Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve konuğu Doç. Dr. Vahap Coşkun çözüm sürecinin güncel durumunu, süreçte karşılaşılan engelleri ve sürecin geleceğini konuştu. Coşkun, kapsamlı bir yasal düzenlemenin acilen yapılması gerektiğini vurguladı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu olan Doç. Dr. Vahap Coşkun kamuoyunda “terörsüz Türkiye süreci” olarak da adlandırılan çözüm sürecini değerlendirdi.

Sürecin tamamen tıkandığını söylemenin doğru olmadığını belirten Coşkun, “Bir tıkanmadan değilse bile bir gecikmeden bahsetmek mümkün. Çünkü bugüne kadar atılması gereken bazı adımlar atılmadı” dedi.
Çözüm süreci neden tıkandı?
Coşkun, tarafların “tıkanma” ifadesini kullanmaktan kaçındığını vurgulayarak, yaşanan durumun, sürecin mimarisinden kaynaklanan sorunlarla ilişkili olduğunu söyledi.
Sürecin başında “önce silahsızlanma, ardından yasal düzenleme” şeklinde bir plan ortaya konduğunu hatırlatan Coşkun, “Önce silahsızlanma gerçekleşecek, ondan sonra yasal düzenleme yapılacaktı. Başından itibaren anlatılan mimari buydu. PKK bunun için kendisini feshetti, silahı bıraktığını söyledi, silahları yaktı, Türkiye’den çekildi, sınır boylarını boşalttı. Devlet bunu yeterli bulmuyor. Özellikle tüm unsurların silah bıraktığına dair ‘tespit ve teyit’ talep ediliyor” dedi.
Devletin, örgütün tamamen silah bıraktığına ikna olmadan yasal düzenleme yapmayacağını belirten Coşkun, bu yaklaşımı eleştirerek, “Bütün unsurların silah bırakmasını beklemek uzun sürebilir. Bu nedenle önce yasa çıkarılmalı ve belirli bir süre tanınmalı” diye konuştu.
Sürecin ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden birinin karşılıklı güvensizlik olduğunu söyleyen Coşkun, “2013-2015 çözüm sürecinin başarısızlığı taraflarda psikolojik bir yıkım yarattı. Bu hâlâ aşılmış değil” dedi. Bölgesel gelişmelerin de süreci etkilediğini belirten Coşkun, Suriye ve İran’daki gelişmelerin tarafların adım atmasını geciktirdiğini ifade etti.
“Bundan sonrası ancak hukukla mümkün olabilir”
Sürecin ilerleyebilmesi için hukuki zeminin şart olduğunu vurgulayan Coşkun, “Fiili olarak yapılabileceklerin sınırına gelindi. Bundan sonrası ancak hukukla mümkün olabilir. Bu da yasayı gerektirir” dedi.
Meclis’in yaz tatiline girmeden önce yasal düzenlemenin yapılmasının kritik olduğunu belirten Coşkun, aksi halde sürecin ivme kaybedeceğini söyledi. İktidar ortakları arasında yaklaşım farkı olduğunu da dile getiren Coşkun, bu farklılığın bir kopuş yaratacak düzeyde olmadığını da ekledi.
Vahap Coşkun DEM Parti’nin süreçte önemli bir rol oynadığını belirterek, partinin taraflar arasında iletişim sağladığını ancak sürece aşırı odaklanması nedeniyle diğer siyasi alanlarda geri planda kaldığını ifade etti.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “devletin demokratik kanadı olmak istiyoruz” yönündeki açıklamasını da değerlendiren Coşkun, bu ifadenin dikkat çekici olduğunu belirterek, “Bu, devletin kaygılarını gidermeye yönelik bir mesaj ve geri dönüşsüz bir sürece girildiğinin göstergesi” diye konuştu.
Sürecin geri dönüşünün zor olduğunu vurgulayan Coşkun, “PKK’nin yeniden silahlı mücadeleye dönmesi ihtimali çok zayıf. Devletin de elinde önemli bir fırsat var. Ancak sürecin ilerlemesi için her iki tarafın da zihniyet değişimine ihtiyacı var Sadece örgütün değil, devletin de dilini ve yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor” dedi.
Coşkun, sürecin devam edeceğini düşündüğünü ancak bunun için kapsamlı ve hızlı bir yasal düzenlemenin şart olduğunu sözlerine ekledi.
- Demirtaş: “Erdoğan’ın talimatıyla İmralı’ya giden heyet tıkandı ve düğmeye basıldı, görünen o ki partimiz HDP kapatılacak ama bu seçimi herkese kazandıracağız”
- Vahap Coşkun: “Bu tip saldırılar HDP’nin siyaset alanını daha da daraltıyor, Kürt meselesini demokratik çerçevede konuşmamızı zorlaştırıyor”
- Vahap Coşkun: “Hangi kararı alırsa alsın, çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalacak ve 2024, İYİ Parti açısından çok zor geçecek”
- Vahap Coşkun: “Kobani davasında çıkan karar Demirtaş’a verilen kitlesel desteği daha da artıracak”, Altan Tan: “Önemli olan Demirtaş’ın bu krediyi nasıl kullanacağıdır”
- Vahap Coşkun: “Başak Demirtaş’ın açıklaması DEM Parti’yi rahatsız etti, çünkü partinin hareket alanını kısıtladı diye düşünüyorum”
Video deşifresi
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çözüm süreci ne durumda? Devletin tabiriyle “terörsüz Türkiye” süreci ne durumda? Bunu Doçent Vahap Coşkun’la konuşuyoruz. Diyarbakır’a bağlanıyoruz. Vahap, merhaba.
Vahap Coşkun: Merhaba Ruşen abi.
Ruşen Çakır: Şimdi ben diyorum ki şu anda yaşadığımız olay tıkanma. Başka şeyler söyleyenler var mı bilmiyorum. Kimilerine göre zaten süreç diye bir şey de yok ama sen ve ben bir süreç olduğu konusunda hemfikir olduğumuz için aramızda tartışalım derim. Ne dersin? Tıkanma mı bu?
Vahap Coşkun: Yani sürecin tarafları tıkanma tabirini sevmiyorlar. Kendilerine ‘‘Süreç tıkandı mı?’’ diye sorulduğunda da “Hayır, süreç tıkanmadı ve birtakım zorluklar var.” diyorlar. Bir tıkanmadan değilse bile bir gecikmeden bahsetmek mümkün. Çünkü bugüne kadar atılması gereken bazı adımlar, yapılması gereken bazı işler vardı. Bu adımlar atılmadı, bu işler yapılmadı. Dolayısıyla bir gecikme var. Bu gecikmenin büyümesi, artması, daha fazla zaman alması tıkanmaya yönelik kuşkuları da gündeme getiriyor. Ama taraflar özellikle bu tıkanma tabirini kullanmaktan kaçınıyorlar.
Ruşen Çakır: Peki şimdi burada herkes bir şekilde birbirine, benim takip ettiğim kadarıyla, özellikle Kürt hareketi diyor ki “Devlet artık bir şeyler yapsın.” Devletten gelen birtakım dolaylı açıklamalar da var ki onlar da hâlâ bu silah bırakma konusunda çok emin değil gibi. Ve orada da bir tane tespit ve tescil mi? Öyle bir şey var.
Vahap Coşkun: Tespit ve teyit.
Ruşen Çakır: Evet. Nedir bu sorun? Sen nasıl anlıyorsun bu sorunu? Ya da karşılıklı yani sorumluluğu birbirlerine yükleme yaklaşımı görüyorum ben.
Vahap Coşkun: Evet. Yani bu sürecin mimarisinden kaynaklanan bir sorun. Muhtemelen tarafların üzerinde öncelikle konuşup ve ayrıntılandırmadıkları bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Süreç şuydu: Önce silahsızlanma gerçekleşecek, ondan sonra yasal düzenleme yapılacak. Başından itibaren anlatılan mimari buydu. Peki, bunun için kendisini feshetti, silahı bıraktığını söyledi, silahları yaktı, Türkiye’den çekildi, sınır boylarını boşalttı. Ama devlet anlaşılan bunu yeterli bulmuyor. Geçtiğimiz günlerde medyaya yansıtılan bazı haberler vardı. Çok büyük bir ihtimalle bu haberlerin kaynağı da devletin istihbarat birimleriydi. O haberlerde vurgulanan husus şuydu: Özellikle Kürdistan bölgesinde, Irak’ta üç kademede konuşlanmış durumda. Birinci kademeyi PKK boşalttı ama ikinci ve üçüncü kademeyi henüz tam anlamıyla boşaltmış değil. Dolayısıyla devlet bu yapının tamamıyla silah bırakma iradesi noktasında birtakım şüphelerinin olduğunu söylüyor ve bu şüpheler giderilmediği müddetçe bir yasal düzenleme yapmayacağı kanaatini ifade ediyor. Dolayısıyla teyit ve tespitten kastedilen, devlet açısından kastedilen bu. Yani bütün unsurlarıyla silah bıraktığının devlet tarafından kabul edilmesi ve bunun teyit edilmesi. Ancak burada önemli bir problem var. Benim kanaatime göre metodolojik bir problem var. Yani bütün unsurların tamamıyla silahtan arındırılması uzun bir süreci alabilir. Çünkü büyük bir örgüt, çok fazla sayıda mensupları var. Bence burada asıl yapılması gereken bir yasayı çıkartmak ve bu yasada belirli bir süre öngörmek. Zaten başından itibaren de söylenen buydu. O yasal süresi içerisinde başvuru yapan ülke mensupları için bu süreç devam eder; diğerleri ise eğer silah bırakmıyorlarsa o bambaşka bir konu hâline gelebilir. O nedenle burada “Bütün unsurlar mutlak manada silahı bıraktıklarını tespit edelim, ondan sonra yasa çıkartalım.” şeklindeki bir yaklaşımın doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu sürecin gecikmesinin en önemli sebeplerinden bir tanesi bu. Kaldı ki silahı tamamıyla bıraktıklarında, mensupların yarın nasıl bir hukuki pozisyonla karşı karşıya kalacakları da belli değil. Bunun önemli bir problem olduğunu tespit etmek lazım. Yine bu Ruşen abi, teyit-tespit mekanizmasında problemlerden bir tanesi. Buna sadece tek taraflı olarak devlet karar verecek. Peki devlet ne zaman karar verecek? Yani bu ilanihaye ertelenebilir bir hususu da ifade ediyor. Dolayısıyla süreci bence uzatmamak açısından yapılması gereken husus bir an önce bu silah bırakma yasasının çıkartılması. Mecliste özellikle yaz tatiline girmeden bunun yapılması.
Ruşen Çakır: Burada şimdi karşılıklı güvenin henüz tesis edilemediğini net bir şekilde görüyoruz. Bunca zaman içerisinde birtakım adımlar atılır gibi oldu ama hâlâ komisyon kuruldu, rapor çıktı vesaire. Yani devlet tarafında yapılan en önemli şey bu. Bir de Öcalan’a yapılan o üç kişilik meclisten ziyaret. Ama mesela Öcalan’ın ocak ortasında söylediği birtakım şeylere bakıyorum. Tam da bu hususta Öcalan bir kere teyit ve tespit meselesine biraz kızmış anladığım kadarıyla. Bir diğer husus da kademeli yasal düzenleme dile getiriliyor. Yani önce hiç suça bulaşmamışlar, sonra vesaire değişik kademeler falan bundan da rahatsız olduğu gözüküyor. Bir diğer husus, o çok ilgimi çekti, sen de görmüşsündür ya da duymuşsundur: Şimdi üst düzey yöneticilerin ne olacağı sorunu var. Hatta üçüncü ülkelere gitmeleri falan gibi iddialar da dile getiriliyor. Öcalan’ın şöyle bir şey dediğini gördüm: Belli bir süre siyaset yasağı verilebilir onlara. Yani gelirler ama diyelim ki 5 yıl siyaset yasağı alırlar gibi bir önerme veriyor. Şimdi bunlar aslında bize bir pazarlık gösteriyor ama taraflar birbirine güvenmiyor.
Vahap Coşkun: Evet, güvenmiyor. Güvenmemelerinin hem kendilerinden kaynaklanan nedenleri var hem de bölgesel gelişmelerden kaynaklanan nedenleri var. Gecikmenin asıl unsuru bu. Kendilerinden kaynaklanan nedenleri, taraflar birbirlerini tanıyorlar; aktörler birbirlerine yabancı değiller. Özellikle 2013-2015 çözüm sürecinin başarı ile sonuçlanmaması taraflarda psikolojik bir yıkım da yaratmıştı. Bu psikolojik yıkım henüz tam anlamıyla giderilmiş değil. Her hâlükarda bir noktada sürecin bozulabileceğine dair bir düşünceyi taraflar akıllarının bir köşesinde tutuyorlar. Bunun yanında bölgesel gelişmeler de sürecin hem uzamasını hem tarafların güven oluşturmasını engelleyen unsurlardan bir tanesi. Biliyorsunuz işte bu ocak ayında Suriye meselesi gündeme geldi. Bir ay boyunca neredeyse hiçbir adım atılmadı. Çözüm sürecinde yaprak bile kımıldamadı. Suriye’nin nasıl şekilleneceğini görmek istedi taraflar. Orada işte SDG ile Şam rejimi arasında önce 18 Ocak’ta sonra 30 Ocak’ta varılan anlaşmadan sonra Suriye’de resim netleşti. Ama akabinde bu sefer İran problemi ortaya çıktı. İran’da Kürtlerin ne yapacağı, Kürt örgütlerinin nasıl bir tavır alacağı, ABD ve İsrail’in isteğine uygun olarak sahaya çıkıp çıkmayacakları konusunda bir tartışma çıktı. Muhtemelen taraflar bunu da bir şekilde görmek ve sürecin nasıl ilerleyeceğini değerlendirmek istediler. Orada da süreç durdu ve dolayısıyla adımlar atılmadı. O nedenle hem tarafların kendi geçmişlerinden hem bölgedeki olayların çok hızlı gelişmesinden ötürü o beklenen güven taraflar arasında oluşmuş değil. Ancak güven oluşturabilmenin en önemli yollarından bir tanesi de somut adımlar atmak. Yani eğer tarafların arasında bir mekanizma varsa, silah bırakmanın belli bir takvimi varsa ki biz bundan haberdar değiliz, taraflar muhtemelen bunu görüşüyorlardır. Buna uygun olarak, o takvime uygun olarak silah bırakma yönünde adımlarını atmalı. Diğer taraftan devlet de yasal zorunluluklarını yerine getirmeli. Bir nokta çok net: Bu sürecin ilerleyebilmesi ancak hukuk ile mümkün olabilir. Yani fiili olarak yapılabilecek olanların sınırına varmış durumdayız. Bundan sonra sürecin daha da ilerlemesi, gerçekten silahın tamamıyla devreden çıkması, PKK’lilerin dağdan inmesi, topluma dahil olabilmesi ancak hukukla mümkün olabilir. Bu da yasayı gerektirir. Yani yasanın yapılması kaçınılmaz bir hâl. Bu yasanın içeriği konusunda abi senin dediğin gibi muhtemelen bir tartışma, bir müzakere, bir pazarlık söz konusudur. Yani belirli kademelendirme, ön zamana dair bir kademelendirme yapılabilir. Önce işte hiç suç kaydı olmayanlar, daha sonra diğerleri hakkında veya örgüt hiyerarşisi baz alınarak bir kademelendirme yapılabilir. Bunlar muhtemelen taraflar arasında görüşülüyordur. Benim öteden beri bu konudaki görüşüm son derece net: Ben zamana yaymanın doğru bir fikir olmadığı kanaatindeyim. Dar bir kapsamın da son derece yanlış sonuçlar üreteceğini düşünüyorum. Dolayısıyla PKK dosyasını bir bütün olarak ele alan geniş kapsamlı bir yasal düzenleme yapılması gerekir. Bu yasal düzenlemede birtakım süre sınırları öngörülebilir. Öcalan da söylüyor onu. Siyasete dahil olmaları için belirli bir süre öngörülebilir. Bu sürenin de çok uzun tutulmaması gerekir. Ama eğer yasa yapılacaksa bu yasa kapsayıcı olmalı, bütünlükçü olmalı ve bir an önce artık yapılmalı ki süreç ilerleyebilsin.
Ruşen Çakır: Burada zamanlama meselesi tabii çok önemli. Demin de söyledin, “Yaz tatiline girmeden Meclis” dedin ama Mayıs ayına giriyoruz. Hatırlarsan biz bunları geçen sene Ekim ayı, Kasım ayı diye diye gittik geldik. Şimdi yaz tatiline girmedene kadar geldik, yasal düzenlemeler. Şimdi yaz tatiline yasa çıkmadan girerse Meclis, o zaman ortada süreç diye bir şey, yani ne olabilir ki?
Vahap Coşkun: Yani süreç devam eder muhtemelen ama sürecin tansiyonu düşer, ateşi düşer veya süreç yönündeki beklentilerde bir kırılma olur. Bir süreç yorgunluğu başlar. Çünkü bu Meclis komisyonunu insanlar uzun süre beklediler. O komisyonun çalışmaları bir vakit aldı. Daha sonra komisyonun ortak bir raporda uzlaşması söz konusu oldu. Akabinde işte ‘‘bayram tatili, bayramın ertesinde bu konular gündeme gelecek’’ denildi. Hâlen bir adım atılmış değil. O nedenle bunu daha da uzatmak yani Meclis’in tatilinin ertesine uzatmak ciddi manada bir soruna yol açar diye düşünüyorum. Bir de şöyle bir problem var: Türkiye’nin 2027 yılında bir seçime gideceği noktasında herkeste bir beklenti var. 2027’nin ya yazında ya sonbaharında bir seçim yapılacağı veya en iyi ihtimalle 2028’in ilkbaharında bir seçim yapılacağı beklentisi bütün aktörler tarafından dile getiriliyor. Şimdi eğer bir seçim yapılacaksa bu tarihlerde, o zaman iktidar açısından da en iyisi bana göre bir an önce bu yasayı çıkartıp bu silahsızlandırma konusundaki tartışmaları tüketmektir. Çünkü seçime yaklaştıkça, seçim sath-ı mailine girdikçe bu adımları atmak hem çok daha zorlaşır hem de iktidar açısından çok büyük tartışmalara sebebiyet verir. Yani toplumda çok büyük tartışmalara sebebiyet verir. O nedenle görünen o ki süreç bir şekilde seçim takvimiyle bağlantılı bir hâle geliyor. Ama bunu tamamıyla seçime endekslemekten kaçınmak gerekiyor. Dolayısıyla yaz bence kritik bir tarih. Yaz tatili kritik bir tarih. Ona girmeden önce bu yasanın çıkartılması lazım.
Ruşen Çakır: Burada şimdi sürecin başından beri hep şunu tartışıyoruz biliyorsun. Sırf seninle kaç yayında bunu konuşmuşuzdur ama yine soracağım: Erdoğan-Bahçeli farkı. Şimdi burada da mesela bugün Bahçeli’nin Meclis grup konuşmasında iki yerde “terörsüz Türkiye süreci” diye cümle geçiyor ama hiç şey yok. Artık o da bunu fazla dillendirmez oldu. Pes etti diyelim hadi. Sence bu adımların atılması konusunda iktidar ortakları arasında görüş farklılığı var mı yoksa bir mutabakat mı var?
Vahap Coşkun: Yani bir farklılık olduğu açık ama bu farklılığın taraflar arasında bir ayrışmayı, bir kopmayı gerektirecek kadar derin olmadığı da açık. Şöyle düşünüyorum ben: Bahçeli artık toplumun belirli bir beklenti içerisine girdiğini, bu adımların atılması gerektiğini, adımlar atılmadığı takdirde bunun sürecin iktidar tarafına bir siyasi maliyet çıkartabileceğini düşünüyor. O nedenle bir an önce bu adımların atılması gerektiğini sürekli olarak vurguluyor. Diğer taraftan Erdoğan ise hem PKK’den beklediği sonucun, neticenin alınmasını düşünüyor hem de biraz daha zamana yaymayı kendisi açısından daha doğru görüyor. Muhtemelen bunu önümüzdeki dönemde bir anayasa tartışmasının veya seçim tartışmasının bir parçası haline getirmeyi de düşünebiliyor. O nedenle bu adımları atmakta son derece yavaş davranabiliyor. Birisi “Biraz daha hızlandıralım.” derken diğeri ise “Daha yavaş gidelim.” modunda bir taraf. Ama Bahçeli sürekli talepte bulunmasına rağmen, bu talepler Erdoğan tarafından da çok yerine getirilmemesine rağmen Bahçeli burada iktidardan kopmayı veya iktidar içerisinde bir çatlak yaratmayı da gerekli görmüyor. Çünkü iktidarda olmak Bahçeli açısından son derece önemli bir husus. Kendi itirazlarını kayda geçiriyor. Bu konudaki taleplerinin kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini söylüyor. Ama bunun ötesinde iktidarı daha da zorlayacak bir adımın içerisine girmiyor. En son Meclis resepsiyonunda kendisinin işte “İki Ahmetler özgür kalacak.” sözü hatırlatıldığında “Bizim sözümüz sözdür, yerine getireceğiz.” gibi bir ifade de kullandı. Ama bu ne zaman yerine getirilecek? Nasıl yerine getirilecek? Bu konuda da yine herhangi bir görüş açıklamadı.
Ruşen Çakır: Şimdi Bahçeli için “Erdoğan’ı zorlayacak bir çıkış yapmıyor.” diyorsun ki doğru. Bir diğer husus da tabii benzer bir şey DEM Parti’den de gelmiyor. DEM Parti şimdi şikâyet ediyor, “Devlet artık bir şey yapsın.” diyor. Sürekli bunu söylüyorlar. En son mühür meselesi biliyorsun Tuncer Bakırhan’ın söylediği, 23 Nisan resepsiyondaki konuşmalar falan. Peki DEM Parti’ye ricacı olmanın dışında, iktidardan, Erdoğan’dan ricacı olmanın dışında bir şey yapamaz mı? Yani siyaseten bir şeyler yapıp sürecin hızlanmasını mecbur kılamaz mı?
Vahap Coşkun: Yani ben DEM Parti’nin bugüne kadarki performansının iyi olduğunu düşünüyorum. Önemli bir rol de oynadığı kanaatindeyim, bazılarının DEM Parti’ye yönelik çok sert eleştirilerine rağmen. Yani kimileri zaten DEM Parti’nin sürecin içerisine girmesinden dolayı DEM Parti’yi eleştiriyor ama DEM Parti’nin bu sürece girmeme gibi bir imkânı, ihtimali söz konusu değildi. Yani Kürt meselesini herhangi bir şekilde ele alan bir süreçte Kürt meselesini merkeze alan DEM Parti’nin o sürecin dışında kalma ihtimali yok. Diğer taraftan DEM Parti sürecin tarafları arasında da iletişimi sağlıyor. Yani işte Kandil, Öcalan, devlet arasında da bir şekilde iletişim sağlıyor. Bunun yanında aynı zamanda hem kamuoyunu hem de muhalefeti süreçle ilgili haberdar ediyor, bilgilendiriyor. Bunlar önemli fonksiyonlar, DEM Parti’nin oynadığı. Yalnız DEM Parti açısından şöyle bir problem var Ruşen abi, o da şu: DEM Parti sürece aşırı bir şekilde odaklandığı için siyasetin diğer alanlarında geri kalıyor. Hükümetin bu konuda başarılı olduğunu tespit etmek lazım. Çünkü hükümet bir taraftan CHP’yi sadece İmamoğlu, belediyeler ve CHP’nin geleceği konusuna odakladı. Onun dışında neredeyse bir siyaset üretemez hâle geldi. DEM Parti de çözüm süreci nedeniyle bütün ağırlığını çözüm sürecine verdi ve diğer konularda herhangi bir şekilde bir görüş, kamuoyunu hareketlendirebilecek bir aktivite içerisine giremedi. Ama DEM Parti açısından sorun şu: DEM Parti bu sürecin Türkiye’yi demokratikleştireceğini, Türkiye’nin daha iyi bir ülke hâline, hukuk ve siyaset açısından daha iyi bir ülke hâline geleceğini sürekli vurguluyor. Fakat iktidar herhangi bir adım atmıyor. Bu da DEM Parti’nin hukuk ve demokrasi yönündeki iddialarının altını boşaltıyor ve DEM Parti’yi özellikle muhalefete karşı son derece güç bir durumda bırakıyor. Bu durumda DEM Parti şunu yapabilir muhtemelen: Özellikle eğer bu yasa yaz ayına kadar çıkmazsa, ondan sonra DEM Parti muhtemelen kendi muhalif tonunu biraz daha belirginleştirecektir. Sürece yönelik desteğini ve süreç içerisindeki işlevlerini yerine getirmeye devam edecektir. Ama diğer konularda, özellikle hukuk alanında, siyaset alanında, ekonomik alanda yaşanan problemlere yönelik taleplerini daha gür bir şekilde, daha sert bir şekilde gündeme getirecektir. Yani süreç ile diğer alanları birbirinden bir şekilde ayırma yoluna gidebilir DEM Parti bundan sonra.
Ruşen Çakır: Ama orada şöyle bir olay yaşandı biliyorsun yakın zamanda. Mesela Pervin Buldan T24‘e Öcalan’dan hareketle İmamoğlu’na yapılanları eleştiren şeyler söyledikten hemen sonra Ömer Çelik başta olmak üzere birçok iktidar sözcüsü fırça attı resmen. “O zaman gidin CHP ile çıkartın bu yasaları çok istiyorsanız.” deyip tepki gösterdiler. Yani DEM Parti’nin 19 Mart sürecinde pozisyon alması, CHP lehine pozisyon alması iktidarın hiç istemediği bir şey ve burada da bir tür elindeki süreç kartıyla, nasıl söyleyeyim, korkutuyor.
Vahap Coşkun: Evet. Şimdi DEM Parti’nin zorluğu burada Ruşen abi. Yani bir taraftan iktidar ile çözüm süreci yürüttüğü için muhalefet tarafından sürekli eleştiriliyor. Diğer taraftan mesela CHP’ye karşı yapılan baskıları, hukuksuzlukları eleştirdiğinde veya CHP ile ilgili bir mesaj verdiğinde iktidarın tüylerini diken diken ediyor. Bence iktidarın en önemli sıkıntılarından bir tanesi veya görmek istemediği tablolardan bir tanesi CHP ile DEM Parti’nin birbirine yakınlaşması. O nedenle DEM Parti bu ilişkileri bir şekilde dengede tutmaya çalışıyor. Yani birden fazla denge gözetiyor. Bir taraftan iktidar içerisinde Erdoğan-Bahçeli dengesini gözetiyor. Diğer taraftan AK Parti ile CHP arasındaki dengeyi gözetiyor. Bu denge gözetmesi elbette ki makul ama aşırı derecede denge gözettiğinde siyaset üretemez bir noktaya geliyor. Bu da DEM Parti’nin en önemli handikaplarından bir tanesini oluşturuyor.
Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum toparlamadan önce. Şimdi ben geçen bir haber yaptım, görmüşsündür; Şubat başındaki Öcalan’ın söyledikleri. Çok ilginç şeyler var özellikle İsrail meselesinde, birçok konuda söylediği. Orada en çarpıcı hususlardan birisi şuydu biliyorsun, yani katılır mısın bilmiyorum ama; “Biz devletin demokratik kanadı olmak istiyoruz.”
Vahap Coşkun: Evet.
Ruşen Çakır: Şimdi bu ilginç bir yaklaşım. Yani bir taraftan devletin demokratik olmadığını da söylüyor tabii de. Ama mesela Kürt hareketinin böyle bir noktaya gelmiş olması ya da Kürt hareketinin liderinin böyle bir noktaya gelmiş olması, yani hedefi böyle tanımlaması çok çarpıcı değil mi?
Vahap Coşkun: Elbette çarpıcı. Yani o görüşmenin tutanakları oldukça önemli, birkaç açıdan değerlendirilebilecek hususlar. Birisi abi senin söylediğin husus, o çok önemli. Yani “Biz artık bu devletin demokratik kanadı — yani toplumun da değil — bizatihi devletin demokratik kanadı olacağız.” şeklindeki ifade çok açık ve net bir şekilde devletin kaygılarını gidermeye yönelik bir ifade ve aynı zamanda Öcalan’ın girmiş olduğu bu yoldan geri dönmeyeceğinin çok daha net bir şekilde dile getirilmiş bir hâli. Bunu ifade ediyor. Ama salt bu değil o tutanaklarda söylenen. Mesela bir taraftan devletten de şikâyet ediyor, bir taraftan örgütten de şikâyet ediyor. Yani “Artık bu noktaya gelindi. Bu noktadan sonra ileri adım atılacak. Eğer örgüt, PKK bu adımı atmayacaksa ve savaşı sürdürecekse artık beni alet edemezler. Ben burada yokum. Eğer devlet de bu sorunu demokratik yoldan değil imhayla çözmek istiyorsa buyursun imha etsin bakalım ne yapacak.” gibi bir ifade kullanıyor. Yani orada bir taraftan devlete ve aynı zamanda örgüte yönelik bir eleştirel bakış da var. Yine Öcalan’ın o görüşmesinde kendi statüsüne ilişkin de vurguları önemli. Yani “Bir kere icranın başında olmalıyım ben.” diyor. Yani bu çok açık ve net bir şekilde bundan sonraki sürecin yürütülmesinde de doğrudan muhatabın kendisi olması gerektiğini ortaya koyuyor. Şimdi burada bir problem ortaya çıkıyor. O da Öcalan’ın statüsü meselesi. Biliyorsun bunu sürekli olarak DEM Parti de gündeme getiriyor. Aslında ben burada DEM Parti’nin de “Öcalan statüsü” derken tam olarak neyi kastettiğini bildiğini zannetmiyorum. Yani “Öcalan’ın statüsü” diye bir tabir kullanılıyor ama ‘‘Bu statü neye denk düşüyor?’’ diye sorulduğunda farklı görüşler ortaya çıkıyor. Mesela Pervin Buldan, Cansu Çamlıbel’le söyleşisinde işte Öcalan’ın “baş müzakereci” olarak ilan edilmesinin bundan kastedildiğini söylüyordu. Bazıları ise Öcalan’ın hukuki durumunun düzeltilmesi veya Öcalan’ın çalışma şartlarının düzeltilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Öcalan’ın da ama anlaşılan kendi statüsünün berraklaştırılması konusunda devletten bir beklentisi var. Bu beklenti karşılanmadığı için de eleştirilerini dile getiriyor. Dolayısıyla o görüşme bir taraftan hem devlete hem PKK’ye yönelik eleştirileri, diğer taraftan devletle bazı konularda tamamen aynı noktada durduğunu göstermesi açısından oldukça ilginçti. Sadece “Devletin demokratik kanadı oluyorum.” sözü değil; aynı zamanda mesela İsrail ile ilgili görüşleri de devletin görüşleriyle çok yakın, çok paralel görüşlerdi. Burada da büyük bir benzerliğin olduğunu belirtmek lazım.
Ruşen Çakır: Son olarak şöyle bir şeyle toparlayalım diyorum. Şimdi Devlet Bahçeli demişti ki “Gemileri yaktık. Ok yaydan çıktı.” dedi. Benzer açıklamaları sen de görmüşsündür, Kandil’den çok kişi yaptı. Mesela Duran Kalkan yaptı, Murat Karayılan yaptı benim hatırladıklarım. Onlar da ‘‘Artık geri dönüş yok.’’ diyor. Tamam, geri dönüş olmadığını anladık ama ileri gidiş de yok.
Vahap Coşkun: Evet, bir durgunluk hâli, doğru. Bence de bir geri dönüş yok. Yani özellikle PKK’nin tekrardan Türkiye’de silahlı mücadeleye dönebileceği ihtimalini çok ama çok zayıf görüyorum. Buradan bir dönüşün imkânsıza yakın derecede zor olduğu kanaatindeyim. Bu açık ve net. Diğer taraftan da devlet süreci bu noktaya kadar getirdi, elinde önemli bir fırsat var; bu fırsatı kullanmaktan imtina etmeyecektir. Ama devlet bu fırsatı kendi belirlediği şartlar altında kullanılmasını öngörüyor. Bu nedenle bütün kartları kendi istediği gibi dağıtmaya çalışıyor. Bu süreçler içerisinde anlaşılabilir bir durum ama burada artık harekete geçmek zamanı. Şimdi sen de görmüşsündür Ruşen abi, son zamanlarda iktidara yakın bazı kalemler şunu ifade ediyorlar: “PKK’nin bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var.” Yani sadece silah bırakması yetmez, aynı zamanda zihniyetini de dönüştürmesi gerekir. Doğru, haklılar. Ama bu zihniyet dönüşümünü tek taraflı düşünmemek lazım. Devletin de bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var. Yani devletin elinde çok önemli bir fırsat var; bu fırsatı siyasal alanını genişletmek yerine siyaset alanını daraltmak yönünde kullanıyor. Bu da süreç açısından doğru bir tercih değil. O nedenle bir yandan PKK’den zihniyetini değiştirmesini, dilini değiştirmesini beklerken aynı beklentinin devlete de yöneltilmesi, devletin de zihniyetini ve dilini değiştirmesi ve ele geçirilmiş olan bu fırsatı doğru bir şekilde kullanması gerektiğini söylemek lazım. Süreç ilerleyecektir. Benim tahminim bir yasa da çıkacaktır. Ama bunun mümkün mertebe kısa süre içerisinde ve mümkün mertebe kapsayıcı bir şekilde çıkartılması Türkiye için en doğru olanı olacaktır.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Vahap, çok sağ ol yayınımıza katıldığın için. Eksik olma.
Vahap Coşkun: Eyvallah.
Ruşen Çakır: Evet, Doçent Vahap Coşkun’la çözüm sürecindeki tıkanmayı, bunun nedenlerini ve nasıl aşılabileceğini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.





