Konuşmazsak Olmaz (26) | Ruşen Çakır & Kemal Can: CHP mutlak butlana karşı ne yapmalı?

İSTANBUL (Medyascope) – Türkiye, 21 Mayıs itibarıyla yeni bir siyasi kırılma noktasında. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, kurultay davasında Özgür Özel ile parti yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırdı. Mahkeme aynı zamanda Kemal Kılıçdaroğlu ile eski Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin göreve iadesine hükmetti. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci Kemal Can ortaya çıkan tabloyu Ali Deniz Çakır’ın Konuşmazsak Olmaz programında değerlendirdi.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Türkiye, 21 Mayıs itibarıyla siyasi bir kırılma yaşıyor; mahkeme, Özgür Özel’i görevden uzaklaştırdı ve Kılıçdaroğlu’nun göreve iadesine karar verdi.
  • Kemal Can, mahkemenin kararını tarihi bir olay olarak değerlendirdi; bu durum, iktidarın muhalefet partisi üzerindeki yargı baskısını göstermektedir.
  • Ruşen Çakır, bu kararın Erdoğan için geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu belirtti ve CHP’nin bu süreçte nasıl bir sınav vereceğini vurguladı.
  • Çakır, Kılıçdaroğlu’nun görünürlüğünün toplumda çeşitli sonuçlar doğurabileceğini düşünüyor; CHP’nin avantajını ise Kılıçdaroğlu’nu ana mesele yapmamakta görüyor.
  • Kemal Can, muhalefetin ‘millî irade’ söylemini eline geçirdiğini ifade etti; bu darbe dinamiğinde mücadele etmek için strateji değişikliği gerektiğinin altını çizdi.

“Bunun benzeri daha önce Cumhuriyet Gazetesi davasında yaşanmıştı”

Mutlak butlan kararını son birkaç yıldır, özellikle de son iki yıldır devam eden ve sürekli seviye atlayan “olağanüstü bir operasyonun” yeni bir görünümü olarak tanımlayan Kemal Can, “Daha önce parti kapatmalar ve siyasi yasaklar görülse de, bir iktidarın rakip bir partiye yargı aracılığıyla ‘kayyum’ ataması ve yönetimini belirleme girişimi, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir durumdur. Bunun benzeri daha önce Cumhuriyet Gazetesi davasında yaşanmıştı” dedi. Türkiye’nin hep krizler yaşadığının altını çizen Çakır, mutlak butlan kararını “Yepyeni” bir kriz olarak değerlendiriyor. Bu kararın Erdoğan için geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu ifade eden Çakır sözlerine şöyle devam etti:

“Erdoğan 19 Mart’ta saldırısının geri teptiğini gördü. Normalde rasyonel bir akılda frene basıp durumu toparlaması bekleniyordu ama yapmadı. Şimdi de sıra CHP’nin kendisine geldi. Bu çok büyük bir meydan okuyuş ama meydan okuyuşun büyük olması aynı ölçüde riskleri de beraberinde getiriyor. CHP zor bir şey yaşıyor ama bunun altından kalkarsa çok şey kazanır.”

Konuşmazsak Olmaz (26) Ruşen Çakır & Kemal Can: CHP mutlak butlana karşı ne yapmalı?
Konuşmazsak Olmaz (26) Ruşen Çakır & Kemal Can: CHP mutlak butlana karşı ne yapmalı?

“Kılıçdaroğlu bu hâliyle Özgür Özel için kolay lokma”

CHP’nin önümüzdeki süreçte önemli bir sınav vereceğini belirten Çakır, 19 Mart’ta doğrudan Erdoğan hedef alınırken, şimdi Kılıçdaroğlu’nun görünür aktör olması, halkın geniş kesimleri için konuyu bir parti içi çekişme gibi gösterebileceğini ve toplumsal muhalefetin desteğini azaltabileceğini düşünüyor. Çakır, CHP’nin en önemli avantajını ise şöyle açıklıyor:

“Kılıçdaroğlu’nun hiçbir şeyi yok. Ne enerjisi var ne lafı. Danışmanı ‘İktidar yürüyüşü devam ediyor’ demiş. Buna herhalde kendi destekçileri de gülüyordur. Bu da Özgür Özel ve arkadaşlarının en büyük avantajı. Bu hâliyle Özgür Özel için kolay lokma. Yine de çok dikkatli olmaları ve iktidarın tuzağına düşmekten uzak durmaları gerekiyor.”

Konuşmazsak Olmaz (26) Ruşen Çakır & Kemal Can: CHP mutlak butlana karşı ne yapmalı?
Konuşmazsak Olmaz (26) Ruşen Çakır & Kemal Can: CHP mutlak butlana karşı ne yapmalı?

CHP yönetiminin Kılıçdaroğlu’nu ana mesele hâline getirmemesi gerektiğinin altını çizen Kemal Can, “Eğer bütün değerlendirmelerimizde birleştiğimiz nokta 19 Mart’ta itibaren bir darbe dinamiği içinde olduğumuz ise bu darbenin şu ya da bu biçimde kullandığı enstrümanlara yönelerek, onları merkeze koyarak yürütülecek mücadele çok daha zayıf kalır” dedi. “Millî irade” söylemi muhalefetin eline geçtiğini ifade eden Kemal Can sözlerine şöyle devam etti:

“Özgür Özel, 19 Mart’tan sonra otobüsün üstüne çıkıp vurguladığı o azınlık iktidarın karşısındaki millî iradeyi yeniden yaratabilir. Bu dinamizm ve bu potansiyelin harekete geçip sahici bulunması yeterli. Kimseye iktidarın iktidarda kalmak için yapacaklarının bir sınırı olmadığını anlatmaya gerek yok. Sokaktaki herkes bunun farkında. Sadece karşısında bunu yenebilecek bir potansiyel olduğunu kanıtlamak gerekiyor.”

Video deşifresi

Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ali Deniz Çakır: “Konuşmazsak Olmaz”dan herkese merhaba. Ben Ali Deniz Çakır. Bugünkü konuklarım Kemal Can ve Ruşen Çakır. Ruşen Çakır yanımda, Kemal ağabey de uzaktan bağlanıyor. Bugün gündemimiz malum; Türkiye, dün, 21 Mayıs itibarıyla yeni bir kırılma noktasında. Mutlak butlan kararının çıkmasının ardından, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak geri dönmesi bekleniyor. Hatta bugün de karar tebliğ edildi, CHP Genel Merkezi’ne icra memurları geldi. Her dakika yeni bir gelişme yaşanıyor. Kemal ağabey, hoş geldin. Türkiye, 21 Mayıs 2026 tarihini ne denli bir kırılma noktası olarak görmeli?

Kemal Can: Son birkaç senedir, aslında daha uzun süredir ama son bir iki senedir çok ciddi aşamalar ve sıçramalar hâlinde yaşıyoruz. On yıldır pek çok acayiplik, “olmaz” denilen pek çok şeyin olabildiği, “yapılmaz” denilen pek çok şeyin yapıldığını gördük. Ama son iki yıldaki ivme, hız, cüretkarlık, fütursuzluk çok olağanüstü hâle geldi. Zaten süreç olağanüstü ama “Artık bundan daha fazla ne olur?” denilen her aşamada, iktidar cenahının bir üst aşamaya, bir sıçramaya hamle ettiklerini görüyoruz. Aslında defalarca konuşulduğu ve artık herkesin kafasına yer ettiği gibi, bu topyekûn bir operasyon. Başından itibaren böyle başlamıştı, böyle devam ediyordu. Senin de söylediğin gibi, aslında yeni bir operasyon, yeni bir durumla karşı karşıya kalmıyoruz; aynı durumun, sürmekte olan o olağanüstü operasyonun çeşitli görünümleriyle tekrar tekrar karşı karşıya kalıyoruz. Ne dün itibarıyla verilen mutlak butlan kararı, ne bir yıl önce 19 Mart süreciyle başlatılan operasyonlar ve yargılamaların hiçbiri, beklenmedik ya da birbiriyle bağlantısız veya kendi başına ortaya çıkmış hadiseler değil. Biliyoruz ki bu iktidar, özellikle son iki yıldır, bir türlü terse çeviremediği genel siyasi tabloyu, bir seferlik bir kurtarma hamlesi ya da palyatif birtakım tedbirler yerine, neredeyse yıkıcı diyebileceğimiz, ki kimileri bunu rejim açısından ‘’yeni bir rejime geçmek’’ olarak tarif ediyor, kimileri bildiğimiz bütün demokratik teamüllerin ortadan kalktığı, hatta seçimin bile artık anlamsızlaştığı bir durum olarak tarif ediyor, ama iktidarın hâlâ yaptığı operasyonun adı, kendisi için normal siyasi yollarla ulaşamayacağı sonucu, elindeki devlet imkanlarıyla ve sadece Türkiye siyasi tarihi açısından değil, dünya siyasi tarihinde de çok özel bir örnek hâlinde, bütün siyasi rakiplerini, kendisini yenebilecek bütün aktörleri, kurumları, kendisini engelleyebilecek her türlü siyasi organizasyonu imha etmek, tahrip etmek, istismar etmek ya da ele geçirmek üzerine bir operasyon yürütüyor. 

Dün itibarıyla da tarihte görülmemiş biçimde hamleler görüyoruz. Tarihte parti kapatmalar gördük, siyasi yasaklar gördük, siyasi operasyonlar gördük, siyasi mühendislik faaliyetleri gördük, ama bir partinin, bir iktidarın kendi rakibi partiye kayyum aracılığıyla el koyma ve o partinin yönetimini belirleme hamlesini ilk defa görüyoruz. Bunun bir örneğini aslında seneler önce başka bir alanda, mesela bir gazetede görmüştük. Hatırlayanlar olacaktır, Cumhuriyet Gazetesi Davası tam da böyle bir şeydi. Bir gazetenin yönetimini iktidar mahkemelerinin kararı belirlemişti. Şimdi de bir siyasi parti yönetimini, iktidarın yönlendirdiği ve siyasi kararlarıyla hareket eden yargının açıkça bir kayyuma teslim ettiği, bir partiye ve kendisine rakip olan, hatta Türkiye’nin bazı anketlere göre birinci partisine bir el koyma girişimi söz konusu. Şu andaki tablo, operasyon aynı, niyet aynı, failler aynı olsa bile, çok özel bir ölçeğe ulaşmış durumda.

Ali Deniz Çakır: Teşekkürler Kemal ağabey. Ben genelde programımı hep kayıt yaptığım için buna alışık değilim ama izleyicilerimizin soruları varsa Medyascope YouTube hesaplarımızın chat bölümünden gönderebilirler. Aynı zamanda beğeni de bırakırlarsa daha da geniş kitlelere ulaşabiliriz sayelerinde, teşekkür ediyorum. Son 24 saattir verdiğiniz katkı gerçekten böyle bir dönemde çok kıymetli.

Ruşen Çakır, dünden beri son 24 saatin herhalde 8 saatini yayın yaparak geçirdin. Çok fazla insanla konuştun, fikirler aldın, ama hiç oturup “Biz 24 saattir ne yaşıyoruz Türkiye’de?” diye kendine sordun mu?

Ruşen Çakır: Türkiye’de böyle birtakım krizleri hep yaşadık. Her seferinde yaşadığımız kriz ‘’yepyeni’’ oluyor. Demin Kemal de bahsetti, bu da yepyeni bir kriz. Türkiye’de bir zamanlar parti kapatmalar vardı ve parti kapatmalar Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararlarla yapılıyordu. Aslında yapılanlar hukuk içerisinde yapılıyordu ama siyasi olaylardı. Bundan da en çok mağdur olanlar, Erdoğan’ın içinde yer aldığı İslami hareket geleneği ve Kürt hareketleriydi; onların partilerine yapılıyordu ve birileri de seviniyordu. Şimdi bambaşka bir şey yapıldı; Anayasa Mahkemesi’nin kapatması değil, tamamen uyduruk bir şekilde yaratılan bir mutlak butlan kararı. Tabii söz konusu olan partinin ülkenin ana muhalefet partisi olması, aynı zamanda cumhuriyetin kurucu partisi olması, aynı zamanda son yerel seçimde çok büyük bir başarı elde etmiş olması ve son kamuoyu yoklamalarına göre ya birinci ya da kıl payı ikinci olması gibi bir husus var. Sonuçta çok ciddi bir olay. Tabii ki böyle bir uygulamanın herhangi bir partiye yapılması da zaten demokrasiye aykırı. Bu aslında Erdoğan için de çok büyük, çok riskli bir meydan okuyuş, ama bunu yapıyor. 

Bugünkü bir yayında yanılmıyorsam Evren Balta söylemişti, artık Erdoğan için geri dönüş olmayan şey başladı. 19 Mart’ta saldırısının geri teptiğini gördü. Normal şartlarda rasyonel bir akılla, burada bir ölçüde frene basıp durumu toparlaması ve yeni birtakım arayışlara girmesi bekleniyordu. Hayır, bunu yapmadı. Arada sırada Bahçeli’nin bunu telkin eden örtülü birtakım şeyleri oldu ama yapmadı, sonuna kadar gitti. Sen daha yakından takip ediyorsun, orada da belediyelerde operasyonlar ve mahkemeler sürüyor ama Erdoğan istediği şeye ulaşamadı. Şimdi CHP’nin kendisine sıra geldi. Bu arada da son günlerde, özellikle etkin pişmanlık ifadeleriyle Özgür Özel’i bir yokladılar. Para vermek gibi hususlarla, hatta özel hayatıyla ilgili şeyler yapmaya çalıştılar. Şimdi sıra CHP’ye geldi. Bu zaten bilinen bir şeydi ve Erdoğan’ın yaptığı çok büyük bir meydan okuyuş. Meydan okuyuşun büyük olması, aynı zamanda da riskli olduğunu, riskin de büyük olduğunu gösteriyor. Şu âna kadar yaptığım yayınlarda insanların büyük bir kısmının söylediği şu: “CHP zor bir şey yaşıyor ama bunun altından kalkarsa çok şey kazanır.” Bu ne anlama geliyor? Erdoğan elini iyice büyüttü ama burada bir şey kazanayım derken kaybedebilir. Bu ihtimal çok ciddi bir şekilde var. Burada tabii ki esas husus CHP’nin göstereceği olay.

Ben hayatım boyunca CHP içerisindeki kavgaları bilirim. Babam İnönü’cüydü, ama Ecevit genel başkan adayı olduğu zaman onu desteklemişti ve birçok kişi ayrışmıştı orada. Daha sonra yaşananlar var; Ecevit’in ayrı parti kurması, başka partilerin çıkması, Baykal’ın gelmesi, gitmesi… Zaten Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir iç kapışma ve iktidar mücadelesi hep olmuştur. Ama böyle devlet eliyle tezgahlanan ilk defa oluyor. Devlet, yargı eliyle CHP’yi birbirine düşürmeye çalışıyor. Aslında 19 Mart’ta bunu denedi, beceremedi. Erdoğan’ın 19 Mart’ta “Bu kadar kişiyi yolsuzlukla suçlayacağım, operasyon yapacağım, CHP içerisinde birileri kazan kaldıracak” diye bir hesabı vardı. Bunu düşündü ama olmadı. Şimdi CHP’yi birbirine düşürmeye çalışıyor. Başarabilir mi? Bence başarabilme ihtimali daha düşük. Ama siyasette böyle büyük konuşmamak lazım. Burada herkes için riskler ve fırsatlar var, ama esas karar verici olacak kanat, CHP’nin seçilmiş yönetimi. Seçilmiş yönetim derken Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinin bu krizi yönetme becerilerine bağlı. Tabii ki Kılıçdaroğlu bunu etkisizleştirmeye çalışacak, iktidardan sonsuz destek alacak. Ama iktidardan alacağı sonsuz destek onun lehine olmayabilir. Kılıçdaroğlu sürekli iktidar yanlısı medyaya çıkıyordu. Bunu yine sürdürdüğü zaman ne olacak? CHP seçmeni Kılıçdaroğlu’na mı yönelecek? Çok sert bir olay yaşıyoruz. Şimdi, CHP de diyemiyoruz artık, CHP’yi ikiye ayırmak durumunda kalıyoruz. CHP’nin seçilmiş yönetiminin ve ona destek veren kesimlerin taktik ve stratejileri belirleyici olacak.

Ali Deniz Çakır: Benim için bütün göstergelerin çok açıkta olduğu, aslında “görünen köy kılavuz istemez” sözüne istinaden, gelebileceği görülüyordu ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla geri gelmesi çok absürt bir karardı. Hatta geçen sene Ekrem İmamoğlu tutuklandığında, yurt dışında okuyan bir arkadaşım “Ağabey, şimdi ne yapacaklar?” dedi. Ben de “Kemal Kılıçdaroğlu’nu partiye geri getirecekler” dedim. O da “Yok artık canım sen de, bu nasıl olabilir?” dedi, insanlara espri gibi geliyordu. Ama özellikle Özkan Yalım’ın etkin pişmanlık ifadelerinde ve sonra Akın Gürlek’in TGRT Haber‘de yaptığı program sonrasında, kendisine ‘’gazeteci’’ diyen iki şahsın kendi aralarında yaptığı konuşmalardan yola çıkarak, ben bu kararın gelmeye yakın olduğunu tahmin etmiştim. Ama tabii çok konduramıyorsunuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla geri gelip, bir anda “Evet, ben genel başkanım, partiyi arındıracağım” demesini. Ama şu anda bütün göstergeler ona doğru gidiyor.

Kemal ağabey, şunu sormak istiyorum; az önce Ruşen Çakır ‘’Cumhuriyet Halk Partisi bunun altından kalkabilirse aslında önemli bir kazanım elde eder’’ dedi. Cumhuriyet Halk Partisi nasıl kalkabilir bunun altından? Senin gördüğün bir formül, spesifik bir strateji var mı yoksa bu kadar kolay mı?

Kemal Can: Bir sürü eksiği gediği olduğu söylenebilir ama aslında çok yakın yapılmış bir örnek var. Biraz önce Ruşen de değindi; 19 Mart sonrasında CHP’nin yönetiminin, ama ağırlıklı olarak Özgür Özel’in taşıyıcı olduğu, aslında onların da öncesinde, özellikle İstanbul’da Saraçhane’de üniversite öğrencileriyle başlayan toplumsal muhalefetin, bu yapılan haksız siyasi operasyon ve o zaman ‘’darbe’’ diye tanımlanmış olan hadise karşısında çok güçlü bir itirazı ortaya çıktı. CHP yönetimi ve Özgür Özel, bu itirazı şimdiye kadar hep olduğu gibi yatıştırmak, seçimi beklemek gibi vaatlerle sakinleştirmek yerine, o itirazın önünde yer aldı, onlarla birlikte yürümeyi tercih etti. Özgür Özel bir yıl süren, hakikaten olağanüstü bir mitingler serisiyle -tamam, bir sürü eksiği gediğinden bahsedilebilir- o itiraz potansiyelini ve hadisenin oluşturduğu, bir siyasi operasyon olduğu, bunun dışındaki her tartışmanın şu aşamada çok da anlamsız olduğunu gösteren siyasi kanaati canlı tuttu. Anketler de bunu gösteriyor, davalarla ilgili kanaatler de bunu gösteriyor. Dolayısıyla çok yakın bir dönemde yapılmış bir örnek var. Nasıl cevap vermek gerektiği ya da nasıl cevap verilirse, biraz önce Ruşen’in söylediği gibi iktidarın hesaplarının kâğıt üzerindeki gibi işlemeyip, tam tersine aleyhine çalışmaya başlamasını çok net biçimde bir örnekle gördük. Oradaki temel mesele şu: Stratejik çok somut formüller ya da eylem planları yapmaktan önce, bir temel prensibe yaslanmak gerekiyor. Eğer haksızlık bir siyasi argüman olarak kullanılacaksa, bu itirazın alanı toplumsal muhalefetin katılacağı büyük itiraz gösterileri. Bu bazı yerlerde sivil itaatsizlikle oluyor, bazı yerlerde mitingler ve eylemlerle oluyor, başka biçimlerde oluyor. Ama bunu göstermek ve bunun içinde, önünde yürümek, bir siyasi kadroyu, bir siyasi ekibi, şimdi de gördüğümüz gibi Özgür Özel’i bir anda çok özel bir lider haline getirdi, itirazın ve hakkın savunucusu bir lider pozisyonuna taşıdı. Hem itirazı canlı tuttu hem bu son tartışmalarda kendisinin de dile getirdiği gibi, İmamoğlu’nu bırakmayarak, bunu bir vefadan çok bir siyasi tutarlılık gereği olarak ortaya koyarak devam etmesi önemliydi. Şimdi yine, tıpkı 19 Mart’taki “Heybeler, turplar, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar” iddialarının boşlukta kalması, kamuoyunun bundan çok etkilenmemesi, yerel seçimde alınmış sonucun daha da yukarılara gitme eğilimi göstermesi bunu gösteriyor. 

Şimdi de aynı biçimde yine kendisini değil, CHP’yi bir kurum olarak korumak, CHP’yi terk etmemek önemli bir siyasi karar, ama buna toplumsal itirazı katmak gerekiyor ve bunun imkanları da var görünüyor. Çünkü bu karar açıklanır açıklanmaz, iktidar partileri haricindeki bütün siyasi partilerden bu hadisenin bir demokrasiye saldırı hadisesi olduğunu belirten açıklamalar geldi. Çeşitli kurumlar yine benzer açıklamalarla bu meselenin tamamen bir siyasi operasyon ve aslında demokrasi ve hukukla hiçbir alâkası olmayan, sadece CHP’yi değil, doğrudan bütün partiler sistemini tehdit eden bir cüretkâr hamle olduğu konusunda herkes hemfikir. Şu anda tekrar 19 Mart’taki gibi, Ama burada “gibi”nin altını çiziyorum, çünkü aynı şeyi bir daha yapmak aynı sonucu vermeyebilir. Çok daha güçlüsünü yapmak gerekir, ki Özgür Özel dünkü konuşmasında tabir yerindeyse “Günah bizden gitti” çıkışıyla çok daha kuvvetli bir direncin işaretini verdi. 

Fakat bu sefer CHP yönetimi zorlukla karşı karşıya olacak. Çünkü fiili olarak yayının açılışında da haberini verdiğin gibi resmî olarak karar da tebliğ edilmiş durumda ve Kılıçdaroğlu’nun varlığı ve CHP’nin başında atanmış bir yönetimin bulunması operasyonel olarak birtakım sıkıntılar yaratacak. Dolayısıyla asıl bu sıkıntıları ortadan kaldıracak formüller geliştirmeleri gerekiyor. O kararı verdikleri için söylüyorum; yeni bir parti oluşumunu daha sonraki bir senaryo olarak dikkate alıyorlar, CHP’yi terk etmeden bu itirazı bütün sokaklarda, her yerde örgütleyebilmek için birtakım formüller geliştirmeleri lazım. Aylardır bu ihtimal üzerine konuşulduğu ve buna göre birtakım senaryolar hazırlandığı söylendiğine göre, bu konuda kafalarında bir şey olduğunu düşünüyorum. Fakat şöyle bir zorluğu da bir kenara not etmek isterim; CHP teşkilatları yapı olarak buna çok uygun yapılar ve teşkilatlar değil. Zaten aslında şu bir yıllık süreçte iyi örnek Özgür Özel’in performansıydı; onunla çok uyumlu olmayan örnek ise genel olarak toplumsal muhalefetin diğer unsurlarının ve aslında parti teşkilatının buna katkısı konusunda sınırlı etkinin olmasıydı. Özgür Özel neredeyse kendi başına sürüklediği bir program halinde yürüttü mitingleri. 

Bunun bir de birtakım idari, teknik sorunları var. Bunları aşarak yeni bir ivmeyle ve daha kuvvetli bir itiraz örgütlemeleri gerekiyor. Hatta o zaman da konuşmuştuk, 19 Mart’tan sonra “Darbeyi püskürttük” çok doğru bir tanım değildi. Çünkü darbe püskürtülmüş değil, darbe yeni bir aşamada işlemeye başlamıştı zaten. Dolayısıyla aslında darbenin hâlâ içindeyiz; o püskürtülemeyen darbenin devamı bir noktadayız. Önce “Hedef İmamoğlu, İmamoğlu’nu durdurmak için yapılıyor her şey” dendi. Sonra, hadisenin bununla sınırlı olmadığı, CHP’nin dizayn edilmek istendiği anlaşıldı. Mutlak butlan tartışması biliyorsun aylardır devam ediyor. Ona bağlı olarak son aylarda biraz önce Ruşen’in de değindiği gibi, özel olarak Özgür Özel’e yönelen ve onun yakın çevresini hedef alan birtakım hamleler oldu ve iddialar ve bu tip operasyonlar, itirafçılarla birlikte böyle iyice belden aşağı bir seviyeye de indi. O da ayrı bir sarsıcılıktı ama aynı darbenin içindeyiz. 

Mesela mutlak butlan kararı da bir süre ertelendi. Ertelenmesinin nedeni, aslında bununla ilgili bizim şimdi konuştuğumuz ihtimali, iktidarın da, özellikle Erdoğan’ın gördüğünü ve kendisi aleyhine gelişebilecek ihtimalleri tartma ihtiyacı konusunda tereddüt duyduğunu gösteriyor. Şimdi ise düğmeye basılmış olması, Ruşen’in ya da Evren Balta’nın dediği gibi artık dönülmez bir yerde, hani köprüden önce son çıkış geçildiği için bir mecburiyet olabilir ya da bu tereddütleri ortadan kaldıracak veya bu tereddütleri hafifletecek bazı unsurlar olduğunu düşünüyor olabilirler. Ama bunların hepsini boşa çıkartacak olan şey, hakikaten bütün toplumsal muhalefeti Özgür Özel’in otobüsün üstünde söylediği şeylere uygun biçimde, bir itirazın parçası haline dönüştürmek olacaktır. Yani sadece CHP’lileri “Partiyi savun” diye çağırarak karşılık belki yeterince güçlü olmayabilir.

Ali Deniz Çakır: Evet, Kemal Can çok önemli noktalara değindi. Özellikle bugün 19 Mart’la kıyasla bazı daha pozitif yönleri olabilir Cumhuriyet Halk Partisi teşkilatının, toplumsal muhalefetin. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nde bazı handikaplar olduğu da aşikâr şu an.

Ruşen Çakır: Tabii. Şimdi Yargıtay’a başvurdular biliyorsun. Parti avukatlarını görevden aldı Kılıçdaroğlu.

Ali Deniz Çakır: Evet, o hamleyi de nasıl değerlendirdiğini soracaktım, onu da söylersen…

Ruşen Çakır: Avukatları geri aldı. Şimdi CHP avukatları başvuruyu geri almış ve bunun üzerine Yargıtay’a Özgür Özel kendisi başvurmuş. Şimdi basın danışmanı diye birisini atadı; o basın danışmanı…

Ali Deniz Çakır: TGRT yorumcusu.

Ruşen Çakır: TGRT yorumcusu ve sosyal medyada trollük yapan birisi. Bunlar hiç iyi niyetli şeyler değil. Belli ki Kılıçdaroğlu çıkartabileceği kadar sorun çıkartacak, öyle gözüküyor; ilk günlerden, işaretler öyle. Bunlar tabii eline ayağına dolaşacak. 

Bir diğer husus şu; 19 Mart’taki başarının en temelinde orada doğrudan Erdoğan’dan gelen bir saldırının olmasıydı ve Erdoğan’a cevap veriliyordu. Bu, Erdoğan’dan şu ya da bu şekilde memnun olmayan kesimleri de etkileyebiliyordu, toplumu yanına çekebiliyordu. Şimdi de Erdoğan yapıyor, ama görünüşte Erdoğan yok, Kılıçdaroğlu var. Kılıçdaroğlu olunca CHP’li olmayan birtakım insanlar “Ya kardeşim bana ne?” diyebilir. CHP’li olan, parti üyesi, partiye bağlı olan insanlar buraya dahil olabilir ama partili olmayan insanlar, Ekrem İmamoğlu’nun içeri atılmasından rahatsız olan sıradan İstanbul vatandaşının buna itirazıyla, şimdi aynı şey geçerli olmayabilir. Burada CHP’nin başarabilmesi gereken husus, bunların aldatıcı olduğunu, esas meselenin bunun 19 Mart’ın devamı olduğunu gösterebilmesi. Ama bu konuda da önünde en büyük engel Kılıçdaroğlu. Belki yarın öbür gün Kılıçdaroğlu o partinin genel merkezine de oturacak, CHP Genel Başkanı adıyla da açıklama yapacak, grup toplantısı yapacak. Ama kaç kişi gelir milletvekili olarak onu dinlemeye, bilmiyorum. O grup toplantıları TRT‘den şuradan buradan verilecek. Sonuçta onun önü alabildiğine açılacak.

Ali Deniz Çakır: Partinin finansmanı boyutu da var bence.

Ruşen Çakır: Tabii. Mesela hazine yardımı oraya gidecek gibi. Yani birçok yerde şu anda seçilmiş olan CHP yönetiminin otomatik olarak kazandığı birçok hak ve altyapısı elinden alınacak. Özgür Özel mesela miting yapıyor, bunlar CHP ve CHP yönetimi olarak yapılabilen şeyler. Ama bunun parası var, belki de izni var. Birtakım yerlerde o mitinglere engel de çıkartabilirler, birtakım faaliyetlere engel çıkartabilirler ya da mesela Kılıçdaroğlu pekâlâ “Şu mitinglerde kullanılan Altı Ok CHP bayraklarına, pankartlarına izin vermeyin” diyebilir. İşin sonu yok. Çünkü tamamen devlet desteği arkasında. Mesela Gürsel Tekin İstanbul’da ne yapmaya çalıştı? “İl Başkanı benim. Bunlar yapamaz edemez” dedi ama çok etkili olamadı, çünkü başka bir şeydi. Ama şimdi genel merkez, CHP deyip birçok şeyi, hakkı kendinde görüp, Özgür Özel ve arkadaşlarının CHP adıyla, CHP simgesiyle faaliyet yürütmesi önünde çok ciddi engeller çıkartabilir ve bu engellere devlet desteğini de alır. Dolayısıyla 19 Mart’ta yakalanan ivmeyi sürdürebilme potansiyeli var ama şimdi yeni birtakım sorunlar var ve 19 Mart’la birebir aynı olmayan bir olay söz konusu olduğu için, birtakım yeni stratejiler geliştirebilmesi lazım. Ne olur onu bilmiyorum ama mesela Kılıçdaroğlu’nun videosuna ilk gün 22 milletvekili destek vermişti değil mi?

Ali Deniz Çakır: Evet.

Ruşen Çakır: E şimdi bu milletvekili sayıları “Kılıçdaroğlu genel başkan oldu, ne yapalım işte” deyip artarsa, birtakım fireler belediye başkanlarından verilirse…

Ali Deniz Çakır: Belediye başkanları eklenirse… Mesela Ahmet Akın Kılıçdaroğlu’nu ziyarete gitti.

Ruşen Çakır: Kemal, hatırlarsın, kurultaya gidileceği zaman Kılıçdaroğlu için imza veren delege sayısı, Kılıçdaroğlu’nun ilk turda kazanmasını garantiliyordu. Sonra seçim oldu, Kılıçdaroğlu kazanamadı. Ne oldu? Bence insanlar Kılıçdaroğlu devrinin kapandığını gördü. O imzayı bir şekilde mecburiyetten vermiş olabilir, ama sandıkta oyunu ondan yana vermedi. Şimdi pekâlâ birtakım insanlar da “Ya iyi güzel de zaten İmamoğlu da çıkamıyor, zaten devlet de bilmem ne yapıyor” deyip Kılıçdaroğlu’na da yönelebilir. Özgür Özel’in bunların hepsini yürütebilmesi lazım. Bu sadece sloganla ya da 19 Mart’taki üslupla olabilecek bir şey değil; içeriye yönelik birtakım seslenmeler yapabilmesi gerekiyor. Neyi nasıl yapacaklar bilmiyorum. Ama en büyük avantajları Kılıçdaroğlu’nun hiçbir şeyi olmaması; ne enerjisi ne lafı var. Danışman “Kılıçdaroğlu’nun iktidar yürüyüşü sürüyor” demiş. Buna herhalde kendi destekçileri de gülüyordur. Kılıçdaroğlu’nun bugün tüm Türkiye’ye söyleyebileceği hiçbir şey yok. Bu da Özgür Özel ve arkadaşlarının en büyük avantajı. Kılıçdaroğlu yerine daha genç birisi olsaydı… Mesela diyelim ki Kılıçdaroğlu değil de Muharrem İnce gibi birisi olsaydı, onda yine bir hareketlilik olabilirdi ama Kılıçdaroğlu bu hâliyle kolay lokma Özgür Özel için. Ama yine de çok daha dikkatli olmaları ve iktidarın kurduğu o tuzağa düşmekten uzak durmaları gerek. 

Ali Deniz Çakır: Kolay lokma ama, kararlı da kesinlikle. “Ben bir bakayım” değil, o atamalara baktığımız zaman belli ki bayağı bir hesap kurmuş.

Ruşen Çakır: Tamam kararlı de yani ne olacak? Onun için diyorum ya Muharrem İnce gibi… Kılıçdaroğlu o kadar büyük imkanlarla 2023’te seçimi kazanamamış bir insan olarak bugün bu hâliyle istediği kadar kararlı olsun, ne yapacak? Demin onu söyledim, ne söyleyecek? Kararlı, tamam; yaptığı videoyu gördüm, “Ben haram yemedim, bilmem ne yapmadım”dan başka bir şey yok. Kararlılık nerede? Tamam, partinin başına geçmekte kararlı, Özgür Özel’e partiyi bırakmamakta kararlı, o kadar.

Ali Deniz Çakır: Kemal ağabey, sana da Kılıçdaroğlu kısmını sormak istiyorum. Özellikle Cumhuriyet Halk Partili yöneticiler de bu olaya değinirken, Kemal Kılıçdaroğlu’nu açıktan hedef almıyorlar. Genelde bu işin ana muhatabının iktidar olduğunu söyleyip, Kemal Kılıçdaroğlu’nu biraz da (bir eleştiri varsa) o eleştiride bulunuyorlar ama çok bariz, net bir şekilde özellikle isim vererek yapılan bir eleştiri yok. Öncelikli sorum, bu stratejiyi nasıl değerlendiriyorsun? İkinci olarak da Kemal Kılıçdaroğlu’nun denklemde olması, Cumhuriyet Halk Partisi’nin buradan olumlu bir sonuçla çıkması önünde ne kadar büyük bir engel?

Kemal Can: Birincisi, olumlu buluyorum. Özgür Özel’in, hatta genel olarak biraz önce bahsettiğimiz hem 19 Mart sürecinde hem şimdi başlatılacak olan itiraz eylemliliğinin içerisinde, karşı özne olarak kimi işaret ettiği çok önemli. Ruşen’in bıraktığı yerden söyleyeyim: Eğer orada tam da iktidarın istediği gibi Kılıçdaroğlu’nu hedefe koyarak, Kılıçdaroğlu’ndan CHP’yi geri almak gibi “sınırlı” ama sınırlı olmasından öte, tam da iktidarın istediği gibi parti içi bir mücadele görüntüsüne dönüştürmek, itirazı buraya sıkıştırmak çok sorunlu olur. Buradaki mücadele edilen özne Kılıçdaroğlu haline getirilirse bu çok temel bir hata olur zaten. Dolayısıyla, Kılıçdaroğlu’nu ana mesele haline getirmemek, hatta Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’nun adından bile bahsetmeyerek aslında önemsiz bir aktör durumunda tutmak, çok daha doğru bir strateji. Çünkü eğer bütün değerlendirmelerimizde birleştiğimiz nokta olan 19 Mart’tan, hatta daha öncesinden başlayan süreklileşmiş bir sivil darbe dinamiğinin içerisindeysek, bu darbenin şu ya da bu biçimde kullandığı enstrümanlara yönelerek, onları merkeze koyarak yürütülecek mücadele çok daha zayıf kalır. Tam tersine, bu darbenin arkasındaki niyet ve aktörü hedefe koymak lazım. Burada belki doğru bulduğum stratejide eksik gördüğüm taraf olarak şunu işaret etmeliyim: CHP yönetiminde zaman zaman “Erdoğan’ı da çok hedefe koymayalım” yaklaşımının öne çıktığını, daha muğlak birtakım hedefler işaret edildiğini, hatta “Erdoğan aslında istemiyormuş da birileri yapmış” laflarına fazla kulak kabartıldığını düşündüğüm çıkışlar da oluyor; bunları sorunlu buluyorum.

Kılıçdaroğlu’nu merkeze koyan bir stratejinin, bir mücadele perspektifinin sorunlu olduğunu düşünmekle birlikte, çok eskiden gelen “Efendim Erdoğan’ı hedef almayalım, Erdoğan’ı hedef alınca karşı taraf konsolide oluyor” diye bir tez var, buna bağlı olarak Erdoğan’ı da hedefe koymuyor. Hayır, burada bence çok net, çok açık biçimde bütün bu hadisenin sadece CHP’linin meselesi değil. Kendisini, bütün tırnaklarıyla tutunduğu iktidarı bırakmamak üzere her şeyi yapmaya muktedir gören bir anlayışa karşı, tam tersine, CHP’nin önünde senelerdir kullandığı milli iradeyi harekete geçirmek gibi bir imkân var. 19 Mart’tan sonra en çok konuştuğumuz konulardan biriydi; yani ‘’milli irade’’ sopası artık muhalefetin eline geçti. İktidar siyaseti ve aslında seçimi, dürüst rekabeti bir kenara bırakarak, bütün siyasi teamülleri aşarak, yargıyı, güvenlik güçlerini, devlet imkanlarını, her türlü hukuksuzluğu, hatta deniz aşırı meşruiyet kaynaklarını devreye sokarak iktidarını korumaya çalışırken, bunun karşısında tam da milli iradeyi savunan, milli iradeyi hatırlatan ve onu harekete geçiren siyaset alanı muhalefetin sahasına geçti. Bunu kullanması gerekiyor. 

Biraz önce Ruşen pek çok noktasını söyledi, şimdi çok ciddi teknik sorunlar var. “Bu mutlak butlan kararı çıkacak ve biz hazırlığımızı yapıyoruz” dediklerinde, umarım ki o teknik sorunlara ilişkin tek tek formüller geliştirilmiş olsun. Çünkü bunlar hakikaten çok ayağa dolanacak şeyler. Sen bir tanesini işaret ettin; mali tablo. Çünkü bütün CHP’nin para kaynağı, şu anda seçilmiş CHP yönetiminin kullanmasının mümkün olmadığı bir alana geçmiş durumda; oraya çökülmüş durumda. İdari olarak da bunun bazı sonuçları olacak. Ayrıca iktidar medyası da bir ölçüde Kılıçdaroğlu’na açılacak. Buralarda sıkıntılar yaşanacak, bunlar için daha sıkı formüller üretmiş olduklarını umuyorum. Henüz nasıl bir yol haritası çizildiğini bilmiyorum ama bunlar çok problem yaratır. Ama bütün bu teknik problemleri aşacak olan, o en büyük iddiayı, “Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak isteyen bir avuç oligarşik iktidarı değiştirme gücüne sahibiz. Siz sahipsiniz, biz sizinle beraber buraya yürüyoruz” iddiasını, Özgür Özel’in 19 Mart’tan sonra otobüsün üstüne çıkıp daha çok vurguladığı o azınlık iktidarı ve karşısında milli irade söylemini tekrar ve çok güçlü biçimde yaratmak. 

Eğer bu dinamizm, bu potansiyel harekete geçerse, sahiden bu ikna edici bulunursa… Zaten iktidarın iktidarda kalmak için yapacaklarının bir sınırı olmadığını kimseye anlatmaya ihtiyacınız yok, sokaktaki herkes bunun farkında ve bilgisinde. Sadece, bunun karşısında onu yenebilecek bir potansiyel olduğunun inandırıcılığını kanıtlamak gerekiyor. O başarıldığında bütün teknik sorunlar da bence önemsizleşebilir. Ama dediğim gibi, bu ilk ivmeyi yaratmaya bağlı. Bildiğin gibi 19 Mart’ta çok küçük bir üniversiteli öğrenci grubunun bir küçük hamlesi, birdenbire çok farklı bir ivmeyi yaratabilmişti. Bir tür ‘’kelebek efekti’’ diyebiliriz buna.

Ali Deniz Çakır: Evet, Kemal ağabey, çok teşekkür ederim. Ruşen Çakır, teşekkür ederim. İzleyen herkese de teşekkür ediyorum. Yayından çıkmadan önce birer beğeni bırakırsanız daha da geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz. Yayınlarımıza devam edeceğiz. Tabii ne kadar uzun bir süreç olacak bilmiyoruz ama aktif bir şekilde Medyascope’ta yayınlara devam edeceğiz. Ruşen Çakır 21 Mayıs’tan itibaren 8-9 saat yayın yaptı, bugün bir yayın daha olacak galiba. Sabah yayını olacak en azından. Seni de bir saat kadar daha tuttum, kusura bakma. “Konuşmazsak Olmaz”ı normalde hep kayıt şeklinde yapıyorum, ama bu hafta canlı yayın yapmak istedim, iyi de oldu bence. Bir sonraki hafta bu sefer belki kayıt olur, belki yine canlı yayın olur bilmiyorum ama yeniden görüşünceye dek şimdilik hoşça kalın.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.