insanlar gittiler, bundan sonra da gidecekler –bunu da göreceğiz– ve özellikle 24 Temmuz’da cuma namazı ile beraber o coşkuyu göreceğiz; ama bunun ne kadar sürebilir bir coşku olduğunu daha sonra ele alalım.

Öncesinde bir 5. soru olarak: İktidar sun’î gündem mi yaratıyor? Yani Ayasofya’yı sırf başka meseleler konuşulmasın diye mi yapıyor? Tabii ki bu boyutu var; ama artık iktidarın, iktidar ortaklarının –Erdoğan, Bahçeli ve destekçilerinin– zaten gündemleri artık bu tür tâli konular. Mesela sosyal medya konusu, LGBTİ konusu, şimdi Ayasofya konusu. Türkiye’nin temel meseleleri üzerine söz söyleme imkânları da yok, kendilerini böyle bir yükümlülük içerisinde de hissetmiyorlar. Zaten söyleyecek sözleri de yok. Dolayısıyla artık iktidarın gündemi böyle şeyler. Bu bize dışarıdan sun’î gündem olarak, hani gündemi dağıtmak için yapılan şeyler olarak gözüküyor ama aslında iktidarın kendi gündemi bu.

Muhalefetin tavrı doğru mu? Muhalefet baştan itibaren bu olayın siyasî bir olay olduğunu gördü ve buradan Erdoğan’ın bir kutuplaştırma çıkartmasına izin vermedi, karşı çıkmadı. Sorulduğu zaman, “Neden olmasın?” dediler. Hatta CHP’liler hatırlayacaksınız: “Açacaksanız, açın bir an önce” dediler, “Elinizi tutan mı var?” dediler. Bu anlamda bakıldığı zaman muhalefetin tavrı doğru ve iktidarın bunu bir siyasî yatırım hâline dönüştürmesine izin vermedi. Ama dün itibariyle baktığımız zaman, bazı muhalif bilinen kişilerin, siyasetçilerin, liderlerin bunu sadece kayıtsız bir şekilde karşılamak yerine, coşkuyla alkışladıklarını gördük. İşte burada çok ciddi bir sorun var. Mesela Muharrem İnce bunun üzerinden çok hamasi tweet’ler attı: bağımsızlık, işte milli egemenlik vs. ve dedi ki: “Davet edilirsem ben de namaz kılmaya gidebilirim”. Bu bile aslında kendi içerisinde çok çelişkili bir şey. Camiye dönüştürme işi, tüm Türkiye’nin birlikte yaptığı bir olay olsa, kimsenin kimseyi bir yere davet etmesi gerekmezdi. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak değil, AKP Genel Başkanı olarak yaptığı bir şey bu. Erdoğan bir partiler-üstü cumhurbaşkanı olsa, bu bağlamda böyle bir adım atıyor olsa, her partiden insanın onu desteklemesi, alkışlaması, onunla beraber yan yana namaz kılması falan bunlar çok normal karşılanabilir.  Ama Erdoğan bu kritik adımı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak değil, Türkiye’de gücü sürekli eriyen iktidar partisinin lideri olarak attı. Dolayısıyla, “Davet edilirsem ben de giderim” demek, çok yadırgatıcı bir durum. Birçok kişi, mesala Ahmet Davutoğlu –başkaları da var– coşkuyla karşıladılar. Bunu coşkuyla karşılamak bir anlamda Erdoğan’ın elini güçlendirmek oluyor. Aynı Erdoğan –biliyorsunuz bu konuda bir Cumhurbaşkanlığı kararı var, Ayasofya’nın ibadethane olarak Diyanet’e devri–, aynı Erdoğan birkaç gün önce yine İstanbul Şehir Üniversitesi’nin faaliyetini durduran karara imza atmıştı. Birkaç gün sonra da bunu yaptı. Şimdi Davutoğlu konusunda da böyle paradoksal bir durum var. Erdoğan bunu –tamam, birçok insan isteyebilir, doğrudur, birçok insan isteyebilir; sorulduğu zaman, kamuoyu araştırmalarında yüzde 70 oranında “Camiye döndürülsün” diyenler var– ama dün yayında da söyledim, tekrarlıyorum: Türkiye’de insanların önüne “Âcil öncelikli 20 sorun nedir?” diye sorsanız, bunların hiçbirinde bence Ayasofya’nın ibadethane olarak açılması gelmezdi. Yani insanlar camiye dönmesini mi istiyor? Neden olmasın? Ama bunu bir âciliyet olarak, bir gereklilik olarak görüyorlar mı? Bu ayrı bir tartışma konusu. Dolayısıyla muhalefetin buna bir coşkuyla dahil olması aslında Erdoğan’ın oyun planın kısmen doğrulandığı anlamına geliyor. Yani kutuplaşmadan kaçınmanın ölçüsünü kaçırma diyelim.

7. soru olarak: Dünya nasıl tepki verir? Şimdiden başladı, medya yazıyor; bu böyle hep gündemde olacaktır. İlk günlerde özellikle Yunanistan’dan, Ortodoks âleminden tepkiler gelecektir, onlara birileri de destek verecektir. Burada çok ciddi bir kıyamet kopacağını sanmıyorum; ama Ayasofya meselesinin sürekli gündemde olacağı, uluslararası ilişkilerde, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde, Türkiye’nin Yunanistan’la, Rusya ile ilişkilerinde hep bir şekilde bir gündem maddesi olacağını tahmin etmek hiç yanıltıcı olmaz. Artık tekrar müzeye döner mi? Açıkçası bunun çok olacağını sanmıyorum; kolay kolay kimse buradan böyle bir geri dönüşü yapamaz diye düşünüyorum.

8. soru olarak bu olay oy tercihlerini nasıl etkiler? En kritik sorulardan birisi bu. Ben çok fazla etkileyeceğini sanmıyorum. En fazla Saadet Partisi’ne yönelmiş olan ya da İslâmî kaygılarla AKP’den uzaklaşmış olan –diyelim, ki çok var mı emin değilim– insanların tercihlerini belki etkileyebilir. Oy tercihinde Ayasofya’yı bir kriter olarak görenlerin zaten büyük ölçüde AKP’ye, belki de MHP’ye oy verdiklerini düşünüyorum. Bu yaptığından dolayı, “Vermeyecektim, ama oyum Erdoğan’a” diyecek çok fazla insan olmayacaktır, bu yüzden oy vermekten vazgeçen de olmaz herhalde. Eğer orada muhalefet partileri açık bir şekilde karşı çıksaydı, Erdoğan buradan bir kutuplaşma yaratabilseydi, o zaman işin rengi değişebilirdi. Şimdi geriye başka bir seçenek kalıyor: Batı’dan çok sert tepkiler gelmesi ve Erdoğan’ın bu sert tepkilere cevap vererek zaten var olan Batı düşmanlığını, Batı karşıtlığını iyice kabartarak buradan bir seçmen hareketliliği yaratmaya çalışması belki söz konusu olabilir; ama normal şartlarda bu iç siyasette bir kutuplaşma unsuru olmadığı için, muhalefet de “Neden olmasın? Tamam. İtirazımız yok” noktasında olduğu için –hatta bazıları açık açık coşkuyla alkışladığı için–, başka partilerden oy kayması olacağını sanmıyorum.

Son olarak 9. soru: Türkiye’nin gündeminde bundan sonra nasıl bir yer tutar? Bir kere şunu söylemek lâzım: Artık Türkiye sağının elinde böyle Ayasofya gibi bir oyuncak kalmadı. Ne var geride? Geride bir şey yok. Birileri diyor ki hilâfet. Hilafet en azından diyelim ki milliyetçi sağın itibar edeceği bir şey olmayacaktır, Olacağını sanmıyorum. En önemli son kozdu Ayasofya bence, gitti. Bundan sonra ne olacak? Özellikle ilk günlerde, 24 Temmuz ve sonrasında, özellikle cuma namazlarında Ayasofya çok gözde olacak, İstanbul’dan insanlar cumalarını Ayasofya’da kılmaya gelecekler, Anadolu’dan İstanbul’a gelenler bir şekilde Ayasofya’da namaz kılmak isteyecekler. Böyle bir müdavimlik olacak, bir çekim merkezi olacak Ayasofya ve bence zamanla bu yatışacak. Yani çok da fazla gündemde olacağını sanmıyorum. Kimse de bu saatten sonra müzeye çevrilsin demeyecek. Tabii başka bir husus var: turistler, yabancı turistler. Özellikle Ortodoks dünyasından gelip Ayasofya’yı gezmek isteyenler –ki bu bir gelenek onlarda– ne yapacak? Nasıl yapacak? Şu âna kadar Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamalarda, hem ibadete hem de ziyarete müsait olacağı söyleniyor. Oralarda birtakım ufak tefek sorunlar çıkabilir, ama onun da aşılmayacak bir mesele olduğunu sanmıyorum. Zamanla Ayasofya normalleşecek ve Türkiye sağının bir defteri böylece kapanmış olacak ve yeni bir mağduriyet, o mağduriyet üzerinden bir dava oluşturma şansını da kaybetmiş olacaklar. Bunun karşılığında ne elde ettiler? Açıkçası çok fazla bir şey elde ettiklerini sanmıyorum; ama şurası muhakkak ki Recep Tayyip Erdoğan Ayasofya’yı cami olarak ibadete açan siyasetçi olarak tarihe geçecek. Bu onun için ve ona destek verenler için çok iyi bir şey olabilir. Ben bu sembolik yönün önemli olduğu kanısındayım; ama Recep Tayyip Erdoğan’ın bugüne kadar Türkiye’de demokrasiyi ilerleten, Türkiye’de Kürt sorununu kalıcı bir şekilde çözen lider olarak tarihe geçme ihtimalinin çoktan geride kalmış olduğunu biliyoruz. Geriye bir tek –yani tek olmasa bile en fazla hatırlanacak husus olarak– Ayasofya’yı tekrar ibadete açan siyasetçi olarak tarihe geçmiş olacak. Olayın bundan ibaret olduğu kanısındayım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus