Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (93): İktidarın duracağı bir sınırı var mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kemal Can, “5 Soru 10 Cevap” programında şu sorulara yanıt aradı:

1- Cumhurbaşkanlığı sistemi istediği hedeflere ulaşabildi mi?
2- Sistemi değiştirip yenisini inşa edememek nasıl sonuç doğurdu?
3- Kültürel hegemonya kurulamayınca hayat nasıl ele geçiriliyor?
4-İktidar saldırgan stratejisi ile hangi hedeflerin peşinde?
5- Seçim, iktidarı durduracak bir engel mi yoksa geçilecek eşik mi?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Başakşehir’in şampiyon olmasından baro düzenlemesine Netflix sansüründen İstanbul Sözleşmesine kadar pek çok konuda iktidarının adımları bir yerde duracak mı konuşuluyor. 

Cumhurbaşkanlığı sistemi istediği hedeflere ulaşabildi mi?

Referandumun üzerinden üç yıl, başkanlık seçiminin yapılmasından iki yıl geçti. Bir bilanço çıkarılabilir bir süre bu. Bir kere sisteme kalıcı bir destek oluşmadığını hatta bu sistemin hayırlı olduğu konusundaki kanaatin iktidar cephesinde bile zayıfladığını pek çok araştırma ortaya koyuyor. Aslında seçim sonuçlarından da bu tablo ortaya çıkıyor. Toplumsal ve siyasal desteği zayıf bir sistem olarak yoluna devam ediyor. Buna karşılık artık devlet kurumları dışındaki ,sivil toplum kurumları ve meslek kuruluşları da dahil- eski sistemin kurumlarını, kavramlarını tahrip eden bir yıkıcılık kazandığını söyleyebilir.

Bu yeni iktidar tarzının inşa konusunda hayli zayıf olduğunu, kendi kurumlarını kavramlarını üretemediğini görmüyoruz. Yıkıcılıkta güçlü, kuruculukta son derece zayıf. Neredeyse alınan her kararın bir tür düzeltmeye uğramak zorunda kaldığını, etkili ve hızlı olmanın tam da gerçekleşmediği, pek çok arızayla birlikte ortaya çıktığı da görüldü. İdari olarak da zayıflıkları ortaya çıktı. Siyasi istikrar üretme iddiası ise koalisyonları daim hale getirerek ve aslında seçimden önceye taşıyarak zaten ortada. Daha kuvvetli, tablonun devamını sağlamayı mümkün kılmayacak bir istikrarsızlığın da süreklileştiğini söyleyebiliriz. 

Sistemi değiştirip yenisini inşa edememek nasıl sonuç doğurdu?

Normal şartlarda siyasi desteğini hızla kaybetmiş olan sistemin pek çok açıdan başarısızlıklarla devam etmesinin iktidara büyük bir maliyeti olması beklenir. Ama “atı alıp Üsküdar’ı geçme” anından itibaren siyasi ve idari sonuçlarından çok sistem değişikliğinin psikolojik tarafına ağırlık verildiğini görüyoruz. Asıl olarak idari siyasi eşik olmaktan çok bir psikolojik eşik olarak kurgulandı ve çok somut başarısızlıklara rağmen iktidar bundan negatif etkilenmedi. 

Çünkü keyfiliği iktidarı genişletmek için kullandı, anayasasızlaştırmaya -aslında yasasızlaştırmaya- siyasetsizleştirmeye, kurumları ortadan kaldırmaya, medyasız bir iletişim atmosferi yaratmaya ve son geldiğimiz noktada hayatı da ele geçirmeye yönelen,  sürekli genişleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla kendi iddiası başarısız oldukça bundan gerileyen değil bunu ilerlemesiyle dengelemeye çalışan bir iktidar performansı gördük.

Kültürel hegemonya kurulamayınca hayat nasıl ele geçiriliyor?

Bildiğiniz gibi yakın zamanda pek çok vaka yaşadık. Baro düzenlemesi meclisten geçti. Çok önemli bir kurumsal alanı tahrip etmeye dönük bir ataktı. Ayasofya açıldı. Hem içerde hem dışarda alan genişletme sembolü olarak önemli bir meseleydi. Netflix bir sansür restleşmesi ile karşı karşıya kaldı. Önceden Diyanet İşleri Başkanın’ da başlattığı LGBTİ konusunu artık bir fiili yaptırıma dönüştürme ataklarından biri olarak önümüze geldi. Keza İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması tartışmaları da aynı minvalde devam ediyor. Başakşehir, yani iktidarın kurduğu takım şampiyon oldu. İktidarın bekçilerinin eve kız arkadaşını bırakan gençleri dövmeye başladığı haberleri var. 

Hayatı ele geçirme ve ele geçiremediği kültürel hegemonyayı devlet aygıtını fütursuzca kullanarak doldurma hamlesi yapıldığını düşünebiliriz. Bunun iktisadi tarafları da var. Kanal İstanbul’da yapılan imar değişikliği ile önemli rant temin eden Katar saltanatına bağlı insanlar ya da iktidara yakın kişilerin fütursuzca faaliyetleri devam ediyor. Bir  takım önemli iktisadi varlıkların hesapsız kitapsız birilerine verildiği, Atatürk havalimanı ile ilgili tartışmalar vesilesiyle konuşulmaya başlandı. Bütün ekonomik ve kültürel hakların da hızla tırpanlandığı, geri alındığı görülüyor. Ücretsiz izin süresinin uzatılması ve kıdem tazminatı meselesi ile çalışanların da pek çok ekonomik haklarının ellerinden alınması söz konusu. 

İktidar saldırgan stratejisi ile hangi hedeflerin peşinde?

Pek çok açıdan siyasi-kültürel hegemonyasını kurabilmiş, kendi kurumlarını oluşturabilmiş ve kendi kavramlarıyla yerleşikleşmeye başlamış yeni sistemden ve bir iktidar yapısından bahsedemeyiz. Ama kurumsal kapasitesindeki zayıflığı önündeki engelleri temizleyerek, siyasi kapasitesindeki zayıflığı yapabilirlik sınırlarını genişleterek dengelemeye çalışıyor. Seçim gibi önüne artık risk olarak gelmeye başlayan bir konuyu, sivil vesayetle ve seçimi önemsizleştirerek sembollerle aşmaya çalışan bir yeni iktidar stratejisi ile karşı karşıyayız. Burada ulaşılmaya çalışılan bir hedef görüntüsünden çok bulunulan yeri korumakla ilgili refleksin daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Yani bir yere ilerlemek için bir genişlemeden değil, baskıyı azaltarak ya da engelleri kaldırarak bulunduğu yeri sağlamlaştırma çabasının daha önde olduğunu düşünüyorum. 

Bu stratejinin doğal sonucu durmamayı gerektiriyor. Bu yüzden “iktidar nerede duracak” gibi bir soruya, durmayacağını ve stratejinin gereklerini devam ettireceğini söylemek mümkün. Çünkü bir yere ulaşmak için zaman zaman taktik değişiklikler, bazı manevralar, rota değişiklikleri yapmanız gerekebilir ama savunma daha katı olmayı ve neredeyse hiç gevşemeden devam etmeyi gerekli kılar. Dolayısıyla bir hedefe ulaşmaktan çok bir savunma stratejisi olduğu için durması  ya da değişmesi pek mümkün değil. Tıpkı “Türkiye’nin güvenlik sınırlarını genişletiyoruz, daha geniş bir coğrafyada güvenlik çemberini büyütüyoruz” iddiasında olduğunda gibi, iktidar bir benzerini kendi bekası için tekrar ediyor. Etrafındaki alanı genişletiyor. Böylece zayıflayan kabuğuna dönük baskının sonuç vermesini engellemeye çalışıyor. Dış politikada da iç politika da izlediği stratejinin benzerlikleri var. Dış sınırlarının zayıflamasını kendi içindeki zayıflığını dengeleyecek bir unsur olarak kullanıyor.

Seçim, iktidarı durduracak bir engel mi yoksa geçilecek eşik mi?

İktidarın, “artık bunu da yapmazlar” denilen pek çok şeyi yaparak sürekli sınırlarını  genişlettiğini söyledim. Dış sınırını mümkün olduğunca en geniş hale getirmek ve dış sınırını oluşturan engel hattının zayıflığını gösterecek adımlar atmak temel strateji. Bunu yaparken kendi tabanından da uzaklaşan bir durumda kaldığı çok açık. Bu anlamda, dış kabuğunun inceldiği ama dışarda o kabuğu çökertecek bir baskı oluşmadığı için bu strateji işliyor. Ama hem iktidarın içinde hem muhalefet cephesi açısından baktığımızda, bu toplumun ne istiyorlarsa yaparlar fikrine elinden geldiğince direnç gösterdiği ve direnç gösterilmesini arzu ettiği, bunun örgütleyicisini talep ettiği ortada. Yerel bekleme stratejisine çok uygundu ve onun gereği taktik hamleler, ona uygun aktörleriyle sürdürüldü. Ama genel seçimde bunun tekrar edilmesi çok mümkün değil. 

Muhalefetten erken seçime gidileceğini dile getirenlerin hepsi iktidarın daha kötü bir durumda kalmamak için seçime gideceğini ve attığı adımlarla kendine avantaj yaratmak istediğini söylüyorlar. Eğer iktidar bu adımlarla erken seçime gidecekse, kendini avantajlı hissediyor demiş oluyorlar. İktidarın neden kendini daha avantajlı hissediyor? Bunun cevabı bu adımlarla açıklanabilir değil. Çünkü adımlarının pek çoğunun aslında oy getirmeyeceğinin sadece seçime dönük hamleler olarak tarif edilemeyeceğini  görmemiz gerekiyor. Sınırlarını yeniden çizen bir zemin anlamında seçim perspektifi olmayan iktidarın, yaptığı yanlış hesapla kendiliğinden yenileceği fikri ile durdurulamayacağını açık. Yerel seçimdeki oy kaybına rağmen alanını genişletmekte hiçbir beis görmediğini, bunu kendisi için problem olmaktan çıkardığını çok net biçimde görmüş durumdayız. Dolayısıyla, seçimin kendisi değil seçimin ve siyasetin nasıl ele alınacağı bu sorunun belirleyici cevabını oluşturuyor. 

Şimdilik bu kadar diyelim. Hepinize iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus