BeşiBirYerde (4): Aşı karşıtlarının en çok yaymaya çalıştığı beş komplo teorisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgını bir buçuk yıldan uzun zamandır dünyanın en önemli sorunlarından biri. Salgın nedeniyle resmi sayılara göre dünya genelinde dört milyondan fazla insan hayatını kaybederken tespit edilen toplam vaka sayısı 190 milyonu aştı. Virüsün bulaşıcılığı nedeniyle pek çok ülke insan hareketliliğini kısıtlayıcı tedbirler alırken koronavrüs aşılarının devreye girmesi sayesinde alınan birtakım tedbirler aşamalı olarak kaldırılıyor.

Aşılama oranlarının yüksek olduğu yerlerde vaka ve ölüm sayıları düşse de aşı olmak istemeyen kişilerin sayısı da az değil. Bu tereddütün en önemli sebeplerinden birisi koronavirüs aşıları hakkındaki komplo teorileri. Aşılar geliştirilmeye başladığından beri onlarca komplo teorisi halk arasında dolaşıma girdi. Bunların en yaygın olanları ise aşılar vasıtasıyla insanlara mikroçip takıldığı, aşıların insanları kısırlaştırdığı ve genetik yapılarını değiştirdiği yönündeki iddialar. Bu haberimizde toplumlar arasındaki en yaygın beş komplo teorisini ve bunların bilimsel olarak neden geçersiz olduğunu derledik. 

  1. “Aşı yoluyla insanlara mikroçip takılıyor, planın başındaki isim Bill Gates”

Koronavirüs aşılarına ilişkin en fazla yayılan komplo teorisi aşılar vasıtasıyla insanlara mikroçip takıldığı iddiası. Bu komplo teorisine göre sürecin başında yer alan isim Microsoft’un kurucusu ve eski CEO’su Bill Gates. Bu sayede amaçlanan ise aşı olan kişilerin hareketlerinin takip edilmesi ve toplumun kontrol altına alınması. Önemli bir aşı karşıtı olarak bilinen Amerikalı Doktor Sherri Tenpenny, koronavirüs aşılarının 5G santralleri ile de iletişim halinde olduğunu savunuyor. İddialar pek çok farklı kaynaktan yayılsa da bu iddiaya ilişkin hiçbir somut bulgu yok.

“Dijital sertifika” tartışması

Bill Gates’in komploya dahil olması ise “dijital sertifikalar”dan bahsetmesiyle başladı. Bazı insanlar bu öneriyi, aşı olan insanların kişisel verilerini kaydedilerek takip edilmelerini sağlayacak bir proje olarak yorumladı. Gates bu konuya açıklık getirmek için Reuters’e verdiği söyleşide, bunun bir açık kaynak platformu olarak düşünüldüğünü söylemişti. Gates bu uygulama sayesinde aşılara ilişkin daha güvenilir veriler elde edilebileceğini öne sürmüştü

Melinda French Gates ve Bill Gates

Bill Gates’den kısa süre önce boşanan eski eşi Melinda French Gates ise iddialara ilişkin “Benim eşimin insanlara mikroçip takmak için aşı yapmadığını biliyorum çünkü böyle bir teknoloji zaten mevcut değil. Böyle bir şey de hiçbir zaman söylemedi” derken CBSN’ye verdiği demeçte Bill Gates, “Aşılama ile takip mikroçipi arasında bir bağlantı yok. Bazı iddialar çok ironikdiye konuşmuştu.  

YouGov’un anketine göre ABD nüfusunun azımsanmayacak bir kesimi aşılar ile mikroçip takıldığına inanıyor

Ancak ABD toplumunun önemli bir kesimi bu komplo teorisine kayıtsız kalmıyor. Birleşik Krallık merkezli anket şirketi YouGov’un 20-21 Mayıs 2021 tarihinde yaptığı ankete göre Cumhuriyetçiler’in 44’ü, Demokratlar’ın yüzde 19’u, bağımsız seçmenlerin ise yüzde 24’ü aşı vasıtasıyla insanları takip edecek mikroçipler takıldığına inanıyor.

ABD’lilerin beşte biri ise aşılamanın hükümetin arkasında bulunduğu bir nüfus kontrol yöntemi olabileceği görüşünde. ABD’de büyük imkanlarla uygulanan aşı kampanyasına rağmen şu ana kadar nüfusun yalnızca yüzde 48’i iki doz aşı oldu. Bazı eyaletlerde bu oran yüzde 43’ü geçmiyor. Bu da aşı karşıtlığının komplo teorilerinden beslendiğinin önemli bir göstergesi. 

RFID çipi

İnsanlara entegre edilebilen çiplerden biri radyo frekansı ile tanımlama (RFID) çipi. Ancak bu çipler deri altına enjekte ediliyor. Buradaki teknoloji temassız kredi kartlarında da kullanılıyor. Ancak hareketlerin takip edilmesi için yazıcının yakın bir yerde bulunması gerekiyor. Dolayısıyla insanların ne yaptıklarını takip etmek mümkün değil. İnsanların hareketlerini takip etmek için GPS cihazları yerleştirilmesi gerekiyor ama GPS cihazlarının en küçüğünün anteni 2×2 santimetre boyutunda. Yani şırınga ile yerleştirilemeyecek kadar büyük.

Doktor Christian Rose: “Aşı ile mikroçip yerleştirilmesi mümkün değil”

Benzer bir noktaya Stanford Health Policy araştırmacısı Doktor Christian Rose da dikkat çekiyor: “Böyle bir şey mümkün değil. Şu andaki en küçük bilgisayar yarım milimetreye 1 milimetre büyüklüğünde. Aşıya yerleştirilse bile vücuda enjekte etmek için fazla büyük çünkü aşı ile vücuda verilen madde 0,4 milimetre büyüklüğünde olabilir.”

Duke Üniversitesi Sağlık Sistemi’nde çalışan enfeksiyon hastalıkları uzmanı Doktor Cameron Wolfe ise aşılarda çip olmadığından emin olduğunu şu ifadelerle açıklıyor: “Size yüzde yüz garanti verebilirim ki aşılarda mikroçip yok. Üç şey var: mRNA proteini, yağ küresi ve saline ile polietilen glikol. Çip diye bir şey yok.”

Yani bu iddia tamamen bir komplo teorisi. Bu teoriyi destekleyecek herhangi bir bilimsel çalışma yok. Bunun yanı sıra, aşılar vasıtasıyla mikroçip entegre etmek de mümkün değil çünkü mikroçiplerin en küçüğü bile aşı enjektörüne giremeyecek kadar büyük. 

  1. “Aşılar insanların genetiğini bozuyor ve DNA’mız ile oynuyor”

Özellikle Pfizer/BioNTech aşısının da üretildiği yöntem olan mesajcı RNA (mRNA) aşılarına ilişkin ortaya atılan en büyük komplo teorisi ise aşıların insanların genetik yapılarını bozduğu ve DNA’ları ile oynadığı yalanı. Aşının üretiminde yeni bir teknoloji kullanılması bu tip iddiaların daha da yayılmasına yol açtı.

Kullanılan mRNA teknolojisinde koronavirüsün genetik kodundan parçalar kullanılarak hücrelere girebilmesi için yağ ile kaplanıyor. Aşı hücreye girdikten sonra koronavirüsteki diken proteinini üretiyor. Devamında bağışıklık sisteminde antikorlar oluşuyor. Yani virüsün genetik yapısının kopyalanması ile üretilen bir teknoloji. Komplo teorisinin kökü de buna dayanıyor. Genetik yapıların kopyalanması ile DNA yapısının bozulacağı ve bu sayede aşı olan insanların ilerideki deneyler için kobay olarak kullanılabilecekleri iddia ediliyor.

Doktor Paul Offit: “mRNA, DNA’yı kapsayan hücre çekirdeğinin dışında ve DNA’yı değiştirilebilmesi mümkün değil”

Vaccine Education Center’da çalışan virolog Dr. Paul Offit’e göre mRNA bir gen parçası olmadığı için genomlarda herhangi bir değişime yol açamaz. Dolayısıyla mesajcı RNA’nın buraya ulaşması için önce hücre çekirdeğini geçmesi gerekiyor. Ancak mRNA, DNA’yı barındıran hücre çekirdeğinin dışında kalıyor. mRNA sadece sitoplazmaya girebiliyor ve burada protein oluşturuyor. Dolayısıyla mRNA aşıları hücre çekirdeğine giremediği için DNA’ya entegre edilmeleri ya da DNA’yı değiştirmeleri mümkün değil

Görsel: theconversation.com

mRNA aşılarının DNA yapısını bozması mümkün değil

Uzmanlara göre genel anlamda hiçbir aşı insan DNA’sını genetik olarak değiştiremez. Genetik değişiklik için yabancı bir DNA’nın insan hücrelerine sokulması lazım ve aşılar bunu yapamaz. DNA hücrenin sitoplazmasında değil, hücrenin çekirdeğinde bulunuyor. mRNA ise yalnızca sitoplazmaya girebiliyor. Dolayısıyla mRNA aşılarının DNA’ların yapısını bozması mümkün değil. 

  1. “Aşılar kısırlığa neden oluyor”

Koronavirüs aşıları hakkındaki bir diğer komplo teorisi ise aşının kısırlığa neden olduğu iddiası. Bu da yine toplumu kontrol ederek dünya genelindeki nüfusun azaltılmaya çalışıldığı düşüncesinin ortaya çıkardığı bir komplo teorisi. İddia, Avrupa İlaç Kurumu’na gönderilen bir mektup ile yayıldı.

İddianın ortaya çıkışı

Aralık ayı başında Wolfgang Wodarg adında bir Alman epidemiyolog, eski bir Pfizer çalışanı ile bir araya gelerek Avrupa İlaç Kurumu’na bir mektup yazdı. Mektupta, Pfizer/BioNTech aşısının klinik çalışmalarının ve alması muhtemel onayın ertelenmesi talep edildi. Endişeleri ise syncytin-1 isimli proteinin koronavirüsün spike proteini ile benzer genetik kodlara sahip olmasıydı. Bu protein memelilerdeki plasentanın önemli bir bileşeni. Wodarg’ın savunduğuna göre eğer vücut syncytin-1 proteinine karşı antikor geliştirirse insan plasentasındaki proteinler ile de mücadele edebilir bu da kadınların kısırlaşmasına neden olabilir. Bu iddia hızla sosyal medyada yayıldı ve “Aşılar kısırlığa neden oluyor” mitini besleyen bir komplo teorisi haline geldi. 

“Syncytin-1 proteini ile koronavirüsün spike proteini birbiriyle eşleşemeyecek kadar farklılar”

Aslında syncytin-1 proteini ile koronavirüsün spike proteini benzer genetik kodlara sahip olsalar da birbiriyle eşleşemeyecek kadar farklılar. Bunun yanı sıra BioNTech aşısının üçüncü faz çalışmasında 37 bin kişi yer almıştı. Kadınlara çalışma öncesinde hamilelik testi yapıldı ve hamile olanlar gözlemin dışında tutuldu. Çalışmadan sonra aşı grubunda 12, plasebo (boş aşı) grubunda ise 11 kadının hamile olduğu tespit edildi

Doğum sayılarında ve aşı gruplarında bunu teoriyi destekleyecek bir bulgu yok

Pfizer ve Moderna tarafından yapılan iki klinik çalışmada da benzer sonuçlara ulaşıldı. Dr. Paul Offit’in aktardığı bilgilere göre çalışmada yer alan toplam 36 kadın daha sonraki süreçte hamile olurken bu kişilerin 18’i plasebo verilen, 18’i ise aşı yapılan gruptaydı. Offit aynı zamanda söz konusu iki proteinin birbirinden oldukça farklı olduğunu savunuyor. Kaldı ki yaygın aşılamaya geçildikten sonra da doğum oranlarında bunu doğrulayacak bir düşüş olmadı. Aşıların insanlarda kısırlığa yol açtığına dair hiçbir bilimsel çalışma yok. 

  1. “Uzun vadede şimdi gözlenemeyen yan etkiler ortaya çıkacak”

En çok ortaya atılan komplo teorilerinden biri ise koronavirüs aşılarının uzun vadeli yan etkileri olacağı iddiası. Her ne kadar bu uzun vadeli yan etkilerin ne olabileceğine dair bir hipotez geliştirilemese de mRNA aşı tekniğinin yeni bir teknoloji olması insanları kaygılandırıyor. Bunun yanı sıra BioNTech aşısı olan kişilere uzun vadeli etkilerinin bilinemediğinin aktarıldığı bir belge imzalatılması da benzer endişeleri artırırken bu tip iddiaların güçlenmesine yol açıyor.

Aşı çalışmalarında yıllar sonra herhangi bir yan etki ortaya çıkması mümkün değil

Ancak aşılarda uzun vadeli, yani iddia edildiği gibi yıllar sonra herhangi bir yan etki ortaya çıkması mümkün değil. Aşı yapıldıktan üç ay sonra yan etkileri tamamen tanımlanıyor. Yani mevcut aşıların yan etki profilleri artık biliniyor. New York Medical College’da görev yapan Dr. Robert Amler, şu ana kadar mevcut koronavirüs aşılarının üç aylık süreç sonrasında herhangi bir yan etkiye neden olmadığını belirtiyor

“İki aydan uzun süreli bir yan etki ile aşı arasında bir ilişki hiçbir şekilde kuramazsınız”

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Şenol da aşıların yıllar sonra herhangi bir yan etki oluşturamayacağını ve bu düşüncenin “aşı cehaletinden” kaynaklandığını söylüyor: “‘Aşının uzun dönemli yan etkileri var’ demek aşı konusunu bilmemekten kaynaklanır. Aşı çalışmaları hep birbirinin üzerine eklenerek gelişir. Aşıyla ilgili etkiler altı haftayı geçemez. Altı haftadan sonrası hayatın kendi içinde ve olağan durumlarda ortaya çıkan şeylerdir. İki aydan uzun süreli bir yan etki ile aşı arasında bir ilişki hiçbir şekilde kuramazsınız.”

Bağışıklık sistemi uzmanı Prof. Dr. Derya Unutmaz da bugüne kadarki tüm aşıların yan etkilerinin iki ay içinde ortaya çıktığını, uzun vade yan etkileri için bir biyolojik mekanizma olmadığını belirtiyor.

  1. “Aşılar bizi manyetik hale getiriyor”

Koronavirüs aşıları hakkında sosyal medyada giderek büyüyen bir başka komplo teorisi ise aşıların insanları manyetik hale getirdiği yalanı. İddialar pek çok farklı kaynaktan yayılmaya başlasa da geniş kitlelere ulaşması Tik Tok adlı video paylaşım platformunda aşı olan bazı kişilerin kollarına metal eşyalar yapıştırarak videolar yayınlaması ile oldu. Aşı karşıtı tutumuyla bilinen Amerikalı Doktor Sherri Tenpenny de, 8 Haziran 2021 tarihindeki Ohio Sağlık Kurulu toplantısındaki bir konuşmasında bu videolardan bahsederken aşı olan kişilerin vücutlarına manyetik ve metal şeyler yapıştırabildiklerini savundu. Önemli bir aşı karşıtı olarak bilinen Tenpenny aynı zamanda aşı karşıtı cemaatin “büyükannesi” olarak niteleniyor. “Aşılara Hayır Demek” isimli bir de kitap yayımlayan Tenpenny’nin Twitter hesabı ise dezenformasyon yaydığı gerekçesiyle geçen günlerde Twitter tarafından kapatılmıştı.

“Manyetizma, kaşığın kolda durmasını sağlayan faktörlerden biri değil”

Evrim Ağacı’nın yayın yönetmeni Çağrı Mert Bakırcı, vücuda metal eşyaların yapışmasının manyetizma ile ilgisi olmadığını şu sözlerle açıklıyor: “Kaşığın kolda durmasını sağlayan birkaç faktör var ve manyetizma onlardan değil. Hepimizin derisinde kimyasal maddeler bulunur ve bu maddelere yeterince bastırırsak bu maddelerle kaşık arasında bir kuvvet oluşuyor ve bu kuvvet kolun açısı doğru olduğu takdirde kaşığın kola yapışmasını sağlıyor.”

Aşılarda hiçbir manyetik element bulunmuyor

Manyetikleşme için kendisini mıknatıslaştıran cisimler tarafından çekilen paramanyetik maddelere ihtiyaç var. Dr. Paul Offit’e göre kanda bir miktar demir olsa da bu hiçbir şekilde mıknatıs etkisi göstermez. Ayrıca magnetler yalnızca paramanyetik materyaller ile etkileşimde bulunur. Aşılar ise demir, kobalt veya nikel gibi hiçbir manyetik element içermez. Yani aşılarda bulunan maddelerin hiçbiri paramanyetik olmadığı için mıknatıslanma olmaz. 

“Aşı dozunun tamamı paramanyetik metal içerse bile mıknatıslanma için yeterli olmaz”

İnsanlara yapılan bir doz aşı yaklaşık 0,3 mililitre sıvı içeriyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) tarafından yapılan açıklamaya göre bu dozun tamamı paramanyetik elementler içerse bile bir metali kendine yapıştıracak kadar büyük bir mıknatıs etkisi gösteremez. Yani bu iddia da haberimizde incelediğimiz diğer iddialar gibi hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan bir komplo teorisinden ibaret. 

Sonuç:

Koronavirüs aşılarına ilişkin ortaya atılan pek çok komplo teorisi var. Ancak bunların büyük bölümü aşı karşıtı gruplar tarafından oluşturulan ve desteklenen iddialar. Bu iddiaları doğrulayacak en ufak bir bilimsel çalışma ortaya konulamadı. Bugüne kadar Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından onaylanan aşıların, klinik çalışmalarda güvenilir oldukları kanıtlanırken hiçbirinin bu tip yan etkilere sahip olmadığı ortaya konuldu. Elimizdeki veriler, bu aşıların koruyuculuk oranları farklı olsa da hastalığın hafif atlatılmasında büyük rol oynadıklarını destekliyor. Aşılama hızının yüksek olduğu ülkelerdeki vaka ve ölüm sayılarında yaşanan keskin düşüşleri de göz önünde bulundurduğumuzda hastalıktan korunmak ve salgından kurtulmak için en makul yolun aşı yaptırmak olduğu açık. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus