İSTANBUL (Medyascope, Buse Ok) – Hüseyin Irmak’ın “Gidelim Tatavla’ya: Görkemini Yitirmeyen Semt Kurtuluş” kitabı, Kurtuluş’un tarihini ve çok kültürlü yapısını okurla buluşturuyor. Şişli-Kurtuluş’un hafızasını anlatan yazar, semtin bugününü de merceğine alıyor. Yazar, kitabında semt üzerinden kendi aile hikâyesini de anlatıyor. Peki “Gidelim Tatavla’ya” fikri nasıl doğdu? Biz sorduk, Hüseyin Irmak cevapladı.

55 yıl İstanbul-Şişli’deki Kurtuluş’ta yaşayan ve 25 yıl boyunca da semti araştırıp belgeler toplayan yazar Hüseyin Irmak, “Gidelim Tatavla’ya: Görkemini Yitirmeyen Semt Kurtuluş” isimli kitabını 2025’te okuyucuyla buluşturmuştu. Okuyucusunu Tatavla’dan Kurtuluş’a uzanan bir semtin köklü tarihine, kültürel mirasına ve değişen toplumsal yapısına uzanan kapsamlı bir yolculuğa çıkaran kitabın ikinci baskısı da yayında.
Uzun sokaklarında gezmek, sakin ve güzel bir kafede kahve içmek için uğradığım Kurtuluş’un bir de tarihini okumak, semte olan sevgimi daha da artırdı. Bu nedenle yazar Hüseyin Irmak’a ulaştım ve semtin tarihini, değişimini ve kitabı hazırlama sürecini sordum.
Bir yangının ardından
Hüseyin Irmak, başlangıçta yazma hedefinin olmadığını, farklı kişilerden duyduğu hikâyelerin aslını öğrenme merakıyla yola çıktığını ifade etti:
“Bütün bu yol hikâyesi benim semte bakışımı değiştirmedi belki ama anlamlılaştırdı. Yaşadığım stratejik bir değişim değil, evrimleşerek zenginleşmek ve ayaklarımın daha sağlam basması anlamına geldi. Bu güveni hissedince yazma süreci başladı. O başladığında ise ben zaten başlangıç noktasına göre artık çok evrilmiştim. Semtin evrilmesine de bu bilinçle bakıyordum.”
“Kurtuluş” adı gerçekten yeni bir başlangıcı mı ifade ediyor, yoksa Tatavla’nın geçmişini silmeye yönelik bir müdahale mi? Hüseyin Irmak bu soruya şu cevabı verdi:
“Aslında ikisini de ifade ediyor. Çünkü bir şeyi siliyorsanız yerine yeni bir şey koymanız gerekir. Ya da koyma iddianızın var olması lazım. Burada olan da aslında bu. 1929 yangını semt tarihinin, üzerinde en fazla polemik yapılan meselesi. İster kasıt isterse bir olayın fırsata dönüştürülmesi olarak yorumlayın sonuçta gerçekleşen şeyin sosyolojik sonuçları var ve buna baktığınızda yangının kendisinden çok ‘yaratılan anlatı’nın getirdiği sonuçlar daha öne çıkıyor. Hatta o polemik savaşlarında öyle bir an gelmiş ki, yangının mağdurları ve mağdurların yaşadıkları kimsenin umurunda olmamış sanki.”

“Filler tepişmiş karıncalar ezilmiş”
Irmak, yangınla ilgili anlatıların çoğunun semtin fiziksel yapısını yeterince bilmeden oluşturulduğunu belirterek, kendi çalışmasında yangın mahallini, sokakları, mesafeleri ve eğimleri dikkate aldığını anlattı. Yangının ardından Türk ve Yunan basınında oluşan milliyetçi söylemlerin ise en büyük bedelini Tatavla halkının ödediğini ileri sürdü. “İki tarafın basını da üzüm yemeye değil, bağcıyı dövmeye çalışıyor” diyen yazar, Tatavla Yangını’nın İstanbul’un çok kültürlü yapısındaki önemli kırılmalardan biri olduğunu söyledi:
“Dayağı asıl yiyense Tatavla halkının kendisi. Halk, çok haksız ve seviyesiz suçlamalara maruz kalıyor. ‘Küçük Atina’ yaftası, ‘sınırları mavi beyaz çizgilerle çekili Bizans prensliği’ suçlaması, ensestten başlayarak her türlü sapkın ilişkinin alenen yaşandığı suç cenneti bir semt olarak lanse edilmesi şaşkınlık verici rahatlıklarla yapılmış. Yunan basını ise yangının zararlarını gidermeye çalışan çabaları görmezden gelerek karşıt uçtan salvolarını yapmış. Sonuçta fatura Tatavla’ya ve halkına kesiliyor. Yani filler tepişmiş karıncalar ezilmiş.”
Tatavla Yangını’nın İstanbul’un çok kültürlü yapısındaki önemli kırılmalardan biri olduğunu söyleyen Irmak, ancak semtin tarihindeki dönüşümün yalnızca 1929’la açıklanamayacağını belirtti. Hüseyin Irmak 1821’deki ağır operasyon, 1914’te yaklaşık 200 ailenin sürgün edilmesi ve mülklerinin müsadere edilmesi ile 1923’te yaşanan göçü de semtin önceki kırılma noktaları arasında sıraladı. Irmak, tüm bu gelişmelere rağmen semt halkının kurumlarını yaşatmayı ve karnaval geleneğini sürdürmeyi başardığını vurguladı.
“Yoksunluklar yaratıcılığı geliştirdi”
Kurtuluş’un farklı toplumsal sınıflardan, mesleklerden ve kimliklerden çok sayıda önemli ismi yetiştirmesini semtin kendine özgü kültürüyle ilişkilendiren Irmak, tarih boyunca yaşanan dışlanmışlığın semtte farklı bir savunma mekanizması oluşturduğunu söyledi:
“Kirazlıköy döneminden Tatavla dönemine, oradan Kurtuluş dönemine taşıdığı ve bütün bu süreçte çağlar boyu damıtıp biriktirdiği bir semt kültürü var. Fakat hep merkez-kaç konumda kalmış. Tarihi boyunca yaşadığı dışlanmışlık adeta süreklilik kazanınca, semtte kendiliğinden başka bir savunma mekanizması gelişmiş. Meşhur fıkradaki gibi, ‘Siz beni tanımıyorsanız, ben sizi hiç tanımıyorum’ noktasına gelmiş durum adeta.”
Tulumbacılarından kabadayılarına, gazinolarından yeme-içme kültürüne, “Tatavla Havaları”ndan karnavalına kadar birçok unsurun bu kültürel yapının ürünü olduğunu belirten Irmak, “yoksunlukların yaratıcılığı geliştirmiş” olabileceğine dikkat çekti.
Semtin yetiştirdiği isimler arasında sanatçılar, bilim insanları, sporcular, gazeteciler ve devlet adamlarının bulunduğunu anlatan Irmak, Tatavla ve Kurtuluş’un tarih boyunca yalnızca dışlanan bir topluluğun yaşadığı yer olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

“Kurtuluş bugün de kozmopolit”
Tatavla’nın, 19. yüzyılın ortalarına kadar büyük ölçüde homojen bir köy görünümündeyken, Tanzimat ve Islahat Fermanları’nın yarattığı ortamla çevresindeki Sinemköy ve Pangaltı’nın gelişmesinin semtin yapısını değiştirmeye başladığını söyledi.
Yazar, 1911’de tramvayın bu yerleşimleri Tatavla’ya bağlamasının dönüşümü hızlandırdığını belirterek “Tramvay güzergâhı boyunca yeni yapıların inşa edilmesiyle birlikte semtin ticari ve toplumsal hareketliliği arttı, Tatavla’nın kozmopolit yapısı güçlendi” dedi.
Kurtuluş’taki Rum, Ermeni ve Yahudi nüfusunun geçmişe kıyasla ciddi ölçüde azalmasına rağmen semtin kozmopolit yapısının devam ettiğini belirten Irmak, bugün İranlılar, Ukraynalılar, Suriyeliler, Orta Asyalılar ve farklı toplulukların semt yaşamına yeni unsurlar kattığını ifade etti.
Semtte İranlıların market ve lokantalarının, Ukraynalıların ise çiçekçi dükkânlarının bulunduğunu; bazı fırın ve şarküterilerin Rusça ürün ve ilanlarla hizmet verdiğini belirten Irmak, Erzincan tandır ekmeğinden Arap yemeklerine kadar farklı kültürlere ait ürünlerin aynı semtte bulunabildiğini söyledi. Irmak’a göre bu durum eski kozmopolit yapının tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Aksine eski kültürel miras yeni toplulukların katkısıyla dönüşerek yaşamaya devam ediyor.
“Eski hem yaşıyor hem güncelleniyor”
Metro ile birlikte semte yerleşen genç entelektüel kesimin de bu dönüşümde etkili olduğunu belirten Irmak, “Eski hem yaşıyor hem güncelleniyor” diyerek yeni gelenlerin semtin geçmişine ilgi gösterdiğini ve eski mirasa sivil bir bilinçle sahip çıktığını söyledi:
“Satırlarını benim kaleme aldığım ama aslında kendi kuşağım ve bizden büyüklerle birlikte yazdığımı düşündüğüm çalışmam, geçmişi ve bugünüyle tüm renkleri kucaklayan ve hiçbir kesimin tarafı olmadan, kimseyle kavga etmeden sadece gerçeğin peşinde olmaya gayret eden bir semt kitabıdır. Tek başına tarih kitabı olmadığı gibi tek başına tanıklık kitabı da değildir. İkisinin harmanlandığı ve sohbet diliyle yazılmış ama kaynak belirtmeyi de ihmal etmeyen bir çalışmadır. Son tanıklığımızda bizimle birlikte yok olacak olan şeyler kaybolmasın, bir yerlerde kayda girsin diye oluşturulmuş sayfalardır. Semtin geleceğe dair bir mirasıdır ve yüksek dozda aidiyet içermektedir.”








