İSTANBUL (Medyascope) – CHP’ye yönelik siyasi baskılar, casusluk davası ve Halk TV’de yaşanan istifalar tartışılmaya devam ediyor. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Kemal Can, Haftaya Bakış’ta bu süreçte yaşanan gerilimleri, siyasi operasyon iddialarını ve medya-siyaset ilişkisini değerlendirdi.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Kemal Can, CHP’ye yönelik yargı süreçlerini, casusluk davası iddialarını medya operasyonlarını ve Halk TV’de yaşanan istifaları değerlendirdi. Muhalefete yönelik operasyonları “topyekûn savaş” olarak adlandıran Ruşen Çakır, son dönemde artan “bel altı saldırılar” ve medya üzerinden yürütülen kampanyaların siyaseti zehirlediğini ifade etti.

CHP’ye saldırılar tırmanıyor
CHP yönetimine ve kadın milletvekillerine yönelik sosyal medya ile medya üzerinden yürütülen kampanyaları değerlendiren Ruşen Çakır, bazı yayınların “ahlaksızca yürüyen bir saldırı furyası” haline geldiğini söyleyerek, iktidar çevrelerinden bu yayınlara karşı herhangi bir tepki gelmediğini belirtti. Çakır, ortaya atılan iddiaların çoğunun “seri üretim” şeklinde yayıldığını ifade etti.
Kemal Can ise iktidarın muhalefet üzerindeki etkisini sürdürebilmek için “sürekli doz artırmak zorunda kaldığını” söyledi. Operasyonların etkisinin zamanla zayıfladığını ancak buna rağmen daha sert yöntemlerin devreye sokulduğunu savunan Can, bunun toplumda “ölçünün kaçtığı” algısını büyüttüğünü dile getirdi. Muhalefetin ise bu iddialara cevap vermek zorunda kaldığını ancak her yanıtın yeni bir tartışmayı büyüttüğünü belirtti.
Kemal Can şöyle konuştu:
“Bazen yargı eliyle, bazen troller aracılığıyla, bazen dedikodular üzerinden, bazen başka yollarla bir müdahale geliyor. Ancak yapılan her şey sınırlı bir etki yaratıyor ve o etki de çok hızlı biçimde zayıflıyor. Üstelik toplumdaki temel kanaati değiştirmiyor. Yani insanların, bütün bu davaların siyasi olduğu yönündeki düşüncesi değişmiyor. Aynı şekilde tüm bu tezgâhın ve dedikoduların siyasi bir amaç taşıdığına dair kanaat de değişmiyor. Bu nedenle kimse, söz konusu isimlerin gerçekten neye karıştığı ile ilgili fikrini değiştirmiyor. Dolayısıyla bu etkinin sürmesi için sürekli dozun artırılması gerekiyor.”
Casusluk davası
Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında açılan “casusluk” davasında etkin pişmanlıktan yararlanan Hüseyin Gün’ün “Ben casus değilim, kimseyi de casuslukla itham etmiyorum” dediğini aktaran Çakır, davanın temel dayanağının çöktüğünü, buna rağmen mahkemenin tutukluluğun devamı yönünde karar verdiğini söyledi.
Kemal Can ise davada “casusluk” suçlamasını destekleyecek herhangi bir somut delil ya da eylem bulunmadığını vurguladı. Can, “Casusluk olduğu iddia edilen eylem ortada yok” diyerek, yargı süreçlerinin hukuki değil siyasi kararlarla yürütüldüğünü öne sürdü. Davaların belirli kişileri cezalandırma amacıyla açıldığını savunan Can, Türkiye’deki bu süreçlerin ileride hukuk literatürüne konu olabileceğini ifade etti.
Halk TV olayı
Halk TV’de yaşanan istifalar da programda konuşuldu. Ruşen Çakır, Seda Selek, Gökmen Karadağ ve Remziye Demirkol gibi isimlerin kanaldan ayrılmasının medya sektörü açısından önemli bir kırılma olduğunu ifade etti. Halk TV’den ayrılan gazetecilerin sektörde alternatif alan bulmasının zor olduğuna dikkat çeken Çakır, buna rağmen birçok gazetecinin çalışma koşulları nedeniyle ayrılmayı tercih ettiğini söyledi.
Kemal Can da medya alanındaki tartışmaların “magazinleştirilerek” ele alındığını savunurken, gazetecilik emeğinin giderek değersizleştirildiğini söyledi. Can, yaşananların yalnızca bir kanal meselesi olmadığını belirterek, “Yapılan her iş değersizleştiriliyor” diye konuştu.








