Mısır asıllı İngiliz gazeteci Ola Salem: “Muhaliflerin yakınlarını hedef alan otoriter Arap rejimleri, kolektif cezalar uygulamayı alışkanlık haline getirdi”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Foreign Policy dergisine yazan Mısır asıllı İngiliz gazeteci Ola Salem, Ortadoğu’daki otoriter rejimlerin muhalifleri susturmak için başvurduğu kolektif ceza metotlarını anlattı. Muhaliflerin aile ve yakınlarını hedef alarak seslerini yükseltmelerini engellemek isteyen Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), bu yöntemleri sıklıkla kullanıyor.

Mısırlı eski müteahhit Mohamed Ali’nin, rejim lideri Abdülfettah Sisi ve yüksek kademelerdeki siyasetçilerin inşaat sektöründe dahil olduğu yolsuzlukları açıklaması üzerine Eylül 2019’da birçok şehirde protestolar düzenlenmiş, geçen ay Mısır hükümeti, İspanya’da yaşayan Ali’nin ülkeye iade edilmesini talep etmişti. Ancak Ola Salem’in Foreign Policy dergisindeki yazısına göre, protestolardan sonra rejimin tek hedefi Mohamed Ali değildi. Bu süreç içinde Ali’nin ailesi defalarca Mısır medyasına açıklama yapmak zorunda kaldı. Kamu önünde evlatlarını reddeden ailesinin yalan söylediğini belirten Ali, babasının defalarca kendisine ulaşıp Mısır hükümetinden özür dilemesini istediğini belirtti: “Ailem Sisi destekçisi ve yaptıkları açıklamalar beni şaşırtmadı. Sonuçta rejimin istediği şeyleri söylemek zorunda kalıyorlar. […] Babam beni aradı ve neden böyle bir şey yaptığımı sordu. [Rejimin] beni öldüreceğini söyledi. Çok üzüldüm ama bu geri dönüşü olmayan bir yol.” 

Salem’e göre Ali’nin hikayesi, Ortadoğu’daki birçok otoriter Arap rejiminin muhalifleri susturmak için kullandığı kolektif cezalandırma yöntemini özetliyor. Ülkeleri dışına çıkabilmiş birçok Arap muhalif ve aktivistin hak ihlallerine karşı özgürce seslerini yükseltme imkânı, kendi ülkelerinin uyguladığı bu tür baskıcı politikalarla sınırlandırılmaya çalışılıyor. Birçoğu, ailelerine karşı uygulanan şantaj ve tehditlerle yüzleşiyor. Yaptığı röportajlarda otoriter rejimlerin bu konuda farklı metotlara başvurduğuna değinen Salem, “Aileler susturulmak istenen yakınlarıyla zorla iletişime geçiriliyor; evlatlıktan reddetme, kınama ve kötüleme yollarıyla muhaliflerin faaliyetleri engellenmeye çalışılıyor. Bunları yapmayı reddeden aileler ise genel seyahat yasağı, sosyal izolasyon, işten atılma ve hatta hapse atılma gibi yaptırımlarla yüzleşiyor” dedi.

Yazısında Suudi Arabistan’ın da kolektif cezalandırma metodunu sıklıkla kullandığını belirten Salem, özellikle Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın ülke siyasetinde aktif rol almaya başladığı 2017’den sonra Suudi muhaliflerin, aktivistlerin ve akademisyenlerin bu yöntemle çok daha fazla hedef alındığını söyledi. Suudi Arabistan’ın önde gelen din âlimlerinden Salman Odah’ın, 2017’de ülkede reform yapılması gerektiğine dair açıklamalarından ötürü tutuklanmasından sonra ailesinden 18 kişiye yurtdışına çıkma yasağı uygulanmış ve ailesinin kendisini ziyaret etmesi engellenmişti. Aynı şekilde Suudi kadın hakları aktivisti Loujain Hathloul‘un 2018 yılında tutuklanmasının ardından Ürdün’den zorla Suudi Arabistan’a getirtilen ailesine seyahat yasağı yaptırımı uygulanmıştı. Hathloul’un kardeşleri, uzun bir süre sessiz kalmak zorunda bırakılmışlarsa da, aktivistin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı ortaya çıktıktan sonra sessizliklerini bozmuşlardı. 

Ülkesinde reform yapılması gerektiğine dair attığı bir tweet yüzünden tutuklanan din âlimi Salman Odah’ın ailesinden 18 kişi kolektif cezalandırma kapsamında seyahat yasağına tabi tutuluyor.

Muhaliflerin yurtdışında bulunduğu durumlarda da kolektif cezalandırma politikasının devam ettiğini vurgulayan yazı, Kanada’ya sığınan muhalif vlogger Omar Abdulaziz’in kardeşinin kendisini ziyaret ettiğini ve yanında gelen iki kişinin Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’dan mesaj getirdiğini hatırlatıyor. Kendisinden Suudi Büyükelçiliği’ne gitmesi veya ülkeye geri dönmesinin istenmesinin ardından bu isteği reddeden Abdulaziz, kardeşinin ve birçok arkadaşının Suudi otoritesince hapse atıldığını öğrendi. Yaptığı aktivizm faaliyetlerinden ödün vermeyen muhalif, geçen ay Suudi Arabistan hükümeti gözünde potansiyel bir hedef olduğu gerekçesiyle Kanada yönetimi tarafından uyarılmıştı. Benzer bir taktik, şu sıralar Kanada’da yaşayan eski Suudi istihbarat memuru Saad Jabri’ye uygulanmış, Riyad hükümeti, Jabri’nin ülkesine dönmesi için iki oğlu ve bir erkek kardeşini tutuklamıştı. 

Londra’da yaşayan BAE doğumlu insan hakları aktivisti Alaa Siddiq, 2013’te BAE’de “ülke güvenliğini tehlikeye düşürmek”ten dolayı yakalanan 94 tutuklunun yakınlarından kendisi de dahil 20 kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığını söyledi. Diğerleri ise seyahat yasağı, işten çıkarılma veya sosyal izolasyon gibi yaptırımlara maruz kalıyor. Ola Salem’le konuşan Siddiq, “Kaç kişiye seyahat yasağı uygulandığını bile bilmiyoruz. Muhaliflerin yakınları bu konuda resmi bir şekilde bilgilendirilmiyor. Bu [kolektif cezalandırma] taktiği kapsamında Suudi Arabistan ve BAE arasında artan işbirliği, insan hakları ihlallerine yol açıyor” dedi. 

Ortadoğu’daki otoriter rejimlerin, ülke dışındaki muhaliflere karşı uyguladığı kolektif cezalandırma taktiğinin hukuki davaları da beraberinde getirdiğini vurgulayan Salem, muhaliflerin bu tehdit ve şantajlara karşı bulundukları ülkelerde hukuki yollara başvurduğuna değiniyor. Bu şekilde, bölgedeki otoriter rejimlerle diplomatik ilişkilerini devam ettiren Batı ülkeleri, iç siyasetlerinde bu rejimlerin sebep olduğu insan hakları ihlallerini kınamak zorunda bırakılıyor. Örneğin, Mısır asıllı ABD’li aktivist Mohamed Sultan, 2013’te Mısır’da hapiste tutulduğu süreç boyunca işkence görmesinden ötürü kendisine karşı tutuklama emrini veren dönemin Başbakanı Hazem Beblawi’ye Vaşington’da dava açmıştı. Bunun üzerine Beblawi’nin beş kuzenini tutuklayan ve babasını sorguya tutan Mısır hükümetinin, Sultan’ın davadan çekilmesi için ailesini tehdit ettiği belirtiliyor. ABD’deki siyasetçilere göre bu durum, ABD yargısına dışarıdan müdahale niteliği taşıyor.  

Yazıda, kolektif cezalandırma metoduna sıklıkla başvuran Ortadoğu’daki otoriter rejimlere karşı ABD ve Avrupa ülkelerinin ortak bir çaba sarf etmesi gerektiği vurgulanıyor. İnsan hakları ve evrensel değerlerin Suudi Arabistan ve Mısır gibi otoriter rejimlere benimsetilmesinin zor olduğunu belirten Salem, Batı’nın en azından bu rejimlerden kaçan insanlar için adaleti temin etmesi gerektiğinin altını çiziyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus