Kadın Dayanışma Vakfı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Raporu’nu açıkladı: “Şiddetle mücadele mekanizmaları yetersiz, hukuki süreçlerin karmaşıklığı kadınlara geri adım attırıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

1993’ten bu yana kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele çalışmaları yürüten Kadın Dayanışma Vakfı, hazırladığı raporda, 1 Ocak 2018 ile 31 Aralık 2019 tarihleri arasında kadın danışma merkezine başvuran kadınların erkek şiddetiyle mücadele deneyimlerini paylaştı. Vakıf iki yıllık verileri bir araya getirdiği raporla aynı zamanda Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele için oluşturulmuş mevcut mekanizmaların eksikliklerini ve kadınların gerçek ihtiyaçlarını da ortaya koydu.

“Psikolojik şiddet beraberinde fiziksel şiddeti de getiriyor”

Raporda paylaşılan verilere göre, 2018 ve 2019 yıllarında Kadın Dayanışma Vakfı’nın danışma merkezine 736 kadın yaşadığı şiddet nedeniyle destek almak için başvurdu. İki yıllık süreçte kadın danışma merkezine başvuran kadınların yüzde 85,5’inin (629 kadın) farklı biçimlerde psikolojik şiddete uğradığı görüldü. Psikolojik şiddete uğrayan kadınların yüzde 49’unun (367 kadın) fiziksel şiddete de uğradığı belirlendi. Yine rapora göre kadınların yüzde 42,5’i (313 kadın) ise ekonomik şiddete maruz kaldığını söyledi.

Kadınların yüzde 23,8’i (175 kadın) cinsel şiddete maruz kaldığını dile getirdi. Kadınlara taciz, tecavüz, para karşılığı cinsel ilişkiye zorlama, istemediği zamanda ve istemediği şekilde cinsel ilişkiye zorlama, pornografik görüntüler izlemeye zorlama vb. şekillerde cinsel şiddet uygulayanlar, sırasıyla kadınların eşi, arkadaşı, iş arkadaşı, öğretmeni, doktoru, akrabası, sevgilisi, eski sevgilisi, babası, komşusu gibi kişiler.

78 kadın (yüzde 10,6) izinsiz şekilde uygulama indirerek telefonunu takip etme, ısrarla mesaj atma ve arama, cinsel içerikli fotoğraflar gönderme, fotoğraf, video, ses kaydı göndermeye zorlama, e-posta ve sosyal medya hesaplarının şifrelerini alarak hesapları kontrol etme, kadının adına sahte hesap açarak fotoğraf paylaşma vb. şekillerde dijital şiddete maruz kaldı. Dijital şiddet failleri arasında kadınların sevgilileri, eski sevgilileri, babaları, arkadaşının sevgilisi gibi kişiler yer aldı.

Kadın danışma merkezine başvuran 47 kadın (yüzde 6,4) eşleri, eski sevgilileri, yabancılar ya da yaşadıkları mahallelerde yaşayan, sosyal ortamlarda karşılaştıkları erkekler tarafından ısrarlı takibe maruz kaldı.

“Şiddet uygulayan erkekler yine en yakınımızdakiler”

Kadın danışma merkezine ulaşan kadınların yarısına (371 kadın) şiddet uygulayanlar, en yakınlarındaki erkekler olan eşleri. Raporda paylaşılan verilere göre, 62 kadına (yüzde 8,4) şiddet uygulayanlar kadınların eski eşleri. Kadınların 79’u (yüzde 10,7) sosyal çevrelerinden tanıdıkları veya arkadaşları olan erkeklerden, 66 kadın (yüzde 9) kendi aile bireylerinden şiddet gördü. 38 kadın (yüzde 5,2) ise eski sevgilisi tarafından şiddete maruz bırakıldı.

“Göçmen ve mülteci kadınlar birden fazla ve farklı şiddet türüne maruz kalıyor”

Raporda, 2018-2019 döneminde 31 Suriyeli göçmen ve mülteci kadının başvurduğu kadın danışma merkezinde Arapça tercüman eşliğinde hukuki ve psikolojik danışmanlık da verildiği belirtildi.

Görüşülen kadınların hepsinin göç sırasında ve sonrasında uzun süreli olarak birden fazla ve farklı şiddet türlerine maruz kaldığı dikkat çekti. Türkiye’ye geldikten sonra ise yetersiz sosyoekonomik kaynaklar ve ayrımcılık nedeniyle yaşadıkları zorluklar, şiddetin etkilerini derinleştirdi. Kadınlara uygulanan erkek şiddeti de kaynaklara erişimlerini ve temel ihtiyaçlarını karşılamalarını zorlaştırdı. Mülteci kadınların sağlıklı iletişim kurmalarını neredeyse imkânsız hale getiren dil bariyeri ve başvurdukları kurumlardaki önyargılı tavır ve davranışlar da şiddetle mücadele etmelerinin önündeki en büyük engeller olarak tespit edildi.

“Kadınlar şiddetle mücadele ederken toplumsal baskı görüyor”

Rapor, erkek şiddetinin çoğu zaman tek seferle sınırlı kalmadığını, birden fazla farklı şiddet türünün birlikte yaşandığını ortaya koydu. Kadınların şiddet ilişkisinden uzaklaşmaları ise kolay değil, “yuvalarını dağıtmamaları” için kendi ailelerinden ve eşlerinin ailelerinden gelen baskılar da engeller arasında. Kadınlar ayrılmaya karar verdiklerinde ya da şiddet artık gizlenemeyecek boyuta vardığında ailelerinin barışmaları yönünde baskısına, hatta tehditlere maruz kalıyor. Ayrılmak da şiddeti sonlandırmıyor. Kadınların anlatılarında erkeklerin barışma ısrarı, kadınları geri dönmeye zorlama, çocuklarıyla tehdit etme, sık sık kadının karşısına çıkarak korkutma ve rahatsız etme gibi farklı şiddet türleri iç içe geçerek yer buluyor. Böyle durumlarda pek çok kadın küçük düşme ya da dışlanma endişesiyle kamusal hayattan kendilerini izole ettiğini, sık sık endişeli ve tedirgin hissederek sosyal çevrelerinden uzaklaştığını belirtiyor.

Birçok kadın şiddetten uzaklaşmak için adım atarsa şiddetin artacağından endişe ediyor. En çok desteğe ihtiyaç duyulan bu aşamada, Türkiye’deki mevcut şiddetle mücadele ve destek mekanizmalarının yetersizliği kadınları şiddet sarmalına mahkûm ediyor.

“Şiddetle mücadele mekanizmaları yetersiz”

6284 sayılı Kanun kapsamında, “tek kapı” esasıyla çalışacağı öngörülerek kurulan ve 81 ilde bulunan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), kadına yönelik şiddetle ilgili politikaların ve önlemlerin yerel düzeyde izlenmesinden de sorumlu. Ancak kadınların deneyimleri ŞÖNİM’lerin tüm başvuru sürecini yönetecek şekilde işlemediğini, personelinin bulunduğu illerdeki tüm başvuruları karşılayabilecek sayısal ve niteliksel yeterlilikte olmadığını ve kadınların ihtiyaçları için yine birçok farklı kuruma başvurmak zorunda kaldığını gösterdi.

1 Ocak 2018 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında Kadın Dayanışma Vakfı kadın danışma merkezine başvuran kadınların yüzde 69,8’inin (514 kadın) vakfa ulaşmadan önce başka kurum ve kuruluşlara da başvurduğu görüldü. Başvurduğu yerden aldığı destek sayesinde şiddetten uzaklaşan çok sayıda kadın olduğu gibi, birçok kadın da cesaret kırıcı tavırlar, önyargılı davranışlar gibi caydırıcı etkenlerle karşılaştı. Her aşamada güvenebilecekleri ve ihtiyaç anında kolayca başvurabilecekleri destek mekanizmalarının olmaması, kadınların başlattıkları süreçleri sürdürememelerine neden olabiliyor.

“Hukuki süreçlerin karmaşıklığı kadınlara geri adım attırıyor”

Kadınların avukatlar, savcılar, adli yardım bürosu ya da çalışanları vb. tarafından yeterince ve doğru şekilde bilgilendirilmedikleri de raporda büyük bir eksiklik olarak vurgulandı. Kadınlar iyi bilgilendirilmedikleri için ve süreçlerin belirsiz olması nedeniyle hukuki yollara başvurmaktan vazgeçebiliyor. Kadın danışma merkezine başvuran kadınlar arasında şiddet nedeniyle boşanmak isteyen ancak çekişmeli boşanma süreçlerinin uzun ve yıpratıcı olması nedeniyle şartları aleyhlerine de olsa anlaşmalı boşanmayı kabul eden pek çok kadın olduğu söyleniyor.

Bunun üzerine bir de hukuki süreçlerin karmaşık ve kimi durumda da pahalı olması ekleniyor. Kadınların adli yardım taleplerinin, üzerlerine kayıtlı işyeri, kredi kartı ya da araba gibi varlıklar gerekçe gösterilerek reddedilmesi sıklıkla karşılaşılan bir durum. Oysa gerçekte bu varlıklar üzerinde bir tasarruf hakları olmayabiliyor. Adli yardıma erişebilen kadınlara sunulan hukuki destekte de sorunlar yaşanıyor. Kadına yönelik şiddete ilişkin mevzuata hâkim olmayan ya da şiddete maruz bırakılmış kadınlarla nasıl iletişim kurması gerektiğini bilmeyen bazı avukatlar kadınların davalarıyla yeterince ilgilenmiyor ve/veya sürece dair bilgi vermiyor. İkincil travmaya yol açabilecek böyle durumları engellemek için adli yardım büroları tarafından kadına yönelik şiddet dosyalarında görevlendirilen avukatların toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konularında farkındalıklarının olması önem taşıyor. 

“Kadınlar erkek şiddetine karşı kendi direniş hikayelerini yazıyor”

Rapora göre kadınların bazen mevcut mekanizmalardan sonuç alacaklarına inanmasalar da, mahkeme salonunda faille yüzleşmek, faili hâkim karşısına çıkarıp kendini savunmak zorunda bırakmak gibi motivasyonlarla hukuki yollara başvurdukları görüldü. Bu tür vakalar toplumda adalet duygusunun ne kadar zedelenmiş olduğunu da gösteriyor. Şiddetle mücadele mekanizmalarındaki tüm bu sorunlara rağmen, kadınlar erkek şiddeti karşısında hayatta kalmaya ve kendi hayatlarının kontrolünü ellerine almaya çalışıyor. Örneğin, uzun zamandır eşinden psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddet gören bir kadın, erkeğin kendisinin boğazını sıkması üzerine şikayetçi olarak yasal süreç başlattığını ‘O benim nefesimi kesmeye çalışınca daha fazla dayanamadım, susamadım, sesimi kesmedim’ cümleleriyle aktarıyor. Kadınların anlatıları, yaşadıkları şiddetin boyutlarını ortaya koyarken, aynı zamanda hikayeleri de güç veriyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus