Erkek şiddetine uğrayan kadınlar anlatıyor (12) – E.O.: “Ben ölüyorum. Ölmeden hakkımı arayın, öldükten sonra toprağımın hakkını aramayın”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“Benim oğlum o şahıs yüzünden kan kokusunun ne demek olduğunu öğrendi.” Bu cümle bir senedir eski erkek arkadaşı Çağkan Abdullah Devecioğlu (33) tarafından şiddet gören E.O.’ya (35) ait. Bir arkadaş ortamında tanışan ikili, bir süre sonra ilişkiye başladı. İlişkinin üçüncü haftasında kıskançlıkların da başladığını söyleyen E.O., ilk başta psikolojik daha sonra da fiziksel şiddet gördüğünü söyledi. Çağkan Abdullah Devecioğlu ile E.O.’nun şu anda İstanbul Bakırköy 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen üç ayrı davası var. E.O. ile yaşadığı bir seneyi, erkek şiddetini ve adliye sürecini konuştuk.

“Onunla tanıştığım günden beri karakollardan, adliyeden çıkamadım”

E.O.’nun ilk evliliğinden iki çocuğu var. Devecioğlu ile tanıştığında onun yarı açık cezaevinde kalan bir hükümlü olduğunu bilmiyordu. E.O. ile cezaevinden izinli çıktığı gün tanışan Devecioğlu, iş için şehir dışına çıkacağını söyleyerek hükümlü olduğunu gizledi. E.O. o günü şöyle anlattı:

“Arkadaşımın kuzeniydi. Bir kafede tanıştık. Benim o gün çantam çalındı ve o da bana yardımcı oldu. Sabaha kadar benimle karakolda bekledi. Ertesi gün merak ettiğini ve kendisinin de bu durumdan sorumlu olduğunu söyledi. Çünkü o gün orada onun yüzünden bir kavga çıkmıştı. O sırada benim çantam çalındı. Numaramı istedi, ben de verdim. Sonra bu insan şehir dışına bir iş için gideceğini, telefonun çekmediğini söyledi. Daha sonradan öğrendim ki şehir dışında değil, meğer cezaevindeymiş. Beni hep normal hattan aradı. Ben hayatım boyunca karakola gitmedim. Bunu tanıdığımdan beri ne adliyeden çıkabiliyorum ne karakoldan. İlk gün de karakoldaydım, hâlâ karakoldayım. Yaklaşık iki ay sonra ‘İşim bitti’ diye geldi. Döndüğünde beni aradı, sordu. Kuzeni de bizim orada çalıştığı için çalıştığım yere geliyordu. Daha sonra bir ilişkiye başladık. İlk başta bir sıkıntı yoktu fakat iki-üç haftadan sonra saplantılı hâlleri gün yüzüne çıktı. Psikolojik şiddetle başladı olay. Mesela, banyoya giriyorum ‘internetini kapat’ diyordu. Daha sonra dışarıya çıkmamı istemedi. ‘Gece kapı kolunu ellemeyeceksin, çocuklarının üzerine yemin et dışarı çıkmayacaksın, bakkala gitmen yasak…’ diyordu. Afedersiniz tuvalette bile görüntülü arayıp açmak zorunda olduğumu söylüyordu. Ben bundan kurtulmaya çalıştım ama olmadı, başaramadım. Sürekli kapıma geldi, tehdit etti. İki çocuğumla kalıyordum. İlk başta sözlü olan bu tehditleri daha sonra fiziksele döndü.”

“Dayak yedim, suratıma tekme attı, üzerimde sigara söndürdü”

Devecioğlu’nun E.O.’ya psikolojik şiddeti bir süre sonra fiziksel şiddete dönüştü. İlk şiddet gördüğü günü anlatan E.O., dayağın kendisi için bir rutine dönüştüğünü, Devecioğlu’nun canı sıkıldıkça şiddet uyguladığını söyledi: 

“Şiddet bahanelerinin hepsi kıskançlık yüzündendi. Bir kafede oturuyorduk ve bacak bacak üstüne atmıştım. Bundan dolayı kavga etmeye başladık. Yüzüm darmaduman olmuştu. Saatlerce dövdü beni. Suratıma saatlerce tekme attı, kolumu kırdı, ben o sırada bayılmışım. Gözümü açtığımda hastanedeydim, polis de vardı. Ben ağrıdan konuşamıyorum ve sadece onu gösteriyordum. Polis bana ifademi sözlü söylemem gerektiğini söyledi. Fakat o beni arkadan tehdit ediyordu. Ben de korkumdan şikayetçi olamadım ve hastaneden çıktım. Hastaneden çıkınca beni köpek yavrusu gibi eve kapattı ve günlerce eziyet etti. İş vücudumda sigara söndürmesine kadar vardı. Silahı vardı ve beni çocuklarımla tehdit ediyordu. ‘Ben bitti demeden bitmez’ diyordu. Karşı geldiğimde ise dayak yiyordum. Aylarca benim suratım düzelmedi. Herkesin hayatında bir hafta sonu rutini vardır ya benim de rutinim dayak yemekti. Canı sıkıldıkça bana saldırıyordu. Çocuklarım için sustum, onlara bir şey olmasın diye aylarca bu eziyete katlandım.”

“Tekme attığı için ağzımın içi yırtıldı, kan kustum polis yardım etmedi”

E.O., delilleriyle birlikte polise gittiğini fakat polisin kendisine yardımcı olmadığını anlattı. “Kan kustum yine bir şey yapmadılar” diyen E.O., ifade verirken bile Devecioğlu’nun odada olduğunu, bu yüzden ifade vermekten çekindiğini söyledi. Bir yıl içinde defalarca karakollara giden E.O.’ya polislerin tepkisi “Yine mi sen geldin” olmuş:

“Polis bana hiç yardımcı olmadı. Ağzım burnum darmadağın ifade vermek için onların kahve keyfinin bitmesini bekledim. Bir gün ifade veriyorum, o da yanımda duruyor. Şiddet gördüğüm kişi yanımdayken nasıl ifade verebilirim? Polislere onun beni darp ettiğini söylediğimde ona hiçbir şey yapmadılar. Orada bile gözümü içine bakıyordu ve eliyle boğazını gösteriyordu. Ben yine ifade veremeden çıktım. Bir gün yine beni dövdü, bu sefer kaşım patlamıştı. O gün kanlı videolarımı çekmiş. Düşünebiliyor musunuz? Sonradan izlemek için videolarımı çekmiş. Ben o gün, o evden kaçtım ve yoldan geçenlere yalvardım. Yoldaki çocuklar beni karakola götürdüler. O sırada bayılmışım. Karakoldan hastaneye götürmüşler beni. Hastaneden sonra tekrar karakola geldim. Karakolun önüne geldi ve polisler hiçbir şey yapmadı. ‘Beni öldürmesini mi bekliyorsunuz’ diye isyan ettim. Kapıda bekliyordu. Karakoldan kuzu kuzu çıktım ve beni eve götürdü, saatlerce tekrar dövdü. Sanırım polisin beni ciddiye alması için ölmem gerekiyor. Polisler için bunlar ne ki? Kaşım patlamış, suratım dağılmış… Ağzıma tekme attığı için ağzımın içi yırtıldı. Kan kustum yine bir şey yapmadılar. Yine karakola gittim, polisler bana ‘Yine mi sen’ dediler. ‘Evet, yine benim, mutlu olun. Siz hiçbir şey yapmayın ve sadece mutlu olun’ dedim.”

Bu olay üzerine gözaltına alınan erkek, sabah saatlerinde adliyeden serbest bırakıldı. Bırakıldığı an E.O.’yu arayan Devecioğlu, kadını tehdit etmeye devam etti ve “Bu sefer çok oldun. Seni öldüreceğim. Bana yaşattıklarını lime lime senden çıkaracağım” dedi. Kaçmak istediğini fakat işten de bu yaşadıkları yüzünden atıldığını ve maddi durumunun iyi olmadığını söyleyen E.O. kendisini çaresiz hissettiğini anlattı. 

“Bana hep ‘Ben adaletim, ben Allah’ım’ diyordu”

Polislerden bir sonuç alamadığını söyleyen E.O., olayı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na taşıdı. Polislerin yardım ettiğini görünce kendisini değerli hissettiğini söyleyen E.O.’nun erkek şiddetine maruz kaldığı anları belgeleyen görüntüleri izleyen polis, Çağkan Abdullah Devecioğlu’nu gözaltına aldı. Koronavirüs salgın nedeniyle ceza almayan Devecioğlu, E.O.’ya bu ülkede adaletin olmadığını, adaletin kendisi olduğunu söyledi:

“Tam hatırlamamakla birlikte ya Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ya da Adalet Bakanlığı’na yazdım. Yazdıktan sonra polisler geldi. ‘Artık birileri uğraşıyor’ diyerek mutlu oldum. O kadın polis çok ilgilendi benimle, ifademi aldı, fotoğraflarıma baktı, dayak yediğim görüntüleri inceledi. Günlerce uğraştılar. Şahsı o polis sayesinde evinden aldılar ve sabah adliyeye çıktı ama salgından dolayı yine serbest kaldı. Bana hep ‘Ben adaletim, ben Allah’ım. Ben kaç kere ifade vermiş insanım. Beş avukat da tutsan bana inanırlar, sana değil. Burada adalet yok. Ne kadar güçlüysen o kadar yaşarsın’ derdi.” 

“Beni ‘öldü’ diye bırakıp gitti”

Serbest kalınca korktuğunu ve korkudan bir gece içinde evden taşındığını anlatan E.O., bir süre Devecioğlu’na izini kaybettirdi. Kurban Bayramı zamanında tekrar izini bulan Devecioğlu’nun fiziksel şiddetinin devam ettiğini söyleyen E.O., yolda sürüklenerek eve götürüldüğünü fakat kimsenin kendisine yardım etmediğini söyledi: 

“Çocuklarım için çok korkuyordum. O gece evden kaçarak taşındım. Bu geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda -nasıl oldu bilmiyorum- beni tekrar buldu. Yolda beni sürükleyerek eve götürdü. Hiç kimse yardım etmedi. Beni o gün öldüresiye dövdü. Sonra evden gitmiş. Ben bir ara kendime gelir gibi oldum ve Kadın Destek Uygulaması’nın (KADES) butonuna bastım. Sanırım sonra tekrar bayılmışım. Kendime geldiğimde bunun yine evde olduğunu gördüm. Telefonun sesine uyandım ve arayan polisti. Telefonu bu açtı. Polis sanırım uygulamadan yardım istendiğini ve polise ihtiyaç olup olmadığını sordu. Telefona bir erkek çıktı ya bu şahıs, ‘Hayır, polise gerek yok’ dedi. Telefonu kapattığı an tekrar beni dövmeye başladı. Suratım tanınmaz haldeydi ve o,  kahkahalar atıyordu. Beni öldü diye bırakıp gitmiş. Kendime geldiğimde gece yarısıydı ve kapıda polisler vardı. Kapıyı açtım ve sadece ‘Nasıl böyle bir şey yaptınız? Ben butona basarken neden tekrar geri arıyorsunuz, buton ne için var? Beni tekrar aramanız, telefonu bir erkeğin açması ve ‘Polise gerek yok’ demesi çok saçma değil mi? Kadın açmıyor telefonu erkek açıyor ve siz saatler sonra geliyorsunuz’ dedim. Sonra bayılmışım zaten. Beni hastaneden sonra karakola götürdüler ve tekrar ifade verdim.”

İfadesini verdikten sonra evine dönen E.O., sürekli polisi arayıp ne zaman Devecioğlu hakkında arama kararı çıkararacaklarını ve gözaltına sormaya başladı. Polis, “Ölüyordum ben” diyen kadına, “Arama kararı çıkması gerekiyor. Burası başka semt, onun ikameti başka yerde. Onu karakola getirtmen lazım” cevabını verdi:

“Ben getireceğim yani, onlar gidip alamıyor. Onunla karşı karşıya gelirsem ölürüm. Bir yandan aramaya devam ediyordu. Ben sırf gelmesi için ona şikayetimi geri aldığımı söyledim dedim. Sonra polisi aradım ve ‘Ben şikayetimi geri çektiğimizi söyledim, siz şimdi bir bahane ile çağırın’ dedim. Sonra polis de onu aramış ve ‘Karşı taraf ifadesinden vazgeçti siz de gelin ve ifade verin’ demiş. O da ifadeye gidince gözaltına almışlar. Bana bunu haber vermediler. Ben annesinden öğrendim durumu. Annesi bana bir sürü hakaret ve küfür etti.”

“Bana, ‘Seni adliye çıkışında öldüreceğim, bir Allah’ın kulu seni kurtaramayacak’ dedi”

Kendisine şiddet uygulayan erkek cezaevinde olduğu için daha rahat hissettiğini fakat yine de korktuğunu söyleyen E.O. ile Çağkan Abdullah Devecioğlu’nun 8 Ekim 2020 tarihinde duruşmaları vardı. Fakat Devecioğlu duruşma tarihinden bir hafta önce yine koronavirüs salgını nedeniyle serbest bırakıldı:

“8 Ekim’de duruşmamız vardı. Duruşmaya bir hafta kala arayarak ‘Seni adliye çıkışında öldüreceğim, bir Allah’ın kulu seni kurtaramayacak’ dedi. Korkudan ne yapacağımı bilemedim ve telefonu kapattım. Mahkemeye bir hafta kala serbest kalmış. ‘Salgından dolayı yer yok’ dediler. Bir hafta daha tutamadılar onu. Adliyeye giderek durumu anlattım ve ‘Bari duruşma günü için polis verin’ dedim ama ‘Biz koruma veremiyoruz, bir sürü vaka var sizin gibi. Eşkalininizi değiştirin sizi tanımasın’ cevabını aldım. Ben ne zaman öleceğimi bilmiyordum, korkudan ne yapacağımı bilmiyordum. Ondan sonra bana yardım eden kadın polisi aradım, durumu anlattım çünkü ölmek istemiyordum. Duruşmadan bir gün önce mahkemeye gitmemi ve yanıma polis vereceğini söyledi. Ama ‘Geleceğiz’ deyip gelmediler, ‘Ekip yok’ dediler.”

“Ben ölüyorum. Ben ölmeden benim hakkımı arayın, toprağımın hakkını aramayın”

E.O. bu olayın üzerine şiddet gördüğü bir fotoğrafla birlikte bir tweet paylaştı. Bunun üzerine eve polis geldi ve E.O. polis koruması almayı başardı:

“Ben artık dayanamadım ve bir gün tweet attım. Kanlı bir fotoğrafımla birlikte ‘Ben ölüyorum. Ben ölmeden benim hakkımı arayın, toprağımın hakkını aramayın’ notunu yazdım. Birden polis aradı beni ve bana ‘İki ekip yolluyoruz’ dedi. ‘Ne oldu, şimdi mi ciddiye alıyorsunuz’ dedim. Ertesi gün karakola çağırdılar, üst düzey insanlarla görüştüm, yardımcı olacaklarını söylediler. Davanın görüldüğü gün dört polisle adliyeye gittim ve beni arka kapıdan aldılar. Mahkemeye girdik. Orada bile beni tehdit etmeye başladı. Hâkim delil yok deyip, serbest bıraktı. Benim elimde bir sürü delil var. Orada polis bile tehdit ederken duyduğunu söyledi. Dışarı çıktığımızda birden polisler alıp bunu karakola götürdü. Başka bir dosyası patlamış. Bir hafta önce niye patlamadı da bu kişi serbest kaldı. Resmen git, vur, öldür diye serbest kaldı. Ben bunu çok iyi anladım. Devlet ancak öldüğünde koruyor. Polis bana ‘Nisan ayında yazdığın maili okudum’ diyor, neden ciddiye almadığını sorduğumda ise ‘Kendini ifade edememişsin’ yanıtı alıyorum. Ben o maile bütün görüntüleri eklemiştim. Polise ‘Ben kendimi iyi ifade edemediğim için mi aylardır eziyet görüyorum’ diye sorduğumda cevap veremedi.”

“Anne kan kokusunu öğrendim”

Bir sene içinde defalarca şiddet gördüğünü anlatan E.O., şiddet anlarından birini hiç unutamadığını söyledi. Çocuğunun kendisini kanlar içinde gördüğünü ve çocuklarının etkilendiğini söyleyen E.O., saçının yarısının hâlâ çıkmadığı ekledi:

“Bir gün kapımın önüne geldi ve ‘Ya aşağı in ya da yukarı çıkacağım ve çocuklarınla birlikte seni öldüreceğim. Bu akşam seni döveceğim kaçamazsın’ dedi. Ben çocuklarıma bir şey olmasın diye aşağı indim, o gün beni parkta dövdü. Saçımdan tutup sürükledi beni. Benim saçımın yarısı hâlâ yok. Kanlar içinde eve geldim. 17 yaşındaki çocuğum beni gördüğünde çığlık attı. Saçlarım kan içindeydi. Çocuğum benim saçlarımı yıkadı düşünebiliyor musunuz? Beni yıkarken ‘Anne ben kan kokusunu öğrendim’ diyerek titremeye başladı. Benim oğlum o şahıs yüzünden kan kokusunun ne demek olduğunu öğrendi. Günlerce kendine gelemedi. Ben de odamdan çıkamadım. Çocuklarım psikolojik destek aldı, onlar da ben de ilaç kullanıyoruz.”

Çağkan Abdullah Devecioğlu şu anda başka bir suçtan cezaevinde ve E.O.’ya uyguladığı şiddet nedeni ile yargılamasının sürdüğü üç davası var. Devecioğlu’nun akıbeti hakkında bilgi alamayan E.O., serbest bırakıldığında yeniden aynı şeyleri yaşamaktan korkuyor ve “Ölmek istemiyorum” diyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus