128 milyar dolar: Erdoğan’ın büyük çaresizliği

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün AKP TBMM grup konuşmasının çok geniş bir bölümünü muhalefetin 128 milyar dolar kampanyasına cevap vermeye ayırdı. Ayrıca yine aynı konuda 6 dakikayı aşan bir video hazırlanıp yayınlandı. Bütün bunlar gündemi artık Erdoğan’ın değil muhalefetin belirlemekte olduğunun kanıtları olarak görülebilir mi?

Yayına hazırlayan: Zelal Direkci

Merhaba, iyi günler. Bugün öğlen kabineyle ilgili yayının sonunda sözünü ettiğim yayını yapıyorum. Bir günde ikinci yayın oluyor. Artık benden bıkacaksınız, ama bunu bugünden yapmak istedim sıcağı sıcağına. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün AKP grup toplantısında yaptığı konuşmayı baştan sona okudum ve notlar aldım. Bu konuşma başlı başına bir yorumu –ya da yeni Aile Bakanı Derya Yanık bana “analizci” demiş ya– “analiz”i hak eden bir olay. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Erdoğan konuşmasının önemli bir bölümünü 128 milyar dolar konusuna ayırdı. Aslında son birkaç gündür değişik yetkililer bu konuda açıklamalar yapageldiler — Merkez Bankası Başkanı ya da Nurettin Canikli gibi isimler. Ve şimdi de Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuya çok geniş bir yer verdi. Ve diyor ki: “Bu meseleye doğrudan girmemek için epeyce sabrettik. Baktık ki birileri, önemsememekten kaynaklanan sessizliğimizi korku sanarak yalanların dozunu artırıyor. Bugün etraflıca meseleye girme kararı aldık.” Evet bu bir stratejik karar. Önce diyor önemsemedik, ama yalanlar büyüyünce korkmadığımızı göstermek için cevap veriyoruz.

Şimdi bu yayına girmeden önce, güvendiğim birtakım iletişim uzmanlarıyla da konuştum. Ben de gazeteciliği az buçuk bildiğini sanan birisiyim, ama bu doğrudan siyasi iletişimin alanına giriyor. Erdoğan’ın bu yaptığı ne derece doğru? Şimdi bunun bir de ek bir boyutu var. Altı dakikayı aşkın bir videosu var. Bunu da paylaştılar. İlk başta sanıyorsunuz ki AKP bu video için birisini konuşturuyor, hayır. Yalan üzerine, meşhur propaganda bakanı Goebbels’e atfedilen bir şeydir o: Ne kadar büyük yalan söylerseniz o kadar çok inandırıcı olur. Bunu bir yerde sunum yapmış, o sunumdan bölümden alıp koymuşlar. Ama bu video baştan sona CHP propagandası. Yani CHP propagandasının içerisinden parçaları almışlar koymuşlar. Ve bunları daha sonra da yalanlamaya gidiyorlar. Benim bildiğim, bu tür bir şeyi yaptığınız zaman, birisine cevap verdiğiniz ya da vermeye kalktığınız zaman, istediğiniz kadar bu kişinin yalancı ya da cahil olduğunu söyleyin –ki Erdoğan bugünkü konuşmasında Arapça birtakım cehaletin kategorilerini de anlattı: cehli basit, cehli mürekkep, cehli mikap gibi– ne kadar bunları söylerseniz söyleyin, aslında siz bu şeyin propagandasını yapmış olursunuz. Benim bildiğim böyledir. Konuştuğum iletişimci tanıdıklarım, güvendiğim isimler de bir anlamda benim düşündüğüm gibi düşünüyorlarmış. Sonuçta bu aslında Erdoğan’ın gücünü değil güçsüzlüğünü ve de başlığa çıkarttığımız gibi “çaresizliği”ni gösteriyor. Neden bunu şu âna kadar yapmadı? Şu anda görüyorsunuz: CHP’li İlhan Kesici’nin sözlerini kendilerine dayanak alıyorlar. Bunu zaten sosyal medyada da bayağı konuşmuşlardı. İlhan Kesici Halk TV’deki bir yayında, 128 milyar konusunda muhalefetin söylediğinden farklı bir şeyler ima etmiş belli ki ve oradan hareketle iktidar kendisini aklayıcı olarak İlhan Kesici’ye başvuruyor. Bunu bir parantez içerisinde vermiş olalım.

Şimdi Erdoğan’ın AKP iktidarına geldiği andan itibaren temel stratejisi –ki başarılı olmuş bir stratejidir– karşı tarafı çok fazla önemsemeden, karşı tarafa cevap yetiştirmeyi önemsemeden kendi bildiğini anlatması, dayatmasıdır. Ve karşı tarafı, muhalefeti kendisine cevap vermek zorunda bırakmasıdır. Deniz Baykal’ın liderliğindeki CHP’nin AKP’ye karşı muhalefetinin neredeyse tamamı böyle seyretti. MHP muhalefetteyken aynı şekilde Devlet Bahçeli sürekli Erdoğan’a cevap yetiştirmeye çalıştı. Erdoğan bu kişileri, Baykal’ı da Bahçeli’yi de tabii ki eleştirdi, diline doladı; ama hep üstten baktı, onları küçümsedi, alay etti ve şöyle bir havadaydı: “Onlar bir şeyler söylüyor olabilir, biz önümüze bakıyoruz. Biz onların söylediklerine bakmıyoruz, onların söylediklerinin bir anlamı da yok. Biz yaparız, onlar konuşur” diyordu. Ve baktığımız zaman da muhalefet Erdoğan’ın arkasından Erdoğan’a yetişmeye ve onu durdurmaya çalışıyordu. Kılıçdaroğlu’nun ilk dönemleri de böyleydi. Özellikle bir grup konuşmasını dinlediğimi aktarmıştım daha önceki yorumlarımdan birinde. Sürekli “Erdoğan, Erdoğan, Erdoğan” diye konuşup aslında Erdoğan’ın propagandasını, reklamını yapıyordu. Bu anlamda muhalefetin bir çaresizliği vardı Erdoğan’a karşı. Erdoğan bir oyunu kuruyordu ve muhalefet o oyunun kuralını değiştirmeyip, bir şekilde ona adapte olmaya çalışıyordu. Fakat artık bu iş böyle değil. Burada en kritik olaylardan birisinin “Adalet Yürüyüşü” olduğunu daha önce çok konuştuk. Geçen yaptığım yayında da, hatırlayacaksınız, 128 milyar dolar kampanyasının bir tür yeni Adalet Yürüyüşü efekti yarattığını söylemiştim. Ve iktidarın bu 128 milyar dolarla ilgili CHP pankartlarını indirmesinin çok büyük bir yanlış olduğunu, bu sâyede bu kampanyanın daha da büyüdüğünü söylemiştim. Buna benzer yorumu yapan çok sayıda birbirinden farklı kişi olduğunu da daha sonra gördüm. Şimdi bugünkü konuşma artık bunun zirvesi. Pankartlar indirildi, bir işe yaramadı. Şimdi o pankartlar videoya konulup, onun üzerinden, “O aslında öyle değil, şöyle” diye bir açıklama yapmaya çalışıyor — gerek videoda, gerek AK Parti grup konuşmasında. Şimdi, uzun uzun anlatıyor. “Hiçbir yere para gitmemiştir, para Türkiye’nin içindedir, bu büyük bir yalandır” vs. diye uzun uzun anlatıyor. Fakat bu uzun uzun anlatmalardan hareketle –ya da benim gibi şu anda Hürriyet gazetesinin internet sitesi biliyorsunuz Erdoğan’ın bütün konuşmalarını, Erdoğan’dan önemli açıklamalar diye verir; tam metin halinde koyar, aynı zamanda videosunu da koyar, aynı zamanda şu gördüğünüz videoyu da içine gömer tam bir parti gazetesi gibi– orada okuyorsunuz, bakıyorsunuz ya da bütün televizyonlar canlı yayınlıyor zaten, izliyorsunuz-dinliyorsunuz. Sonuçta aklınızda açıkçası şöyle bir şey kalıyor: “Birileri bir şey diyor, birileri bir şey diyor.” En basitleştirerek anlatıyorum. “Muhalefet ‘128 milyar dolar’ diyor, Cumhurbaşkanı buna cevap veriyor, burada bir iş var” deyip kapatıyorsunuz. 128 milyar doların buradaki detaylarına hâkim olmanız çok da şart değil. Bakıyorsunuz, Erdoğan anlatıyor ve olayı kapattığını düşünüyor ve sonrasında da diyor ki — burası ayrıca önemli: “Hakikatler apaçık ortadayken Türkiye’nin itibarını düşürmek, kredibilitesine zarar vermek, yatırımcıların güvenini sarsmak için yürütülen ‘128 milyar dolar nerede?’ kampanyasını siyasî muhalefet sâikiyle açıklamak mümkün değildir. Ortada bu ülkeye ve millete yönelik aleni bir ihanet, aleni bir saldırı, aleni bir hançerleme vardır. Bu izahlarımıza rağmen hâlâ aynı terâneleri tekrar eden hiç kimseyi masum kabul etmeyeceğiz.” 128 milyarı Erdoğan açıkladı, artık bitti, olay kapandı. Artık onun açıklamalarına itibar etmiyorsanız, hiçbirimiz masum değiliz. Etmeyen hiç kimse masum değil. “Bunların ceddi de rahmetli Menderes’in…” diye devam ediyor. Yani olay artık yine bir vatana ihânete düğümlenmiş durumda. “128 milyar dolar nerede?” kampanyası diye bir cümleyi Erdoğan kurduğu andan itibaren o kampanyanın başarılı olduğunu anlıyoruz. Verdiği cevabın kendince tatminkâr olduğunu düşünebilir. Birçok kişi de bunun farklı olduğunu düşünebilir. Ama şurası muhakkak ki bu yaptığı konuşma, bu yaptığı video 128 milyar tartışmasını kapatmıyor. Tam tersi tartışmayı büyütüyor. Tartışmanın etkili olduğunu gösteriyor. Ve Erdoğan’ın iktidarının nerede hassas olduğunu, yumuşak karnını gösteriyor. Dünkü grup toplantısında Bahçeli’nin de aynı şekilde 128 milyar dolara çok öfkelenmesi, bu iddiaya ve bunun karşısına emekli amiralleri çıkartması var. Emekli amiraller bugün Erdoğan’ın konuşmasında da vardı; ama orada da biliyoruz ki hiç kimse tutuklanmadı, gözaltına alınanların ya da ifadeye çağırılanların hepsi ev hapsi vs., adlî kontrol şartıyla serbest bırakıldı.. Sonra başkalarına da gidildi, ama ortada bir darbe tezgâhı vs. olsaydı herhalde savcılık ve yargı başka tür uygulamalara giderdi. Ama dillerden hâlâ düşmüyor. 128 milyar doları dengelemek için emekli amirallerin açıklamasını çıkartmak, onunla dengelemeye çalışmak, benim görüşüme göre çok fazla işe yarayan bir strateji değil. Bu strateji de aynı şekilde işe yarayan bir strateji değil. Hatırlanacaktır, cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyası sırasında Muharrem İnce Erdoğan videoları yayınlıyordu ekranda miting alanında ve Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracağını düşünüyordu bu videolar üzerinden. O tarihte de bunun tam tersi bir etki yaratacağını, çünkü rakibinin propagandasını yapmak anlamına geldiğini söylemiştim. Bugün Erdoğan –ki bunu en iyi bilen siyasetçilerden biri olarak biliniyordu, en azından ben öyle düşünüyordum– ama son izlediğim bu defansif tutumu, muhalefetin çok çok da başarılı olmayan, yani büyük ölçüde 128 milyara dayalı kampanyasının etkisini artırdı, ama bir kere geç kaldı. İlk telaffuzu ile kampanyaya dönüştürülmesi arasında bir zaman dilimi vardı. Yeterince etkili olmadığını ya da yeterince güçlü olmadığını düşündüğümüz kampanya –ya da benim düşündüğüm diyeyim, çoğul şahıs kullanmayayım, tekil şahıs kullanayım– iktidarın yanlış cevaplarıyla, afişleri indirmek, suçlamak, cumhurbaşkanına hakaretten dava açmak vs. gibi hususlarla ve şimdi de üzerine videolar yapmak ve Erdoğan’ı konuşmasının tüm Türkiye’de yayınlanan konuşmasının ezici bir bölümünü buna ayırmak yoluyla, kampanya gerçekten amacına fazlasıyla ulaşmış oldu. Bu çaresizlik aslında genel bir çaresizliğin, 128 milyar dolar iddiaları karşısında ortaya çıkan bir bölümü. Aslında genel bir çaresizlik var. İktidar artık muhalefetin söylediklerine, kendisine yönelik eleştirilere karşı kayıtsız bir tutum takınamıyor. Öğlen yaptığım yayında Ruhsar Pekcan’ın görevden alınmasının da bu anlamıyla yeni ve şaşırtıcı olduğunu söylemiştim. Orada da bir başka üst üste denk gelme var. Normal şartlarda Erdoğan –tekrar ediyorum öğlenki yayında söylediklerimi– Erdoğan, muhalefetin saldırdığı, suçladığı kendi kadrosuna sahip çıkardı. En azından o anda onlara karşı bir yaptırım uygulamazdı, zamana yayardı. Ama burada hemen ertesi günü bakanın görevden alınması ve “görevden alınmıştır” diye Resmî Gazete’de de yazılmış olması, yine muhalefetin bir iddiasında üstünlük sağladığını bize gösterdi. 128 milyar da keza öyle. Artık oyun kuran, başkalarını peşinden sürükleyen bir Erdoğan’ın olmadığını, özellikle böyle kritik olaylarda çok ciddi bir şekilde bocaladığını görüyoruz.

Bugün Bekir Ağırdır, Murat Sabuncu ile yaptığı yayında şunu söylemiş, onu da aktarayım. Diyor ki: “AK parti ilk kez savunma stratejisine mecbur kalıyor ve oynamayı bilmediği için gelen her hücuma tekme tokatla karşılık veriyor.” Bu benim düşündüklerimin çok daha gelişmiş, detaylandırılış bir hâli — Bekir’e bu noktada katılıyorum. İlk kez olduğuna çok emin değilim. İlk kez savunma stratejisi değil bence; ama bu çok daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı. Ve oynamayı bilmediği için gelen her hücuma tekme tokatla karşılık veriyor saptaması da bence çok isabetli. Erdoğan’ın bugünkü konuşması ve o video tam da böyle bir çaresizliğin, Bekir Ağırdır’ın söylediği tekme tokatla karşılık vermeye çalışmanın örnekleriydi. İletişim kavramının bu kadar öne çıktığı cumhurbaşkanlığı başkanlık sisteminde, krizler karşısında, krizleri yönetme ve kriz iletişimi konusunda gösterilen başarısızlık gerçekten çok çarpıcı. Benim gördüğüm kadarıyla burada çok ciddi bir iletişim başarısızlığı var. Bir benzer örneği Boğaziçi Üniversitesi olayında gördük. Melih Bulu başlı başına bir iletişim becerisizliği gösterdi. Zaten istese de yapamazdı; ama tam anlamıyla gerçekten bir fiyasko sergiledi ve sonunda ne yaptı? Kendisini Boğaziçi Üniversitesi’nde yeni açılan İletişim Fakültesi’nin dekanı olarak atadı. İşte bu da Türkiye’nin son dönemde artık sıklıkla gördüğümüz garabetlerine bir örnek oldu. En kötü iletişimi yapanın kendi kendini İletişim Fakültesi dekanı atadığı bir ülkedeyiz. “Cevap veriyoruz, büyük yalanları noktalıyoruz. Bundan sonra hâlâ bu yalanlara inanan varsa vatan hainidir” diyerek ülkenin yönetilemediğini, yönetilemeyeceğini bir kez daha bu 128 milyar dolar örneğinde gördüğümüzü düşünüyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus