Sedat Peker sırları dökmeye devam ediyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sedat Peker bu sabah Youtube’da yayınladığı “Derin Devletçiler, Pelikancılar; Bir Tripoda, Bir Kameraya Yenileceksiniz” başlıklı üçüncü videosunda Mehmet Ağar, oğlu AKP milletvekili Tolga Ağar ve Pelikancılar dediği gruba yönelik suçlamalarını sürdürdü. Peker’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a saygı ve sevgisini vurgulamaya özen gösterdiği video Türkiye’deki “derin devlet” yapılanması hakkında yeni bilgi ve ipuçları sunuyor.

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Öncelikle Anneler Günü’nü kutlamak istiyorum. Anneleri ve anne olmasa da tüm kadınları kutlamak istiyorum. Annesini yaklaşık 30 yıl önce kaybetmiş birisi olarak, anneleri olan izleyicilerime annelerine benim adıma da sarılmalarını istiyorum. Sedat Peker konuşacağız. Bekliyordum açıkçası, hatta arkadaşlara da söylemiştim, “Bu hafta sonu yeni bir video yapar herhalde” diye. O yaptıkça da biz konuşuyoruz. Aslında birçok şeyi tekrar tekrar söylüyor. Bugün sabahtan yayınlanan videosu tam bir saatlik bir video. Kendisi de bir yerde söylediği gibi, aynı videonun içerisinde bazı şeyleri tekrar tekrar söylüyor, ama her seferinde yeni birtakım şeyler de söylüyor — üzerinde konuşmaya değecek şeyler. Bir kere, sürekli vurguladıkları var, bir de ilk kez söyledikleri var ve yolladığı kimi zaman açık kimi zaman örtülü mesajlar var. Bunların ne kadarı doğru, ne kadarı eksik? Bunun taraflarının devreye girmesi ile netleşir; ama böyle bir şey olmayacak anlaşılan. Çünkü buradaki dile getirilen hususların aslında çoğu, hemen hemen hepsi gayrimeşru hususlar, yasalar dahilinde yapılan şeyler değil. 

Sonuçta bir suç tartışılıyor. Sedat Peker, sırları ifşa etmeye devam ediyor; fakat burada iki tane sırdan bahsetmek lâzım: Bir, gizliler, saklananlar, bir de hani vazonun sırlarının dökülmesi gibi. Bir de böyle bir boyut var, böyle bir cila var. Devlet, derin devlet… Türkiye’de devlet ve derin devlet çok iç içe geçmiş kavramlar. Ve Sedat Peker de zaten belli ki buna çok kafa yoruyor ve burada çok ciddi bir sorun yaşıyor. Şunu söylüyor sık sık: “Evet, devlet ebed müddettir. Devlet kutsaldır, ama bu demek değildir ki her devlet adamı kutsaldır, her devlet adamının yaptıkları kutsaldır” diyerek, devleti soyut bir şey olarak koyuyor, onu kutsuyor. Bir de somut olarak devlet adına iş yapan belli yerlere gelen kişileri ele alıyor ve videolarında özellikle bu kişileri sürekli olarak şikâyet ediyor. 

Şikâyet etmenin ötesinde, onlara meydan okuyor, onlarla savaş içerisinde — ki bunun nedeni o kişilerin kendisine savaş açması. Bu bir kere çok net. Eğer kendisine bir savaş açılmış olmasaydı, Sedat Peker bunları yapmayacaktı. Hatta ilk Makedonya’ya gittiğinde, Balkanlar’a gittiğinde, orada da videolar yapıyordu. O videolarda daha böyle tekil birtakım şahıslara yönelik, Mehmet Ağar’dan ziyade başka birtakım yeraltı dünyasının isimlerine yönelik şeylerdi ve çok agresif değildi. Ve oralarda da diyordu ki: “Ben geri döneceğim, geri çağrılacağım, kısa bir süreliğine buradayım.” Ama şimdi geri çağrılmak yerine, mevcutlu bir şekilde getirilmek söz konusu olduğu için, yani hakkında soruşturma açılıp yakalanma emri çıkarıldığı için, Türkiye’deki evine baskın yapıldığı için ve hep vurguladığı gibi eşine ve çocuklarına bu baskın sırasında kendi iddiasına göre kötü muamele yapıldığı için bunları söylüyor. Yani bir yerde olay kopmuş. Koparanın kendisi olmadığını anlamak mümkün; ama birileri onun ipini çekmişler ya da çekmek istemişler. O da şunu söylüyor: “Ben kolay lokma değilim. Hepinizi yeneceğim, hepiniz yenileceksiniz.” Bunu birkaç kez söylüyor. “Yenileceksiniz” diye vurguluyor; hatta kasetin sonunda bir solcu gence atfen söylediği, “Dünyayı yakarsa garipler yakar”… Müslüm Gürses’ten bu lâf, bunu hatırlatmış. O da diyor ki: “Bu sefer garipler değil, ben yakacağım” diyor. 

Şimdi bunlar ne kadar gerçekçi? Bu ayrı bir husus. Öncelikle bu olayın kendisine bakacak olursak, ilk yaptığı video yaklaşık bir milyon kişi tarafından izlenmişti. Daha sonra yaptığı videonun 1 milyon 600 bin diye en son görmüştüm. Bu sabah yaptığı videoya yine bir bakalım; 500 bine yaklaştı. Sabah yüklendi ve 500 bine yaklaştı. Ben şu anda 484 bin olarak görüyorum. Ama sabah saat 10’a doğru izlemeye başladığımda 45 bin gibi bir şey yazıyordu. Hızla bu rakam yükseliyor. Bayağı bir ilgi var, bu bir gerçek. Bir de zaten ilginç olan bu videonun başlığı, her videoda değişik başlıklar buluyor: “Bir tripoda, bir kameraya yenileceksiniz.” Bu tripoddan ve kameradan kastettiği kendisini çeken kamera, anlaşılan cep telefonu ve onun oturtulduğu ayak, yani tripod. “Sizin” diyor, “o kadar medyanız var” diyor. “Ama ben burada bir kamera ile sizi yeniyorum” diye bir iddiası var. Birçok yerde gazetecilerden söz ediyor. Belli ki kendisine gelen, kendisinin tanıdığı, tartıştığı gruplar ile arabuluculuk yapmaya çalışan gazeteciler var. Kendisine medyadan yapılan saldırılar bahsinde söylediği ilginç bir husus daha var: “Ben çok çabuk öğrenirim. Gazeteciliği de öğreneceğim ve sizi kendi silahınızla yeneceğim. Bir tripod ile yeneceğim” diyor — ki bakıldığı zaman, üç videoda yaratmış olduğu etki bayağı bir önemli. 

Şimdi konuşacak çok şey var. Ama çok ilginç bir husus var, onu özellikle vurgulamak lâzım: Kendisi, biliyorsunuz Pelikancıları hedef alıyor. Mehmet Ağar ve Pelikancılar’ın birlikte hareket ettiklerini söylüyor. Ve Pelikancılar derken de Sabah Grubu’nun yani Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak ve Pelikan Grubu’nun beraber hareket ettiğini söylüyor. Bir örnek anlatıyor: Bir gazeteciyi yollamış: Süheyb –Süheyb dediği Süheyb Öğüt, gzeteci Hilal Kaplan’ın da eşi olan Süheyb– ve ona şöyle bir mesaj yollamış: “Ya işte, biz sizi severiz. Böyle yapmayalım. Siz Mehmet Ağar’ın oğluna saldırınca, bu, Cumhurbaşkanımız’a saldırı oluyor” vs. diye. O da ondan sonra, hem kendisine böyle söylendiğini, sonra da ATV dizisine kendisinin monte edildiğini söylüyor. 

O diziye bir bakalım. Çok ilginç, çok çarpıcı… Şimdi bu “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” adlı dizinin 193. bölümü ve 4 Mayıs’ta yayınlanmış; yani yeni. Son kasetten sonra olması lâzım ve Sedat Peker buradaki zayıf halka. “Çok konuşur, kendini övmeyi çok sever, icraatı var, tetikçidir” gibi lâflarla… Peker öyle çok kullanılan bir isim değil. Tek tük var; mesela Peker Açıkalın diye bir oyuncu var, ama belli ki buraya Sedat Peker monte edilmiş. Hatta orada Volkan’ın şoförü deniyor. Anladığım kadarıyla Sedat Peker’in vakti zamanında Volkan adında bir şoförü ve bir tür özel kalem müdürü de varmış. Ona da bir gönderme olabilir. Ve bu da Sedat Peker’i çok öfkelendirmiş. Bu dizinin, “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” dizisinin 193. bölümündeki başrol oyuncusu Oktay Kaynarca’yı aramış, arkadaşıymış. Onunla olan muhabbetlerini de dile getiriyor. Ve şunu söylüyor: “Böyle subliminal mesajları FETÖ’cüler yapardı. Daha sonra başkaları FETÖ ve PKK’ya karşı yapmaya başladılar. Beni de buna alet ettiler” diyor. Görüldüğü gibi çok ilginç bir kavga var. Bu kavganın içerisinde medya var, geleneksel medya var ve Sedat Peker’in kullandığı yeni medya var. Ve iyi kullanıyor, gerçekten iyi kullanıyor. 

Mesela şu anda görüyorsunuz: Arkasında Kudüs var. Daha önce Alparslan Türkeş vardı. Kudüs neden var? Çünkü geçtiğimiz günlerde, daha yeni Kudüs’te İsrail’in güvenlik güçleri ve siviller orada Filistinliler’e saldırdı ve Türkiye dahil tüm İslam dünyasında çok ciddi tepkilere yol açtı. Hemen güncel bir şekilde onu oraya koyuyor. Koyacak kadar bu olaylara, sembolizme hâkim birisi. Hep kitapları ile dikkat çekerdi. Geçen seferki Troçki kitabından sonra, Baba’nın Dönüşü — bu da Mario Puzo’nun kitabından hareketle yazılmış, Mark Winegardner’ın kitabı. Bununla da herhalde kendisinin dönüşünü îmâ ediyor. Şimdi Sedat Peker şöyle bir dünya çiziyor bize: Kimi zaman “Abi” dediği, kimi zaman “Sayın Cumhurbaşkanı” dediği Recep Tayyip Erdoğan’a çok saygılı. Onu seven, ona kalkan olan birisi olarak tarif ediyor kendisini. Ve hatta diyor ki: “Ergenekon sürecinde cezaevindeyken herkes kendisine küfrederdi. Ben, kendisine asla lâf ettirmezdim, hatta kendisi için dua ederdim” diyor ve anlattığı bir olay da var: 2014’te, Aralık ayında eski AKP Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ın gözaltı olduğu karakola kendi avukatını yollayıp, avukatına nezarette o kişiyi, Feyzi İşbaşaran’ı dövdürttüğünü söylüyor. “Kemiklerini kırdırdım” diyor. Böyle çok da övünerek anlatıyor. Bu yaptığının yasadışı olduğu ortada. O tarihteki gazeteler bunu yazmışlar. Avukatın adı da var. Neydi? İsmail Barbaros Aslan. “Ben böyle bir şey yapmadım” falan demiş. Ama yıllar sonra, yedi yıl sonra Sedat Peker, bu olayı övünerek üstleniyor. 

Onun çizdiği şöyle bir şey var: Erdoğan iyi, ama çevresi kötü. Bu bildiğimiz bir şey aslında. Çok kişi bunu söylüyor. Sedat Peker, bunu çok vurgulu bir şekilde söylüyor ve diyor ki: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçek Türkiye’yi görmesine engel oluyorlar etrafındaki bu kişiler.” Sadece tek tek isimler değil, genel olarak devletteki örgütlenmeyi böyle tarif ediyor. Şimdi burada çok ciddi bir sorun var. Erdoğan bu kadar etrafı çevrilmiş, kötüler ile çevrilmiş birisi olarak bunları nasıl görmez? Dolayısıyla Sedat Peker, Erdoğan’a bir iyilik atfederken bir de çok ciddi bir zâfiyet atfediyor. “Yanında yöresinde bu kadar isim var ve bunlar bu kadar kötü işler yapıyorlar” diyor ve Erdoğan’ı severken, onu korumaya çalışırken onu aslında bir anlamda zayıf gösteriyor. Bu olay aslında Erdoğan iktidarının çöküşünün hayatın her alanına yansıdığını ve burada da yeraltı dünyasında bunun çok daha erken görünür hâle geldiğini bize gösteriyor. Burada “derin devlet” diye bahsettiği şeylerin dışında bir devlet var mı? Bu en önemli hususlardan birisi. 

Mesela bir 2019 Mart sonunda yaşanan Yeldana Kaharman, genç bir gazeteci kadın… Elazığ’da Kanal 23’te “Maksat Gezmek” adlı bir program yapıyor, ardından evinde ölü bulunuyor. Sedat Peker’in iddiasına göre kadın Tolga Ağar’ı şikâyet ediyor, ama şikâyeti örtbas ediliyor vs.. Bütün bu anlattığı süreçte, Sedat Peker bize bir derin devlet anlatmıyor. Jandarma komutanları, onların üstleri, bakanlar, emniyet müdürleri hepsinden bahsediyor. Bir örtbas iddiası var; ama bu örtbas derken, tek bir kötü insan…, hani Türk filmlerinde eskiden olurdu, bir tane kötü vardı her şeyi bozan. Öyle değil; bir zincir halinde bir kötülük ve yasadışılık söz konusu. Onun iddiası bu. Dolayısıyla burada dile getirdiği olay, aslında bir “Devlet iyi, ama derin devlet kötü” olayı değil; aslında bütün bu devlet yapılanmasının kendisindeki sorunları, ucu bir şekilde kendisine dokunduğu için dile getiriyor. Çünkü bu olay 2019’un olayı, dile getirişi iki yıl sonra. Belli ki kendisi ile ilgili bir mesele olduğunda… 

Özel olarak kendisiyle ilgili meselenin eşi ve çocuklarına yapılan muamele olduğunu ısrarla tekrarlıyor. O kadar ısrarla tekrarlıyor ki, buna hakikaten çok önem verdiğini kabul etmek gerekir ve her vesile ile de olayı, kadınlar ve çocukları ayırarak erkekler arasında bir dünya olarak tarif ediyor. Ve bu anlamda da çok ciddi bir şekilde birçok konuda çağı yakaladığı belli olmasına rağmen, çok ciddi bir şekilde çağın dışında da kaldığını söylemek lâzım. Bir meselesi şu — bu tür olaylarda geçmişte benzer örnekler oldu: Derin devlet bağlantılı birtakım isimlerin mesafe koymaya çalıştıklarında sol ile olan ilişki… Sedat Peker’in çok ciddi bir şekilde sol ile meselesi var. Sol ile meselesi aslında şu: Verdiği örneklerin büyük bir kısmı soldan ya da sola yakın; ama bunu bastırabilmek için, Türkiye’de sola birtakım suçlamalar yöneltiyor. Mesela diyor ki “Niye Che Guevara yetiştiremediniz?” diyor. “Tabii Deniz Gezmiş var ama” diye devam ediyor. Ondan sonra “Niye Latin Amerika solu olamadınız?” diyor vs.. 

Ve sonlara doğru, Barış Akademisyenleri hakkında söylediği ve hep karşısına çıkan –haklı bir şekilde, ben de bütün Sedat Peker yayınlarında dile getirdim–. o, “Kanlarında duş yapma” meselesi. Onun çarpıtıldığını söylemiyor da, “Başında başka bir şey söylüyordum, sonunda, sadece sonunu alıyorsunuz” diyerek sola karşı bir savunma refleksi var. Ama şu var: Başı sonu hiç fark etmiyor. Sonuçta Barış Akademisyenleri yasalar karşısında da aklandılar. Alınlarının akıyla her şeyden çıktılar. Ama Sedat Peker’in kendini sürekli bir olumlama, kendi yaptığının farklı olduğunu söyleme hususu var. Şimdi, o kadar çok not aldım ki atlamak istemiyorum. Mesela Seyit Rıza’ya tekrar gönderme yaptı. Tekrar geçen yayında, videoda da söylemişti. Bu sefer kolye olarak Zülfikâr yok, ama Seyit Rıza yine var. Yine örnek olarak verdiği kişi Seyit Rıza. Ve birtakım deyişler aktarıyor, herkes farkına varmıştır. 

Hayatını şöyle özetleyebiliriz kendi sözüyle: “Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey,” diyor, “düşmanlarının merhameti, dostlarının ihaneti.” Şimdi yaşadığı olayın bu olduğunu söylüyor. Mesela düşmanların merhametine Sezgin Tanrıkulu örneğini verdi — ki Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul Milletvekili, hukukçu ve insan hakları savunucusu, ayrım gözetmeksizin herkesin hakkını yıllardır savunan birisidir. Sedat Peker’in ağzından kaçırdığı gibi, onun gözünde ötekidir, düşmandır. Ama Sezgin Tanrıkulu, Sedat Peker’in evine yapılan operasyonda ailesine ve çocuklarına yapılanın yanlış olduğunu dile getirmiş ve bu da Sedat Peker’i çok ciddi bir şekilde etkilemiş. Başka şeyler de olmuş belli ki. Şu son ifşaatında, kimlerin bu olayı görmezden gelip kimlerin gördüğünü ciddiye aldığı olayı da bunu gösteriyor. Mesela diyor ki: “Bazı gazeteciler” diyor, “zamanında benden çocuklarının doğum günü için video çekip yollamamı isterlerdi ya da benden hediye tespih isterlerdi. Şimdi çıkıp bana organize suç lideri diyorlar. Bana hep birlikte yılın en başarılı işadamı ödülü verdiler. Beni alkışladılar, beni övdüler, bana sahip çıktılar. Şimdi beni görmezden geliyorlar, arkamdan konuşuyorlar” diyor. Bu aslında hiç şaşırtıcı bir şey değil. Bu aslında genel olarak bu tür iktidar ilişkilerinde çok yaşanan bir şey. Bir diğer husus da, Türkiye’deki sağın bu içindeki iktidar, yasadışı işler vs. boyutu ile tarihine baktığımız zaman, çok sık karşımıza çıkan bir husus. 

Kudüs dedim. Dilinde çok ciddi bir şekilde bir İslâmî vurgu var. Kendisini bir günahkâr olarak tanımlıyor; ama İslâm ile çok referans veriyor, âyetler okuyor ve burada devlet adına birilerinin yaptıkları icraatların gayretullaha dokunduğunu söylüyor. Ve bunun cezasının Allah tarafından verileceğini söylüyor ve kendisini de onun adına olan bir şahıs, bir birey olarak tanımlıyor. Tabii en çarpıcı yönlerinden birisi, uyuşturucu madde ile ilgili söyledikleri. En son yakalanan, Türkiye’ye yola çıktığı söylenip, yine Türkler’in işlettiği bir limandan çıkan kokain. Ve yine bir önceki videoda söylediği, Türkiye’deki bir yat limanının kokain sevkiyatı için kullanıldığı iddiası vs.. Ve orada çok çarpıcı bir…, nasıl söyleyeyim? Sağın içerisinde yer alan insanların herhalde bu videoyu izlerken bir yerleri, eğer birazcık vicdanları varsa diyeyim, herhalde cız etmiştir. Ne diyor? “Turan kuracaktık” diyor, “Türk-İslam Birliği inşa edecektik” diyor. “Ama ola ola, Türkiye” diyor, “dünyanın üçüncü büyük uyuşturucu merkezi, kokain merkezi oldu” diyor. “Hani imanlı gençlik yetiştirecektik?” 

İşte bu, aslında Türkiye’deki iktidar ilişkilerini, Türkiye’deki yıllardır aslında bir silsile halinde süren, iktidarlar ve hükümetler değişse bile süren ilişkilerin, görünen ve görünmeyen devletin, devletin görünen aktörleri, görünmeyen aktörlerinin hepsinin nasıl bir ideoloji ve pratik içerisinde oldukları açısından içeriden yapılan çok hayâtî bir tespit. Ve bu anlamda tam bir sır dökme ve bir sırrı dökme. Buradaki sırdan kastım, birtakım bilinmeyeni ifşa etmenin ötesinde içeriden birisinin şeyi kazıması, oradaki efsunu yok etmesi. Yani “Turan” diyorsunuz, “Türk-İslâm” diyorsunuz, “İlâyı kelimetullah” diyorsunuz, ama ondan sonra bir bakıyorsunuz ki bunu diyen bazı insanlar, ülkede birtakım, küresel çapta birtakım yasadışı işlerin trafiğini yapıyorlar. İçeriden birisinin gözlemi olarak bu çok ama çok çarpıcı. Kendisinin Türkiye’ye getirilmek için birtakım ülkelere İHA (İnsansız Hava Aracı) teklif edildiğini ve kendisinin Makedonya’nın ardından Fas’tan da kaçtığını ve şu anda da Birleşik Arap Emirlikleri’nde olduğunu öğreniyoruz. 

Birleşik Arap Emirlikleri’nin –Türkiye ile ilişkisi kötü, mâlûm– kendisini teslim etmeye düşünmediğini söylüyor. Fakat bir yerde, kendisine bir operasyon yapılabileceğini düşünüyor ve o konuda söyledikleri de çok çarpıcı. Onu izleyenler de fark etmiştir. Yani bir nevi şunu söylüyor: “Yapmayın” diyor. Böyle bir çağrısı var. “Yapmayın.” Hazırlıklı olduğunu söylüyor. Ve burada işler tabii biraz daha –biraz da değil çok ciddi bir şekilde– karışıyor. MİT Müsteşarı’nın adını geçirdi ve MİT Müsteşarı’nın adını, kendisi hiç kötü olarak geçirmedi. Bunu da bir not olarak özellikle düşmek istiyorum. O kadar çok şey var ki anlattığı, dönüp dönüp anlattığı. Demin gördünüz, kâğıt yırtıyor. O “kâğıt yırtma” dediği, ölen kadının devlete yaptığı, Yeldana Kaharman’ın devlete yaptığı şikâyet başvurusunun yırtıldığı iddiasını böyle bayağı bir oynayarak gösterdi. 

Bu Sedat Peker videolarının devamı geleceğe benziyor. Bir iddiaya göre kendisi bayağı bir videoyu zaten kaydetmiş, başına bir şey gelirse diye. Kaydedip bir yerlere sakladığı yolunda rivayetler de var. İlk başta o rivayetler olduğu için, o videoya da bunlardan mıdır diye baktım; ama çok güncel, jandarmanın açıklamasına, Tolga Ağar’ın açıklamasına ve Mescid-i Aksa olduğuna göre bu videoyu yeni kaydetmiş. Ama kendisi sürekli zaten yeni videoların olacağını söylüyor. Birtakım şifreli mesajlar var: Mesela göller, okyanuslar; böyle, bizlerin anlamadığımız ama belli ki muhataplarının anladığı birtakım şeyleri ucundan gösteriyor. Ve bir pazarlık ediyor gibi. Ama buradan, bu aşamadan sonra bir anlaşma çıkabileceği kanısında değilim. Kiminle neden kavga ediyor, nasıl başladı kavga, nasıl sonuçlanır? Bunlar çok zor sorular. Kendisi de bunu bütün boyutları ile anlatmıyor, belki de hiç anlatmayacak. Fakat bu Türkiye’de var olan, hani otoriter, her şeye hâkim devlet, her şeye ânında müdahale eden devlet algısını çok ciddi bir şekilde aşındıran, tahrip eden, hatta sırlarını döken bir videolar dizisi. 

Geçmişte, biliyorsunuz yakın geçmişte, bir 17-25 Aralık’ta birtakım şeyler yayınlanırdı. Fethullahçılar sosyal medyada ses kayıtları vs. yayınlarlardı. Ondan bir süre sonra, Fuat Avni diye bir sosyal medya hesabı çıktı, yine Fethullahçıların yaptığı. Onların hepsi ayrı ayrı bir ilgi yaratıyordu, belli bir ilgi yaratıyordu. Ama onların hepsi bir şekilde anonimdi. Yani kimin yaptığını bilmiyorduk, onlar da zaten göstermiyorlardı. Bilinmeyen ve belli ki kolektif bir şeydi, bir organizasyondu, bir şebekenin işleriydi. Buna rağmen çok ilgi gördü. Burada, bir kişi açık açık çıkıp bir ifşada bulunuyor. O çok daha siyasî olduğu için farklı bir şey, ama Navalny denen Rusya’daki Putin karşıtını bir anlamda çağrıştırıyor. Çünkü o da YouTube üzerinden Putin’e yönelik çok ciddi meydan okuyuşlar yapmıştı. Ama buradaki tam ona uymaz; çünkü birincisi, siyasî değil, ikincisi, ülkedeki en tepesindeki ismi korumaya almaya çalışarak onun etrafındakilere yöneliyor. Ve yaptığı olay tabii ki baştan aşağı siyasetle iç içe olmasına rağmen başka bir alanda, bir suç alanında dolanıyor. Tamamen bunun içerisinde kalıyor. Eminim kendisinin tanık olduğu, bizzat dahil olduğu –mesela Feyzi İşbaşaran olayında olduğu gibi– birçok olay vardır. Yani devlet adına yaptığı, devlet adına yaptığını iddia ettiği… 

Bu kimi zaman devlet olabilir, kimi zaman devletin birtakım yöneticileri, mesela Tayyip Erdoğan olabilir ya da başka birisi, onların adına yaptığı, kendi yaptığı, bizzat tanık olduğu başka işler de olabilir. Ve yıllardır bu dünyanın içerisinde birisi olarak –ki çok küçük yaşta girdiğini söylüyor–, yıllarca bu dünyanın içerisinde olarak herhalde bildikleri, şu âna kadar bize söylediklerinin kat kat üstündedir. Burada bilgisini bir pazarlık aracı olarak kullanmak istediği anlaşılıyor, ama artık ortada bir pazarlık imkânı yok. Buradaki soru esas olarak: Bu yeraltı dünyasındaki insanların kapışmasında neler, nasıl gelişecek? Ama daha önemli soru: Türkiye’de bu devir kapanırsa –yani bu devir kapanırsa dediğim, Erdoğan iktidarı kapanırsa– yerine kimler gelecek ve yerine gelecek olan yapılar bu tür olaylar karşısında ne tür pozisyonlar alacaklar? Bunu özellikle şundan söylüyorum: Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara ilk geldiği zamanlarda bu tür olaylar ile mücadele kendileri tarafından çok öne çıkarılmıştı; “Çetelerle mücadele” diye. Ve bu konuda çok ciddi birtakım iddialarda bulundular, operasyonlar yaptılar vs.. Ama belli bir aşamadan sonra görüyoruz ki işin rengi değişmiş ve belki birtakım isimler gitmiş yerine başka isimler gelmiş, ama bazı isimler hep kalmış ya da bazı isimler, Çakıcı olayında olduğu gibi bir şekilde sonradan tekrar işin içine katılmış, ama sonuçta devleti yönetenlerin, ülkeyi yönetenlerin devlet içerisinde bu tür yapılar ya da devletin bazı birimleri tarafından kollanan, gözetilen, önü açılan bu yapılar ile mücadelesi çok ciddi bir şekilde askıya alınmış, askıya alınmasının ötesinde şeyler olmuş.

Dolayısıyla Sedat Peker’in bu anlattıkları ve anlatabilecekleri, Türkiye’de tabii ki olayın birinci derecede muhataplarını fazlasıyla ilgilendiriyor; ama ülkede muhalefeti de çok ciddi bir şekilde ilgilendiriyor. Bu iş de çok ciddi bir şekilde muhalefetin gündeminde olması gereken bir husus. Çünkü öyle tekil bir ayrıntıdan bahsetmiyor. Çok daha köklü bir şeyden bahsediyor. Çok büyük miktardaki hareketlerden, operasyonlardan bahsediyor ve bunların devletin bir şekilde bilgisi ya da ihmâli ya da görmezden gelmesi ile olabildiğinden bahsediyor. Bunlar gerçekten çok ciddi iddialar. Bunları, şu günün Türkiye’sinde savcıların ciddiye alıp bu olayları soruşturacaklarını falan sanmıyorum. Ama bu olaylar, burada dile getirilen ya da dile getirilmeyen bu tür gayrimeşru işler her zaman için ülkeyi yönetenlerin gündeminde olması gereken, esas olarak yargının gündeminde olması gereken meseleler. Dolayısıyla ülkeyi yönetmeye talip olanların bu dile getirilen meselelerle ilgili neyi nasıl yapacaklarını söylemelerinde de çok ciddi bir şekilde yarar var. “Kutsal” dediği devleti korumaya çalışan, ama korumaya çalıştıkça kendisini korumaya da çalışan ve kendisini korumaya çalıştıkça da –ben de kâğıtları onun gibi göstermeye başladım–, kendisini korumaya çalıştıkça da o kutsal dediği devletin çok ciddi bir şekilde sırlarını döken bir kişi Sedat Peker. 

Anladığım kadarıyla o konuşmaya devam edecek. O konuştukça, üzerinde yorum yapmayı gerektiren konuşmalar oldukça –ki şimdiye kadarkiler öyle oldu, bundan sonrakiler de muhtemelen öyle olacaktır– biz de bunları yorumlamaya devam edeceğiz. Evet, Sedat Peker gazeteciliği de hemen öğrenebileceğini söylemiş ve gerçekten videolar ile şu anda kendisine savaş açmış kişilerdeki bütün o medya imkânlarına rağmen çok etkili bir mücadele veriyor. Gerçeklerin ortaya çıkmasında, yeni medyanın, bağımsız medyanın ne kadar önemli olduğunu bu olaylar ile bir kez daha görüyoruz. Dolayısıyla hepinizi bağımsız ve özgür medyaya sahip çıkmaya davet ediyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus