Osman Kavala, tutukluluğunun bininci gününde Medyascope’a konuştu: “Hapiste huzursuz olmamak için dışarıda yapmayı sevdiğiniz şeyleri düşünmekten kaçınmanız gerekiyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
İş insanı Osman Kavala, özgürlüğünden yoksun olarak 1000 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuluyor. Kavala geçen 1000 gün içinde dört kez tutuklandı, üç kez tahliye edildi, bir kez de beraat etti. Gezi davasında beraat etmesinin ardından tahliye edilmeyen Kavala, son olarak “casusluk” suçlamasıyla karşı karşıya. Ancak henüz iddianame ortada yok. 1000 gündür uğradığı hukuksuzluğu Medyascope’a anlatan Osman Kavala, “Son tutuklamanın nedeni olan casusluk suçlaması, hâlâ iddianame haline gelememiş olan 15 Temmuz darbe girişimine destek suçlamasıyla ilgili dosyaya dayanıyor; yeni bir soruşturma, bilgi, bulgu sözkonusu değil. Casusluk suçu bir bilgi edinme ve aktarma faaliyeti. Benim devlet için önemli bilgileri sağlayabileceğim bir ilişkim olmadığı için bu suçlama nasıl bir iddianameye dönecek aklım almıyor” dedi.

Nasılsınız? Hapishane koşulları salgın sürecinde nasıl? Suya, dezenfektana, gıdaya erişiminiz nasıl? Sağlık taramaları düzenli yapılıyor mu?

Burada temel ihtiyaçların karşılanmasında bir aksaklık yaşanmadı. Dezenfektan koridorlarda var, parasını ödeyerek odanıza alabiliyorsunuz. Ancak kullanmaya pek gerek olmuyor. İnfaz memurlarına çok yaklaşmıyoruz; onlar da on beşer günlük süreler boyunca dışarı çıkamıyorlar, cezaevinde kalıyorlar. Avukat görüşmelerinde arada şeffaf bir plastik pano oluyor. Burası yüksek güvenlikli cezaevi olduğu için, kalabalıklaşmanın yol açtığı sorunlarla karşılaşmıyoruz.

Batı’nın, bilhassa Avrupa ülkelerindeki sivil toplum örgütlerinin ve ülke liderlerinin, tutukluluğunuza ilişkin açıklamalarına ve serbest bırakılmanız yönündeki çağrılarına karşın hapiste tutulmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sivil toplum kuruluşlarının (STK) yaptığı çağrıların tahliyemi kolaylaştıracağını düşünmedim. Temel hukuk kurallarının çiğnenmesini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının kaale alınmamasını meşru gören bir anlayışın, sivil toplum kuruluşlarının çağrılarına kulak vereceğini düşünmek gerçekçi olmaz. Bazı ülke liderlerinin durumumdan söz ettiklerini öğrendim ama ben o ülkelerin vatandaşı olmadığım için özgür olmamam onlar için o kadar önemli bir sorun değil, dolayısıyla özgür yaşama hakkımın korunması da onların yükümlülüğü değil. Tahminen, ülkelerindeki STK’ların tavırlarından, basında çıkan yazılardan dolayı, tutukluluğumun uzamasının Türk yargısının imajı için faydalı olmadığını yetkililere hatırlatıyorlardır. Ancak sonuç vermeseler de bu çağrılar benim için önemli. Bu kadar ağır suçlamalarla tutuklanmak, normal olarak itibar zedeleyici bir durum. Herkes için böyle ama özellikle sivil toplum alanında, kamusal alanda faaliyette bulunanlar için güvenilirlik kaybı özgürlük kaybı kadar vahim oluyor. İlişkilerinize zarar veriyor, şaibe yaratıyor, en azından sizin böyle bir endişeye kapılmanıza yol açıyor. İtibarlı sivil toplum kuruluşlarından, sanat, kültür alanında tanınan kişilerden, insan haklarını, demokrasiyi savunan Avrupa Parlamentosu üyelerinden gelen destek mesajları bana duydukları güvenin göstergesi oldu. Tabii, bunun tek nedeni beni tanıyor, faaliyetlerimi biliyor olmaları değil; belki de asıl etkili olan Gezi iddianamesindeki fantastik kurguyu, suçlamaların mantıksızlığını öğrenmiş olmaları.

“Yargıda görülen çifte standart OHAL anlayışının kurumsallaştığını gösteriyor”

Bunca hukuksuzluğun ardından Türkiye yargı sistemine güveniyor musunuz? Hangi durumda ve ne zaman tahliye edileceğinize dair kişisel değerlendirmeniz nedir?

1000 gün önce tutuklandığımda, somut olguların nesnel değerlendirilmesine dayanmayan, hukuk normlarına uygun olmayan bir tutuklama rejiminin yürürlükte olduğunu vurgulamıştım. Diken’de 31 Aralık 2018’de yayımlanan yazımda, yargıya siyasi misyon vermenin hukuk normlarını nasıl erozyona uğrattığını anlatmaya çalıştım. Ama, doğrusu, Olağanüstü Hâl (OHAL) kalktıktan sonra normalleşme yaşanabileceğini düşünmüştüm. Adalet Bakanı’nın, Yargı Reformu ile ilgili olarak kişi özgürlüğüne saygı gösterileceğini, yargı faaliyetlerinin meşruiyetine zarar veren uygulamalara son vermek üzere adım atılacağına dair sözleri bana umut vermişti. Ancak bugüne kadar yargıda süregelen uygulamalar, benim tutukluluğumun gittikçe daha koyu bir hukuksuzluğa bürünmesi ve tabii başkalarının yaşadığı hukuksuzluklar, ceza yargısının düzeleceğine dair iyimserliğimin dağılmasına yol açtı. Her şeye rağmen, Gezi davasının beraatle sonuçlanması olumlu bir adımdı. Ancak arkasından gelen Cumhurbaşkanının demeci ve yeniden tutuklanmam, siyasi nitelikli davaların yürütülmesinde siyasetin etkisini gözler önüne serdi. Yargının bir bölümü, daha çok da yüksek mahkemeler, anayasamızda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilmiş evrensel hukuk normlarına göre çalışıyor. Ancak iktidar tarafından belirlenen bir alanda, iktidar için önemli görülen siyasi nitelikli davalarda, yerel mahkemeler siyasi önceliklere, siyasi mesajlara aykırı düşecek kararlar almıyorlar ya da alamıyorlar. Yargıda görülen bu çifte standart, OHAL anlayışının kurumsallaştığını, yargının bir bölümünün siyasi etki altında çalışmasının kabul edildiğini gösteriyor.

Tutukluluk halinizin ne zaman, nasıl sona ereceğini düşünüyorsunuz?

Tutuklama sanki paralel bir infaz uygulaması haline gelmiş durumda. Yargının siyasi tercihlere ve etkilere en açık olduğu alan, tutuklama uygulamaları. Her ne kadar üzerime atılan tüm suçlamalardan sonunda beraat edeceğime inanıyor olsam da tutukluluk halimin ne kadar süreceğini kestirebilmem mümkün değil.

Sizce tutukluluğunuzu neden devam ettirmek istiyorlar?

Tutukluluğumun sürmesinin nedeni, Gezi davasının beraatle sonuçlanmasının kabul edilmemesi, bu kararın siyaseten sakıncalı bulunması olabilir diye düşünüyorum. 15 Temmuz’dan sonra Gezi protestolarının, darbe girişimi gibi dış güçlerin hükümeti devirme planı uyarınca organize edilmiş olduğu anlatısı, iktidar çevrelerinde yaygınlık kazandı; bu anlatı muhalefetin yerli ve milli olmadığı, hükümete karşı olan dış güçlerin çıkarlarına hizmet ettiği yönündeki siyasi söylemi desteklemek için de elverişli. Gezi ile ilgili komplo teorisi ise George Soros’un finansman sağladığı, benim de içteki organizasyonu yönettiğim iddialarına dayanıyor. Ne tuhaf ki bu kurguyu ileri sürenler, daha sonra FETÖ üyeliği ile suçlanan emniyet ve yargı mensuplarıydı.  Benim tahliye olmam, komplo teorisinin resmen çökmesi anlamına gelecek. Tutukluğumun devam ettirilmesiyle, aslında suçlu olduğum, beraat kararının yanlış olduğu, bozulabileceği mesajı verilmiş oluyor. İkinci bir mesaj da tutukluğumun bir hak ihlali olduğuna, bunda siyasi faktörlerin rol oynadığına dair hüküm veren AİHM’e yönelik olabilir. “Biz kendi vatandaşlarımızı istediğimiz süre tutuklu tutabiliriz, sizin müdahaleniz işe yaramaz” anlamında. Yargının siyasi önceliklerine göre çalışmasını meşru sayıyorsanız, buna karşı çıkışları hükümranlık yetkinize müdahale olarak görebilirsiniz.

Tutuklu bulunduğunuz dosya hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son tutuklamanın nedeni olan casusluk suçlaması, hâlâ iddianame haline gelememiş olan 15 Temmuz darbe girişimine destek suçlamasıyla ilgili dosyaya dayanıyor; yeni bir soruşturma, bilgi, bulgu sözkonusu değil. Casusluk suçu bir bilgi edinme ve aktarma faaliyeti. Benim devlet için önemli bilgileri sağlayabileceğim bir ilişkim olmadığı için, bu suçlama nasıl bir iddianameye dönecek aklım almıyor. Asıl düşünülen, Gezi davasının yeniden görülüp mahkûmiyet kararıyla sonuçlandırılması, bu arada da temeli olmayan suçlamalarla benim cezaevinden çıkmamı engellemek olabilir.

“Annem yaşlı, sağlıklı olduğu son yıllarında onunla birlikte olmamak acı verici”

Eşiniz Ayşe Buğra, Medyascope’a verdiği söyleşide “İki buçuk sene geçti. Bu iki buçuk senede birlikte geçirilemeyen yılbaşılar, bayramlar var, kutlanamayan doğum günleri var. Mevsimler gelip geçti; üç sonbahar, dört tane kış, dört ilkbahar, şimdi üçüncü yaz geliyor. Mevsimleri birlikte geçirememek çok ağır” demişti. Salgın koşullarında sevdiklerinizle görüşmeleriniz de kısıtlanmış oldu. En çok neyi özlediniz?

Hayatı Ayşe ile birlikte yaşayamamak bana da çok ağır geliyor. Salgınla ilgili düzenlemeden dolayı Ayşe’yi her hafta değil de ayda bir görebiliyor olmak, cezaevi hayatımda da büyük bir boşluk yarattı. Annem oldukça yaşlı, sağlıklı olduğu son yıllarında onunla birlikte olmamak da acı verici. Tutuklu olmamın onlara da ne kadar acı verdiğini akla getirmemek mümkün değil. Burada huzursuz olmamak için dışarıda hoşunuza giden, yapmayı sevdiğiniz şeyleri düşünmekten mümkün olduğu kadar kaçınmanız gerekiyor. Tabii bu her zaman mümkün olmuyor.

Kavala’nın hapiste geçen 1000 günü

28 Mayıs 2020

Osman Kavala’nın avukatları tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 328. maddesi uyarınca casusluk suçlamasından tahliye kararı verilmesine ilişkin talep İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedildi.

12 Mayıs 2020

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu hak ihlaline karşı yaptığı itiraz reddedildi. Osman Kavala’nın tutuklanmasının hak ihlali olduğu ve siyasi amaçla gerçekleştiği kesinleşti.

4 Mayıs 2020

Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devam etmesinin hak ihlali olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunuldu.

20 Mart 2020

Osman Kavala TCK 309. maddede düzenlenen “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan bir kez daha resen tahliye kararı verildi.

9 Mart 2020

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala’nın tutukluluğu hakkında vermiş olduğu hak ihlaline ilişkin karara Adalet Bakanlığı tarafından itiraz edildi.

9 Mart 2020

İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği, hakkında daha önce TCK’nin 309. ve 312. maddeleri uyarınca tutuklama kararı verilen, sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen tahliye kararı verilen, sonra TCK’nin 309. maddesi uyarınca tekrar tutuklama kararı verilen Osman Kavala hakkında bu kez TCK’nin 328. maddesi uyarınca casusluk suçlamasıyla yine aynı soruşturma dosyası (2017/96115) kapsamında tutuklama kararı verdi. Osman Kavala’nın tutuklama kararı öncesinde emniyette ya da savcılıkta ifadesi alınmadı. Osman Kavala bu kez adliyeye dahi getirilmeden tutuklandı.

25 Şubat 2020

İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği’nin vermiş olduğu tutuklama kararına; 1. yargı paketi ile kanunlaşan soruşturma aşaması için azami tutukluluk süresi olan iki yıllık sürenin dolduğu, AİHM’in ihlal kararının tutuklamaya konu suçlamayı da kapsadığı, tutuklama kararında yer alan ve Osman Kavala’nın Henri Barkey ile bir araya geldiği iddia edilen günlerde; Osman Kavala ve Henri Barkey’in farklı şehirlerde olduğu ve bu hususun 2017 senesinde yapılan emniyet sorgusunda sabit olduğu, tutuklamaya gerekçe olarak gösterilen kaçma şüphesine ilişkin hiçbir delil ileri sürülemediği, Gezi protestolarından dört sene, 15 Temmuz darbe girişiminden bir sene sonra, 2017’de gözaltına alınan Osman Kavala’nın kaçma şüphesinden söz edilemeyeceği gerekçe gösterilerek itiraz edildi.

19 Şubat 2020

İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği, Osman Kavala hakkında daha önce savcılık tarafından resen tahliye kararı verilen soruşturmada TCK’nin 309. maddesi uyarınca yeniden tutuklama kararı verdi.

19 Şubat 2020

Osman Kavala emniyette ve savcılıkta sorgulanmadan tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edildi.

18 Şubat 2020

Osman Kavala, Silivri Cezaevi’nden çıkmadan gözaltına alındı.

18 Şubat 2020

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamuoyunda Gezi davası olarak bilinen 2019/74 esas sayılı dosyada oybirliği ile Osman Kavala’nın beraatına karar verildi.

24 Haziran 2019

Silivri Kampüsü’nde görülen celsenin ilk gününde Osman Kavala’nın sorgusu yapıldı.

19 Şubat 2019

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlendi.

7 Haziran 2018

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruldu.

29 Aralık 2017

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı.

1 Kasım 2017

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ifade alınmaksızın tutuklamaya sevk edildi. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından TCK’nin 309 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan tutuklama kararı verildi.

31 Ekim 2017

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde sorgusu yapıldı.

18 Ekim 2017

Osman Kavala gözaltına alındı. 

Osman Kavala kimdir?

Osman Kavala, 1957’de Paris’te doğdu. İstanbul Robert Lisesi’ni bitirdikten sonra Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldu. Babası Mehmet Kavala’nın 1982 yılında vefat etmesinin ardından, Kavala grubunda yönetici olarak çalışmaya başladı.

Murat Belge’yle birlikte Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden İletişim Yayınları’nın kuruluşunda yer aldı. Türk-Polonya İş Konseyi, Türk-Yunan İş Konseyi, Center for Democracy in Southeast Europe (Güneydoğu Avrupa’da Demokrasi Merkezi) gibi çeşitli kuruluşların yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu.

Açık Toplum Enstitüsü’nde Danışma Kurulu üyesi, Tarih Vakfı ve Diyarbakır Kültürevi’nin destekçisi olan Kavala Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus