Nerede o eski MHP kongreleri!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Perşembe günü Ankara’da MHP’nin 13. Olağan Büyük Kurultayı toplanıyor. Devlet Bahçeli bundan yaklaşık 25 yıl önce olaylı bir kongrenin ardından genel başkan seçilmiş ve defalarca rakiplerine karşı bu yerini korumuştu. Bu sefer tek aday olması beklenen Bahçeli siyasi hayatının en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor gözüküyor ama bu durum aldatıcı olabilir.

Yayına hazırlayan: Senem Görür

Merhaba, iyi günler. Milliyetçi Hareket Partisi perşembe günü 13. Olağan Büyük Kurultayı’nı yapacak ve anladığımız kadarıyla Devlet Bahçeli tek aday olarak girip yeniden MHP’nin genel başkanı olarak seçilecek. Yaklaşık 25 yıldır Devlet Bahçeli’nin MHP’nin başında olduğu anlamına gelecek bu; çünkü ilk olarak 4 Nisan 1997’de, MHP’nin efsanevi lideri Başbuğ Alparslan Türkeş’in ölümünün ardından, Devlet Bahçeli olaylı bir şekilde MHP’nin genel başkanı seçilmişti. O tarihten bu yana yapılan çok sayıda kongrede –ki bunların bir kısmı çok ciddi çekişmelere sahne oldu, bir kısmı olaylı oldu– bütün bunları atlatarak, Devlet Bahçeli bir şekilde tekrar genel başkan seçilmiş oldu ve bir çeyrek yüzyılı da doldurmak üzere. 97’den itibaren alırsak, 24 yıl oluyor. Bu kongrenin –daha doğrusu, kendileri kurultay olarak söylüyorlar, olağan büyük kurultay olarak söylüyorlar–, bu kurultayın çok ciddi bir tartışma yarattığını görmüyoruz. Kamuoyunun çok fazla bir ilgisi olduğu da söylenemez. MHP tabanı açısından belli bir anlamı tabii ki var. 

Bir kere her şeyden önce yasal olarak yapılması gereken bir kurultay. Aslında yapılması gerekmeseydi yapmayabilirdi, kanunî zorunluluk nedeniyle yapılıyor. Yoksa MHP’nin içerisinde öyle çok ciddi bir kurultay arayışı vs. yok. Belki ne olabilir? Bahçeli’nin karşısına aday çıkmayacağı belli. Bahçeli’nin yönetiminden memnun olmayıp hâlâ MHP’de olan kişiler var. Fakat onlar Bahçeli’nin karşısına aday çıkmanın, çıkartmanın ya da çıkmanın bir anlamı olmayacağını düşündükleri için herhalde böyle bir arayışa yönelmiyorlar. Burada beklenen, Bahçeli bir blok liste hazırlayacak, o listede kimleri alıp kimleri almayacağı önemli olacak. Benim MHP içerisinden tanıdığım kişilerle yaptığım sohbetlerden çıkardığım sonuç şu: Bahçeli parti içerisinde kendisinin dışında belli bir iddia sahibi olan kişilere yer vermez diyorlar. Burada birtakım isimler telaffuz edildi ama bunları aktarıp spekülasyon yapmak istemiyorum. Ama Devlet Bahçeli’nin genellikle parti içerisinde kendine tâbi olan isimleri tercih ettiği ve bunları da sık sık değiştirdiğini biliyoruz. Hiç umulmadık zamanda kendisine geçmişte cephe almış isimleri parti yönetimine kattığını da biliyoruz. Değişik bir örgütçülük anlayışı var Devlet Bahçeli’nin. Aslında geleneksel olarak ülkücü harekette ve MHP’de, liderlerin dışındaki alanlarda sürekli bir yer değiştirmeler olur. Devlet Bahçeli’nin liderliğindeki MHP’yi izlediğim zaman, dönem dönem birtakım isimlerin öne çıktığını, ama sonra bazılarının ortadan kaybolduğunu gördük. Bunların öne çıkması da büyük ölçüde Bahçeli sayesinde olmuştu, kaybolmaları da bir şekilde Bahçeli’nin tercihi sonucunda olmuştu. Şimdi de son dönemde daha fazla öne çıkan adlarla anılan bazı isimler var. Bunların neredeyse tümü partide üst düzey yerlerde bulunan isimler. Bahçeli adına konuşan birtakım isimler var. Bu isimlerin, mesela bir Semih Yalçın’ın, bir İsmet Büyükataman’ın, bunların yerlerini koruyup korumayacağı önemli olacak. Bunlara bakacağız. Onun dışında da yeni dönemde, yeni listede Bahçeli’nin sürpriz olarak birtakım önemli yerlere yeni birtakım isimleri getirip getirmeyeceği ya da daha alt düzeydeki isimlere üst düzeyde yer verip vermeyeceği… bütün bunlar. Ama bunların genel kamuoyunu çok ilgilendiren değişikler olacağını sanmıyorum. Bu, MHP’nin kendi içerisinde tartışılacak bir şeyi olacaktır. Kim nereye gitti, kim nerede kaldı şeklinde. Onun dışında çok fazla bir ilgi yaratacağını sanmıyorum. 

Buraya –25 yıl diyelim– 25 yıla kolay gelinmedi. Bahçeli çok zorlandı. Kimi dönemlerde çok zorlandı. Özellikle ilk kongrede, ilk kurultayda Alpaslan Türkeş’in ölümünün ardından 18 Mayıs 1997’de yapılan kurultayda garip bir durum yaşanmıştı, karakolda bitmişti. Orada çok sayıda aday vardı. Bahçeli vardı, Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş vardı, Ramiz Ongun, Enis Öksüz, Muharrem Şemsek ve İbrahim Çiftçi. Yani 6 isim vardı; ilk turda kimse gerekli oyları alamadı. İkinci tura kalındığında Ramiz Ongun, Enis Öksüz, Muharrem Şemsek ve İbrahim Çiftçi, Bahçeli lehine çekildiler, ona destek verdiler. Bu da Bahçeli’nin kazanacağı anlamına geldi. Bunun üzerine dönemin Ülkü Ocakları Başkanı Azmi Karamahmutoğlu –ki Tuğrul Türkeş’i destekliyordu– kongreyi dağıttı. Onun o sırada söylediği, “İllegalliteyi başlatıyorum” sözü çok büyük olay olmuştu. Kongrede her şey birbirine girdi. Silah sesleri de duyuldu, hatta sekiz el silah sesi olduğu söylenir. Ardından kongre iptal oldu. 6 Temmuz’da yenilendi ve Bahçeli kazandı. O tarihten bu yana Bahçeli’nin karşısına dönem dönem bazı isimler aday olarak çıktı.

Bunlardan en çok çıkanlardan birisi herhalde Koray Aydın’dır. Koray Aydın birden fazla kez Bahçeli karşısında kaybetti. Özellikle de 2002 seçimleri sonrası, 2002 seçimlerinde MHP baraj altı kaldı ve Meclis’e giremedi. Bahçeli de seçimden önce böyle bir durum olursa yeniden aday olmayacağını söylemişti, fakat oldu. 12 Ekim 2003’te yedinci kurultayda yine karşısında Koray Aydın vardı ve kazandı. O tarihi çok iyi hatırlıyorum. Çünkü “Nereye gitti bu ülkücüler?” diye Vatan gazetesinde bayağı geniş bir yazı dizisi yapmıştım tam sayfalık. O sırada kongre öncesinde çok sayıda kişi genel başkan adaylığı için zemin yokluyor, kulis yapıyordu. Çok isim vardı, ama sonunda Bahçeli bütün bu seçim yenilgisine rağmen orada tabii güç dengelerini çok iyi gözeterek yeniden kazanmayı bilmişti. Daha sonra yine Koray Aydın’ın bir 4 Kasım 2012’de kaybetmesi var, Müsavat Dervişoğlu da adaydı o sırada İzmir İl Başkanı idi diye hatırlıyorum. Şimdi hem Koray Aydın hem Müsavat Dervişoğlu, ikisi de, mâlûm, İYİ Parti’de. 97’deki olaylı kongreden sonra, 2016’da, tam da 15 Temmuz darbe girişiminin öncesinde yaşanan bir olağanüstü kurultay süreci var MHP’nin. Seçimlerde, Kasım 2015 seçimlerinde dördüncü parti çıkması üzerine Meral Akşener’in başlattığı bir olağanüstü kurultay çağrısı var ve ona Ümit Özdağ, Koray Aydın, Sinan Oğan gibi isimler de destek verdiler ve yeterli imzayı delegelerden toplamış olmalarına rağmen karakolda bitti. Mahkemeler kararlar aldı ve burada çok kritik bir şey oldu. Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli’ye destek verdi. Orada – özellikle Gemerek ve Tosya’da– yerel mahkemeler Bahçeli lehine kararlar aldılar. Çok ilginçtir bu ve Meral Akşener ve arkadaşlarının kongreyi, olağanüstü kongreyi, kurultayı yapmalarına izin verilmedi. Şu Cumhur İttifakı’nın en kritik dönüm noktalarından birisi budur. Orada Erdoğan, normal olarak Akşener ve arkadaşlarının olağanüstü kurultay yapmalarına izin verseydi… –açık, yani cümle budur, izin vermektir–, o tarihte Cumhurbaşkanı Erdoğan bu izni vermedi, müdahil oldu Bahçeli lehine. İzin verseydi MHP’nin başına muhtemelen Meral Akşener geçecekti ve birçok açıdan çok farklı bir Türkiye olacaktı. En azından İYİ Parti diye bir parti olmayacaktı. Bahçeli’nin ne yapacağı belli olmayacaktı vs.. Onun yerine Erdoğan stratejik bir tercih yaptı. O tarihe kadar kendisiyle çok ciddi bir şekilde kapışmış olan, sürekli kendisini en sert şekilde eleştirmiş olan Bahçeli ile bir anlaşmaya gitti ve o anlaşma bugüne kadar sürüyor. O tarihten bu yana da Devlet Bahçeli MHP’nin genel başkanlığını sürdürüyor. 

Peki, bu MHP nasıl bir MHP? İlginçtir, bu MHP, seçimlerde birinci parti olamıyor, ikinci parti de olamıyor, üçüncü parti de olamıyor; ama iktidara gelmiş durumda. Çok az yıpranarak iktidarının her türlü imkânlarından faydalanıyor MHP. Şu anda perşembe günkü kurultaya Devlet Bahçeli bu anlamıyla çok güçlü olarak gidiyor. Çünkü seçim sonuçları ne olursa olsun Türkiye’de iktidarda. Kendisinin bir sıfatı yok, titri yok. Yani bir cumhurbaşkanı yardımcısı ya da herhangi bir sıfatı yok. Kendi partisiyle doğrudan ilişkili olup da kabinede yer alan kimse yok. Fakat Türkiye’nin yönetimine son yıllarda damgasını basan çizgi, MHP’nin savunduğu çizgi. Birçok konuda esas olarak şöyle söyleyebiliriz: güvenlik temelli perspektif, beka kaygısı, devletin bekası kaygısı temelli perspektif Erdoğan tarafından da benimsenmiş durumda. Yani Erdoğan uzun bir süredir MHP’nin ve Bahçeli’nin çizgisinde hareket ediyor. Onun her geçen gün daha da daralttığı alanda siyaset yapmak istiyor. Böyle bir durum var ve bu anlamıyla bakıldığı zaman MHP çok güçlü. Devlet içerisinde de çok güçlü, daha da güçleniyor. Zaten ülkücülerin devlet içerisinde örgütlenmesi 70’li yıllara kadar giden bir şeydir. İnişli çıkışlı olmuştur; özellikle Fethullahçılar’ın AKP iktidarı ile işbirliği yaptığı dönemde devletteki ülkücü kadroların bir kısmı tasfiye oldu, bir kısmı da Fethullahçılar tarafından devşirildi. Ama darbe girişiminin ardından, devlet içerisindeki Fethullahçı kadroların iyice tasfiyesi ile beraber, bunların önemli bir bölümü yine MHP denetimindeki, MHP’ye yakın kadrolar tarafından dolduruldu. Bu boşluklar dolduruldu. Şu anda bu anlamda baktığımız zaman, hem ideolojisi, politikası devlette egemen olan hem de devletin kadrolarında çok güçlü olan bir MHP var. Fakat onun dışında MHP, toplumsal anlamda ciddi bir varlık gösteremiyor. Şöyle söyleyebiliriz: MHP varlığını büyük ölçüde iktidarın parçası olmaya borçlu. Onun üzerinden kendisini yeniden üretebiliyor. Erdoğan’ın MHP ile olan koalisyonu herhangi bir şekilde bozması halinde, herhangi bir zamanda bozması halinde, MHP çok zorlanacak. Çünkü tekrar sil baştan bir muhalefet konumuna geçebilir mi? Nasıl geçer? Hangi argümanlarla, hangi söylemlerle geçer? Açıkçası çok belirsiz. 

Bir diğer husus da İYİ Parti’nin, MHP’nin içerisindeki en dinamik unsurları, hepsini olmasa bile en dinamik unsurlarının büyük bir bölümünü kendi yanına çekmiş olması. Burada özellikle şunu vurgulamak lâzım: Belli bir tarihten itibaren Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü harekei içerisinde taşra ve büyük kent ülkücülüğü ya da milliyetçiliği arasında bayağı bir ayrışma yaşanmaya başlamıştı. Bir şekilde birlikte giden bu iki farklı eğilimin büyük kentlerde olanı büyük ölçüde İYİ Parti’ye yönelmişe benziyor ve İYİ Parti içerisinde de Meral Akşener’in yeni stratejisiyle merkez sağa doğru yönelmeye çalışan bir milliyetçilik var. Buna karşılık MHP’nin büyük ölçüde daha taşra milliyetçiliğine, eski tip ülkücülere ve bir anlamda zamana tam ayak uyduramayan bir ülkücülüğe mahkûm olduğunu görüyoruz. Kendisini yenilemesi o anlamıyla zor. Zaten MHP’nin öne çıkan birtakım isimlerine, figürlerine baktığımız zaman, çok eskinin, hatta 70’lerin dilini kullanıyorlar; zaten parti de 70’lerin yöntemlerini büyük ölçüde kullanır oldu. Giderek şiddetlenen, sertleşen bir dil, tamamen toptan reddedici bir dil ve kutuplaşmayı iyice devlet eksenli bir şekilde kutuplaşmayı tırmandıran bir dil. Bu anlamıyla MHP’nin bu kongreye –kurultaya diyelim kendi tabirleriyle–, olaysız bir şekilde ve görünüşte güçlü bir şekilde gidiyor olması bana aldatıcı geliyor. MHP belki de en kırılgan anlarından birisini yaşıyor. Geçmişteki bütün kavgalı dövüşlü, çok adaylı kurultayların hepsinde krizler vardı; ama bu krizler MHP’yi ileriye taşıyabilecek krizlerdi. Parti içerisinde birtakım güç dengeleri yeniden oluşturuyordu. İyi kötü bir çoğunluk vardı. Genel Başkan olsa da Bahçeli genel başkan olarak son 25 yıla damga vursa da, birtakım kendi güçleri olan insanlar vardı. Partinin içerisinde birtakım farklı odaklar vardı ve bu iç çeşitlilik MHP’ye bir dinamizm getirebiliyordu. İllâki getiriyordu dememek lâzım, ama bunun bir ihtimâli vardı. Şu anda MHP bir süredir Türkiye yönetiminde olduğu gibi, tek adam yönetiminde bir MHP söz konusu. Dolayısıyla Türkiye’de de olduğu gibi burada da tek adamın erişebildiği yerlerde varlık gösterebilen bir MHP söz konusu. Ama toplumsal ayağının çok ciddi bir şekilde aşınmış olduğunu, yeni kuşaklardaki milliyetçi eğilimlerin tamamını ya da büyük bir kısmını kendi saflarına taşımakta epey zorlandığını düşünüyorum. Evet, perşembe günü çok fazla kamuoyunun dikkatini çekmeyecek olan bir kurultay olacak MHP’ninki. Bir sonraki hafta da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin olacak. Ama orada Erdoğan’ın birtakım şeyleri değiştirmek isteme ihtimâli var. Onun şimdiden çok spekülasyonu yapılıyor. Belki, tabii ki doğal olarak daha fazla ilgi olacak; ama yine de AKP’nin kongresinin de o kadar olağanüstü büyük bir ilgiye yol açacağını sanmıyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus