Dün “Adalet Yürüyüşü”, bugün “128 milyar dolar nerede?” kampanyası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

CHP 2017 yazındaki Ankara’dan İstanbul’a Adalet Yürüyüşü ile yakaladığı ivmeyi bu sefer “128 milyar dolar nerede?” kampanyası ile yakalamak üzere. Bunun önde gelen nedeni siyasi iktidarın cevabını vermekte epey zorlandığı sorunun sorulmasını engellemek için elinden geleni yapmaya çalışması.

Yayına hazırlayan: Zelal Direkci

Merhaba, iyi günler. Bugün kabine kararlarını konuşmayı düşünüyordum; çünkü büyük bir merakla bekledik ve sonra “kısıtlı kısıtlamalar” çıktı. Sonuçta “kısmî kısıtlama” diye söyledi Cumhurbaşkanı Erdoğan — beklentilerin çok gerisinde kaldı. Toptan kapatma beklentisinin en azından iki haftalığına gerçekleşmediğini gördük. Üzerine söylenecek çok fazla bir şey yok. Yine de aslında konuşmak lâzım; çünkü durum hiç parlak değil.

Fakat bu arada Cumhuriyet Halk Partisi’nin asmış olduğu “128 milyar dolar nerede?” pankartlarının toplatıldığı haberlerinin görüntüleriyle, konuyu değiştirdim. Çünkü bu olay görüldüğünün de ötesinde çok mânîdar bir olay. Türkiye’yle ilgili çok şey söyleyen bir olay. İzleyenler vardır, dün Levent Gültekin ile yaptığımız yayında bu 128 milyar dolar meselesinin muhalefet açısında nasıl önemli olduğunu konuşmuştuk. Bu yapılan, özellikle İstanbul’da değişik CHP binalarından bu pankartların kaldırılması, cumhuriyet savcılıklarının bu konuda karar alması, yani savcılık kararıyla ve hatta kimi yerlerde özel kuvvetlerin, timlerin kullanılarak bunların indirilmesi, bütün bunlar olayın basit bir olay olmadığını bize gösteriyor. Çok ciddi siyasî boyutları olan bir olay. Bize çok şeyi işaret ediyor. Bu nedenle yayının başlığına “Adalet Yürüyüşü”nü de çıkardım. Çünkü birçok kişinin de kabul ettiği gibi –ben dahil– “Adalet Yürüyüşü” muhalefetin gerçek anlamda silkinmesinin ilk ciddi göstergelerinden biriydi. Enis Berberoğlu kararı üzerine yapılan bir yürüyüştü bu. 15 Haziran 2017’de Kemal Kılıçdaroğlu ve yanındakiler hiçbir parti amblemi olmadan, sadece “Adalet” yazısıyla Ankara’dan yola çıktılar, Bolu, Düzce, Sakarya ve Kocaeli ve nihayet İstanbul’a kadar geldiler — 9 Temmuz 2017’de sona erdi, yani 24 gün. Bu yürüyüş birçok şeyi değiştirdi. Hemen olmasa bile muhalefetin varlığını gösterdi ve iktidarın aczini gösterdi. Tabii ki iktidar partisinin adının ilk kelimesi “adalet” olunca ve adalet talebiyle bir yürüyüş yapılınca ve bu yürüyüş toplumun farklı kesimlerinde çok ilgi toplayıp destek görünce, bunun siyasî anlamı ortaya çıktı ve bence 2019 yerel seçimlerinde Adalet Yürüyüşü’nün çok ciddi etkisi olmuştur. Örneğin bu yol üzerindeki Bolu’yu CHP kazandı. Başlangıç noktası olan Ankara’yı kazandı ve tabii ki en önemlisi İstanbul’u kazandı. Bu tabii sembolik bir şey, ama yine de bir anlamı olduğu kanısındayım. İşte o zamandan bu zamana, bir yerel seçim yaşandı. Yerel seçimde muhalefetin, adı konmamış bir ittifak hâlinde –çünkü HDP’nin desteği açık değildi–, ittifak hâlinde elde ettiği zafer yaşandı. Ve oradan buraya o yaratılan havanın pek sürmediği söylendi. Boğaziçi Üniversitesi direnişi apayrı bir kalem olarak önümüzde duruyor. Bir diğer yanda da, işçi sınıfı anlamında Migros işçileri var. Onun dışında yaşanan çok şey var; ama genellikle bir ölü toprağı var gibiydi. Ve bu yönde de özellikle muhalif çevrelerde bu pasiflik ya da etkisizlik eleştiriliyor ve kötümserliğe yol açıyordu.

“128 milyar dolar nerede?” sorusuyla beraber, işin renginin bir kere daha değiştiği kanısındayım. Bu çok etkili bir kampanya olacağa benziyor. Aslında başından itibaren bunun işaretleri vardı. Kemal Kılıçdaroğlu bunu bütçe görüşmelerinde dile getirmişti. Kendisi de Hazine kökenli birisi olarak, CHP sözcüsü Faik Öztrak bunu dile getirdi. Bütün bu dile getirilenlerin hepsi iktidarda bir rahatsızlığa yol açtı. Buna farklı farklı cevaplar vermeye çalıştılar. Kimi zaman size ne dediler? Kimi zaman, “Bir yere gittiği yok” dediler. Ama hiçbir şekilde tatmin edici bir cevap veremediler. Ve bu sorudan kurtulamadılar. En son, Canikli sosyal medyadan uzun uzun cevap vermeye çalıştı; ama bu zincir de bir tür itirafnâme gibi okundu.

Olayın ekonomik boyutunu çok dile getirmek istemiyorum. Çok anladığım şeyler değil. Boğaziçi Üniversitesi’nde ekonomi bölümüne gitmiş birisiyim, ama oradan da atılmış olmam ekonomiden çok anlamadığımın kanıtıdır. Fakat yaptığım hızlı bir araştırmada, özellikle 2019 yerel seçimleri öncesi siyasî iktidarın döviz fiyatlarını düşürmek için kamu bankaları üzerinden yaptığı döviz satışlarıyla alâkalı bir husus olduğu anlaşılıyor. Burada çok önemli döviz kuru iniş-çıkışları yaşandı. Ve bu sayede birçok yerli ve yabancı yatırımcının istifade ettiği, haksız kâr elde ettiği düşüncesi var, iddiası var. Tabii ki birileri kâr ediyorsa, birileri de zarar ediyor. Kim zarar ediyor? Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları zarar ediyor. Ve bu da büyük ölçüde damat Berat Albayrak dönemini ilgilendiren bir husus. O da zaten biliyorsunuz… Soruların biri, “128 milyar dolar nerede?” ise, bir diğeri de: “Berat Albayrak nerede?” Çünkü kendisi ne zamandan beri ortalıkta yok. İstifa ya da “görevinden affı”nı talep ettiğinden –instagram üzerinden, herhalde dünyada böyle başka bir örnek yoktur–, o zamandan beri gözükmüyor. Cumhurbaşkanı’nın kendisinden son günlerde birkaç kere olumlu bahsetmesinden dolayı geri döneceği sanıldı, beklendi. Partiye geleceği söylendi, gelmedi. Kabineye döneceği söylendi, kabine değişikliği henüz olmadığı için henüz belli değil; ama sanki olacağa da benzemiyor. Burada benim esas dile getirmek istediğim husus, bu bir cümlenin ne kadar etkili olabildiği; siyasette, muhalefet kampanyasında bazen bir cümlenin, bir sloganın, bir mottonun nasıl etkili olabileceği. Adalet Yürüyüşü’nde sadece “Adalet” kelimesiydi. Burada bir cümle var: “128 milyar dolar nerede?” Önce Cumhurbaşkanı’na hakaret diye toplatıldı. Şimdi toplatılmaya devam ediyor. Ancak indirilenlerin yerine CHP’liler yenilerini asmaya devam ediyorlar. Açık söylemek gerekirse, bu afişler ya da pankartlar indirilmese bu kadar etkili olmazdı. Devlet eliyle indiriliyor olması, savcı kararıyla ve polis eliyle vinçlerle çok büyük bir operasyonmuş, terörle mücadele operasyonuymuş gibi yapılıyor olması kampanyayı daha işlevli hâle getiriyor. Burada ülkeyi yönetenlerin bir başka aczini daha görüyoruz. Öyle bir çaresizlik hâli var ki, bununla mücadele etmek isterken geliştirdikleri cevaplar bu kampanyanın daha da etkili olmasını, daha da çarpıcı olmasını beraberinde getiriyor. Bunlar asılı olsaydı ve kimse dokunmasaydı, geçenlerin görüp geçeceği, belki de kafasına birtakım soruların geleceği bir şey olacaktı. Ama insanların daha fazla dikkatini çekiyor şu an. Bu sefer de, “Neden indiriliyor acaba? Bu işte bir iş var” deniliyor. Öncelikle rakam çok büyük. 128 milyar doları çarpmadım, ama TL olarak herhalde çok çok daha büyüktür. Hele eski TL olarak bakılsa, herhalde ona kelime bulmakta zorlanabilirdik. Tam bir fiyaskodan bahsediyor CHP’liler. Burada, dünkü Levent Gültekin yayınında da söylediğim gibi, sosyal medyadan “128 milyar dolar nerede?” kampanyasına diğer muhalefet partilerinden de katılımlar olduğunu görmüştüm. Aynı şekilde “128 milyar dolar nerede?” meselesini İYİ Parti’den ya da DEVA’dan ya da Gelecek’ten birtakım liderlerin de seslendirdiğini gördük. Fakat organize bir ortak muhalefet kampanyası hâlinde değil. Şu hâliyle baktığımız zaman, esas olarak CHP’nin yürüttüğü aslında mütevazı bir kampanya. Nasıl mütevazı? Bakıyorsunuz: CHP’nin elinde çok büyük bir medya imkânı yok. Sosyal medya üzerinden ya da parti binalarına asılan pankartlar üzerinden gidiyor. Kılıçdaroğlu grup toplantısında söylüyor, sözcüler söylüyor. Sözcüler basın toplantısında söylüyor; ama kim ne kadar haber yapıyor çok belli değil. Normal hâliyle baktığımız zaman, bu 128 milyar sözünün CHP’nin gücünün çok ötesinde bir karşılık bulduğunu, etkisinin olduğunu ve yayıldığını görüyoruz. Bunun bir nedeni tabii ki olayın kendisi, sorunun kendisi. Çok ciddi bir şey; hepimizi doğrudan ilgilendiren, hepimizin varlıkları söz konusu ve çok büyük bir rakam söz konusu. İkincisi, burada iktidarın tatminkâr bir açıklama yapamaması. Daha önceki süreçte önemsemiyormuş gibi davrandılar, geçiştirmeye çalıştılar; şimdi açıklamaya çalışıyorlar, ama bunların hiçbiri insanları tam olarak ikna edemiyor. Şu hâliyle baktığımız zaman, döviz kurları hiç parlak değil Türk lirası açısından, ekonomi hiç parlak değil; ekonomik kriz, işsizlik, enflasyon sürüyor. Eğer bir şeyler düzelmiş olsaydı. Mesela diyelim ki döviz kuru, enflasyon, faiz oranları düşmüş olsaydı. Devlet salgında vatandaşlarına, özellikle küçük esnafa ya da işlerini kaybetme durumunda olanlara birtakım karşılıksız yardımlar yapıyor olsaydı, o zaman derdi ki: “Soruyorsunuz, buralara harcandı, bunlar çözüldü”. Buradaki esas mesele, şu paralar bir yere harcanıyor bir şeyler çözülsün diye; ama hiçbir şey çözülmüyor, tam tersine daha güçlü bir şekilde krizler ve sorunlar devam ediyor — bütün mesele zaten burada.

Burada şunu düşünenlerde olabilir: Bu birilerine, yandaşlara vs. imkân mı sağlandı, buradan birtakım rantlar mı sağlandı? Olur olmaz; bunun bir yere kadar çok fazla bir anlamı yok. Burada esas olarak 128 milyar doların anlık birtakım tepkilerle çarçur edilmiş olması galiba esas sorun. Birisine gitmiş olmasının, bir yerden gitmiş olmasının çok fazla bir anlamı yok. Birisi bir şey kaybediyorsa illâki birisi bir şeyler kazanıyordur. Birilerinin bir şey kazandığı muhakkak; ama bunların bir yerden sonra çok da önemi olmayabilir. Bir yerden sonra diyorum. Tabii ki önemli, tabii ki o büyük iniş-çıkışlarda kimlerin düşük fiyattan alıp yüksek fiyata sattığını bilmek tabii ki önemli olur. Ama bütün bunlar bir yana, sonuçta ekonomik gidişata müdahil olmak adı altında atılan birtakım adımların, bozdurulan dövizlerin hiçbir işe yaramadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ve burada akla gelen sonuç da, cevap vermek yerine savcıları polisleri pankartların üzerine salmak.

Bir film vardı. Filmi hatırlamıyorum, ama şu sahneyi çok iyi hatırlıyorum. Bir enternasyonal marşı çalar ve askerler marşı durduramazlar ve hoparlöre kurşun atarlar. Hoparlörü susturmaya çalışırlar. Bu da böyle oluyor. Buradaki mesele, sorunun cevabı verilemeyince, tatminkâr bir cevap verilemeyince, devlet bunu susturmaya çalışıyor. Yani bükemediği bileği kırmaya çalışmak gibi. Ama bu cümle artık Türkiye’ye yerleşmiş durumda.

Bugün Kemal Can Gazete Duvar’da tam da bunu yazmış. Mahcubiyet duygusu, utanma duygusuyla alâkalı bir yazı yazmış. 128 milyar dolar da var. RTÜK Başkanı’nın söylediği çift maaşla ilgili, “Hem yasal, hem etik” açıklaması da var. Örnekler çok. Diyanet İşleri Başkanı’nın zekât neyiydi? “Türkiye’nin ne kadar bir zekât potansiyeli var” gibi bir açıklaması da var. Bütün bunların hepsine baktığımız zaman, artık bir yerden sonra iktidarın ve iktidarla birlikte hareket edenlerin, sözcülerinin, kadrolarının –tabii Fahrettin Koca, Kemal’in yazısında o da vardı–, Fahrettin Koca’nın bütün herkesi bu yaşananlardan sorumlu tutuyor olması da, bütün bunların hepsi, aslında sahici sorulara ikna edici cevap veremeyen iktidarın nasıl olayı başka yerlere taşımak istediği, ama sahici soruların sadece ve sadece düzgün bir şekilde sorulabiliyor olmasının bile Türkiye’de siyaset yapmaya elverişli bir zemini nasıl hazırladığını bize gösteriyor.

Bu konuyu kapatıp bir duyuru yapayım. Bugün Almanya Yeşiller Partisi milletvekili Cem Özdemir ile akşam bir yayında Yeşiller Partisi’nin iktidara yürüyüşünü konuşacağım. İzlemenizi tavsiye ederim; çünkü çok ilginç bir dönüşüm yaşanıyor. Almanya çok öne çıkan bir örnek; ama Yeşiller dünyanın, Batı’nın birçok yerinde önemli çıkışlar yakaladılar. Almanya’da Eylül ayında yapılacak seçimler öncesi, birtakım federal seçimlerde gözüktüğü gibi, Yeşiller Partisi yükselen bir güç. Onu Cem Özdemir ile konuşacağız.

Ve bir kez daha izleyicilerimizden, dinleyicilerimizden –çünkü bu yayınları podcast’tan dinleyen çok sayıda kişinin de olduğunu biliyoruz–, bizlere ve bizim gibi bağımsız ve özgür medya için çaba sarf edenlere desteklerini artırarak sürdürmelerini temenni ettiğimizi söylemek istiyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus