Emekli amirallerin açıklaması neden Akşener’in yükselişine darbe vurdu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 103 emekli amiralin açıklamasından bir gün sonra “Sabah bir uyandık emekli amirallerin canı sıkılmış ve gece bir bildiri yayınlamışlar. Bu bir zevzekliktir. Türkiye bu zevzekliklerden çok çekti” demesi farklı tepkilere neden oldu. En önemlisi, İYİ Parti’nin ve Akşener’in yükselişinde en dinamik kesim olarak dikkat çeken seküler eğilimli kentli orta sınıflar tarafından sözleri hoş karşılanmadı.

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı

Merhaba, iyi günler. Emekli amirallerin Montrö temelli açıklamasının yankıları sürüyor. Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çok sert bir açıklama bekledim. Çünkü iktidar yanlıları, Erdoğan’ın en yakınındaki isimler, çıtayı çok yükseltmişlerdi; fakat Erdoğan, nedense gaza basmak yerine frene basmayı tercih etti. Bu ilginç bir durum. Bunu bu akşam saat 21.00’da Kemal Can ve Ayşe Çavdar ile beraber bütün detaylarıyla tartışacağız. 

Ben, bugün daha çok Meral Akşener’den söz etmek istiyorum. Meral Akşener’in pazar günü verdiği tepki ve ardından yaşananlar… Şöyle söyleyeyim: Dün yaptığım yayında Meral Akşener’in bu emekli amiralleri “zevzeklik” ile suçlamasını, bir anlamda bindiği dalı kesmek olduğunu söylemiştim; ama kısa bir değerlendirmeydi o. “Transatlantik”te Ömer Taşpınar ile konuştuğumuzda, Ömer Taşpınar da Meral Akşener konusuna özellikle dikkat çekti ve şunu vurgulamıştı: Batı’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok dikkat çeken muhalefet lideri olarak Meral Akşener’in öne çıktığını söylemişti. 

Bu iki yayının ardından gelen tepkilere baktığımda, benim düşündüğümün de ötesinde bir reaksiyonun İYİ Parti saflarında hayata geçtiğini gördüm. Şahsen tanıdığım birtakım kişiler de, İYİ Parti’de, İYİ Parti’ye inanan, daha doğrusu açık söylemek gerekirse İYİ Parti’den ziyade Meral Akşener’e inanan veya Meral Akşener’e inanmak isteyen, onun ile yeni bir merkezde bir muhalefet hareketinin çıkabileceğini düşünen kesimler, bu “zevzeklik” sözünden çok fazla rahatsız olmuşlar. Meral Akşener herhalde bunun farkında — ki dün bir basın açıklaması daha yaptı. Bu sefer durumu dengelemek istercesine, iktidar yanlılarını da zevzeklik ile suçladı. Yani pazar günü emekli amiralleri zevzeklik ile suçlamıştı. Bir gün sonra iktidar yanlılarının, iktidar adına konuşanların, bazı yargıçların, bakanların aynı şekilde zevzeklik yaptığını söyledi; ama durumu kurtarabildiğini açıkçası sanmıyorum. Bunu birazcık değerlendirmek gerekiyor. 

Ne yaşandı, ne yaşanıyor, ne yaşanabilir? Açık söylemek gerekirse Meral Akşener’in son dönemde, partisine rağmen –özellikle bunu vurgulamak lâzım: Partisine rağmen– yaşadığı bir yükseliş vardı. Partisine rağmen derken, ayrılanlar oldu, kazan kaldıranlar oldu, ihraç edilenler oldu, sert çıkışlar yapanlar oldu, arada rol çalanlar –özellikle Yavuz Ağıralioğlu–, Cumhur İttifakı’nın söylemine benzer söylemler kullanarak İYİ Parti’yi merkezde yeni bir parti olmaktan ziyade ikinci bir MHP gibi gösteren birtakım çıkışlar oldu; fakat Akşener, bunların dışında, kimin zaman kontrol ederek, kimi zaman serbest bırakarak, ama kendisini merkeze alarak bir çizgi tutturdu ve bunda ciddi bir şekilde başarılı oluyordu. Oldu… Bir yükseliş trendiydeydi. Kamuoyu araştırmaları da bunu söylüyordu. Ömer Taşpınar’ın da belirttiği gibi Batı’da da ciddiye alınan, diğerlerine kıyasla ciddiye alınan bir muhalefet lideri olarak dikkat çekti. Tabii kadınlığı da ve kadın olması tek başına değil aynı zamanda kadın haklarını, kadın kimliğini sahiplenmesi ile de bir fark yaratıyordu. 

Bence burada Meral Akşener’in, bütün bu süreç içerisinde Atatürk ve laiklik konusunda çok dikkatli olması ve sahipleniyor olması, değişiklik vesileler ile her fırsat söz konusu olduğunda bunları bir şekilde sahiplenmesi de bence onun önünü iyice açtı. Laiklik meselesini özellikle kadın meselesi bağlamında da düşünmek lâzım. Bugün Türkiye’de kadın haklarını savunmak için büyük ölçüde laiklik pozisyonunda olmak gerekiyor. Laikliğe karşı olup yine de kadın haklarını savunma iddiasında olanlar muhakkak var; ama mesela diyelim ki İstanbul Sözleşmesi olayında ve başka olaylarda, laik pozisyon gerçekten önemli. Ya da bunu artık daha yumuşatılmış bir laf olarak “seküler” –Türkçe’ye de bayağı bir girdi–, seküler bir pozisyon olarak tarif etmek mümkün. İYİ Parti’ye de esas dinamizmi katanın da bu kesimler olduğu kanısındayım. 

Nasıl bir kesimden bahsediyorum? MHP’nin 1990’lı yıllarda yaşadığı bir açılım oldu. Taşradan, İç Anadolu’dan, Doğu Anadolu’dan Ege ve Akdeniz’e ve büyük kentlere doğru bir açılım yaşadı. Burada MHP mi yaptı, yoksa oradaki insanlar mı MHP’yi buldu? Bu, ayrı bir tartışma konusudur; ama 1990’lar ile beraber Türkiye’de büyük kentlerin, metropollerin orta sınıf milliyetçiliği diye bir olguya tanık olduk. Bunu büyük ölçüde PKK meselesi tetikledi; ama bu kesimlerin bir taşra milliyetçiliğinden farklı olduğunu gördük. Daha yumuşak, gerektiğinde –tabii kendilerine göre gerektiğinde– sert de olabilen, ama üslûp olarak, yaşam tarzı olarak daha kentli, açık, liberal, birçok açıdan liberal, özellikle ekonomi açısından liberal bir milliyetçilik Türkiye’de neşet etti. Ve bunlar da büyük ölçüde merkez sağda ve MHP’de kendilerine yer buldular. 

Meral Akşener’in diğer başkan adayları ile beraber MHP’den dışlanması ve İYİ Parti’yi kurma sürecinde hepimiz şunu bekledik: MHP’ye alternatif bir parti mi çıkıyor? Bakalım MHP’nin oylarını alabilecek mi? Fakat belli bir aşamadan sonra Akşener, potansiyelin çok daha geniş olduğunu, ANAP ve Doğru Yol Partisi gibi yok olan, eriyen merkez sağdan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gitmiş olan oyların, hatta bir ölçüde CHP’ye de gitmiş olan oyların önemli bir kısmını geri kazanma ihtimali olduğunu görerek, okuyarak –ki akıllıca bir stratejiydi bu– onlara talip olmaya başladı. Ve ikinci bir MHP yerine ikinci bir Doğru Yol partisi ya da ikinci bir ANAP olmayı tercih etti. Parti içinde buna çok engel olmasına rağmen… 

Fakat o engellere rağmen; parti içerisindeki o eski katı milliyetçi alışkanlığına sahip olanlara rağmen, Meral Akşener’in kimliğinde bu merkezde yer alış, merkeze yerleşme arayışı bir karşılık buldu. Girdiği ilk seçime elde ettiği oy, partinin ve Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı adayı olarak elde ettiği oy hiç yabana atılacak bir oy değildi. Sonrasında bunun adım adım geliştiğini gördük ve son yerel seçimlerde CHP ile kurduğu işbirliği ve bu işbirliğinin sonucunda önemli kentlerin AKP ve MHP’den CHP’ye kaymış olmasıyla… İYİ Parti kendisi kazanamadı, ama CHP’nin kazanmasında çok ciddi bir şekilde payının olmasıyla da bu yürüyüşü, bu tırmanışı sürdürdü. 

Şimdi buradaki sorun ne? Açık söylemek gerekirse Meral Akşener’in pazar günü saat 16.00’da, çok iyi biliyorum çünkü saat tam 16.00’da ben de emekli amirallerin açıklaması ile ilgili Medyascope‘ta canlı yayın yapacaktım, aynı saate geldi. Ben yayındayken o da medyaya konuşuyordu. Sonrasında gördüm. Ve orada yaptığı açıklamaya baktığımız zaman, aslında bu açıklamada pek bir şey yok. Yani hem nalına hem mıhına vurduğu bir açıklamaydı. Fakat o “zevzeklik” lâfı, bütün her şeyin rengini değiştirdi. Hani “çorbaya düşen bir sinek gibi” diyelim. Ve herkes ona takıldı. Takılınmayacak bir lâf da değil. Burada emekli amiralleri zevzeklik ile suçlamasından belli ki, bunu düşünmüş, bulmuş, özel olarak bulmuş. O anlaşılıyor. Ve şunu da özellikle dedi: “Kişisel fikrimi söylüyorum” diye söyledi, parti görüşü değil kişisel görüşü olarak. “Bu bir zevzekliktir” dedi ve bu söz, amirallere sempati duyan ya da en azından empati duyanlarda diyelim… 

Hani daha böyle, “Ya ne demek? Tabii ki onlar da bu ülkeye katkıda bulunmuştur, onları da dinleyelim. Buradan bir darbe çıkartmanın ne gereği var? Bu ülkeye hizmet ettiler. Kimisi yıllarca hapis yattı kumpas sonucu” vs. diye bakan ve amirallere kulak kabartan, hatta onların tezlerine, orada dile getirdikleri uyarılara özellikle Montrö bağlamında, laiklik bağlamında katılan İYİ Parti tabanındaki, İYİ Parti’nin içerisindeki o kentli seküler yaşam tarzını benimsemiş, orta sınıfları, “zevzeklik” lâfı çok ciddi bir şekilde rahatsız etti. Burada şu hususu özellikle vurgulamak lâzım: Bu kişilerin Meral Akşener’e yönelik ilgisinin bir temeli vardı; ama başından itibaren bu ilgi ve destek de hep soru işaretleriyle beraber gitti. Özellikle parti adına konuşan birtakım isimlerin söylediklerinden rahatsız oldular; ama eksenleri Meral Akşener olduğu için, bir şekilde, “Önemli değil. Biz Meral Hanıma bakarız” dediler. Burada Akşener’in, “Kişisel fikrimi söylüyorum” deyip bu cümleyi etmesi ciddi bir kırılmayı başlattı. Benim gördüğüm bu. 

Bu kırılmadan nasıl bir sonuç çıkabilir? Meral Akşener’in bu kırılmanın farkında olduğunu, yaptığının hemen ardından gelen tepkiler, parti içerisinden ve parti çevrelerinden gelen tepkilerden anladığını, gördüğünü sanıyorum. Nitekim dün, demin de sözünü ettiğim, apar topar “Aslında zevzekliği sadece amiraller yapmıyor” deyip, iktidarı da suçlamaya kalktı. Ama bu artık, o ilk yaptığı açıklamanın çok gölgesinde kaldı. Bu açıklama bir anlamda, Akşener’in kritik anlarda pekâlâ iktidar ile aynı dalga boyunda olabileceği izlenimini kendi parti içerisinde yarattı. Bu çok ciddi bir sorun bence Akşener için. Kendisi ile burada yaptığımız yayında Akşener söylemişti: “Biz istesek de, Cumhur İttifakı’na gitmeye karar versek de, tabanımız gelmez” demişti. Bunu, kendisi de çok iyi biliyor. Çünkü orada Erdoğan’a ve ülkeyi yönetenlere karşı çok ciddi bir tepki var. Bu tepkinin içerisinde laiklik boyutunu, dış politika boyutunu hiç yabana atmamak gerekiyor. Ve bu anlamda, bu kritik anda, emekli amiraller meselesinde Akşener, bu bir kelime ile şu âna kadar inşa ettiği bazı şeyleri yıkmış ya da yıkmakta olabilir. 

Bunun onun için çok ciddi bir sorun oluşturduğunu düşünüyor ve nasıl telafi edeceğini açıkçası kestiremiyorum. O, onun üzerine düşünüyordur. Birtakım çıkışlar yaparak bunu sağlamak isteyecek ya da bunu unutturmak isteyecektir. Bir de tabii işin içerisinde bu açıklamayı kaleme alanların, yani bu açıklamanın öncülerinden birisinin Ergun Mengi isimli bir emekli amiral ve İYİ Parti’nin ilk ânından itibaren içinde yer alan ve parti organları içerisinde de bir görevi var… Orada dış ilişkilerden sorumlu olan emekli büyükelçi Ahmet Kâmil Erozan’ın Uluslararası Politikalar Başkanı gibi bir titri var. Bunu şöyle düşünebilirsiniz: Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı şeklinde düşünebilirsiniz. İşte Ahmet Kâmil Erozan’a bağlı çalışan üç-dört kişi var. Bunlardan birisi de Ergun Mengi. Onun titri de İYİ Parti Uluslararası Siyasî Kuruluşlar ve Jeostratejik Analizlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı. Burada başkan yardımcısı derken, Meral Akşener’in yardımcısı değil, Erozan’ın yardımcısı kastediliyor. Daha önce adını duymadığım birisi, ama belli ki İYİ Parti’de sanki Ümit Özdağ’a daha yakınmış gibi, onunla birlikte aynı yerlerde daha çok bulunmuş gibi… Ama bu olayın öncülerinden, hatta metni kaleme alan kişi olduğu da söyleniyor. İlginç bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünkü yaptığı açıklamada –bildiri diyor o, işte muhtıra ya da her neyse…– bundan parti olarak CHP’yi sorumlu tuttu ve hatta medyada da bu konuda yayınlar yaptırdı. İYİ Parti’ye yönelik Erdoğan’ın bir şey söylediğini ben hatırlamıyorum. Halbuki burada İYİ Partili birisi de var ve önemli bir yerinde de duruyor ve şu anda da gözaltında.

Her neyse, toparlayacak olursak Meral Akşener, onca zamanda inşa ettiği bir güveni, inşa etmekte olduğu bir güveni belli kesimler nezdinde çatlatmışa benziyor. Bunu telafi edip edemeyeceğini göreceğiz. Bu konuyu akşam, tekrar söyleyeyim, 21.00’da Ayşe Çavdar ve Kemal Can ile de konuşmaya devam edeceğiz.

Bitirmeden önce, Mehmet Kutlular’dan söz etmek istiyorum, Yeni Asya gazetesinin imtiyaz sahibi. Yeni Asya, Türkiye’de Nurcu hareketin en önemli kollarından birisidir. Mehmet Kutlular, bugün 83 yaşında vefat etti. Bir süredir, birkaç yıldır zaten sağlığı iyi değildi. Çok eski zamandan beri tanırım ve çok sevdiğim birisidir. Biz hep “Kutlular” diye söylerdik. “Kutlular Bey”, genellikle öyle söylenir. 1985’ten beri kendisini tanıyorum. “Gomaşinen”in bu haftaki bölümünde bunu anlatmayı düşünüyorum. Şimdiden kendisine rahmet diliyorum. Yıllar önce kızı Vildan trajik bir şekilde hayatını kaybetmişti. Çok büyük bir olay olmuştu. Çok büyük acılar çekmişlerdi ailecek. Yıllar sonra kendisi de kızı ile bu şekilde kavuştu diyelim. Allah rahmet eylesin. Mehmet Kutlular gerçekten farklı birisiydi. Dediğim gibi “Gomaşinen”de bunu anlatacağım. Bitirmeden önce tekrar vurguluyorum ki bağımsız ve özgür gazeteciliğe, medyaya, bu konuda çaba sarf eden kişi ve kurumlara lütfen sahip çıkın. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus