Çok satan casusluk romanlarının usta yazarı John le Carré 89 yaşında hayata veda etti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Soğuk Savaş döneminde geçen sürükleyici casusluk romanlarının yazarı John le Carré, 89 yaşında hayata veda etti. Dönemin gerilim ve entrikalarını zarif bir şekilde ele alan le Carré’nin ölüm nedeninin zatürre olduğu açıklandı. Eserlerinin pek çoğu Türkçe’ye çevrilen yazarın kendisi de kariyerine savaş sonrası Avrupa’da casus olarak başlamıştı. 

John le Carré, Cornwall, İngiltere’deki evinde (Temmuz 1993) 

John le Carré’nin çok satan romanı, Soğuktan Gelen Casus (The Spy Who Came in From the Cold), 1963 yılında yayımlandı. O tarihe kadar “modern İngiliz casusunu” kibar, kendini ülkesine ve kraliçesine adamış, beladan kaçıp kurtulmayı her seferinde başaran, istediği her kadını elde eden, kusursuz ve yetenekli biri olarak resmeden Ian Fleming’in yarattığı James Bond karakteri, casusluğun göz alıcı ve heyecan verici bir meslek olduğu efsanesini beslemişti.  

John le Carrié çalışma odasında. Fotoğraf: Ralph Crane

İlk romanından itibaren bu efsaneye itiraz eden le Carré ise İngiliz istihbaratının operasyonlarının iç yüzünü bilen biri olarak, casusluğu her yönüyle ele aldı. Bu mesleği icra edenler için doğru ve yanlışın çoğu zaman birbirinden ayırt edilemeyecek kadar iç içe geçtiğini, amaçlarına ulaşmak için kullandıkları araçları haklı göstermenin çoğunlukla zor olduğunu vurguladı. Yarattığı belirsizlik tünellerinde kaybolmuş modern casus karakterleriyle le Carré, Fleming’in James Bond efsanesine meydan okudu. 

John le Carré, 1965’te yayımlanan, Casuslar Mücadelesi (The Looking Glass War) adlı kitabının Fransızca kopyasıyla poz veriyor.

“Berlin Duvarı’nın yıkılışı tarih ve onun mekanizmalarını yağlayan casusluk faaliyetleri için herhangi bir sonu işaret etmiyor”

Bazı eleştirmenler, le Carré’nin mesajını Soğuk Savaş’la birbirinden net bir şekilde ayrılan Doğu ve Batı’yı, iki tarafın sahip olduğu ahlaki değerleri aynı kefeye koymakla, ikisini de aynı derecede kötü, aynı derecede yozlaşmış olarak ele almakla suçladı. İngiliz yazar ise bu fikri reddetti. Bir söyleşi sırasında, İngiliz hükümeti için 1950’lerde ve 60’ların başında yürüttüğü casusluk faaliyetleriyle ilgili bir soruyu yanıtlayan le Carré, “Batı için çalışmakla otoriter bir devlet için çalışmak arasında büyük bir fark var” dedi. 

Le Carré, kitaplarının edebiyat ödülleri için değerlendirmeye alınmasına izin vermedi. Birçok eleştirmen, İngiliz yazarın kitaplarının pek çok edebiyat ödülü yarışında birinciliği hak ettiğini söyledi. Yazar Ian McEwan, 2013 yılında İngiliz The Telegraph gazetesinde yayımlanan bir söyleşisinde, le Carré’nin tek bir türün bilinen yazarı olmaktan çıktığını belirterek, “20. yüzyılın ikinci yarısında Birleşik Krallık’ın belki de en önemli romancısı olarak hatırlanacağını düşünüyorum. (Ülke olarak) düşüşümüzün haritasını çıkardı ve bürokrasimizin doğasını hiç kimsenin yapmadığı gibi kayda geçirdi” dedi

John le Carré, 2012 yılında İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’nden aldığı derece dahil olmak üzere pek çok üniversiteden onur derecesi almaya layık görüldü

İngiliz tarihçi ve yazar Timothy Garton Ash, 1999 yılında The New Yorker dergisi için kaleme aldığı makalede, “John le Carré’nin ele aldığı asıl mesele casusluk değil. O, insan ilişkilerinin sonu gelmek bilmeyen labirentini ele alıyor: Aşkın bir türü olarak ihaneti, bir nevi doğru olan yalanı, iyi insanların kötü amaçlara, kötü insanların iyi amaçlara hizmet edişini ele alıyor” diye yazdı

Soğuk Savaş sona erdiğinde arkadaşları, “Peki ya şimdi ne hakkında yazacaksın?” diye sormaya başladı. Ancak le Carré’nin yazıya döktüğü endişeleri, Doğu ile Batı’nın karşı karşıya gelmesinden çok daha fazlasını kapsıyordu. Berlin Duvarı’nın yıkılışının “tarih ve onun mekanizmalarını yağlayan casusluk faaliyetleri” için herhangi bir sonu işaret ettiği fikrini benimsemedi. Soğuk Savaş’ın ardından, 1993’te kaleme aldığı Gece Müdürü’nde (The Night Manager) uluslararası silah ticaretine ve silahlanma yarışına, 2001’de çıkan Bahçıvan (The Constant Gardener) adlı kitabında büyük ilaç firmalarının kirli ticari faaliyetlerine ve 2004’te yayımlanan Sıkı Dostlar’da (Absolute Friends) terörle mücadeleye değindi. 

Annesiz, düzensiz bir çocukluk dönemi: “Onlarsız büyüdüm ve kadınlar benim için uzun süre birer yabancıydı”

Asıl adı David John Moore Cornwell olan John le Carré, 19 Ekim 1931’de doğdu. Ünlüler ve dolandırıcılarla dolaşan, gittiği her yerden ardında ödenmemiş bir borç bırakarak dönen, dolandırıcılık yüzünden birkaç kez hapse girip çıkmış babası yüzünden düzensiz ve dengesiz bir çocukluk geçiren yazar, bir keresinde babasını “manipülatif, güçlü, karizmatik, güvenilmez bir adam” olarak tanımladı. 

İngiliz yazarın annesi, Olive Glassey, le Carré henüz beş yaşındayken başka birisiyle birlikte olmak için evi terk etti. O günlere dair çok az anısı olduğunu, çoğunu hatırlamadığını söyleyen le Carré, babasının, annesinin önce hastalandığını, sonra da öldüğünü ima ettiğini belirtti. 

Liseyi yatılı okuyan le Carré, 16 yaşındayken modern diller okumak için İsviçre’ye giderek Bern Üniversitesi’ne kaydoldu. Burada, büyükelçilikte gizli görevde olan bir İngiliz casusu tarafından işe alındı ve böylece casusluk hayatı başladı. İngiltere’nin önde gelen okullarından Eton’da öğretmenlik yaptığı iki yılın dışında le Carré, 16 yıl boyunca hem İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6 hem de İngiliz İç İstihbarat Teşkilatı MI5 için bir tür casus olarak çalıştı. 

John le Carré, ilk eşi Alison ile birlikte.

Le Carré’nin romanlarındaki kadınlar genellikle “karikatürize edilmiş,” kocasını ya da partnerini aldatan, çekiciliği olmayan, saftirik diye tarif edilebilecek karakterlerdi. İlerleyen yıllarda bu eksiğinin farkına varan yazar, özellike Soğuk Savaş sonrası dönemde kaleme aldığı romanlarında bu eksiğini kapatmaya çalıştı. Le Carré, bir söyleşisinde romanlarındaki kadın karakterlerle ilgili, “Evet, böyleydiler çünkü onlarsız büyüdüm ve onlar, yani kadınlar benim için uzun süre birer yabancıydı” dedi. 

Le Carré, İngiliz oyuncu ve yönetmen Gary Oldman ile birlikte, aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlanan Köstebek (Tinker, Tailor, Soldier, Spy) filminin Londra’daki galasında (2011).
Fotoğraf: Matt Crossick 

İngiliz romancının kaleme aldığı pek çok hikaye ve yarattığı pek çok karakter, beyazperdeye uyarlanan filmlerde seyirciyle buluştu. İzleyenler le Carré’nin başarıyla kurguladığı dünyanın tadını çıkarırken Richard Burton, Alec Guinness, Ralph Fiennes ve Gary Oldman gibi pek çok oyuncu onun yarattığı karakterleri canlandırmaktan büyük bir heyecan duyduklarını belirtti. 

12 Aralık Cumartesi günü zatürre nedeniyle hayatını kaybeden le Carré’nin ardından, ABD’li hikaye ve roman yazarı Stephan King, “İçinde bulunduğumuz bu korkunç yıl, bir edebiyat devini ve insancıl bir ruhu bizden aldı” diye yazdı. İngiliz roman yazarı Robert Harris, le Carré’nin ölüm haberini aldığında çok üzüldüğünü belirtti ve “Savaş sonrası dönemin en büyük romancılarından biri ve unutulmaz, eşsiz bir karakter” dedi. Tarihçi Simon Sebag Montefiore, “İngiliz edebiyatının dev ismi” olarak tanımladığı le Carré hakkında, “Şimdi diğer büyük isimlerle birlikte, yukarıda bir yerlerde. Büyüleyici, çok kibar, çevresindekilere karşı çok cömert bir insandı” diye konuştu.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus