Haftaya Bakış (320): Ne olacak bu CHP’nin hali?

İSTANBUL (Medyascope) – Muhalefet önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyecek? Haftaya Bakış’ta bu hafta Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Medyascope yorumcusu Kemal Can, CHP’de kurultay tartışmalarını, parti içi dengeleri, Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki krizi ve muhalefetin geleceğini değerlendirdi.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve yorumcu Kemal Can, CHP’deki mutlak butlan krizini ve partinin geleceğini tartıştı.
  • Kemal Can, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının yeni bir siyasi etki yaratmakta zorlandığını belirtti.
  • Ruşen Çakır, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu muhatap almasının dikkat çekici olduğunu ifade etti.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Medyascope yorumcusu Kemal Can, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içindeki mutlak butlan krizini ve partinin geleceğini değerlendirdi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de katılacağı canlı yayının CHP tabanında ciddi tartışmalara yol açtığını belirten Ruşen Çakır, kanalın boykot edilmesi çağrılarının dahi başladığını söyledi.

CHP krizinde yeni mesajlar

Kılıçdaroğlu’nun bugüne kadar yaptığı açıklamalardan farklı bir çizgi izlemesini beklemediğini ifade eden Kemal Can, “Yine kendini haklı çıkaracak, bildiğimiz argümanları sıralayacak diye düşünüyorum” dedi. Can, kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun ne söyleyeceğinden çok, CHP’de yaşanan krize yönelik öfkenin öne çıktığını söyledi. Can’a göre eski genel başkanın açıklamaları artık yeni bir siyasi etki üretmekte zorlanıyor.

Haftaya Bakış (320): Ne olacak bu CHP’nin hali?
Haftaya Bakış (320): Ne olacak bu CHP’nin hali?

Kılıçdaroğlu’nun dış politika paylaşımı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buna doğrudan yanıt vermesini değerlendiren Çakır, Erdoğan’ın Özel’den çok Kılıçdaroğlu’nu muhatap almasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Kemal Can ise Kılıçdaroğlu’nun, kendisine yöneltilen eleştiriler sürerken dış politika konusunda açıklama yapmasının zamanlama açısından sorunlu olduğunu söyledi.

“Tam da böyle bir zamanda böyle bir şeyi söylemesi işi daha da sakil hale dönüştürüyor” diyen Can, dış politikanın artık iktidarın meşruiyet üretme araçlarından biri haline geldiğini ve Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının bu tablo içinde farklı yorumlara yol açtığını söyledi.

Kemal Can, CHP’de yaşanan sürecin temel amacının kamuoyu ikna etmek değil, partinin hareket alanını daraltmak olduğunu savundu:

“Kılıçdaroğlu’nun ne siyasi bir hedef, ne CHP’yi yönetmek gibi bir misyon edinmeyip, operasyon yürütücüsü olarak fonksiyon gördüğünü ve böyle davrandığını görüyoruz.”

Disiplin süreçlerinin, görevden almaların ve ihraç girişimlerinin CHP’nin örgütsel kapasitesini zayıflatmaya yönelik adımlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kemal Can, bu nedenle tartışmanın yalnızca parti içi rekabet çerçevesinde ele alınamayacağını söyledi.

Ne olacak bu CHP’nin hali?

Ruşen Çakır, Özgür Özel ve ekibinin yeni bir parti kurabileceği yönündeki iddialar için şunları söyledi:

“Ben açıkçası Özgür Özel ve arkadaşlarının CHP’den ayrılıp ayrı parti kurmasını çok arzuladıkları kanısında değilim. Şimdi diyelim ki Özgür Özel ve arkadaşları ayrıldı, parti kurdu. CHP bu haliyle devam ediyor diyelim. O zaman Kılıçdaroğlu’nun değeri onları CHP içerisinde tutup hırpalamakla sınırlı kalır. İktidarın Kılıçdaroğlu’na destek verip yeni kurulan partinin oylarını azaltmak için önünü açması da bir sonuç doğurmaz. Bence oradan bir başarı çıkma ihtimali yok. CHP’nin bölünmemesi üzerine bir hesabın daha kârlı geldiğini düşünüyorum.”

Kemal Can ise sürecin yalnızca Kılıçdaroğlu’nun siyasi hesaplarıyla açıklanamayacağını savundu:

“Ben bu operasyonun bütününün karar iradesinin Kılıçdaroğlu’nun elinde olduğu kanaatinde değilim. CHP’ye bundan sonra ne olacağının da bu operasyonun karar noktası açısından çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Bana göre bu operasyonun kendisinde CHP’nin geleceğine dair bir siyasi hesap yok. Bu operasyonun tamamı iktidarın kurguladığı yeni dizayna bağlı ve onun geleceğiyle ilgili bir tasarımın parçası.”

Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız. Yarın ben yollarda olacağım için programı bugün yapıyoruz, kusura bakmayın. Yine Kemal Can’la haftayı ve tabii ki CHP’yi konuşacağız. Kemal CHP ile ilgili yayın başlıklarını tükettik. En sonunda ‘’Ne olacak bu CHP’nin hali?’’ başlığında karar kıldım. Yine birçok şey oluyor. Bugün Özgür Özel çarşı pazar gezdi, görmüşsündür. Orada da vatandaş kendisine ‘’atanmış CHP’’den şikayetlerini dile getirmiş. Salı günü kendisiyle kısa da olsa görüşüp bir röportaj yaptık Özgecan Özgenç’le.  ‘’Bize şantaj yapıyorlar, özgürlüğümüzle ülkemizi takas etmemizi istiyorlar’’ açıklamasını yaptı. Bu arada dün yine çok sayıda kişiyi disipline sevk ettiler, il başkanlarını, kadın kolları başkanını görevden aldılar. Bir iddiaya göre, İzmir İl Başkanının görevden alınmasına tepki olarak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın CHP’den istifa edeceği söyleniyor, onu bilemiyoruz.

Yarın Kemal Kılıçdaroğlu Sözcü TV canlı yayınına çıkıyor, önce bu konuyla başlayalım. Üç gazeteci arkadaşımız, Senem Toluay Ilgaz, Barış Terkoğlu ve Sözcü TV Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu canlı yayın yapacaklar, bakalım ne olacak? Biliyorsun Senem’le CNN Türk’te yıllar önce beraber çalışmıştık. Arkadaşımdı. Dün kendisini arayıp ‘’Allah kolaylık versin dedim. Çünkü gerçekten çok riskli bir yayın. Bir yanıyla tabii ki cazip, ama bir yanıyla da çok riskli bir yayın. Sözcü TV, CHP tabanına hitap etme iddiasındaki bir kanal ve CHP tabanının büyük kısmı da ‘’seçilmiş CHP’’den yana gözüküyor. Ve şimdiden Sözcü TV’yi boykot etmekten bahsedenler var. Ben yayın sırasında yolda olacağım, ama ilk fırsatta kaydını izlemeyi düşünüyorum, hatta belki de cumartesi günü yapacağım yayını o yayın üzerine yapabilirim. Sen izleyecek misin?

Kemal Can: Yani canlı olmasa bile izleyeceğim elbette. Ne diyeceğine bakacağım. Şimdiye kadar mutlak mutlan kararı sonrasındaki konuşmaları ya da paylaşımlarından farklı bir şey söyleyip söylemeyeceğini göreceğiz. Ama ben çok fazla farklı bir şey olacağı kanaatinde değilim açıkçası. Yine kendini haklı çıkartacak bildik argümanları sıralayacak diye düşünüyorum. Ama tabii gazeteci arkadaşların sorularıyla o ne kadar açılabilir, onu izleyeceğiz.

Ruşen Çakır: Kılıçdaroğlu dün dış politika ile ilgili uzun bir tweet attı. Orada ilginç olan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o tweeti alıntılayarak ona cevap vermesiydi. Sanki bu danışıklı dövüş gibi geldi bana. Kılıçdaroğlu’nun dış politikayla ilgili söylediklerinde öyle ahım şahım bir şey var mıydı? Yani hesapta iktidarı eleştiriyor gibi ama yerli ve milli bir duruşta eleştiriyor. Erdoğan da ona ‘’siz bu işleri bırakın, salonda birbirinizle uğraşın’’ gibi ortadan bir cevap vermiş. Ama Kılıçdaroğlu’nu alıntılayarak cevap vermiş. Bana sanki reklamını yapıyor gibi geldi.

Kemal Can: Kılıçdaroğlu ilk defa canlı yayına çıkacak ve ne söyleyecek diyorsun ya, bu konuda bir merak olduğunu çok sanmıyorum. Çok yüksek bir öfke var ve tabii ki muhalefet kamuoyunda çok daha yüksek bir reaksiyon var. Dolayısıyla orada söyleyecekleriyle ilgili hiçbir şey fazla merak edilmiyor. Ama zaten Kılıçdaroğlu’nun bütün bu olup bitenlerden sonra söyleyebileceği söz de yok. Yani bir sözü var da onu saklıyor, söylemiyor filan değil zaten. Ne söylenebilir olup bitenler karşısında? Bu yerli milli dış politika ya da muhalefetin dış politikada devlet partisi gibi davranması veya daha önce başka zamanlarda da dile getirildi; dış politikayı neredeyse siyaset üstü bir durum gibi tarif etme, eskiden de yaşanıyordu. Ama şimdi bütün bunların üzerine, bu kadar yoğun biçimde iktidar operasyonunun bir parçası olduğu suçlaması altındaki Kılıçdaroğlu’nun ve önümüzdeki günlerde yapılacak NATO Zirvesi dolayısıyla Erdoğan’ın yeniden uluslararası meşruiyet meselesini tekrar kendisi için avantajlı bir koz gibi kullanmaya niyetlendiği bir arifede, bunu söylemek ihtiyacı duyması. Yani bir sürü söylemesi gereken şey varken, bir sürü açıklaması gereken konu varken, tutup tam da böyle bir zamanda böyle bir şeyi söylemesi, senin söylediğin gibi üstüne de Erdoğan’ın bunu alıntılayarak yine rakiplerini ve asıl olarak da CHP’yi küçümseyerek bir şeyler söylemesi, işi daha da sakil hâle dönüştürüyor açıkçası.

Hakikaten şu anda ‘’Kılıçdaroğlu ne söylese bir etkisi olur?’’ diye düşünülse, herhalde ‘’dış politika konusunda iktidarın ya da devlet politikasının yanında olacağız’’ der. Devlet politikası da artık zaten bildiğimiz üzere iktidarın perspektifiyle oluşuyor. Yani hem Batı’yla ilişkiler hem bölge dengeleri hem küresel pozisyon itibarıyla son derece pazarlıkçı bir tutum almış durumda ve kendi iktidarının devamı için, meşruiyet dayanaklarından biri haline getirmiş durumda dış politikayı. İç politikada da kullanıyor ama dış politikada çok net biçimde, daha önce Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack’ın ve Trump’ın birkaç kez söylediği gibi, ‘’demokrasi işleri artık önemli değil. Pozisyonu sağlam olan bir tek adamla meseleyi yürütmek çok elverişli bir durum’’ diye düşündüklerini ve böyle ele aldıklarını, Erdoğan’ın da bunu kendisi için dış politikadan temin edilen meşruiyet için çok elverişli bir zemin olarak gördüğünü ve Trump’ın sözlerinden de bunun karşılıklı bir ilişkiye dönüştüğünü anlıyoruz. Yani her iki taraf da birbirlerinden gayet memnun ilerliyorlar. Tam da bu arifede, Kılıçdaroğlu genel misyonun içerisinde nasıl bir vazife edindiğine ilişkin öfkeyi, suçlamaları, iddiaları, doğrular bir tavır takınmış oluyor bu paylaşımıyla

Ruşen Çakır: Ben salı günü Ankara’daydım. CHP Genel Merkezi’ne Özgecan Özgenç’le gittik. Orada Ali Haydar Fırat’la biraz muhabbet ettik. Biraz görmek istedim açıkçası. Sabahki yayında da anlattım. Biraz ıssız gibi geldi bana ya da bana mı denk gelmedi bilmiyorum, Daha kalabalık, daha hareketli bir şey bekliyordum açıkçası. Ama şimdi arkadaşlar ekranda göstersinler, asansör beklerken birisi fotoğrafımı çekmiş. Mustafa Yavuz adında tanımadığım bir Kılıçdaroğlu destekçisi, ‘’Ruşen Çakır yeni reklam sözleşmeleri için CHP genel merkezine geldi. Dün dündür bugün bugündür ‘’diye sosyal medyada böyle bir paylaşım yapmış. Hani eskisi var da şimdi de yenisini yapıyoruz hesapta. Yani başkalarının yapıp yapmadığını bilmiyorum ama biz Medyascope olarak CHP dahil hiçbir partiyle böyle bir sözleşme yapmış değiliz ve yenisini de aramıyoruz. Sonra sildirmişler kendisine o tweeti de.

Şimdi bu neden önemli? Arınmaktan bahsediyor Kılıçdaroğlu. En büyük argümanı bu, değil mi? Yani birtakım kötüler var ve partinin bunlardan arınması gerektiğini söylüyor. Arınma iddiasını hayata geçirebilmesi için gerçekten bu konuda herkesin istisnasız ya da büyük bir çoğunluğun istisnasız, temiz olduğuna hükmedeceği birtakım kadrolara sahip olması lazım. Mesela zamanında İtalya’da Başsavcı Di Pietro ‘’Temiz Eller’’ operasyonu yapmıştı. O savcı hakkında kimsenin bir şüphesi yoktu. Yapabildiği kadar yaptı, bir yerde tıkandı. Ama bu butlan öncesi ve butlan sonrası Kılıçdaroğlu adına ortaya çıkan insanların büyük bir kısmı, birlikte arabayla ya da trende yolculuk edilecek insanlar değil Kemal. Yani şimdi o tweeti yazan kişi Allah bilir CHP’nin arınmasından bahsediyordur. O yazdığının yalan olduğunu da biliyor. Anlatabiliyor muyum? Mesela iktidar yanlısı kanallarda şurada burada CHP adına konuşanların gazeteci arkadaşlar hakkında söyledikleri yalan. Biliyorsun genel merkezde basın toplantısında soru soran Yıldız Yazıcıoğlu’nu sarı zarf almakla itham etmişti. Yani hangi arınmadan bahsediyorlar? ‘’Arınma dedikleri zaman bu insanların neyine nasıl inanayım? Burada çok garip bir şey var. Şimdi isim vermeyelim ama birtakım isimler var, benim yıllardır bildiğim, CHP, belediye ve usulsüzlük, yolsuzluk diye telaffuz edildiğinde ilk akla gelen isimler ve onlar şu anda oralarda dolaşıyor. Ya da mesela Lütfü Savaş’la birlikte CHP nasıl arınacak? Ben hala bu arınma retoriğinin ellerinde çok kolay patlayabilecek bir şey olduğunu düşünüyorum. CHP’de Özgür Özer ve arkadaşları hepsi çok temiz, pir-u pak, hiçbir şeye bulaşmamışlar gibi bir şey söylemek haddimize değil. Ama diğer yandan, arınma diye bahseden insanın kendisinin önce bir yıkanıp paklanması gerekmiyor mu?

Kemal Can: Sen bu argümanın ellerinde patlayacağını söylüyorsun ama aslında bir şeyin ellerinde patlaması için önce şişebilmesi lazım. Kılıçdaroğlu’nun, iktidarın epey uzun bir süredir aylardır yürüttüğü medya faaliyetinde söylediği şeyleri üstlenip tekrar etmesinden ibaret aslında. Bunu aylardır, en başta Erdoğan, ‘’Silkeleyin’’ talimatıyla başlayıp, sonra işte turplar, heybeler, şunlar bunlar davalar, iddianameler derken, bir sürü suçlamayı, iddiayı, yolsuzluk, usulsüzlük her türlü isnadı boca etti. Bütün medya gücünü bunun için kullandı, devletin gücünü kullandı. Yargıyı kullandı ama bu balonu şişiremedi. Yani iktidar bütün gücünü kullanarak bunu yaratamadı. Çünkü ortalama zekaya sahip, birazcık sağ duyusu olan ve olup biteni anlama kabiliyeti olan herkes, ortalama seçmen, hatta bunun içerisinde iktidar seçmeni de var, bu resme baktığında, burada meselenin yolsuzluk, usulsüzlük, böyle şeyler var ya da yok tartışması bir kenara, bunlarla ilgili olmadığını, hadisenin topyekûn bir siyasi operasyon olduğunu daha ilk andan itibaren anladı. Zaten işin diploma davasıyla başlaması bile bunu anlamaya yetiyordu. Bütün araştırmalar da bunu doğruluyor. Kamuoyunun çok büyük bir ekseriyeti konunun siyasal bir mesele olduğu konusunda hemen başta bir kanaat geliştirdi. Gelişen olaylar karşısında da bu kanaatini değiştirmedi. Bu çok net. Defalarca tekrarlanan araştırmalarda, anketlerde ortaya çıkıyor. Çünkü meselenin iktidar tarafından yürütülen operasyonu o kadar biçimsiz, o kadar hukuk dışı, o kadar akıl dışı araçlar kullanarak ilerliyor ki, burada kimse bu hadisenin sahiden bir hesap sorma, bir hesap verme hadisesi olmadığının farkında.

Şimdi bu çerçeveden bakınca, iktidarın bütün gücünü kullanarak yapmaya çalıştığı, aylardır yürüttüğü kampanyanın son derece zayıf argümanlarla Kılıçdaroğlu tarafından tekrar edilmesinin daha fazla bir etki yaratması zaten imkânsız. Ama burada bu arınma argümanı şöyle bir şeyi kullanmak için gündeme getiriliyor. Burada Kılıçdaroğlu, iktidarın suçlamalarını CHP’nin başına oturtulmuş bir isim olarak üstleniyor. Çünkü sen, arınmadan bahsedebilmek için kendisinin temiz olması ya da kendi çevresini temiz olduğunu garanti ediyor olması lazım diyorsun ya, aynı zamanda arınma diye bir şeyden bahsetmek için kirliliği de kabul etmek lazım. Yani arınmadan bahsediyorsanız bir kirliliğin de varlığını iddia ediyorsunuz demektir. Ama bu en temel hukuki norma aykırı. Çünkü siz ‘’Adalet Yürüyüşü’’ yaptığınız zamandan itibaren şöyle bir iddiada bulunmuşsunuz: ‘’Kardeşim bu ülkede adalet yok. Biz de adalet istiyoruz’’ demişsiniz. Peki bu adalet yokluğunun kaynağı ne? Pek çok suçlama, pek çok mağduriyet, hukuk normları içerisinde, hukuk kaideleri içerisinde gelişmiyor. Böyle olmuyor. Ve verilen yargı kararları hukuki değil. Pek çok suçlama bu anlamda boş. Ama şimdi bütün onlardan dönüyorsunuz. Hem senin söylediğin gibi temizlik yapabilecek bir hijyene sahip olmayan bir takımla bunu iddia etmenin mümkün olmadığı bir yöntemle ve işbirliği yaptığınız çevrenin çok net kirliliğini de bir tür sahiplenerek… Bu kirlilik sadece yapılan, edilen değil, yürütülen hak yemeler. Kılıçdaroğlu ‘’Boğazımdan hiç haram lokma geçmedi. Kimsenin hakkını yemem, yedirmem’’ diyor ya, ama hak etmediğiniz bir makama oturmak da haram yemenin başka bir türü. Çünkü birinin hakkına giriyorsunuz. Yani burada kastettiğim sadece Özgür Özel değil. Burada kastettiğim, onu seçmiş olan bütün CHP üyeleri, delegeleri onların da hakkına girmiş oluyorsunuz. Yani iradenin hakkına girerek bir şey yapmış oluyorsun. O yüzden baktığın zaman, arınmayı iddia etmenin hiçbir unsuruna sahip değil.

Ama burada zaten böyle bir ikna çabasının olup olmadığından da şüpheliyim. Yani nasıl iktidarın kampanyası insanların kanaatini değiştirmediyse, Kılıçdaroğlu’nun da şimdi arınmadan bahsediyor olması bu kanaati çok değiştirmeyecek ki ilk araştırmalar da bunun böyle olduğunu gösteriyor. Ama zaten niyetin ‘’ya biz böyle bir şey yapalım, bunu Kılıçdaroğlu da söylemeye başlasın. O zaman insanların kafasında ‘’sahiden bir şeyler mi oluyor?’’ gibi birtakım istifhamlar doğar, şüpheler artar, diye düşünmeye başlarlar’’ şeklinde bir yola girdiklerini hiç düşünmüyorum. Tam tersine, burada bir ikna müessesi işlemiyor, kanaat oluşturmaya çalışmıyorlar. Burada sadece özellikle CHP’nin içinde yürütülen operasyonda, mümkün olduğu kadar uzun süre hareket kabiliyetini zaafa uğratacak, onu hareketsiz bırakacak ve mümkünse bu operasyon sonrasında ya da içinde, temel kararları iktidarın verdiği başka hamlelerle, bu iktidar karşısında 19 Mart’tan sonra oluşmuş büyük direnç potansiyelinin, bir değişim enerjisi halinde iktidarı tehdit etmesinin önüne geçecek bütün önlemleri üretmek. Burada yürütülen operasyonun kamuoyu kanaatini değiştirerek sonuç almaktan çok, fiili hamlelerle, ki bunların hepsini görüyoruz: İhraçlar, yasaklamalar, görevden almalar, kayyumların kayyum atamaları şeklinde böyle zincirleme devam ettiği ve aslında Kılıçdaroğlu’nun ne siyasi bir hedef ne CHP’yi yönetmek gibi bir misyon edinmeyip, operasyon yürütücüsü olarak fonksiyon gördüğünü ve böyle davrandığını görüyoruz.

Ruşen Çakır: Kemal şimdi Hilmi Hacaloğlu İBB duruşmasından yazdı. Elif İpek Atayman için tahliye istemişler. Başka kimse yok galiba, şimdilik onu gördük. Elif İpek Atayman’ın kim olduğunu biliyorsun değil mi? Eski Medya AŞ Genel Müdürü ve bizim CNN‘den kameraman arkadaşımız rahmetli Ersin’in eski eşi. Çocukları Efe annesinin bütün davasına sırtlandı. En son duruşmaya gittiğimde Elif Hanım’la kısa da olsa bir konuşma imkânımız olmuştu. Afyon’da ona bayağı çile çektirdiler biliyorsun. Savcı tahliye istediğine göre herhalde tahliye verilir ama başka tahliye isteği görmedim. Bugün tahliyeler görüşülecekti bakalım kaç kişi çıkacak. Bir de öyle bir şey var ki Kemal, orada yargılananların bir kısmı, mesela ilk aklıma gelen Aykut Erdoğdu, istenen cezayı verseler bile yatarı yok. Savunmasını da yapmış. Tam bir işkence gibi kullanıyorlar.

CHP’ye devam edelim. En çok konuşulan husus yeni parti meselesi, ki sen de bu konuyu bu haftaki ‘’5 Soru 10 Cevap’’ yayınında değerlendirdin. Biliyorsun Olağanüstü Kurultay için 45 günlük süre, 20 Temmuz ya da galiba 25 Temmuz’da dolacak.

Kemal Can: Süre 26 Temmuz’da doluyor.

Ruşen Çakır: Özgür Özel ve ekibinin kafasında, Yargıtay kararını beklemek var. Oradan ne çıkacağı zaten ayrı bir husus tabii. Ama bu arada atanmış CHP’de her hafta MYK toplanıp birçok kişinin kellesini alıyor resmen. En son İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’le birlikte 5 kişiyi, ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk ettiler. Ama biliyorsun hiçbir savunma almadan bazı milletvekillerinin de üyeliklerini düşürdüler., Bir tek Gökhan Günaydın konusunda geri adım atmış Yüksek Disiplin Kurulu. Epeyce bir sayıda kişiyi görevden alıp disipline sevk ediyorlar. Bazılarını disipline sevk etmeden görevden alıyorlar. Adana örneği mesela ve onun gibi birçok örnek var. Yani seçilmiş kişileri eleyerek partiyi bir şekilde dizayn etmeye çalışıyorlar. Bu, bir yerde tahammül sınırlarını da bayağı zorluyor. Mesela Özgür Özel’in Mecliste kullandığı odayı boşaltmasını da istiyorlar. Grup başkanvekilliklerine Kılıçdaroğlu’nun atama yapacağı söyleniyor ki bu işlemin tüzüğe aykırı olduğu söyleniyor. Normalde benim bildiğim grup üyeleri seçimle yapıyor. Bu arada tabii MYK kararıyla 9 milletvekili disipline sevk edilmişti. Gökhan Günaydın’ı saymazsak 8 milletvekili, şu anda CHP’li değil.

Kemal Can: Evet. Tedbirli olduğu için, yani öyle iddia ediyorlar. Yetkileri olup olmadığı tartışmalı tabii.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir çelişki var. Ben açıkçası Kılıçdaroğlu ve ekibinin, Özgür Özer ve arkadaşlarının CHP’den ayrılıp ayrı parti kurmasını çok arzuladıkları kanısında değilim. Burada şöyle bir akıl yürütüyorum. O parti kurulursa Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin bir anlamı kalmayacak. Mesela dün Müslim Sarı, MYK toplantısının ardından bir açıklama yaptı. Ben ‘X’ten izledim canlı yayını. Çok az kişi izliyordu. Sonra biraz artmış olabilir, bilmiyorum. Ama yayını da kimleri atacaklar diye izledim. Şimdi diyelim ki Özgür Özer ve arkadaşları ayrıldı, yeni bir parti kurdu. CHP bu haliyle devam ediyor diyelim ve MYK toplanıyor. Ardından Sözcü Müslim Sarı basın toplantısı yapıyor. Onu kim niye izler, neyini merak eder? Yani geri kalan CHP ne söyleyecek? Onun için şu anda Kılıçdaroğlu’nun CHP içerisinde onları tutup hırpalamakla bir değeri var. Özellikle iktidarın gözünde. Belli bir yerden sonra iktidar tarafından kullanılamaz olacaklar. Yanılıyor muyum? İktidar Kılıçdaroğlu’na destek verecek ve yeni kurulan partinin oylarını azaltması için onun önünü açacak. İstediği kadar açsın. Bence oradan bir başarı çıkma ihtimali yok. Dolayısıyla CHP’nin bölünmemesi üzerine bir hesabın onlara daha kârlı geldiğini düşünüyorum ama bilemiyorum. Sen ne dersin?

Kemal Can: Şu ânda CHP’nin başına atanmış olan Kılıçdaroğlu ve ekibinin siyasi bir gelecek tasavvurunun olduğunu varsayarsak, senin yürüttüğün mantık mümkün görünüyor bu ihtimal dahilinde. Ama ben, bu operasyonun bütününün karar iradesinin Kılıçdaroğlu’nun elinde olduğu kanaatinde değilim. Dolayısıyla bundan sonra CHP’ye ne olacağı, bu operasyonun karar organları açısından pek de bir önem arz etmiyor. Kurumsal varlığıyla birlikte, tıpkı başta konuştuğumuz gibi bu yerli milli muhalefet, dış politikada iktidarın arkasında hizalanmak ya da bundan sonra yapılacak yeni siyasi dizaynlarda resmin içine girmek gibi fonksiyonlar için yedekte tutuluyor olabilir. Hatırlarsan, Erdoğan hiçbir karşılığı olmayan DSP’yi de Cumhur İttifakı ortakları içine aldı. Niye aldı? Çünkü onun bir simgesel anlamı var. Hiçbir anlamı kalmamış, hiçbir karşılığı olmayan bir CHP’nin bile, o anlamda Erdoğan’ın sonradan işine yarıp yaramayacağını bilmiyorum. Ama bu operasyonun kendisinde, CHP’nin geleceğine dair bir siyasi hesap yok. Bu operasyonun tamamı bu iktidarın kurguladığı yeni dizayna bağlı ve onun geleceği ile ilgili bir tasarımın parçası. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun burada neyi hesapladığının bir önemi olduğu kanaatinde değilim. Birincisi bu.

İkincisi, ‘’Gitmelerini mi isterler, kalmalarını mı isterler?’’ diye konuşuluyor ya, geçen haftaki yayında da konuştuk seninle. Bu pencereden bakıldığında, bu operasyonun, her iki durumda da iktidarın işine yarayabilecek hâle dönüştürülmesi için, bu mutlak butlan atamasının ya da bu kayyum operasyonunun her iki versiyon içinde faydalı olabileceği devam adımları muhtemelen hazırlanmıştır ve ona göre yürüyeceklerdir. Buradaki temel mesele, bence iktidarın ne yapacağını kestirmek önemli ve buna göre pozisyon almak önemli bir şey. Yaptığı hamlelere karşılıklar üretmek, cevap vermek, boş olsa bile hukuki yolların hepsini kullanmak gayet doğru yöntemler. Ama asıl mesele, iktidarın ne yapacağından bağımsız olarak, bu seçeneklerin her birinden bağımsız olarak, iktidarı bir bütün olarak sıkıştıracak aşağıdan yukarıya yüksek bir basınç, bir dalga üretme ihtiyacı.

Bu yeni partiyle, CHP’nin içerisinde güçlü bir sivil itaatsizlik süreci başlatarak… Mesela şimdi ülke çapında bir sivil itaatsizlik, hatırlarsan 19 Mart’tan sonra boykotlar denenmişti. ‘’Tüketimden gelen gücümüzü kullanacağız’’ denmişti, onlar kısmen kullanıldı, biraz ucu gösterildi. Sonra geri çekilindi. Hadi diyelim ki bunlarla ilgili hem operasyonel zorluklar var hem başka birtakım kaygılarla geri duruluyor. Ama şu anda mesela ben hemen ayrılınsın ya da ayrılınmasın, bu kadar çok il başkanı Özgür Özel’i desteklerken, bu kadar belediye başkanı Özgür Özel’in yanında olduğunu söylerken, Meclis grubu çok ciddi bir kalabalıkla Özgür Özel yönetiminin arkasında dururken, çok kuvvetli bir sivil itaatsizlik hareketliliğini, yani öyle imzalar vererek filan pasif bir direnişten bahsetmiyorum. Tıpkı İstanbul İl Başkanlığında, tıpkı genel merkezde yapıldığı gibi atanmış ve değiştirilmiş il başkanlarının orada göreve başlamasına, yerel olarak bütün CHP üyelerinin, iddia edildiği gibi CHP’nin tabanının büyük bir kısmı bu operasyona itiraz ediyorsa, karşı duruyorsa, tıpkı 19 Mart’ta yapılanlara nasıl karşı durduysa, nasıl dirençli davrandıysa CHP’deki bütün operasyonlara da aynı biçimde karşılık üretmeyi örgütleyebilir. Bu bir yandan yürüyebilir.

Diğer yandan, Özgür Özel’in söylediğine göre birtakım alternatifler zaten hazırlanıyor. Hem yeni parti olarak hem mevcut bazı partileri seçim sırasında adres olarak kullanma konusunda çeşitli seçeneklerin hazır edildiğini söylüyor. Bu konudaki detayları bilmiyoruz. Bu konudaki detayları da belki bilinçli olarak açıklamıyor olabilirler. Ama bu birbirini engelleyen şeyler değil. Yani CHP’nin içerisinde mücadele yürütmek alternatif hazırlıkları bekletmek ya da ertelemeyi gerektirmiyor. Ya da iddia edildiği gibi bu kuvvetli potansiyeli, hele ki mutlak butlanla birlikte öfkeyle büyük bir ivme kazanmış enerjiyi çeşitli biçimlerde, CHP içindekileri CHP içinde, CHP dışındakileri başka yollarla, bunu açığa çıkartmaya, bunu göstermeye, bunu CHP’de ve bu operasyonu yürüten iktidar nezdinde bir baskı unsuruna dönüştürmeye girişmeleri gerekiyor. Yoksa şu anda yeni parti tartışmasını ‘’vakit geçirmeyin. Partiyi bulun, gösterin ki oraya geçelim, sonra da seçimi bekleyelim. Oraya oy vererek bu iktidarı devirelim’’ rehavetine dönmenin bu enerjiyi büyütmek anlamına gelmeyeceğini düşünüyorum.

Benim geçen hafta boyunca yaptığım yayınlarda anlatmaya çalıştığım şey şu: Muhalefet senelerdir kolay formüller… Yani, ‘’bir ittifak modeli bulacağız. Bu, derdimize çare olacak. Her şeyi çözecek. Çok elverişli bir aday bulacağız. Tamam, rahat edeceğiz. Sandığı bekleyeceğiz. Sandıkta onu desteklediğimizde iktidar değişecek.’’ Ya da ‘’yeterince beklersek, yerimizde sağlam durursak, bu iktidar kendi kendine zaten sonunu getiriyor. Gitmek üzere. Çaresi kalmadı, yolu bitti.’’ Bunlar iç rahatlatabilir, iyimserliği besleyebilir ama enerjiyi yükseltmez. Enerjiyi yükseltecek ve enerjiyi iktidar için rahatsız edici bir seviyeye taşıyacak olan, bunun, sahiden çalışıyor olması lazım. Yani böyle ‘’tamam biz formülünü bulduk. Bakın yeni adresimiz de burası. Hadi hep beraber oraya geçiyoruz. Kazanmamız yine garanti’’ diye gidilirse, yine tam tersine, enerjiyi boşa harcamanın başka bir yöntemle tekrar edilmesine neden olur.

Bence, eğer CHP içerisinde bir süre daha direnme gösterilmek isteniyorsa, bunun da sadece prosedür tamamlama anlamında olmaması, o enerjiyi, orada oturanların hakikaten rahatını kaçıracak, hayatını zorlaştıracak bir şekle dönüşmesi lazım. Bu yapılmazsa, yani klasik prosedürler takip edilerek sonuç alınmaya çalışılırsa, burada kural tanımazlığın her seviyede çalıştığını görüyoruz. Aynı şekilde yeni parti meselesini de ‘’tamam, partiyi bulun, bize seçimde oy vereceğimiz yeri gösterin. Tamam, ondan sonrası kolay, oraya gideriz. Zaten oraya daha fazla da insan gelir. Dolayısıyla biz seçimi kazanırız.’’ Mesele bu basitlikte değil. Çünkü bu operasyon, bu kadar karmaşa, bu kadar yargı hamlesi, bu formül bulunamadığı için yapılmış değil. Dolayısıyla sadece bu formül bulunduğunda da bütün problemler çözülmeyecek. Bütün problemleri çözecek olan şey, bu enerjiyi sahiden iktidar için rahatsız edici bir aksiyona dönüştürmek.

Ruşen Çakır: Kemal, biraz önce Elif İpek Atayman’ın tahliyesini istemişler dedik ya, orada 4 kişi daha söz konusu. İş insanı Yunus Göçer, reklamcı Hasan Yalaz, iş insanı Alper Aydın, Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak. Savcı beş kişinin tahliyesini istemiş. Mahkeme heyeti genellikle savcının istediklerini ve üstüne birkaç kişiyi daha tahliye ediyor. O zaman, en az 5 kişinin tahliyesini bekleyebiliriz savcının istediklerini. Bir diğer husus, yayın sorasında Cemil Tugay’ın istifa kararını askıya aldığını söyledim ya, Özgür Özer’le konuştuktan sonra galiba askıya almış. Galiba ‘’atarlarsa onlar atsın’’ gibi bir tutumu benimsiyorlarmış. Bugün itibarıyla o istifa da olmayacak diyelim. Yine CHP’yi takip etmeye devam edeceğiz. Evet, burada noktayı koyalım. Atladığımız bir şey var mı?

Kemal Can: Mutlaka vardır. Konuşacak da çok şey vardır. Bir kere, mecburen, konuya bir başlık vermek için CHP’yi kullanıyoruz, ama artık zaten iş çok uzun zamandır CHP meselesi olmaktan çıktı. Üstelik sadece mutlak butlanla ilgili değil, hadise, çok daha öncesinden itibaren bir CHP meselesi değil, Türkiye’de sistemin ve siyasi alanın tamamen yeniden tanzimi. Hatta bunun uluslararası ayakları da var. Dolayısıyla bu işe o pencereden bakmak, CHP’nin yürüttüğü, hatta CHP’nin içerisinde yürütülen mücadeleyi bile bu genel konseptin bir dinamosu haline dönüştürmek gerekir.

İzleyiciler de biliyordur, ben CHP içerisinden hemen çıkıp, CHP’yi ilk hamlede bırakmanın doğru olmadığını düşünenlerdenim. Sadece ilkesel olarak bile ‘’her istediğinizi alamazsınız, aldığınızı kullanamazsınız. Bunu bu kadar kolay yaptırmayız’’ duygusunun olması gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden de CHP içerisindeki direnmenin önemli olduğunu, ama bu direnmenin de bir hakikaten bir anlama kavuşması gerektiği kanaatindeyim.

Ruşen Çakır: Evet, noktayı koyalım Kemal. ‘Haftaya Bakış’ı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz. Haftaya tekrar buluşmak üzere iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş