Vahap Coşkun anlattı: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?

İSTANBUL (Medyascope) – Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doçent Vahap Coşkun, Ruşen Çakır’ın programında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkiye gazetesinde yayımlanan 16 sayfalık metnini değerlendirdi. Coşkun, metnin iktidar kanadından gelen en ayrıntılı süreç analizi olduğunu öne sürdü ve Abdullah Öcalan’a önerilen koordinatörlük statüsünün PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlandırıldığını aktardı.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Vahap Coşkun, Bahçeli’nin 16 sayfalık yazısını, iktidar kanadından detaylı bir süreç analizi olarak değerlendirdi.
  • Yazıda, Abdullah Öcalan’a önerilen koordinatörlük statüsünün PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlı olduğu vurgulandı.
  • Coşkun, metnin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve toplumsal mutabakat gibi konuları ele aldığını belirtti.
  • İki kırılma senaryosunun gerçekleşmediğini ve Selahattin Demirtaş ile Öcalan’ın karşı karşıya getirilmesinin yanlış olduğunu ifade etti.
  • Coşkun, İmamoğlu’nun çözüm süreci için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorumluluklarını hatırlattığını hatırlattı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesinde “Terörsüz Türkiye Süreci ve Gelişmeler” başlığıyla yayımlanan 16 sayfalık metni Vahap Coşkun değerlendirdi.

Coşkun, geçen haftaki yayında Bahçeli’nin gayesinin kurumsallaşma yaratmak olduğunu öne sürdüğünü hatırlattı. Coşkun’a göre bugünkü metin hem kurumsallaşmayı bir üst seviyeye taşıyor hem de doğrudan Öcalan’a koordinatörlük öneriyor. Coşkun, bu koordinatörlüğün PKK’nin silah bırakmasıyla sınırlandırıldığını ileri sürdü.

Bahçeli'nin yazısı ne anlama geliyor? | Vahap Coşkun ile söyleşi (Video)
Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor? | Vahap Coşkun ile söyleşi (Video)

“Metin çatışma çözüm uzmanlarının izini taşıyor”

Coşkun, metnin iktidar kanadından bugüne kadar gelen en ayrıntılı süreç analizi olduğunu öne sürdü. Coşkun’a göre 16 sayfa hem sürecin mimarisini hem de kurumsal düzeyde içermesi gereken unsurları ortaya koyuyor. Coşkun, metnin ilk etapta silahsızlandırmadan söz ettiğini, ardından demokratikleşme, siyasallaşma, hukuk devletinin tanzimi ve toplumsal mutabakatın inşası gibi evreleri sıraladığını aktardı.

Coşkun, metnin dilinin de klasik bir siyasi söylem metni olmadığını, Kolombiya, İrlanda ve İspanya örneklerine atıf yapan, çatışma çözümü alanına vakıf uzmanlarca kaleme alınmış bir metin olduğunu ileri sürdü.

Bahçeli'nin yazısı ne anlama geliyor? | Vahap Coşkun ile söyleşi (Video)
Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor? | Vahap Coşkun ile söyleşi (Video)

“Kandil çatlağı” ve “Demirtaş çatlağı” senaryolarını eleştirdi

Coşkun, süreci tehdit edecek iki kırılma senaryosunun da gerçekleşmediğini öne sürdü. Coşkun’a göre silah bırakma stratejik bir karardı ve Kandil bu karara uydu. Coşkun, Selahattin Demirtaş ile Öcalan’ı karşı karşıya getirmenin de doğru olmadığını, Demirtaş’ın siyasi bir lider, Öcalan’ın ise askeri bir yapının başında olduğunu söyledi.

Coşkun, Demirtaş’ın sürecin başından itibaren süreci desteklediğini aktardı. Coşkun’a göre CHP üzerinden bir muhalefet geliştirme girişimi de sonuçsuz kaldı; Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu sürece destek verdi. Coşkun, İmamoğlu’nun geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çözüm süreci için sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Video deşifresi

Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. MHP Lideri Devlet Bahçeli, Öcalan’ın statüsü önermesinde bir önemli adım daha attı ve bugün Türkgün Gazetesi‘nde çok kapsamlı önerilerini dile getirdi. A4 sayfasıyla 16 sayfa, “Terörsüz Türkiye Süreci ve Gelişmeler” diye başlıyor; birbirinden farklı ama birbiriyle ilişkili birtakım mekanizmalar öneriyor. Kabaca dört mekanizma var ama öncelikle Abdullah Öcalan’a sunduğu en önemli statü, daha önce grup toplantısında söylediği gibi onun ‘‘barış ve siyasallaşma koordinatörü’’ olması gerektiğini söylüyor. İşte bunu sıcağı sıcağına uzman konuklarla değerlendireceğiz. Birkaç gün boyunca bunu ele alacağım. Bugün iki konuğumla yapacağım. Birisi stüdyoda, Doçent Vahap Coşkun. Daha sonra Gürkan Çakıroğlu’na bağlanacağız ve bugün Bahçeli’nin mekanizma önerilerini konuşacağız. Vahap, hoş geldin.

Vahap Coşkun: Hoş bulduk.

Ruşen Çakır: Her işte bir hayır varmış. Sen Heinrich Böll Vakfı’nın düzenlediği yine bu konuda bir çalışma için İstanbul’daydın, sabah oradaydınız Arzu Yılmaz’la beraber, Şirin Payzın yönetti. Tam da bu konuları konuştunuz ve önce ya da sonrasında Bahçeli’nin metnini gördün.

Vahap Coşkun: Biz toplantıya girdiğimizde metin yayınlanmıştı. Dolayısıyla toplantıda da bu metin üzerinde konuşuldu.

Ruşen Çakır: Konuşuldu.

Vahap Coşkun: Evet evet.

Ruşen Çakır: Çok güzel. Şimdi seninle daha önce Bahçeli’nin yaptığı koordinatörlük çağrısı üzerine de konuşmuştuk. Ben, yaklaşık iki hafta önceki grup toplantısındaki o çıkışının çok tarihi olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Şimdi bu metin çok daha tarihi bir öneme sahip. Biliyorsun, yarın grup toplantısı olmayacak 19 Mayıs nedeniyle ve bu akşamüstü kabine toplantısı var ve kabine toplantısının en önemli maddelerinden birisi de terörsüz Türkiye. Ve burada Bahçeli çok önemli şeyler söylüyor ve bizi doğrudan ilgilendiren kısmı, bir iletişim sorunundan bahsediyor. Ne diyor? ‘‘Yapılanların ve söylemlerin karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksikliği yaşandığı görülmektedir. Bu noktada yeni aşama için bir yol haritası ortaya koymak gerekir ve mekanizmalar.’’ Şimdi genel olarak bu metin ne diyor?

Vahap Coşkun: Öncelikle geçen haftaki bu koordinatörlük tartışmasına ilişkin bir hususu belirteyim. Ben orada Bahçeli’nin gayesinin aslında bir kurumsallaşma yaratmak olduğunu ifade etmiştim. Doğrudan Öcalan’a bir koordinatörlük teklifi yapmadığını ama bir kurumsallaşmadan bahsettiğini söylemiştim. Fakat bugünkü metinde görüyorum ki hem bu kurumsallaşmayı bir üst seviyeye taşıyor, birden fazla kurumun oluşması gerektiğini söylüyor hem de doğrudan Öcalan’a koordinatörlük teklif ediyor ve bu koordinatörlüğün PKK’nin silah bırakması ile sınırlı bir koordinatörlük olacağını net bir şekilde ifade ediyor. Onun ayrıntılarına gireriz ama öncelikle metne dair iki hususun altını çizmem lazım. Bunlardan birincisi şu; bugüne kadar iktidar kanadından ilk defa bu kadar ayrıntılı bir süreç analizi görüyoruz. Yani bu 16 sayfada hem bu sürecin neleri içermesi gerektiğini belirtiyor. Yani sürecin mimarisi hakkında birtakım ifadelerde bulunuyor hem de kurumsal düzeyde neleri içermesi gerektiğini söylüyor. Sürecin mimarisi hakkında bu sürecin ilk etapta bir silahsızlandırmayı ama ondan sonra işte demokratikleşme, siyasallaşma, hukuk devletinin tanzimi ve aynı zamanda toplumsal mutabakatın inşası gibi çeşitli evreleri içeren bir yapıdan oluştuğunu ifade ediyor. Dolayısıyla salt bir silah bırakmadan değil; ilk etapta silah bırakma ama onu takip edecek olan diğer adımların atılması gerektiğinden bahsediyor. Bu önemli bir husus. Birinci olarak bunu söyleyeyim. İkincisi metin çok dikkatli bir dille kaleme alınmış bir metin. Yani klasik bir siyasi söylem metni değil. Çok belli ki bu metin kaleme alınırken çatışma çözümü alanına hakim olan, bu konuya vakıf olan uzmanlar tarafından bu metnin kaleme alındığını söyleyebiliriz. Nitekim çeşitli yerlerde hem Kolombiya’ya hem İrlanda’ya hem İspanya’ya atıf yapılıyor. Bu süreçlerin hangilerinde ne tür sorunlar yaşandığını, hangilerinin başarıya hangi yollarla ulaştığına dair analizleri ifade ediyor. Dolayısıyla metin bu alanda çalışmış olanlardan çıkmış bir metin. Dolayısıyla bence süreç bugün itibarıyla hem kurumsallaşmanın gerekliliği noktasında hem mimarinin hangi hususları içermesi gerektiği noktasında oldukça açıklık kazanmış bir seviyeye geldi diyebiliriz.

Ruşen Çakır: Şimdi burada çok husus var üzerinde durulabilecek ama senin söylediğin husus, ben de öyle düşündüm, şöyle geldi aklıma: Çatışma çözümü uzmanı birileri bir şey kaleme almış, siyasetçiler, Bahçeli dahil buna…

Vahap Coşkun: Bir siyasi dile tercüme edilmiş, evet.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir endişeden hep bahsediyor, dünya örneklerinden de bahsederek; mesela Real IRA olayından, yani bu tür örgütlerin bu tür süreçlerde bölünebileceği vesaire falan diyor ve orada diyor ki: ‘‘Başından beri ‘örgütün kurucu önderi’ ifadesinin kullanılması bu endişeyi gidermeye, olası riskleri azaltmaya ve en hızlı şekilde terörsüz Türkiye hedefi…’’ Yani şunu söylüyor açık açık: ‘‘Biz’’ ya da ‘‘Ben’’ Bahçeli — tabii bu Bahçeli’nin imzasıyla çıkan metin — ‘‘Kurucu önder dedim ki örgüt içerisinde birlik beraberlik olsun.’’ 

Vahap Coşkun: ‘‘Alternatif bir güç odağı çıkmasın.’’ Evet, o önemli. Oraya gelirken aslında örgüt ile lider analizi yapıyor metnin kendisinde. Yani PKK benzeri örgütlerde liderin, kurucu liderlerin ne anlam ifade ettiğini söylüyor. Kurucu liderler bir taraftan örgütün felsefesinin belirlenmesinde, bir taraftan örgütün hareket tarzının tayin edilmesinde ve bir tarafta da örgütün bir arada tutulmasında son derece belirleyici. Ama bir kurucu liderin bu vasıflarına uygun bir şekilde hareket edebilmesi için onun kurucu liderliğinin üzerinde herhangi bir tartışmanın olmaması lazım. Kurucu önderliğinin üzerinde herhangi bir tartışmanın olmaması lazım. Bahçeli de bunu bu metinde çok net bir şekilde ifade ediyor. PKK’nin birden fazla ülkede örgütlendiğini, Öcalan’ın uzun süreden beri hapiste olduğunu, dolayısıyla farklı bir güç odağının çıkabileceğini ama burada “kurucu önder” ifadesi kullanılarak Öcalan’ın dışında herhangi bir yapının, kişinin, aktörün muhatap alınmayacağını ve tanınmayacağını ifade ettiklerini, dolayısıyla bu anlamda örgütü de bir arada tuttuklarını veya bir kişiyle muhatap hale getirdiklerini, süreci bir kişiyle muhatap hale getirdiklerini ifade ediyor. Devlet açısından baktığınızda bu son derece doğru bir tavır, onun altını net bir şekilde çizmek lazım. Yani birbirleriyle rekabet halinde farklı talepleri içeren çeşitli aktörler ile bir müzakere yürütmektense tek bir kişi ile müzakereyi yürütmek, o kişiyle belli noktalarda anlaşarak ilerlemek devlet açısından çok daha doğru bir strateji. Bahçeli bu metinde bunu çok net bir şekilde ifade ediyor.

Ruşen Çakır: Burada mesela bir yerde diyor ki: “Nitekim yaşanan süreçte Abdullah Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisi ve iradesi test edilmiş ve görülmüştür.” Yani test edildi ve onaylandı.

Vahap Coşkun: Abi hatırlarsın, sürecin başından beri tartıştığımız konulardan birisi buydu. Yani bu sürece en azından mütereddit bakanlar işte Öcalan’ın böyle bir çağrı yapamayacağını, çağrı yapsa bile PKK tarafından kabul görmeyeceğini, sözel olarak kabul görse bile fiiliyata geçirilemeyeceğini ifade ediyorlardı. Ama 27 Şubat’ta Öcalan bu çağrıyı yaptıktan 2,5 ay sonra mayıs ayında PKK kendisini feshetti ve aynı zamanda silahları bıraktığını ilan etti. Daha sonra Türkiye sınırlarından çekildi vesaire. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler — nitekim metinde de var — hangi adımların atıldığını, hangi kavşaklardan geçildiğini söylüyor. Bütün bu gelişmeler Öcalan’ın örgütü üzerinde iradesinin tam olduğunu, onun talimatları doğrultusunda örgütün hareket ettiğini net bir şekilde ifade ediyor. “Zaten test ettik ve bunun, bu yolun işlediğini gördük” diyor. O nedenle çıkan tablodan, yani Öcalan’ın örgütü üzerindeki hakimiyetinden ve onun gösterdiği yolda örgütünün ilerlemesinden Bahçeli son derece memnun. Bunu açık bir şekilde metinde görüyoruz.

Ruşen Çakır: Şimdi ben dün bir yazı yazdım, gördün mü bilmiyorum. “Kandil ile İmralı arasında sorun çıkmasını umanların hayal kırıklığı” diye, bu sabah da Demirtaş’la ilgili bir yayın yaptım. Dünkü yazıydı. Şimdi sürecin bir şekilde başarılı olmasını istemeyenler ve/veya istese bile olacağını düşünmeyenler iki önemli kırılma noktası düşündüler: Birisi Kandil’in, yok İsrail’in, yok bilmem neyin akıl çelmesiyle ya da başka nedenlerle Öcalan’a ayak uydurmaması. Bir diğeri de Selahattin Demirtaş’ın daha sivil bir figür olarak Öcalan’ın otoritesini tehdit etmesi. Şimdi ben şahsen izlediğim kadarıyla, bilgim kadarıyla ikisinin de temeli olmadığını düşündüm.

Vahap Coşkun: Evet ve olmadığı da ortaya çıktı bu süreç içerisinde. Yani yine sürecin başında işte Kandil’in uymayacağına yönelik bir açıklama yapılıyordu ama artık silahın bırakılması stratejik bir karardı ve bu stratejik karar Öcalan tarafından net bir şekilde dile getirildi. 27 Şubat bildirisini hatırlayın; ‘‘Bu bir tarihi adımdır ve bu tarihi adımın sorumluluğunu ben üstleniyorum.’’ Bir başka ifadeyle, ‘‘Bu örgütü ben kurdum, bugüne kadar ben getirdim, bundan sonrasına da artık ben karar veriyorum, bu örgüt bu şekilde yoluna devam etmeyecek’’ dedi ve Kandil de buna uydu. Elbette bunun çeşitli nedenleri var. Yani 1990’lı yıllardan beri Öcalan’ın örgüt içerisinde kült bir kişilik haline getirilmesi, onun herhangi bir şekilde otoritesinin sorgulanamaz kılınması ve benzeri gibi bir tarihsel arka planı var. Ama konjonktürel gelişmeler de konjonktürel durumlar da bunu bir şekilde belirtiyor. Dolayısıyla Kandil-Öcalan çatlağı olmadı. Demirtaş-Öcalan çatlağı üzerinde çalışanların ise çok büyük bir şekilde aslında Demirtaş’a yönelik haksızlıklar yaptıklarını düşünüyorum. Yani Demirtaş ve Öcalan’ı karşı karşıya getirmek bir kere doğru değil. Çünkü Demirtaş siyasi bir lider, Öcalan ise askeri bir yapının başındaki unsurlardan bir tanesiydi. Kaldı ki Demirtaş bunu hiçbir zaman da dile getirmedi. Bunu dile getirenler, yani Demirtaş’ı daha popüler kılmak için bu argümanı öne sürenlerin bence Demirtaş’a da bir faydaları dokunmuyor. Tam aksine Demirtaş’ın belki daha fazla içeride durmasına sebebiyet veriyor. Diğer taraftan Demirtaş sürecin başından itibaren, abi yine sen kendi yayınlarında kaç defa konuştun bunu, sürecin başından beri sürece destek olduğunu, bu süreçte herhangi bir şekilde yapabileceği bir şey varsa Öcalan, Bahçeli ve Erdoğan için bunu yapacağını ifade etti. Dolayısıyla Demirtaş üzerinden bir sürece muhalefet geliştirmek yanlıştı. Ne Kandil ne Demirtaş ayağı işlemedi. Bir husus daha var; bir de mesela CHP üzerinden de belki bu yapılmak istendi. Yani CHP’nin işte bu kadar ağır baskıya maruz kaldığı bir dönemde bu çözüm sürecine destek vermesinin doğru bir siyaset olmadığı yönünde çeşitli kesimlerden sesler çıktı. Ama CHP yönetimi de buna itibar etmedi. Yani hem Özel hem İmamoğlu sürece destek verdiler. En son geçen hafta İmamoğlu işte, ‘‘Türkiye’ye karşı ödevini, sorumluluklarını yerine getir ve bu çözüm süreci için gerekli olan adımları at’’ minvalinde Erdoğan’a yönelik bir çağrıda bulundu. Dolayısıyla bütün bu tabloyu gördüğümüzde aslında iktidarın elinde çok ciddi bir fırsat var, inanılmaz derecede büyük bir fırsat var. Yani bir taraftan PKK, DEM Parti ve Kandil çözüm sürecini destekliyor, diğer taraftan CHP Ana muhalefet partisi çözüm sürecini destekliyor, en önemlisi MHP işin içerisinde, MHP bu sürecin neredeyse lokomotifliğini üstleniyor. Şimdi MHP’nin varlığı iki açıdan önemli: Bir kere normalleştiriyor. İşte şu anda artık koordinatörlük meselesi son derece gündelik siyasetin koridorları içerisinde konuşulan bir konu haline geldi. Biz bu koordinatörlüğü nasıl inşa edeceğiz, hangi yetkileri tanıyacağız, kimlerden teşekkül edecek ve benzeri sorular bundan sonra konuşulacak. Şimdi Bahçeli dışında bir aktör bunu gündeme getirseydi bu bu rahatlıkla konuşulmazdı. Bu çok açık ve net, normalleştiriyor. Bir diğeri, yani bu süreçler bir şekilde aslında en zıtların ortak bir mutabakatta buluşmalarıyla, asgari bir müşterekte bir araya gelmeleriyle ilerleyen süreçlerdir. 90’lardan bugüne kadar aldığınızda bu süreçlere en fazla karşı çıkan Bahçeli ve partisiydi. Şimdi doğrudan Bahçeli’nin bir şekilde koordine ettiği bir süreçten bahsediyoruz. O nedenle iktidarın elinde çok önemli bir fırsat var, bir an önce harekete geçmesi gerekiyor. Metinde de o var. Yani Türkiye hem siyasal hem hukuki hem sosyal olarak…

Ruşen Çakır: Tam bu cümleyi bulmuştum: ‘‘Niyet beyanları ortadadır ve gecikmeye mahal bulunmamaktadır.’’ Şimdi burada o meşhur tartışma var. Şimdi AK Parti çevrelerinden çokça gelen “Hani bırakmadılar silahı? 30 kişi silah yaktı ama bu yetmez, hâlâ mağaralar duruyor” falan gibi birtakım argümanlar var. Ve bu neydi?

Vahap Coşkun: “Teyit ve tespit.”

Ruşen Çakır: “Teyit ve tespit” meselesi. Şimdi benim bildiğim kadarıyla Öcalan son görüşmelerde, 27 Mart olabilir ya da sonrasında, yeni bir yol haritası önermiş ve daha önce de demişti, bizim de yayınladığımız bazı metinlerde vardı, “Ben kefilim” gibi bir şey söylüyor. Yani bu silahlar yakıldı bilmem ne oldu. Murat Karayılan ne demişti mesela? “Bese Hozat ve arkadaşları silahları yaktılar ama gidecek yerleri olmadığı için tekrar bizim yanımıza geldiler” demişti. Burada da anladığım kadarıyla Bahçeli de bu sürecin hayata geçirilmesini ve pratik içerisinde, o anlamda Öcalan’la bir uyumları var, pratik içerisinde bu sürecin ilerlemesini, yani “Önce şunlar yapılsın, sonra yasal düzenlemeler” değil, sanki böyle bir eş zamanlılık veriyor.

Vahap Coşkun: Eş zamanlılık, doğru olan da o. Yani mesela “PKK’liler silah bırakmadı, biz yasal düzenlemeyi nasıl çıkaralım” diyenlere sormak lazım: 30 kişi silahını yaktı ve onlar o gün Türkiye’ye dönmek isteselerdi ne yapacaktınız? Yani bunu sağlayabilecek bir hukuki altyapı, bir hukuki düzenleme var mı? Hayır yok. Şimdi dolayısıyla silah bırakanların silahlarını bırakmaları ve Türkiye’ye dönebilmeleri için onları karşılayacak bir hukuki düzenlemenin yapılması gerekiyor. O nedenle “bütün silahlar bırakılsın, biz bunu teyit, tespit edelim, sonra yasa çıkaralım” demek son derece yanlış bir argüman. Bunun eş zamanlı bir şekilde yürütülmesi lazım. Bahçeli’nin önerisinde o var. Şimdi benim kanaatime göre de, sürecin başından beri bu kanaati taşıyorum, bu sürecin bir koordinatörlüğü olmalı. Çünkü çok fazla iş var burada.

Ruşen Çakır: Evet, bütün metin de zaten bunun üzerinde; bir, Öcalan örgüte ve harekete “koordine etsin” diye bir koordinatörlük. Bir de aynı zamanda devlet içerisindeki farklı kurumların birbirleriyle ilişkisinde bir koordinasyon. Bir de Meclis’te var olan partilerin, önceki komisyon gibi bir komisyonla bu süreci, gelişmelerini yakından takip edeceği başka bir mekanizma. Ama önce özellikle Öcalan’la ilgili meseleye gelelim. Diyor ki: “Lojistiği devlet tarafından sağlanmalı, doğrudan iletişim kurabilmeli.” O biliyorsun Kandil’in de en çok dile getirdiği husus, Kandil’in ve Avrupa’nın, hatta Suriye’deki güçlerin de, “doğrudan iletişim kurabilmeli, STK’larla ve basınla görüşebilmeli ve bunun altyapısını devlet sağlamalı.” Diyor ki: “Adı geçenin mahkumiyet hali saklı kalmak üzere bir sosyal statüyle teçhiz edilmesi.” Çok ilginç bir cümle. Yani hâlâ tutuklu… Yani ne demek bu? İmralı’da kalacak.

Vahap Coşkun: Evet.

Ruşen Çakır: Ama bir statüsü olacak. Devlet ona bir statü sağlayacak.

Vahap Coşkun: Yani bu statü meselesi, geçen programlarda da konuşmuştuk, çok tartışmalı bir konu. Nasıl bir statü vereceksiniz Öcalan’a? Yani PKK’nin ve DEM Parti’nin istediği gibi baş müzakereci mi? Aslında fiili olarak Öcalan şu anda baş müzakereci, çok açık ve net. Yani PKK’yi temsil babında baş müzakereci ve o PKK’nin hangi adımları atacağını belirliyor. Ama DEM Partililer ve PKK bunun aynı zamanda bir yasal statüye kavuşmasını istiyor. Diğer taraftan Bahçeli’nin önerdiği statü, mahkumiyet hali saklı kalma koşuluyla, muhtemelen bir umut hakkı yasasının geçirilmesi, böylece Öcalan’ın mevcut hukuki pozisyonunun değiştirilmesi ve daha rahat hareket edebilir bir hale gelmesi, onun üzerinden süreci yürütmesini savunuyor. AK Partililer ise daha ziyade fiili bir statü peşindeler.

Ruşen Çakır: Adı konmamış.

Vahap Coşkun: Yani evet, herhangi bir yasal değişikliği gerektirmeyen ama Öcalan’ın hareket alanını genişleten bir yasal düzenlemeyi savunuyorlar. Muhtemelen Bahçeli’nin orta yolu gibi gözüküyor ve onun üzerinde bir ilerleme sağlanabilecek. Orada metindeki en önemli husus; Öcalan’ın kendi örgütü üzerindeki etkinliğini devam ettirebilmesi ve sürdürebilmesi için doğrudan iletişimin önemine değiniyor. Yani aracılar vasıtasıyla veya farklı yollarla yürütmektense doğrudan Öcalan ilişkiye geçsin diyor. Bu aslında Öcalan’ın da Kandil’in de öteden beri bir talebi, o talebin yerine getirilmesi anlamına gelir. Bu da bunun koordinatörlük üzerinden yapılması, devletin birimlerinin içerisinde yer aldığı bir yapı tarafından gerçekleştirilmesi hem PKK’yi hem devleti rahatlatır işin doğrusu.

Ruşen Çakır: Bu birçok yerde var; provokasyon, kara propaganda vesaire. Bir de dış güçlerin olayı manipüle etme meselesi ve olayın aslında çok ciddi bir şekilde – ki başlı başına onunla ilgili bölüm de var – olayın halkla ilişkiler ayağının çok kilit bir yerde olduğunu nihayet kabul eden bir metin gördüm. Açıkçası şu ana kadar bunu tarafların hiçbirisi, belki Kürt hareketi birazcık söylediler.

Vahap Coşkun: Onlar da çok ısrarcı değillerdi bu konuda.

Ruşen Çakır: Çok ısrarcı değillerdi. Ama mesela toplumsal mutabakat en önemli hususlardan birisi ve bunun da en önemli ayağının iletişim ayağı olduğu… Mesela ne diyor? “Barış ve uzlaşma literatüründeki egemen görüş, bireylerin ve halkların geçmişle yüzleşmesinin affetmeye ve bağışlamaya hazır ve istekli olmalarının onları toplum içinde daha kuvvetli ve sağlam ilişkiler kurmaya hazırladığı yönündedir.” Şimdi bir MHP liderinden bu cümleleri görmek çok şaşırtıcı ama bunu inşa edebilmenin yolu da çok ciddi bir halkla ilişkiler kampanyasının yürütülmesi.

Vahap Coşkun: Bir halkla ilişkiler kampanyasının yürütülmesi. Doğru. Şöyle Ruşen abi; sürecin başından itibaren bu sürecin toplumsallaşmaması yönünde bir tercih var. Yani sürecin tarafları bunun toplumsallaşmamasını istiyorlar. Bunun sebepleri tartışılabilir. Önemli sebeplerinden bir tanesi 2013-2015 çözüm sürecinde yaşananlar veya 2009 Habur krizinde yaşananların yaratmış olduğu travma. O nedenle süreci mümkün mertebe dar bir çerçevede, elitler arasında yürütülen bir müzakereler şeklinde dizayn etmeye çalıştılar. Bu belirli bir noktaya kadar iş görür, hiç kuşkusuz iş görür, şu ana kadar da iş gördü. Fakat sürece yönelik bu kabulün artırılması, güvenin yükseltilmesi için sizin biraz da dönüp artık halkla konuşmanız lazım. Yani tarafların birbirleriyle konuşmalarında herhangi bir problem yok ama tarafların artık dönüp biraz da toplumla konuşmaları gerekiyor. Bahçeli’nin metninde ifade ediliyor: “Buradaki müzakerelerimiz bizim terörle müzakerelerimiz değil, biz burada toplumla müzakere ediyoruz” diyor. Yani bu şekilde bunu lanse etmek gerektiğini ifade ediyor. Gelinen noktada bence iki husus çok önemli Ruşen abi; bunlardan bir tanesi hukukileşme, yani sürecin bir hukuki altyapısının kurulması, diğeri ise bunun belirli kanallardan iyi organize edilmiş bir şekilde, bu sürecin başarılması halinde bunun Türkiye’nin faydasına olacağını anlatan toplumla iyi bir iletişim stratejisinin belirlenmesi. Bu iletişim stratejisi bugüne kadar yoktu, ciddi bir eksiklikti. Bundan sonra bunun artık taraflar bağlamında düşünülmesi gerekiyor.

Ruşen Çakır: Bu dile getirdiği Meclis’te bir komisyon oluşturulması meselesinin anlamlı olduğunu kabul ediyorum ama fonksiyonel olabilir mi? Yani Meclis’te kurulan bir komisyon sürecin hızlanmasını nasıl sağlar?

Vahap Coşkun: Yani bunun siyasal mutabakatın devam etmesi açısından faydası olur. Bütün partilerin temsilcilerinin içerisinde yer aldığı bir komisyon süreçte hangi adımların atıldığı, hangi adımların atılmadığı konusunda belirli periyotlarla topluma bilgi verebilir. Bu hem toplum açısından hem sürecin tarafları açısından doğru olur. Ama sadece yasamada bir heyetten bahsetmiyor veya yasamada bir kuruldan bahsetmiyor, aynı zamanda yürütme içerisinde de oluşturulması gereken bir kuruldan bahsediyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında farklı bakanlıkların temsilcilerinin içerisinde yer aldığı bir…

Ruşen Çakır: “Tasfiye ve Düzenleme Sürecini Yönlendirme ve Milli Birlik” mi, yoksa ‘‘Terörle Mücadele Devlet Koordinasyonu’’ mu?

Vahap Coşkun: O en üst koordinasyon artık, o bütün hepsinin bağlı olduğu en üst koordinasyon. Yani bir Öcalan’ın koordinasyonu var, bir yasamanın koordinasyonu var, bir yürütmenin koordinasyonu var, bir de üzerinde hepsiyle iletişimde bulunan bahsettiğiniz koordinasyon grubu var. Şimdi yürütmenin de gerçekten burada kendi içerisinde koordine olması lazım. Yani PKK mensupları Türkiye’ye döndüğünde farklı alanlarda ihtiyaçları olacak; eğitim alanında, adalet alanında, sağlık alanında, istihdam alanında vesaire. Dolayısıyla aslında bütün bakanlıkların bu sürece kendilerini hazırlaması gerekiyor.

Ruşen Çakır: Nitekim grup konuşmasında Bahçeli herkesin, kabinenin, kurumların, bürokrasinin, hep… Yani o bir şikayet de aslında.

Vahap Coşkun: Tabii, Cumhur İttifakı, kabine ve bürokrasinin ortak bir hedefe yönlenmesi gerektiğini ifade ediyor. Demek ki bu üç organ henüz ortak hedefte Bahçeli’nin istediği düzeyde, Bahçeli’nin istediği kıvamda bir arada değiller. Aslında bu metnin kendisi de onu ifade ediyor, yani iletişim bozukluklarından bahsediyor. Bu iletişim bozuklukları sadece örgüt ile devlet arasındaki bir iletişim bozukluğu değil, aynı zamanda devletin kendi organları içerisindeki bir iletişim bozukluğu da söz konusu. Birtakım kararlar alınamıyorsa, alınan kararlar hayata geçirilemiyorsa burada bir problem var. ‘‘O zaman bu problemleri gelin kurumsallaşmayla aşalım’’ diyor ve kendi önerilerini sıralıyor Bahçeli.

Ruşen Çakır: Toparlarken, ben şunu gördüm okuyunca; bu metin Kürt hareketinin ve Öcalan’ın beklentilerini büyük ölçüde karşılıyor, değil mi? Yani onların “Şu eksik, bunu muhakkak koyması lazım yoksa olmaz” diyebilecekleri bir husus görmedim.

Vahap Coşkun: Başından itibaren hem Öcalan’ın hem PKK’nin dile getirdiği iki önemli talep vardı. Bunlardan bir tanesi Öcalan’ın statüsü; burada bir statü tarifi yapıyor, koordinatör olarak tayin edilmesi gerektiğini belirtiyor. İkincisi, Öcalan’ın bir taraftan doğrudan kendi örgütü ile iletişime geçmesi, diğer taraftan toplumun farklı kanallarına ulaşabilmesinin yolunun açılması. İşte bu metinde de belirtiliyor; gazetecilerle, sivil toplum kuruluş örgütleriyle, akademisyenlerle vesaire görüşebilmenin yolunu açıyor. Dolayısıyla Bahçeli’nin belirttiği düzlemde, Bahçeli’nin belirttiği çerçevede bir düzenleme yapılırsa bu anlamda çok ciddi bir mesafe alınmış olur.

Ruşen Çakır: Peki ne bekliyorsun?

Vahap Coşkun: Şu anda basına yansıyan haberlerden takip edebildiğimiz kadarıyla birtakım gelişmeler oluyor. Trafik artıyor. Yani bu silah bırakma ve silah bırakmayı takip edecek olan yasal düzenlemenin gerçekleşmesi noktasında birtakım gelişmeler var. Mesela dün medyaya yansıdı; Milli İstihbarat Teşkilatı’nın PKK’den silah bırakmaya dair bir yol haritası istediği veya bunun hazırlanmasına dair bir tarifte bulunduğu. Yine dün basına yansıdı; güvenlik birimlerinin 10 gün içerisinde bir rapor hazırlayacağı, bu raporda PKK’nin silah bırakma sürecinin hangi aşamada olduğunun belirtileceği ve ondan sonraki yol haritasının dizayn edileceği ve benzeri. Ve yine son günlerde yayınlanan, henüz yayına girdiğimizde de yalanlanmamış olan, Öcalan ile Mazlum Abdi arasında bir görüşmenin yapıldığı vesaire. Bütün bunlar süreç içerisindeki bazılarının tıkanma, bazılarının gecikme olarak tanımlamış olduğu hususların giderilmesine yönelik bir durum. Tabii Erdoğan yine buna ne cevap verecek? Erdoğan en son gazetecilere yapmış olduğu açıklamada komisyonun raporunun gereğinin yerine getirileceğini, herhangi bir şekilde işte bu sürecin bozulmasını umanları sevindirmeyeceklerini ifade etti. Geçen haftaki konuşmasında da yine süreci sahiplenmişti. Dolayısıyla burada kısa vade içerisinde Öcalan’ın pozisyonuna ilişkin bir değişiklik bekleyebiliriz. Bu yasal bir değişiklik de olabilir, fiili bir değişiklik de olabilir.

Ruşen Çakır: Bunun için mesela bir hukukçu olarak sana sorayım; şu başkanlık sisteminde Öcalan’ın bu statüsünü bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle halletmek mümkün mü?

Vahap Coşkun: Yani bir koordinatörlüğü onunla kurabilirsiniz ama Öcalan’ın hukuki pozisyonunda bir değişiklik yapmak istiyorsanız yasal değişiklik yapmanız gerekiyor. Yani mesela bu “umut hakkı” denen düzenlemeye dair.

Ruşen Çakır: O ayrı. Ama mesela İmralı’da bir şey kurulması…

Vahap Coşkun: Koordinatörlüğü, bunu Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle gerçekleştirebilirsiniz.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Vahap, bu konuyu daha çok konuşacağız. Seninle zaten adım adım takip ediyoruz. Çok sağ ol.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş