Üniversiteyi kazanan ve koronavirüs nedeniyle okula gidemeyen dindar ailelerin çocukları anlatıyor (4): “Boğaziçi eylemlerinde gözaltına alındıktan sonra ailem başımı açtığımı öğrendi ve zorlu bir süreç daha başladı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Dünyada ve Türkiye’de koronavirüs salgınıyla mücadele devam ediyor. Koronavirüs, Türkiye’de görüldüğünden beri her kesimden insanın iş, okul ve aile hayatları değişime uğradı. Aileleriyle aynı yaşam tarzını ve inancı benimsemeyen kadınların çoğu üniversite eğitimi dolayısıyla aile evlerinden ayrıldıklarını ve baskılardan uzaklaşarak özgürlüklerine yakınlaştıklarını ancak salgının bu sürece ket vurduğunu söylüyor.

Üniversitelerin yüz yüze eğitime geçiş tarihleri ile ilgili yaptığı açıklamalarda uygulamalı eğitimlerin yüksek tedbirlerle yüz yüze yapılabileceği belirtilmişti. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), teorik eğitimlerin Sağlık Bakanlığı’nın görüşleri doğrultusunda mümkün olduğunca çevrimiçi yapılacağını duyurmuştu.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ise koronavirüs salgını nedeniyle geçilen uzaktan eğitim sistemine ilişkin, “Salgın bitse de uzaktan eğitim artık kalıcı olacak. EBA altyapımızı güçlendirdik. Hibrit modelini uygulamaya ilişkin ciddi bir deneyimimiz oldu” demişti.

Daha önce birçok genç kadının tek umudunun üniversiteyi kazanıp başka bir şehre gitmek olduğunu ama koronavirüs sürecinden dolayı umutlarının bir süreliğine ertelendiğini konuşmuştuk.  

Betül (*) de salgın sürecini ailesiyle geçirmek zorunda kalan kadınlardan biri. İki yıldır rehberlik ve psikolojik danışmanlık okuyan Betül, daha önce başörtülü olduğunu ve üniversiteye başladıktan sonra kendi isteği ile başörtüsünü çıkardığını söylüyor. Ailesinin evine döndükten sonra ise üniversite için gittiği şehirdeki özgür hayatını özlediğini ve ailesinin yanında başörtüsünü çıkarmak için verdiği mücadeleyi şöyle anlatıyor:

“Başörtüsünü ailemin tehdit ve baskılarıyla takmıştım”

“Yaklaşık beş yıldır başörtüsü takıyordum. Sekiz ay kadar önce fikirlerim değişti ve artık başörtüsü takmak istemediğimi fark ettim. Bu süreç iki yıldır kafamdaydı. Çünkü başörtüsünü takarken de aslında kendi isteğimle değil ailemin tehditleriyle takmıştım. ‘Telefonunu alırız, şehir dışında okuyamazsın’ gibi şeylerle tehdit edildim ya da ödüller ile vazgeçirilmeye çalışıldım. Bana, ‘Başörtüsü takarsan sana daha fazla imkan sağlarız’ dendi. Başörtüsü takmak benim için bir seçenek değildi, zorunluluktu.”

Mutluluğum her şeyden çok daha önemliydi

Betül başörtüsünü çıkarma kararını ailesine kabul ettiriyor. Bunu daha akrabalarına açıklamadan Boğaziçi eylemlerinde gözaltına alınıyor ve ailenin geri kalanı Betül’ün başını açtığını televizyondan öğreniyor. Betül, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Evdekilerin haberi vardı. Babam artık bunu öğrenmişti. Benimle küsmüştü, annem ise kabul etmişti. Annem artık giydiğim kıyafetlere, ‘Saçını şöyle yap, şu rengi kullan’ demeye başlamıştı ve bu çok hoşuma gitmişti. Zamanla alıştılar ama amcam, dedem ve onların diğer aile üyeleri bilmiyordu. Her dışarı çıktığımda ‘Görecekler, ne diyeceğim?’ diye düşünüyordum. Yengeme söyledim, amcama söylemesi için. Gördüğünde farklı bir tepki vermedi ama dedem bir hacıydı ve o yüzden yakıştırmıyordu. Beni torunu olarak görmezdi, asla istemezdi. Şöyle bir şey yaşadım, bu benim için çok güzeldi: Boğaziçi eylemlerinde gözaltına alınmıştım. Dedem hâlâ bilmiyordu başörtüsüz olduğumu. Beni televizyondan izliyorlar, öyle tanıyorlar. Boğaziçi eylemlerinde gözaltına alındıktan sonra bütün ailem başımı açtığımı öğrendi ve yeni bir zorlu süreç daha başladı benim için. O gün dedem ve akrabalarımın hepsi öğrendi. Bir günde aradan çıktı. Başörtümü çıkardığım için artık ‘Tekrar tak’ demek çok zordu. Yine de bunu dediler. Dedem, ‘Takmazsan mezarıma gelme, sen benim torunum değilsin, seninle görüşmeyeceğim’ dedi. Umursamadım çünkü kendim için doğru olanın bu olduğunu biliyordum ve benim mutluluğum her şeyden çok daha önemliydi. Hâlâ konuşmaz benimle ama alıştılar. Şu an çok mutluyum. Başörtüsüz bir yerlere gidebiliyorum ve kimseye hesap vermiyorum. En başlarda çok korkuyordum ama her şey geçiyor.”

“Özgürlüğe alışıyorsunuz ama bir anda bir el tepenize çıkıyor”

Salgın nedeniyle ailesinin evine dönen Betül kısa süre içinde sorunlar yaşamaya başlıyor. İlk zamanlarda iyi ve anlayışlı olan aile üyelerinin zaman geçtikçe daha sert ve katı olduğunu söylüyor:

“Salgınla beraber evlerimize dönmeye başladık. Bu sürecin sadece üç hafta olacağını düşünüyordum. Gelirken hiçbir şey getirmedim. Sadece üstümdeki kıyafetlerle geldim buraya. O kadar emindim tekrar geri döneceğime ama dönemedik. En başlarda çok büyük bir kâbustu benim için. Özgürlüğe alışıyorsunuz ama bir anda bir el tepenize çıkıyor ve diyor ki ‘Akşam dışarı çıkamazsın, arkadaşlarınla görüşemezsin, bana her şeyde hesap vereceksin.’ Yani bunu alışamadım. İlk haftalar her şey güzel geçti. Onları özlemiştim. Bana iyi davrandılar ama birbirimize alıştıktan sonra eski hallerine dönmeye başladılar. Birçok şeyime karışılıyordu. Arkadaşlarımla görüşemiyordum. Şehir dışına çıkamıyordum.”

“Özgürlük alanını bir anda kaybedince adapte olamıyorsun

Betül, evde yaşadığı sorunların artması üzerine üniversitede eğitim aldığı şehre dönmek istiyor fakat ailesinin baskısı üzerine vazgeçiyor:

“Yaklaşık bir dönem okuduğum şehirde geçirdim. Dışarı çıkabiliyorum, özgürüm. Gece dışarıda olabilirim, istediğim yere gidebilirim. Böyle bir hayat benim için imkansızdı ve şu an ben bunu elde etmiştim. Özgürlük alanımı elde edebiliyordum. Her şeyden ziyade orası benim özgürlük alanımdı. Okuduğum şehir ailemle yaşadığım şehre göre çok daha ufak ve imkânların çok daha sınırlı olduğu bir şehir ama yine de seviyordum. Çünkü insan özgür olduğu yeri seviyor aslında. Benim için güzeldi. Kendi kararlarımı verebiliyordum. O özgürlük alanını bir anda kaybedince adapte olamıyorsunuz. ‘Yani ben ne yaşıyorum ki? Daha dün bambaşka bir hayatım vardı. Bugün bambaşka bir hayatım var’ diyorsunuz. Çok zorlandım. Yani beni çok zorladılar.”

“20 yaşında bir bireyin hakları vardır”

20 yaşında bir bireyin belli hakları vardır. Gideceği yere, evine gireceği saate kendisi karar verebilir. Onların kurallarını artık çok aşmıyorum çünkü onlarla sorun yaşamak istemiyorum. Çok huzursuz hissediyorum. Huzursuz hissetmekten nefret ediyorum. Onlarla aram açılmasın diye ben onlara uygun davranmaya çalışıyordum. Başlarda ciddi bir çatışma oldu aramızda çünkü onların yaşam düzeni benimkine uygun değildi. Beş kardeşim var. Evde küçük bir bebek var. Annem o bebekle ilgilendiği için evle yeterince ilgilenemiyor, yemek yapamıyor. Kardeşlerimin uyku saatleri dağınık. Bu beni çok üzüyordu. Çünkü kendime yaşadığım, öğrenci olduğum şehirde aslında bir düzen oluşturmuştum. Onların düzenine ayak uyduramıyorum ama sonra şunu fark ettim ki başkasının düzenini değiştiremiyorsunuz. Kendinizi değiştirebilirsiniz. Durumu kabul edip, ‘En kolay yoldan buradan nasıl kurtulabilirim?’ diye düşünmeye başladım.”

“Çevrimiçi eğitimin kalıcı olması özgürlük alanıma müdahale olacak”

Eğitimini aldığı bölümle ilgili staja başlayan Betül, baskılardan kaçabildiği için daha mutlu olduğunu anlatıyor. Betül, çevrimiçi eğitimin kalıcı olmasına karşı olduğunu da belirtiyor:

“Hayata dair yapmak istediğim şeyler vardı ama aile evinde, beş çocuğun olduğu bir ortamda hiçbir şey yapamıyorum. Kendi içimde kendime ayrı bir düzen yarattım. Hâlâ sıkıntı yaşıyorum. Geceleri bebek sesiyle uyuyorum, gündüzleri bebek sesi ile uyanıyorum. Üniversiteyi okuduğum şehre dönmeye karar vermiştim. Bir şeyler ayarladım, düşündüm. Beni maddi olarak zorlayacaktı. Bir de ‘Çalışırım’ dedim, zaten yoğun geçiyordu. Ama bu da kabul edilmedi. ‘Bizden uzakta ne yapacaksın? Elâlem ne söyleyecek? Bir evde yalnız başına nasıl yaşayacaksın?’ dediler. Bundan da beni vazgeçirdiler. Böyle zorlu bir süreç geçirdim aile evinde. Ders çalışamıyorum, kendime vakit ayıramıyorum, özgürlük alanım yok. Şu sıralar staja başladım, benim için daha iyi oldu. En azından günümün çoğunluğunu geçirdiğim başka bir yer var. Onlarla sadece akşam görüşüyorum. Çevrimiçi eğitimin devamlı olması kız çocukları ve kadınlara ev işleri yükünün daha fazla yüklenmesine sebep oluyor. Ben kendi adıma bu süreçte evdeki iş yükünden dolayı derslerimden geri kaldım. Yeterli verimliliği alamadım. Çevrimiçi eğitimin kalıcı olması benim özgürlük alanıma müdahale olacak.”

“Hiçbir şey sandığımız kadar zor ve imkansız değil”

Betül kişisel deneyimini çevresiyle sık sık paylaştığını da anlatıyor:

“Benimle aynı süreci yaşayan kadınlarla bir araya geliyorum. Onlara destek olabiliyorum çünkü ben bu süreci atlatmadan önce onlar da bçok destek oldular. O kadınlara hep, ‘Hiçbir şey sandığımız kadar zor ve imkansız değil. Herkes her şeye alışıyor ama en zor siz alışıyorsunuz. En zor siz kabul ediyorsunuz. Benim iki yıl sürdü. İki yıl ben bunu kabul edemedim. İki yıl emin olamadım’ diyorum.”

(*) Güvenlik gerekçesiyle gerçek isim kullanılmamıştır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus