Boğaziçi Üniversitesi girişinde LGBTİ+ bayrağı açan öğrenci anlattı: “Benim için sadece bir yardım çığlığıydı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Boğaziçi Üniversitesi’nde rektör ataması protestolarında LGBTİ+ bayrağı açtığı için hakkında disiplin soruşturması başlatılan, soruşturmaya giderken LGBTİ+ bayrakları taşıdığı için gözaltına alınan, aynı gerekçeyle hakkında dava açılan öğrenci, yaşadıklarını Medyascope’a anlattı.

Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasının ardından istifası talebiyle başlayan eylemler 4 Ocak’tan beri sürüyor.

Fotoğraf: Murat Bay

Geçen süreçte 11 öğrenci tutuklandı, çok sayıda öğrenci gözaltına alındı. Çok sayıda öğrenciye ev hapsi cezaları verildi, öğrencilere davaların yanı sıra okul içinde de soruşturmalar açıldı. Üniversitedeki LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü kapatıldı.

1 Şubat’taki protestolar sırasında Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü kapısının üzerine çıkarak LGBTİ+ bayrağı açan öğrenci N.D. hakkında üniversite disiplin soruşturması başlattı. N.D. soruşturmaya giderken yine LGBTİ+ bayrağı taşıdığı için gözaltına alındı, hakkında 11 öğrenci ile birlikte iddianame hazırlandı. N.D. ile yaşadığı süreci konuştuk.

N.D., kapının üzerine çıkışının bir yardım çığlığı olduğunu söyledi ve karşılaştıkları muamelelerin LGBTİ+’ları engelleyemeyeceğini belirtti.

“Oraya çıkmak benim için yardım çığlığıydı”

Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü son sınıf öğrencisi N.D., 1 Şubat’ta protesto için üniversiteye gelenlerle buluşmak isterken kampüsten çıkarılmadıklarını anlattı:

“1 Şubat’ta yapılan açık eylem çağrısında ‘Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör istemiyoruz’ protestoları, diğer öğrenci dayanışmaları, örgütlü mücadele sürdüren insanlar ve gençlik örgütlerince sahiplenilmişti. Biliyoruz ki ne ilk defa Boğaziçi’ne kayyum rektör atandı ne de üniversiteler kayyum atanan ilk kurumdu. 1 Şubat eylemlerinde ne yazık ki daha kampüs dışında bizimle dayanışma için gelen arkadaşlarımızla bulaşamamışken okul içinde polisin Etiler kapıyı tuttuğunu ve bizi dışarı çıkarmayacağını söylemesi ile yüzleştik. Halbuki biz arkadaşlarımızla buluşmaya gidiyorduk.”

N.D. kampüsün giriş kapısına çıkıp LGBTİ+ bayrağı açtığı anı ise şöyle aktardı:

“Dışarıda çok sayıda gözaltı vardı. Bunun çaresizliği ve umutsuzluğu içinde açık cezaevine çevrilmiş kampüsümüzden çıkamamak can sıkıcıydı. Zaten yıllardır var olma mücadelesi sürdüren, kimlik mücadelesi sürdüren bir insan olarak, özne olarak daha fazla yıpranmaktan bunalmıştım ve bir şey yapmak istedim. Belki herkes tarafından cesur bir hamle olarak görülse de aslında oraya çıkmak benim için sadece bir yardım çığlığıydı. Elimde bayrak da yoktu oraya çıkmaya karar verdiğimde. Bir arkadaşımın elinde gördüm ve ‘Bunu sana vereceğim’ diyerek alıp çıktım. Merdivenleri tırmandım ve yukardaki polis kameramanı aşağıya hunharca bağırarak ‘Biri çıktı gelin’ dedi. Güvenlik beni aşağı mı atacak, ne yapacak endişesini duymaya başladım. Oraya çıkıp çığlık atmak, ‘Arkadaşlarımızı serbest bırakın, alışın buradayız gitmiyoruz, kayyum rektör istemiyoruz’ demek isterken bir anda canımın endişesine kapıldım. Bayrağı açtıktan sonra ölümsüz fotoğraf çekildi.

Sonra da aşağı inmeye karar verdim çünkü orada bana saldırabileceklerini düşünürken ve karşımda keskin nişancılar varken orada daha fazla durmak biraz zordu. Aşağı inmeye karar verdiğimde okulun özel güvenlik görevlilerinin benim çıktığım merdiveni sökmeye çalıştıklarını ve arkadaşlarımın da onlara engel olmaya çalıştığını gördüm. Çok endişelendim. Merdiveni sökerek beni yukarıda alıkoymaya çalıştılar.

En başından beri, özgür ve güvenli yarınlarım için ‘Kayyum rektör istemiyoruz’ demeye devam ettim, bunun için eylemlere katıldım. Ben Boğaziçi’nde gerçekten de özgür ve güvenli yaşam alanına sahip olduğumu hissederek okuyordum. Benim yaşam alanımdı orası. Boğaziçi’nin demokrasi değerlerini, bu güvenli yaşam alanını korumak için direnişe katkıda bulunmak istedim. Aslında süreç böyle başladı.”

“Soruşturmanın göz korkutmak için yapıldığını düşünüyorum”

N.D., hakkında üniversitede açılan disiplin soruşturmasını 9 Mart’ta öğrendiğini, kendisine verilen soruşturma yazısında bir yönetmelik maddesine atıf yapılmazken, LGBTİ+ bayrağı açmasının yanı sıra 1 Şubat’ta yaşanan tüm olayların sıralandığını söyledi:

“Ben o gün sokağa çıkma yasağı nedeniyle 20.00 civarı kampüsten ayrılmıştım, akşam boyunca orada değildim. Tüm yaşananları benim elimden çıkmış gibi yazmışlar. İnsanların hür iradeleriyle orada olduğunu bile kabullenmek istemiyor, sanki birilerinin yönlendirmesine ihtiyaç varmış gibi düşünüyorlar. Ben de oradaki herhangi bir öğrenci kadar haklarımı savunuyordum. Başlı başına iftira ve yalan içeren soruşturmanın sadece göz korkutmak için yapıldığını düşünüyorum. Soruşturma belgesinde yazdığı gibi rektörlük çalışanlarını ve Melih Bulu’yu alıkoymak ve binadan çıkarmamak gibi bir şey yaşanmadı. İnsanları korku iktidarı ile yönetmeye çalıştıkları bir Türkiye’de, atadıkları kayyumun da üniversiteyi korku iktidarı ile yönetmeye çalıştığı aşikar. Sanırım kendi korkularından da korktukları için rektörlükten çıkamamışlar. Biz sadece bir açıklama yapmasını istiyorduk. İlk eylemlilikte hiçbir şekilde öğrencilerin zarar görmesine izin vermeyeceğini söylemişti ama o zamandan bu zamana kaç öğrenci gözaltına alındı, kaç öğrenci kriminalize edildi, tutuklandı, ev hapsi aldı. Bunların sorumlusu, istifa etmeyerek bizzat Melih Bulu’dur.”

“Devlet bu nefretin ve biz LGBTİ+’lara saldırıların sorumlusu”

N.D., soruşturma kapsamında savunmasını vermesi için belirlenen 25 Mart günü ise dört arkadaşıyla birlikte Kuzey Kampüs’ten Güney Kampüs’e soruşturma için giderken yine LGBTİ+ bayrakları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı.

N.D., gözaltına alınışlarını ve sonraki süreci şöyle aktardı:

“Eylem çağrısında bulunmadık. Arkadaşlarımın bana desteğini ve dayanışmaya geldiğini bilerek güneyden kuzeye geçiş yapacaktık. Güvenlik görevlileri ‘Toplu geçmeyin gözaltı yapabilirler’ diye uyardı. Toplu geçmedik, üç-beş kişi, diğer küçük gruplarla aramıza mesafe bırakarak çıktık kampüsten. Ellerimizde bayrak yoktu. İki kişinin sırtında, benim de çantamda bayrak vardı.

Kapana kıstırdılar, bayrakları kaldırmamızı söylediler. Gözaltına alınırken gözaltına alındığımız söylenmedi. Bayraklarımız var diye ‘Gelin bakalım kimlik kontrolü yapalım’ dediler. Biz de zorluk çıkarmadan, sözlerinin doğruluğuna inanarak arabalara bindik. Halbuki gözaltına alınıyormuşuz, bunu iki-üç saat sonra öğrendik. Arabaya biner binmez telefonlarımıza el konuldu, avukatlarımıza, arkadaşlarımıza, ailemize haber vermemize izin verilmedi. Gözaltı prosedürü işletilmeye başlandı ama haklarımızdan bahsedilmedi, neden tutulduğumuz, nereye götürüldüğümüz söylenmedi. Sadece arabada bekletiliyorduk. İnsani koşullarda da değildik. Altı saat kadar ne su ne de yiyecek vardı, dışarıdan da haber alamıyorduk. Nefret söylemi ile karşı karşıya kaldık.

Bizden sonra da gözaltına alınan sekiz arkadaşımızla buluştuğumuzda darp edildiklerini gördük. Bizi savunmak için darp edildiklerini bilmek korkunç geliyor bana. Ne kadar sorumlu hissettiğimi anlatmam. ‘Gözaltına alınıyorum ve arkadaşlarım beni kurtarmak için darp ediliyor’ diye ben vicdanen sorumluluğu içimde hissediyorum. Halbuki bu sorumluluk tamamen devlette. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan ilkelerden biri cinsel yönelim, cinsiyet kimliği gözetilmeksizin herkesin eşit şekilde şiddetten korunma hakkı olduğu ve bunun gerekliliğiydi. Devletin sorumlu olması gereken buyken her yerden bize savaş açması, LGBTİ+ fobi ve nefret söylemi üreterek bize saldırması kabul edilemez. Devlet, bu nefretin ve biz LGBTİ+’lara saldırıların sorumlusudur.

Sırf yasak koymak ve korkutmak için gözaltına alındığımızı düşünüyorum. Ne gökkuşağı bayrağı, ne LGBTİ+’lar ne de LGBTİ+ mücadelesi kriminalize edilebilecek bir şey değil. Bunu terörize etmek, terör propagandası yerine koymak tamamen bir nefret söylemi ve LGBTİ+ fobidir. Bunu İçişleri Bakanı’nın ‘Dört LGBTİ+ sapkını gözaltına alındı’ diyerek LGBTİ+’lara yönelttiği nefret söyleminden de Cumhurbaşkanı’nın ‘Lezbiyen mezbiyen yok öyle bir şey’ derkenki sonsuz özgüveninden ve kimliklerimizi hiçe saymasından da biliyoruz. Bizim mücadele ettiğimiz zihniyet, bu her koldan saldırı ve nefret söylemine devam edenler. Soruşturmaya giderken de slogan atabilirdik, atmadık, eylem düzeninde değildik. Neye saldırdıklarını bile bilmiyorum. Kendi nefretlerine saldırıyorlar gibi geliyor.”

N.D.’nin de aralarında olduğu 12 öğrenci gözaltına alındıktan bir gün sonra, haftada bir imza verme yurtdışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol ile serbest bırakıldı.

25 Mart’ta gözaltına alınması nedeniyle yapılamayan soruşturma 19 Nisan’da gerçekleşti. N.D., “Yaşanan her şeyi ilk ağızdan, özne olarak deneyimlerimi ve söylemlerimi dile getirerek onların duyması ve dinlemesi için anlattım” dedi ve ekledi:

“Avukatım LGBTİ+ bayrağı açtığım için soruşturma açılmasının ayrımcılık yasağına aykırı bir tutum olduğunu söyledi. Disiplin kurulundan bir kişi ise ‘Ne bayrağı açtığın umurumuzda değil, biz de meraklı değiliz ama soruşturma var, biz de yürütüyoruz’ gibi konuştu. Ben de ‘Bu soruşturmaya istinaden kurban edilen bir özneyim ve söylemlerimin duyulmasını, beni dinlemenizi ve söylediklerimi esas almanızı istiyorum, o bayrağı açarken de beklediğim benim varlığımı kabul etmenizdi. Sizden de umurunuzda olmamasını değil, biraz da umursamanızı beklerdim’ dedim. Soruşturma kapsamında bir baskı yaşamadım.

Bu soruşturma göz korkutmak için yapıldı, bunun baskı olduğunun farkındaydık ama ne kayyumlar ne nefret ya da gözü karararak alınan kararlar bizi korkutmayacak. Biz asla yılmayacağız. Bu öğrenci dayanışması büyüyor ve farklı üniversitelerden, illerden destek almaya devam ediyoruz. Boğaziçi özelinde LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nün kapatılma kararı, Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’nun (CİTÖK) işlevsiz hale getirilmesi, LGBTİ+ fobi ile doğrudan ilişkilendirilmiş şiddet ve topyekûn saldırıya maruz kaldığımızın kanıtıdır.

Bir LGBTİ+ olarak artık ‘Vardık, varız, var olacağız’ söylemi ile kimliğimi hiçe sayan nefrete defansif siyasetle cevap vermek istemiyorum, artık bu söylem beni çok yoruyor. Artık demek istiyoruz ki ‘Alışın, buradayız’. Mücadelemiz varlık mücadelesi değil, biz zaten varız, bundan sonra boyutlandırılmış bir eylemlilikle haklarımızın varlığı ve meşruiyeti için mücadele etmemiz gerektiğini vurguluyoruz. Bunu yapmaya devam edeceğiz.”

“Hissettiğim şey hiçbir zaman çaresizlik ve umutsuzluk değil artık”

N.D.’nin de aralarında olduğu 12 öğrenci hakkında “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. İlk duruşma 3 Haziran’da. Sürecin davaya varacağını düşünüp düşünmediğini sorduğumuzda N.D., şöyle cevap verdi:

“İki aylık süreçte sürekli aktif olarak orada var olan öğrencileri gözaltı, soruşturma, tutuklama, ev hapsi cezaları ile susturmak isteyeceklerinin farkındaydık. İddianame beni korkutmadı çünkü bana isnat edilen suçlardan herhangi birini işlediğimi sanmıyorum. O gün gösteri, yürüyüş, protesto yapmadık bile. Soruşturmaya gidiyordum ve bana destek olmak isteyen arkadaşlarım vardı. Bu bence hak. Keza ne LGBTİ+ bayrağı suçtur ne de demokratik haklarını dile getirmek için bir araya gelen öğrencilerin birlikte olması suçtur. Biz yürüyüş gerçekleştirmedik ama yapsak bile bunun suç kabul edilmesi problem. İddianamenin ne içerdiğinden ziyade bunun meşru olmadığını, hukuksal zeminde politik tabanda değerinin olmadığını söyleyebilirim.”

N.D., yaşananlar karşısında ne hissettiği sorusunu “Çaresizlik ve umutsuzluk değil” diye yanıtladı:

“Bunun bir kimlik mücadelesi olmasından çıkması gerekiyor. İlk kayyumdan bu zamana LGBTİ+’lara yönelik şiddet hız kazanarak sürdürülüyor. LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nün kapatılması, ne Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’nun (CİTÖK) işlevsiz hale getirilmesi, ne bana açılan soruşturma, ne iddianameler ne de dava süreçleri LGBTİ+’ların var olmasını engelleyemeyecek. Bir anda ‘Olduğunuz şeyi olmaktan vazgeçin’ diyemezler.

Hissettiğim şey hiçbir zaman çaresizlik ve umutsuzluk değil artık. Boğaziçi’ni açık cezaevine çeviren zihniyet, korku iktidarını ancak kendi zihniyetinin eseri olabileceği yerlerde sürdürebilir. Ben özgür ve güvenli yaşamım için, özgür yarınlarım için mücadeleme devam edeceğim ve LGBTİ+’lar her yerde var olmaya devam edecek. Haklarımızı, demokratik taleplerimizi söylemekten çekinmiyoruz. Korkmuyoruz. Bu süreç, baskılarla, gözaltılarla, soruşturmalarla bizi susturabilecekleri biçimde sonlanmayacak.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus