Beyrut Limanı patlamasına sebep olan ihmaller ve yolsuzluk

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

On beş ton havai fişek, şişeler dolusu gazyağı, asit ve binlerce ton amonyum nitratın; yolsuzluk ve rüşvet sisteminin çöreklendiği ülke Lübnan’ın Beyrut Limanı hangarlarında güvenlik görevlilerinin uyarılarına rağmen yıllarca her an patlama tehlikesiyle bekletildiği ortaya çıktı. The New York Times konuya ilişkin haberini Medyascope sizler için derledi.

Lübnan Beyrut Limanı’da geçen sene, Devlet Güvenlik Teşkilatı’ndan Yüzbaşı Joseph Naddaf, hangarlardan birinin kapısında ve duvarında bir hasar tespit ederek içine baktığında patlayıcı yapımında kullanılan binlerce ton amonyum nitratın yırtık torbalardan döküldüğünü fark etti. Aynı hangarda yağ, gazyağı ve hidroklorik asit şişeleri; tahta makaralara sarılı beş millik fünyeler ve 15 ton havai fişek, kısacası, bir şehri harap edebilecek bir bomba için gerekli tüm malzemeler mevcuttu.

Korkutucu keşfin ardından Yüzbaşı Naddaf, amirlerine bu acil güvenlik tehdidi konusunda uyarıda bulundu. Ancak bu durumu diğer Lübnanlı yetkililerin de bildiği anlaşıldı. Nitekim 2 bin 750 ton amonyum nitratın Beyrut Limanı’na ulaşıp Hangar 12’ye boşaltılmasından bu yana geçen altı yıl içinde, güvenlik görevlilerince liman ve gümrük yetkililerine, Lübnan ordusu komutanına, üç bakanlığa, iki önemli yargıca ve patlamadan birkaç hafta öncesinde de başbakan ve cumhurbaşkanına hangarlardaki güvenlik tehdide dair defalarca uyarıda bulunulmuştu.

4 Ağustos 2020’de başkent Beyrut’taki limanın 12. hangarında patlayıcı maddelerden kaynaklandığı anlaşılan büyük patlama, liman çevresindeki yüz bin kişinin yaşadığı yerleşim yerini yerle bir etti; en az 190 kişinin ölümüne, 6 bin 500 kişinin yaralanmasına ve yaklaşık 300 bin kişinin evsiz kalmasına ve yüz binlerce dolarlık hasara neden oldu.

Korkunç patlamanın ardından yapılan soruşturmalar, tehdit oluşturan kimyasalları korumak için güvenlik görevlilerince daha önce defalarca yapılan uyarılara karşın kimsenin harekete geçmediğini gösterdi. Görünen o ki Beyrut Limanı’nda bir gün gerçekleşeceği belli olan felaket, kamu güvenliğini önceliklerine almayan, rüşvet ve yolsuzluk işleriyle hayli meşgul işlevsiz bir hükümetin yıllarca süren ihmali ve bürokratların sorumluluğu başkalarına yıkmalarının sonucuydu.

Beyrut Limanı’ndaki patlamanın ardından liman çalışanları, gümrük görevlileri, nakliye ve gümrük acenteleri ile yapılan görüşmelerden anlaşıldığı kadarıyla, limanda rüşvet ödenmeden çok az iş yapılırdı; mallar çok az veya hiç soruşturma yapılmadan gönderilir ve liman işlemlerinde kanundan kaçınma bir istisnadan ziyade kuraldı.

Ülkenin  ihtiyaç duyduğu vergi gelirlerinden mahrum bırakmanın yanı sıra Beyrut Limanı’ndaki yolsuzluklar, ülkeyi Ortadoğu’da kaçak mallar için bir kapı haline getirmiş durumdaydı ve limandaki sistem silahlar ve uyuşturucuların neredeyse engelsiz bir şekilde sızmasına izin veriyordu.

Liman çalışanları ve gemicilik acentelerinin iddia ettiğine göre, yönetmelikleri uygulamak ve limanı güvenli tutmakla görevli olan liman güvenlik ve askeri istihbarat yetkilileri; yetkilerini kar amacıyla istismar ediyorlar ve nakliye konteynerlerinin denetimden kaçınmasına izin vermeleri için hediye görüntüsünde rüşvet alıyorlardı.

Gümrük memurları, liman ve gümrük yetkilileri, limanın yılda 1,2 milyon kargo konteyneri taşıdığını, ancak ana kargo tarayıcısının yıllardır çalışmadığını söylüyor. Bu durumdan gümrük memurlarının, konteynırları manuel olarak inceledikleri ve kayıtsız, değeri düşük veya yanlış sınıflandırılmış malları imzalamak için rutin olarak komisyon aldıkları anlaşılıyor.

Eski Lübnan Ekonomi Bakanı Raed Khoury, “Limandaki bazı ticaret gemileri sahte makbuz göstererek belirli ürünleri satın alıyordu; örneğin 1 milyon dolara mal oluyorsa, daha az vergi ödemek için 500 bin dolarlık bir fatura gösteriyorlardı” diyor.

Ayrıca Beyrut Limanı’nda faaliyet gösteren bir gümrük şirketi memuru, kendi küçük şirketinin mallarını limandan geçirmek için yılda 200 bin dolar rüşvet verdiğini söylüyor.

Limandaki bu tür yolsuzluklara tanık olan bir gümrük yetkilisi ise engellilerin vergiden muaf mal ithal etmelerini sağlayan düzenlemenin, siyasi bağlantılı kişilerce istismar edildiğini söylüyor. İddiaya göre kimi politikacılar, bir Mercedes veya Ferrari için 150 bin dolara kadar olan gümrük vergisinden kaçınmak adına bir akrabanın sakatlığını mazeret gösterebiliyor. Yetkili, geçtiğimiz yıl Sosyal İşler Bakanlığı’nın, lüks bir otomobilin vergisiz ithal edilmesi için Down sendromlu üç aylık bir bebeğe muafiyet verilmesine izin verdiğini söyledi.

Bazı yetkililer, büyük siyasi partilerin uzun süredir dini kurumların vergi muafiyetlerinden de limanda yararlandığını söylüyor. Yüksek İslam Şii Konseyi ve Sünni din adamlarından oluşan bir hükümet organı olan Dar el Fetva için on binlerce konteyner, her yıl gümrüksüz ülkeye giriyor ve yetkililerin söylediğine göre bu konteynerler tişört, elektronik eşya, yer döşeme malzemeleri ve hatta arabalarla dolu oluyor ve bu ürünler kar amacıyla satılıyor. Ülkedeki Hıristiyan ve Dürziler’in siyasi partileri ve kurumlarının da bu muafiyetlerden yararlandığını ancak bunun daha küçük ölçekte olduğunu söylüyor.

Bazılarının diğerlerinden daha fazla nüfuzu olmasına rağmen, tüm siyasi parti taraflarının limanda acenteleri bulunuyor. Lübnan siyasetine çökmüş yolsuzluk sitemi, Beyrut limanındaki patlamada daha belirgin hale geldi. Anlaşılan o ki Beyrut limanı Lübnan’ın siyasi partileri tarafından, ufak bir kazanç kapısından ziyade kendini zenginleştirme, tarafına sadık kişilere sağlanacak sözleşmeler ve yasadışı mallar için bir takas odası olarak görülüyordu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus