Kadir Topbaş: Sorulmamış sorular, verilmemiş cevaplar

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Üç dönem üst üste İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Kadir Topbaş 76 yaşında hayata veda ederken geride sorulmamış, dolayısıyla cevaplanmamış sorular bıraktı. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan neden kendisini istifaya zorladı? O ve diğer AKP kurmaylarının Fethullahçılarla gerçek ilişkileri neydi?

Yayına hazırlayan: Hande Sena Kandemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Bundan on yedi yıl önce yine böyle karlı bir gündü, şubat sonu olsa gerek, İstanbul’dan Brüksel’e, Belçika’ya gidiyordum. Uçakta dönemin Beyoğlu Belediye Başkanı, İstanbul Beyoğlu Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve yanında bir danışmanı vardı. O da Brüksel’de bir toplantıya gidiyordu. Onu görünce şaşırdım. Zira Türkiye’de ve AKP içerisinde, Mart ayında yapılacak olan yerel seçimlerde İstanbul’da büyükşehir belediye başkan adayının kim olacağı tartışması vardı ve adı geçenlerden birisi de Kadir Topbaş’tı. Ama çok sayıda isim vardı. Özellikle ilçe belediye başkanlarından — Kadir Topbaş gibi. Tek başına iktidarda olan AKP’nin girdiği ilk yerel seçimde bu her açıdan çok önemliydi ve bu arada uçak kar yağışı nedeniyle bayağı bir rötar yaptı ve Kadir Topbaş’la uzun uzun konuşma imkânımız oldu. Sordum niye İstanbul’u terk ettiğini. Yani tam da böyle bir kritik bir zamanda niye kulis yapmadığını. Aslında ben de biliyordum ki Tayyip Erdoğan’ın tercihi Kadir Topbaş’tı; hatta bunu da kendisine söylediğimi hatırlıyorum. O da bunun verdiği güvenle, parti içerisindeki bütün adayların yoğun kulis yürüttüğü bir sırada İstanbul’u terk edip bir toplantı vesilesiyle Belçika’ya gidebilecek ölçüde rahattı. Nitekim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı o oldu ve üç dönem üst üste seçildi. İstanbul’da bildiğim kadarıyla bu bir rekor — üç dönem üst üste seçilen bir İstanbul belediye başkanı. Fakat Kadir Topbaş süresini tamamlayamadan, 2015’te seçildi, 2019 yerel seçimleri öncesinde, 22 Eylül 2017’de istifa etti. Aslında istifa etmedi, istifa ettirildi. Yine Recep Tayyip Erdoğan tarafından. Bu çok acı bir siyasî kariyer oldu Kadir Topbaş için. Biz onu üç dönem üst üste seçilip –13 yıl 5 ay 20 gün, kendisi hesaplamış ve istifası sırasında bunu söylemişti– 13 yıl, 5 ay 20 gün yaptığı belediye başkanlığıyla değil, Erdoğan tarafından istifa ettirilmesiyle hatırlıyoruz. Siyasette böyle, birçok meslekte böyle, ama özellikle siyasette böyle. Tarih boyunca ne yaptığınız değil, en son neler yaptığınızla hatırlanıyorsunuz. Kadir Topbaş böyle hatırlanıyor. Kadir Topbaş’ın FETÖ davasından mahkûm olan damadı Ömer Faruk Kavurmacı 8 yıl 9 ay aldı. Yattıklarına sayılıp çıktı. Bir de dünürü var. O hiç yakalanmadı, firârî: Mustafa Şevki Kavurmacı, 9 yıl 4 ay aldı. Bununla anılıyor. Hatırlanıyor. Bir diğer hatırlandığı şey de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, hayatını kaybeden darbecilerin defnedildiği mezarlığa Hainler Mezarlığı diye tabela astırmış olması. Sonra oradan dönüldü, ama o fotoğraf hâlâ akıllarda. Kadir Topbaş 1945 doğumlu ve genç yaştan itibaren Milli Görüş hareketi içerisinde yer almış birisi. Yani yetmişli yıllarda siyasete girmiş birisi. 50 küsur yıllık bir siyasî hayatı var ve biz o siyasî hayatının en son anılarıyla hatırlıyoruz. Onun en ilginç özellikleri, Türkiye açısından bakıldığı zaman Tayyip Erdoğan’ın bir tür mentoru olması. Yani Kadir Topbaş İstanbul’da Milli Selamet Partisi’nin Beyoğlu İlçe Başkanı iken Recep Tayyip Erdoğan henüz genç bir öğrenci. Ama o da Milli Görüş hareketi içerisinde. O zamandan beri yaşadıkları bir tanışıklık var ve zaten Erdoğan ona hep “abi” olarak hitap ediyordu. Fakat o “abi”sinin yıllar sonra kendisi çok iddialı, çok başarılı bir belediyecilik yaptığını söylüyor, ama apar topar istifaya zorladı ve Kadir Topbaş orada, “Öyle lüzum gördüm, böyle istedim”den başka bir şey söyleyemedi. Durup dururken istifa etti; ama işte durup dururken etmedi. Bu soru sorulmadı, sorulamıyor.

Aslında bu soru tek başına Kadir Topbaş’ın sorusu değil. Çünkü o tarihlerde 2017 Eylül, Ekim, Kasım tarihlerinde 6 il belediye başkanı AKP’de Erdoğan tarafından istifa ettirildi. Bunlardan dördü büyükşehir, ikisi Düzce ve Niğde il belediyeleri. Ama İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir büyükşehir belediye başkanları bunlardan. Bursa’da Recep Altepe de Kadir Topbaş gibi çok fazla ses çıkarmadan istifa etti. Ama herhalde o da bunun kendisine yapılmış bir haksızlık olduğunu düşünüyordu. Melih Gökçek Ankara’da tabii elinden geleni yaptı. Belli ki pazarlıklar da etti, kendi kartlarını da masaya sürdü. Ama o da istifa etmek zorunda kaldı. İçlerinden bir tek Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Edip Uğur son âna kadar direnmeye çalıştı. En son istifasını verdiği basın toplantısında ağladığını hatırlıyoruz ve kendisi istifa ettikten sonra AKP’den de ayrıldı. Yani tavır aldı. Diğerleri bu tavrı almadılar. Edip Uğur aldı. Peki bu kişiler neden istifaya zorlandılar Erdoğan tarafından? Üstelik bunlardan bir tanesi, “Abi” dediği Kadir Topbaş; diğeri kendisiyle aynı tarihte, 94’te seçilmiş ve Ankara’da üst üste seçilen –kaç kere olduğunu artık hesaplamadım, ama bayağı bir 1994’ten 2017’de– evet, 2017’de görevden alındığına göre 23 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’da. Bütün bu başkanların niye istifa ettirildiği açıklanmadı, açıklanmıyor; ama bu Türk siyasî hayatının kara deliklerinden biri. Bu sorular sorulamıyor; birazcık sorulur gibi oldu, birtakım ipuçları var. Bu ipuçlarından biri FETÖ bağlantısı, Fethullahçılluk bağlantısı. Ama herkes için bunlar birebir geçerli mi bunu bilmiyoruz. Erdoğan’ın siyaseten böyle riskli bir kararı neden aldığını tam bilmiyoruz. Çünkü gerçekten, yerel yönetimler üzerinden genel yönetimi, merkezî yönetimi kazanmış bir hareket AKP ve en büyük iddialarından birisi yerel yönetimlerindeki başarısı. Ama 6 ilde birden dördü büyükşehir belediyesinden başkanları istifaya zorluyor olmak başlı başına çok önemli bir siyasî hamleydi. Hâlâ biz bu siyasî hamleyi bilmiyoruz. Kadir Topbaş bu anlamda sırlarıyla gitti. Ama yakın çevresindeki insanlar belki Türkiye’de durum değişirse ileride bunu bize anlatırlar. Bir diğer husus tabii ki bu Fethullahçılık bağlantısı. Şimdi Kadir Topbaş için, damadı için çok sayıda haber de yapıldı, damat alındı, bırakıldı. Mahkûm oldu, şu oldu, bu oldu; ama birçok damat vardı, bu arada başkalarının da yakınlarında insanlar vardı. Hâlâ AKP’nin önde giden isimlerinin Fethullahçılık’la nasıl bir ilişki kurduğu bilinmiyor. Kim nasıl bir ilişki kurdu? Kim kime ne istedi de verdi? Ne kadar verdi? Karşılığında ne aldı? Hesabı görülmedi, sorulmuyor. Örneğin çok sayıda insan, selam verenler bile içeride; BankAsya’ya para yatıranlar bile içeride. Ama bir bakıyorsunuz iş dünyasında önde gelen, adı Fethullahçılık’la beraber anılan bir turizmci, Tamince, hâlâ çok itibarlı bir şekilde iktidarın gözdesi olarak kalabiliyor. Kimler neye göre, hangi kıstasla kaldılar, kimler hangi kıstasla kaybetti? Burada siyasî etki nasıl oldu? Kimler itirafçı olarak kabul edildi? Kimlerin itirafları kabul edilmedi? Bir yığın soru var ve bu sorular Kadir Topbaş’ın üzerinde birazcık patlamış gibi oldu bu Fethullahçılık ilişkisi — bir de Bülent Arınç üzerinden. Onun dışındaki şeyler, Fethullahçılık ile kurulan ilişkiler, iş ilişkileri… Mesela bir dönem birçok bakanın, önde gelen ismin basın sözcüsü, basın danışmanı Fethullahçı gazetecilerdi. Bir dönem devletin kurumlarını TRT’yi, Anadolu Ajansı’nı Fethullahçılar’la dolduranlar vardı. Bir dönem Fethullahçılar’ın aldıkları bilgilerle çok satan kitaplar yazanlar vardı.

Bunların büyük bir kısmına dokunulmadı. Bedel ödenmedi. Büyük bir kısmına da bedel ödetildi ve bir anlamda, anlaşıldığı kadarıyla Kadir Topbaş da bu bedeli ödeyenlerden birisi. Bu da çok ciddi bir soru işareti. Burada Erdoğan’a yakınlık kriter olsaydı, Erdoğan’a en yakın isim olarak Kadir Topbaş’ın bunları çok daha kazasız belasız atlatması mümkün olurdu. Demek ki olay sadece bir Erdoğan’a yakınlık meselesi değil. Yani şu anda Türkiye’de siyasetin Fethullahçılık’la kurmuş olduğu ilişki; siyasî partilerin, siyasî liderlerin, bakanların, milletvekillerinin, üst düzey bürokratların ve belediye başkanlarının Fethullahçılar’la kurduğu ilişki hakkında Türkiye’de kayda değer herhangi bir araştırma, soruşturma, sorgulama yapılmadı. Yapılacağa da benzemiyor. Belli bir aşamadan sonra zaten AKP iktidarı giderse yeni gelecek olanlar bunlarla uğraşır mı? Hiç sanmıyorum. AKP’nin de uğraşıyormuş gibi yapıp; Fethullahçılıkla mücadele, kendi tabirleriyle FETÖ ile mücadeleyi her şeyin önüne koymuş gibi yapıp aslında bu mücadeleyi böyle kafalarına göre yürütüyor olmaları ayrı bir husus. Bir diğer mesele, sorulmayan soru: Bunca zaman, 94’te alınan belediyeler ilk yıllarda çok yakından kontrol ediliyordu, ama daha sonra belli bir kapanma oldu; AKP iktidarıyla birlikte AKP’li belediyelerin hangi kaynakları nasıl kullandığı, kime kaynak transferi yaptıkları, hangi kriterlerle yaptıkları konusu tamamen sorgulama dışı. Burada yapılanlar, edilenler hiçbir şekilde bir denge-denetleme mekanizmalarından geçmediler. Şimdi Kadir Topbaş hayata veda etti. Arkasından çok lâf eden olabilir, ama Kadir Topbaş bu konuda çok dikkat çeken bir isim değildi. Bunun yerine daha fazla gündeme gelen bir Melih Gökçek’in yaptıkları yanına kâr kalmış durumda. Şimdi şöyle bir durum var: Bence Kadir Topbaş’ın en büyük talihsizliği kendisinin bu altı belediye başkanından birisi olması ve tabii ki adının Melih Gökçek ile birlikte anılıyor olması. Ben de bu yayının kapağına, youtube’da sayfaya koyacağımızda, kendisinin Melih Gökçek ile Umre’de bir fotoğrafını koyacağım. O fotoğraf daha çok bilinen bir fotoğraf. Halbuki Kadir Topbaş ile Melih Gökçek birbirlerine çok zıt isimlerdi. Birisi ne kadar yumuşak, konuşulabilir — Kadir Topbaş. Bir diğeri o kadar sert, agresif — siyasetçiden çok trole benziyor demeyelim, artık trol. Ama Kadir Topbaş çok nazik birisi. Yalnız şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Kadir Topbaş apolitik birisi değildi, asla değildi. Kibarlığı, nezaketi, herkesle konuşuyor olması –ki vefatının ardından dikkat ederseniz bütün muhalefet partileri sözcüleri de, Ekrem İmamoğlu da, CHP sözcüleri de kendisi için çok güzel mesajlar, içten mesajlar verdiler–, Kadir Topbaş apolitik bir kişi değildi; tam tersine, başta da söylediğim gibi çekirdekten Erbakan Hoca’nın tezgâhında yetişmiş bir Milli Görüşçü idi. Fakat eğitimi nedeniyle, bir de iş dünyası –ki bilenler bilir, ailece İstanbul’da artık en önde gelen muhallebici zincirinin sahipleridir–, yani kamuya çok açık bir çevredir. Tüm bunlarla birlikte daha dışa açık, herkesle konuşabilen birisiydi. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Politik açıdan Melih Gökçek’ten daha politik birisiydi. En azından kendi birtakım ilkeleri olan, inandığı şeyler olan, bunları sürekli değiştirmeyen birisiydi. Fakat dediğim gibi, bütün bunlar bir kenara bırakıldı, Milli Selamet Partisi’nin ilçe başkanlığından başlayan siyasî kariyeri bir kenara bırakıldı. Melih Gökçek ve diğerleriyle beraber Erdoğan tarafından işten el çektirilen, istifaya zorlanan, FETÖ’cü akrabaları olan ve de o hakikaten “Kadir Topbaş’la o fotoğraf hiç yan yana nasıl durur?” diye çok sormuşumdur, başkaları da sormuştur. O “Hainler Mezarlığı” tabelası ile anılan birisi oldu.

Evet, çok soru var. Soruların en önemlilerinden birisi, o dönem bu 6 belediye başkanı ne oldu da gittiler? Erdoğan’ın en yakın isimlerinden birisi olan Kadir Topbaş dahil olmak üzere — tabii orada dikkat çeken husus, 6 belediyeden iki tanesini daha sonra AKP kaybetti İstanbul ve Ankara’yı; Bursa’yı, hatta Balıkesir’i de kaybedebiliyordu, oraları da kıl payı kazandı. Buralar belli ki gitmekte olan belediyeler diye Erdoğan bunları bir şekilde hissetmiş. Öyle de bir siyasî müdahale yapmış olabilir; ama hâlâ Melih Gökçek’in, Kadir Topbaş başta olmak üzere 6 belediye başkanının neden görevi bırakmaya zorlandıkları sorusu önümüzde duruyor. Bir diğer soru, AKP’lilerin özellikle Fethullahçılık’la ne tür ilişkiler kurdukları. Bunlardan kimlerin bedel ödeyip kimlerin ödemediği, ödeyenlerin neden ödediği, ödemeyenlerin neden ödemediği soruları çok ciddi bir şekilde önümüzde duruyor. Bir de tabii ki bu AKP’li belediyelerin bütün bu süre içerisinde nasıl yönetildiği, nasıl rantlar topladıkları ve bu rantları nasıl, kimlere dağıttıkları ve tabii ki kimler derken, bizzat kendilerine de yakın çevrelerine de aktarıp aktarmadıkları — ki İstanbul ve Ankara’dan değişmiş olması, bu konuda yeni belediye başkanlarına bir imkân sağlıyor. Değişik dönemlerde Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu geçmişe yönelik birtakım şeyler söylüyorlar; ama onların şu âna kadar söylediklerinin bile aslında insanların tahmin ettiklerinin, spekülasyonunu yaptıklarının çok altında olduğunu söylemek mümkün. Evet, Kadir Bey’i tanırdım. Epey bir muhabbetimiz vardı. Bir tür hemşerilik ilişkisi gibi bir şey de vardı. Kendisinin Artvin Yusufeli’li olmasından hareketle. Zor bir süreçle, bildiğim kadarıyla zaten bir hastalığı vardı, üstüne Kovid olup Kasım ayının ortasında entübe olmuştu, sonra çıktı, sonra tekrar sorun yaşadı ve 76 yaşında hayatını kaybetti. Kendisine rahmet diliyorum. Ama bu soruların da er geç sorulması gerektiğini tekrar tekrar hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus