Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan’ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın potansiyel halefi tartışmalarını ve bu tartışmaların AKP’nin mevcut durumuna dair yansımalarını ele aldı.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, AKP’nin potansiyel halefleri ve partinin durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.
  • Eski AKP milletvekili Şamil Tayyar, AKP’nin Berat Albayrak’ı lider olarak değerlendirdiğini belirtti.
  • Çakır, Erdoğan’ın siyasi başarılarının rakiplerin oylarını azaltmak olduğunu vurguladı.
  • Ancak, AKP’nin ekonomik sorunlarla başa çıkamadığını ve partinin gelecekle ilgili kaygılar taşıdığını ifade etti.

Eski AKP milletvekili ve MKYK üyesi Şamil Tayyar, AKP’nin “etkili ve yetkili” bir isme ihtiyaç duyduğunu, bu göreve en uygun kişinin Berat Albayrak olduğunu söyledi. Eski AKP MKYK üyesi Mücahit Birinci’nin önerisi ise Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan oldu.

Çakır, Tayyar ve Birinci gibi eski AKP’lilerin, partinin geleceği üzerine fikir üretmelerinin, artık Erdoğan ve AKP’nin siyaset yapamadığını, dış politikada ciddi iddialar olduğunu fakat ekonominin bir türlü toparlanamamasından kaynaklandığını vurguladı.

Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan’ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?

“Sanki ülkede bir saltanat rejimi varmış gibi”

Çakır, Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın potansiyel halefleri olduklarını dile getirdi. Çakır bir zamanlar Hakan Fidan’ın adının çok anıldığını, şu an ise pek konuşulmadığını vurguladı:

“Burada çok önemli bir soru var. Bu kişilerin seçim kazanması lazım. Ama bu tartışmaların hepsinde bir atamadan bahsediliyor. Erdoğan’ın yerine birisini seçmesi, sanki ülkede bir saltanat rejimi varmış gibi. Yerine birini seçmesi, onu işaret etmesinden bahsediyoruz. Diyelim ki Berat Albayrak’ı işaret etti, sanmıyorum ama diyelim ki işaret etti. Berat Albayrak kayınpederinin yaptığını nasıl yapacak? Nasıl yüzde 50 artı bir oy alıp cumhurbaşkanı ya da başkan seçilecek?”

Çakır, AKP’de çok ciddi bir sorun olduğunu, AKP’nin de bu sorunu mutlak butlan kararında olduğu gibi, CHP’yi parçalayarak, oradan kendine sadık bir yönetim çıkartarak, iktidara talip olmasının önünü keserek çözmeye çalıştığını söyledi. Çakır, bunun dünyada birçok örneği olduğunu vurguladı:

“Rusya’da var, Belarus’ta var, başka yerlerde de var. Muhalefet var ama yok. Bir dönem mesela Venezuela’da böyleydi. Orada da muhalefet vardı. Seçim kazanıyordu belki ama sonuçta kazanamıyordu. Burada sanki şöyle bir hesap var: Erdoğan bu zemini hazırlayacak. Ne yaparlarsa yapsınlar. Muhalefetin kazanamayacağı hani o ‘devlet aklı’ diyorlar ya, o devlet aklıyla böyle bir şey yapılacak ve orada gösterilen kişi, atanan kişi, halife ilan edilen kişi girdiği seçimden galip çıkacak. Türkiye böyle bir sistemi kimilerine göre buraya koşar adım gidiyor. Olabilir, oraya götürmek istiyor olabilirler.”

Türkiye’deki toplumun çok ciddi bir direnci olduğunu hatırlatan Çakır, “19 Mart’ta bunu gördük. 21 Mayıs’ta da görür gibiyiz ama hâlâ süreç devam ediyor, sert bir şekilde devam ediyor ve büyük bir ihtimalle bu tür halef seçme meselesinde bir niyet olarak görmek lazım. Ama kimilerinin yaptığı gibi Erdoğan halef olarak kimi seçtiyse, o ondan sonra ülkeyi yönetecek gibi bir akıl yürütmenin son derece anlamsız olduğunu düşünüyorum. Türkiye bütün sorunlarına rağmen böyle bir şeyi dayatmayı kabul edecek bir ülke değil” dedi.

“Akın Gürlek siyaset yapmıyor”

Çakır, eski AKP milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın ise İçişleri Bakanı Akın Gürlek’i önermesine şaşırdığını söyledi:

“Hüseyin Kocabıyık da bu Mücahit Birinci ve Şamil Tayyar’ın söylediklerinden hareketle Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ın adını anıyor. Fakat diyor ki, ‘Özgür Özel bunları çok kolay yener’ ve onların yerine bir isim söylüyor: Akın Gürlek. Açıkçası şaşırdım. Dedim ya Hakan Fidan’ın adı anılıyor ama Akın Gürlek’in adının anıldığını hiç duymadım. Ama yakın döneme kadar AKP’de yer alan birisi olduğu için orada ilişkilerinin olduğunu tahmin edebiliriz. Akın Gürlek’in o hızlı yükselişi olayına baktığımız zaman da onun bir zemini olduğu görülüyor.”

Akın Gürlek’in gireceği bir seçimde cumhurbaşkanlığı için gereken yüzde 50 artı bir oyu alabilmesinin hiçbir şekilde olduğunu düşünmediğini söyleyen Çakır, “Bugünden bakıldığında, Akın Gürlek siyaset yapmıyor. Yapabileceğini de sanmıyorum. Şu ana kadar bakan olarak gösterdiği performans, birtakım örgütlenmeyi vs. yapmak ama onun ötesinde siyaset başka bir şey. Siyaset toplumla ilişki kurmak. Dün Özgür Özel’in çarşı pazarda yaptığını Akın Gürlek yapabilir mi mesela?” diye sordu.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Geçen yayında söyledim; Erdoğan’ın halefi tartışmalarına bir kafamı uzatayım istemiştim ama CHP bir türlü imkân vermiyordu. Bir mola olarak düşünün bunu; bugün oradan bu dediğimi yapmak istiyorum. Aslında ilk 2021 Aralık’ta “Erdoğan’ın bir halefi var mı?” diye bir yayın yapmışım. Bir de geçen yıl 9 Kasım’da “Erdoğan’ın halefi kim olacak?” diye sormuşum. Şimdi de diyorum ki: ‘‘Erdoğan’ın halefini tartışmanın bir anlamı var mı?’’ Galiba kısmen var. Şimdi son günlerde iki ayrı kişi, iki ayrı ismi ortaya attı; Şamil Tayyar ve Mücahit Birinci. Birisi Berat Albayrak’ı, diğeri Bilal Erdoğan’ı söyledi. Öncelikle şunu söylemek lazım; AKP 24 yıldır ülkeyi yöneten bir parti, uzun bir süre tek başına yönetti. Şimdi bir süredir Cumhur İttifakı, esas olarak MHP ile birlikte yönetiyor ve bu partinin geleceği üzerine tartışmaları başlatan, başlatır gibi gözüken isimler Mücahit Birinci, Şamil Tayyar açıkçası AKP’nin hâlinin bize hiç de iyi olmadığını gösteriyor. Yani burada kimler geldi kimler geçti ve şimdi AKP’nin geleceği üzerine fikir üreten, üretir gibi yapan kişiler bunlar.

Peki niye bunu yapıyorlar? Normal şartlarda siyaset üretmesi lazım AKP’nin ya da Erdoğan’ın ama ortada bir siyaset yok. Ciddi bir siyaset yok. Dış politikada birtakım iddialar var ama ekonomi bir türlü toparlanamıyor. Yoksulluk iyice artıyor, seçmen desteği iyice azalıyor. Burada Erdoğan’ın yapabildiği en büyük şey, en büyük başarısı kendi oylarını arttıramamakla birlikte rakiplerinin oylarını azaltmak, onları parçalamak; böyle bir hâl var. Bir de şu var tabii; sorun çözme perspektifi. 20 küsur yıldır ülkeyi yöneten bir partinin Türkiye’nin sorunlarını dile getirdiği andan itibaren bir başarısızlık söz konusu. Yani “Enflasyonu yeneceğiz.” Enflasyonu AKP yarattı, AKP iktidarında yaratıldı, her ne kadar bunu birtakım dış gelişmelere falan bağlamak isteseler de. Bir dönem, 2007’ydi yanılmıyorsam, her iki seçmenden birinin oyunu almış bir partiden bahsediyoruz ve şimdi MHP ile birlikte oyları kamuoyu araştırmalarında yüzde 40 civarında dolanıyor. Ve MHP ile birlikte AKP’nin kazanma ihtimali yok. Ama biz ne tartışıyoruz ya da tartışmamız isteniyor: ‘‘Erdoğan’ın halefi kim olacak? Berat Albayrak mı yoksa Bilal Erdoğan mı?’’ Bir ara adı söylenen Hakan Fidan, ki son dönemde çok fazla söylenmiyor.

Ama burada çok önemli bir sorun var: Bu kişilerin seçim kazanması lazım. Ama bu tartışmaların hepsinde bir atamadan bahsediliyor. Erdoğan’ın yerine birisini seçmesi, sanki ülkede bir saltanat rejimi varmış gibi yerine birini seçmesi, onu işaret etmesinden bahsediyoruz. Diyelim ki Berat Albayrak… Berat Albayrak’a işaret etti, sanmıyorum ama diyelim ki işaret etti. Berat Albayrak, kayınpederinin yaptığını nasıl yapacak? Nasıl yüzde 50+bir oy alıp cumhurbaşkanı ya da başkan seçilecek? Ya da Bilal Erdoğan ve tabii ki Hakan Fidan. Burada çok ciddi bir sorun var ve bu sorunu nasıl çözmeye çalışıyor AKP; en son CHP’deki mutlak butlan olayında olduğu gibi CHP’yi parçalamak, oradan kendine sadık bir yönetim çıkartmak, iktidara talip olmasının önünü kesmek ki dünyada bunun örnekleri çok; Rusya’da var, Belarus’ta var, başka yerlerde de var. Muhalefet var ama yok; bir dönem mesela Venezuela da böyleydi. Orada da muhalefet vardı, seçim kazanıyordu belki ama sonuçta kazanamıyordu.

Burada sanki şöyle bir hesap var: Erdoğan bu zemini hazırlayacak; ne yaparlarsa yapsınlar muhalefetin kazanamayacağı bir dizayn, hani o “devlet aklı” diyorlar ya, o devlet aklıyla böyle bir şey yapılacak ve oradan gösterilen kişi, atanan kişi, halife ilan edilen kişi girdiği seçimden gâlip çıkacak. Türkiye böyle bir sisteme kimilerine göre koşar adım gidiyor. Olabilir, oraya götürmek istiyor olabilirler fakat Türkiye’de toplumun çok ciddi bir direnci var. 19 Mart’ta bunu gördük ve 21 Mayıs’ta da görür gibiyiz ama hâlâ süreç sert bir şekilde devam ediyor. Ve büyük bir ihtimalle bu tür halef seçme meselesini bir niyet olarak görmek lazım. Ama kimilerinin yaptığı gibi, “Erdoğan kendisine halefi olarak kimi seçtiyse o, ondan sonra ülkeyi yönetecek” gibi bir akıl yürütmenin son derece anlamsız olduğunu düşünüyorum. Türkiye, bütün sorunlarına rağmen böyle bir dayatmayı kabul edecek bir ülke değil. Birçok kez bunun örneğini verdim. Mesela 12 Eylül cuntası… Bir parti kurdurdu emekli orgeneral Turgut Sunalp, Milliyetçi Demokrasi Partisi. Ve o partinin seçimi kazanması ve ülkeyi yönetmesini umdular. Turgut Özal’ın Anavatan Partisi tek başına iktidara geldi, MDP üçüncü kaldı Halkçı Parti’den sonra ve kısa süre sonra da yok olup gitti. Yani sizin tayin ettiğiniz, saptadığınız şeylerle Türkiye’de işler öyle yürümüyor.

Bu arada dün, eski AKP milletvekili, bir dönem içeri de atıldı ve çıktı; Hüseyin Kocabıyık çok ilginç bir şey paylaştı sosyal medyada, ona da değinmeden edemeyeceğim. O da bu Mücahit Birinci ve Şamil Tayyar’ın söylediklerinden hareketle Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ın adını anıyor fakat diyor ki: “Özgür Özel bunları çok kolay yener,” diyor ve onların yerine bir isim söylüyor, yani olabilecek isim olarak; Akın Gürlek. Açıkçası şaşırdım. İlk defa duydum, hiç daha önce Akın Gürlek’in… Demin dedim ya, Hakan Fidan’ın adı anılıyor ama Akın Gürlek’in adının anıldığını hiç duymadım ama o, yakın döneme kadar AKP’de yer alan birisi olduğu için orada ilişkilerinin olduğunu tahmin edebiliriz. Zaten o da AKPli dostlarına atfen bunu söylüyor, “Akın Gürlek” diyor. İlginç bir perspektif ama Akın Gürlek demek, tabii ki tam anlamıyla, aslında Hakan Fidan da bir anlamda öyle; tam anlamıyla devlet operasyonu demek. Akın Gürlek’in bu hızlı yükselişi, bakanlığa kadar yükselişi olayına baktığımız zaman da onun bir zemini olduğu görülüyor. Ama tekrar aynı şeye gelecek olursak; Akın Gürlek’in gireceği bir seçimde, cumhurbaşkanlığı için gereken yüzde 50+bir oyu alabilmesinin hiçbir şekilde imkânı olduğunu düşünmüyorum, bugünden bakıldığında.

Bir diğer bildiğim husus da şu; Akın Gürlek gibi yukarıdan gelen, bürokrasiden gelen isimlerin AKP’de, AKP tabanında, örgütlerinde çok da sempati yaratmadığını biliyorum. Ama diyeceksiniz ki: “AKP’de örgüt mü kaldı, taban mı kaldı?” Hâlâ bir şeyler var ama etkisi her geçen gün azalıyor. Burada tabii ki en önemli soru da o oluyor: Erdoğan, kendisi için inşa etmeye çalıştığı tek adam rejimini olduğu gibi kendisinden sonra gelecek, atadığı, işaret ettiği kişilerin sürdürebileceğine inanacak mı? Diyelim ki oğluna; sürdürebilecek mi? Seçilecek ama seçilmek tek başına yetmiyor; ondan sonra bunu da sürdürebilmek lazım. Dolayısıyla daha bir süre Türkiye’deki iktidar koalisyonu Erdoğan’la – ki Devlet Bahçeli ısrarla bunu vurguladı, biliyorsunuz; isim telâffuzuna ters tepki gösterdi – daha bir süre Erdoğan’la devam edeceğe benziyor. Ama tekrar söylüyorum; Hüseyin Kocabıyık’ın dile getirdiği Akın Gürlek’i de katacak olursak şu anda tartışılan dört tane isim oldu; dördüncüsü eklendi diyelim. Diyor ki: ‘‘Diğerlerini Özgür Özel çerez niyetine yer.’’ Çünkü Özgür Özel siyaset yapıyor. Ama Hüseyin Kocabıyık’a o noktada pek katılmıyorum. Akın Gürlek siyaset yapmıyor, yapabileceğini de sanmıyorum. Şu ana kadarki bakan olarak gösterdiği performans, birtakım örgütlenmeyi vesaireyi yapmak ama onun ötesinde siyaset başka bir şey; siyaset toplumla ilişki kurmak. Dün Özgür Özel’in çarşı pazarda yaptığını Akın Gürlek yapabilir mi mesela?

Evet, Dünya Kupası’nı çok seyretmedim açıkçası, Avustralya maçını seyrettim; onun dışında seyretmedim ama özetlerini görüyorum, sonuçlarını takip ediyorum. Bundan sonra daha fazla izlemeye niyetliyim. Ve futbol deyince de düşündüm; bunca yıldır futbola bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak benim de tabii ki ilgim var çocuk yaştan beri. Çok kişinin adı geldi geçti ama herhalde benim gördüğüm en büyük isim Diego Maradona. Gördüm dediğim, tabii ki yakından görmedim ama izledik ettik. Müthiş bir oyuncu, çok ilginç bir insan; o ufacık boyuyla… 1960’ta doğmuş ve çok erken bir şekilde Arjantin’de üst üste başarılar elde etmiş, milli takımda oynuyor. 1986’da Almanya’yı yenip Dünya Kupası’nı kazanıyorlar. Ve orada tabii bir şey var; çeyrek finalde İngiltere’yi 2-1 yendikleri maçta — iki golü de o atmıştı — eliyle attığı gol. Hakem bunu görmedi, o zaman VAR uygulaması da yoktu ve bu sayede İngiltere’yi elediler ve daha sonra yarı final ve en sonunda finalde Almanya… Ve bu olay için ne dedi kendisi; ‘‘Bu, Tanrının eli, Allah istedi’’ dedi ve efsane oldu bu olay. Filmi çekildi diye biliyorum. Bir de FIFA tarafından 2002’de “Asrın Golü” seçilmiş. Yani aslında olmayan gol ama geçerli sayıldığı için de öyle.

Maradona’nın hayatı da çok inişli çıkışlı. En başarılı olduğu yer Napoli; İtalya’da yıllarca oynuyor. Daha önce bir Barselona serüveni var, sonra Sevilla var. Ama bir de onun hayatında kokain var. Kokain bağımlılığından dolayı aldığı 15 aylık men cezası, sonra tedavisi ama sonra çok da fazla futbolcu olarak başarılı olamadı. Teknik direktörlüğe geçti, Arjantin Milli Takımı’nı çalıştırmaya kadar gitti. Böyle bir efsane… Ve Maradona bir gecekonduda doğmuş, yoksul bir ailenin çocuğu olarak büyük paralar kazanmış bir isim ve genellikle de solla kendisini tarif eder. Evet, Fidel Castro’nun dostu; diyorlar ki galiba bir ayağında Fidel Castro’nun dövmesi varmış, sağ kolunda da Che Guevara dövmesi varmış. Che Guevara malum, Küba Devrimi’nde Castro’nun yanında olan Arjantinli büyük devrimci. Onun dışında bir Hugo Chavez, Venezuela’nın eski cumhurbaşkanı, sevgisi ve Filistin davasına destekçiliği de var. Maradona 60 yaşında önce bir beyin ameliyatı geçiriyor ve ondan kısa bir süre sonra kalp krizinden 2020 yılında hayatını kaybetti. Ama şu ana kadar yine bir Arjantinli olan Messi tabii ki çok konuşuluyor bugün itibarıyla. Muhtemelen onun da bu yıl son Dünya Kupası olacak; üç golle başladı, tabii onu da bir yere kaydetmek lazım. Ama Messi bir Maradona olamadı. Maradona çünkü oyunculuğun, futbolculuğun dışında kendisi de bir fenomendi. Sevgiyle anıyorum, eminim sizler de biraz futbolla ilgiliyseniz ve biraz Maradona seyrettiyseniz herhalde onu sizler de sevmişsinizdir; sevilmeyecek birisi değildi.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş