Lübnan, birinci yılında Beyrut patlamasının yaralarını sarmaya devam ederken, sorumlular henüz yargı önüne çıkarılamadı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Lübnan’ın başkenti Beyrut’un liman bölgesinde 4 Ağustos 2020 tarihinde meydana gelen patlamada 200’ü aşkın insan hayatını kaybetmiş ve binlerce kişi de yaralanmıştı. Patlamanın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen sorumlular yargı önüne çıkarılamadı. Lübnanlı bir vatandaş, “Lübnan’da herkes şunu biliyor ki yetkililer patlamanın asıl nedenini ortaya çıkarmak istemiyor. Ola ki araştırma derinleştirilirse şu ya da bu şekilde tüm siyasi sınıf bu soruşturmadan etkilenebilir” diye konuştu.

Çalıştığı işyeri yerle bir olduğu sırada liman işçisi olarak çalışan Yusuf Shehadi, itfaiyecilerin Beyrut Limanı’nda çıkan yangını söndürmesine yardım etmek için çabalayan meslektaşlarından haber bekliyordu. Yangının kötü olduğu ve daha da kötüye gidebileceği kendisine iletilmişti. Bir yıl önce bugün, 4 Ağustos 2020’de, dev bir patlama Beyrut Limanı’nı vurdu ve Shehadi’nin itfaiyecilere yardım için orada bulunan arkadaşları da dahil olmak üzere 200’ü aşkın insan hayatını kaybetti.

Beyrut’a felaketi yaşatan bu patlama Shehadi’nin 10 yıldır çalıştığı limanı yerle bir etti. Patlamanın hemen ardından Shehadi’nin aklına 2014 yılında bir kargo gemisinden yakınlardaki bir hangarda taşınmasına yardım ettiği devasa askeri sınıf gübre stoku geldi.

Shehadi “Nitratı altı yıl önce rıhtımdan hangara götürmüştüm” dedi ve ekledi: “Bize ne kadar gübre taşıdığımızı asla söylemediler ama çok fazlaydı. Bazıları o kadar kötü durumdaydı ki torbaların dibinde su vardı. O kadar yakıcıydı ki forkliftlerin önünü aşındırıyordu.”

Bahsi geçen askeri sınıf gübre, altı yıl sonra bilinemeyen bir nedenden dolayı alev almış ve Lübnan’ın dünyaya bağlayan ana limanı yok etmişti.

Bölgedeki enkaz alanı bir yıl önceki haliyle neredeyse aynı durumda. Enkaz, Lübnan devletinin ve liderlerinin içine düştüğü durumu göstermesi bakımından önem taşıyor.

Patlamanın üzerinden bugün itibariyle tam bir yıl geçti ve fiziksel hasarın çoğu onarılmış olsa da Beyrut’un ruhundaki yara hâlâ kanamaya devam ediyor.

“Lübnan devleti kendisini araştıramaz”

Geçen yılki adli soruşturma girişimleri ile yalnızca birkaç bürokrat gözaltına alınmıştı. Ancak patlamadan asıl sorumlu tutulması gereken siyasi liderler, sorgulanmayı kabul etmedi ve onları kovuşturmadan koruyan dokunulmazlıkların kaldırılması lehinde oy kullanmayı da reddetti. Başkent Beyrut’a 30 dakika uzaklıktaki Broumana kasabasında yaşayan Shadi Haddid, “Lübnan devleti kendisini araştıramaz. Burada kimse bir diğerini yargılamaya yetkili değil” dedi.

Haddid, nitrattan kimlerinin yararlandığı, ne kadarının patlatıldığı, nasıl alev aldığı ve gübre stokunun çıkarılıp çıkarılmadığına ilişkin soruların hâlâ yanıtsız olduğunu söyledi: “Lübnan’da herkes şunu biliyor ki yetkililer patlamanın asıl nedenlerini ortaya çıkarmak istemiyor. Ola ki araştırma derinleştirilirse şu ya da bu şekilde tüm siyasi sınıf bu soruşturmadan etkilenebilir.

Lübnan’da etkili bir soruşturmanın olmaması nedeniyle bölgede neler olup bittiğini anlamak ve anlatmak ise yerel avukatlara, gazetecilere ve sivil toplum aktörlerine düşüyor.

Soruşturmalardan bir sonuç çıkmadı

Guardian’a konuşan uluslararası müfettişler, Lübnan polis kaynakları ve bir liman işçisi, nitratın bir kısmının teslim edildikten hemen sonra hangardan taşındığını belirtiyor.

Lübnanlı müfettişler, nitratın Suriye’ye taşınmış ve iç savaşın en yoğun olduğu yıllarda Suriye rejimine ait askeri helikopterlerden muhaliflerin kontrol ettiği bölgelere varil bombası olarak atılmış olabileceğini söylüyor. Üst düzey bir yetkili, 2015 ile 2016 yıllarında Lübnan devletinin iç güvenlik güçleri tarafından durdurulan ve geri döndürülen birkaç kamyonun varlığından bahsediyor ve ekliyor: “Nitratın nereden geldiğini asla çözemediler.”

Ancak bu iddia Avrupalı müfettişler tarafından doğrulanmadı. Liman ve faaliyetleri hakkında kapsamlı bir soruşturma yürüten müfettişlere göre, söz konusu alanda nitrat kaçakçılığı yapılması mümkün değil. Avrupalı bir müfettiş, hangarın ana kapılarını gösteren güvenlik kameralarının birkaç yıldır çalışmadığına da değiniyor.

Öte yandan patlamaya dair FBI raporunda, toplamda iki bin 750 ton olan nitratın 600 tonunun patlamış olabileceği ve geriye kalanın ise patlamayı takip eden yangında yandığı belirtiliyor.

Pek çok soru aydınlatılmayı bekliyor

Soruşturmaların merkezinde, 2013 yılında Rhosus adlı geminin, Ürdün’ün Akabe Limanı’na götürülmek üzere 160 ton tarım makinesini almakla görevlendirildiği Beyrut’a gelişi yer alıyor. Ancak geminin zaten tam kapasitede olduğu ve bu kadar ağır parçaları kaldıracak donanıma sahip olmadığı belirtiliyor. Zira ilk yükleme denemelerinden sonra geminin güvertesi bükülmüş ve liman ücretlerini ödemek yerine Rhosus’a el konulmuştu. Sonraki 10 ay boyunca ise liman yetkilileri, gemi sahiplerinin izini sürmeye çalıştığı için mürettebatın gemiyi terk etmesine izin vermemişti.

Öte yandan, nitratı satın almak için kullanılan Savaro Limited adlı bir paravan şirketin varlığı biliniyor. Fakat bu paravan şirketin mülkiyetinin kime ait olduğu belirsiz. Gürcistan’da şu anda feshedilmiş olan bu şirketin, Mozambik’te madencilik faaliyetleri için patlayıcı üreten bir firmayla bir kez iş yaptığı dışında bilgi yok.

Şirketin Londra adresinin, Suriye lideri Beşar Esad’a nitrat tedarik ettiği iddiasıyla ABD tarafından yaptırım uygulanan iki Suriyeli işadamıyla bağlantılı olan şirketleri kaydetmek için de kullanıldığı belirtiliyor.

Rhosus’un yolculuğunun belirsizliği, nitratın satın alınması, Mozambik’in hedeflenen nihai varış noktası olup olmadığı ve Beyrut’a ulaştığında geminin kargosuna ne olduğu soruları hâlâ sorulmaya ve cevapsız kalmaya devam ediyor.

Patlamaya Lübnanlı yetkililerin ihmalkârlığı sebep oldu

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Kriz ve Çatışma Direktörü Lama Fakih, örgütün patlamayla ilgili dönüm noktası niteliğindeki raporunda patlamanın Suriye ile olan olası bağlantısı hakkında, “Soruşturmada çeşitli sorular gündeme geliyor ancak elimizde kesin bir şey yok” dedi.

Raporda şu satırlar yer alıyor: “Şu anda mevcut olan kanıtlar, birden fazla Lübnanlı yetkilinin, en azından, Rhosus’un kargosunu idare etme noktasında Lübnan yasalarına göre ihmalkâr davrandığını gösteriyor. Lübnan makamlarının eylemleri ve ihmalleri, yaşam için makul olmayan bir risk yarattı. Uluslararası insan hakları hukukuna göre, bir devletin yaşama yönelik öngörülebilir riskleri önlemek için harekete geçmemesi, yaşam hakkının ihlal edilmesidir. Buna ek olarak, kanıtlar bazı hükümet yetkililerinin amonyum nitratın limandaki varlığının ölümle sonuçlanabileceğini öngördüğünü ve olası ölüm riskini zımnen kabul ettiğini gösteriyor. Lübnan’ın iç hukukuna göre bu durum, olası kastla adam öldürme ve/veya kasıtsız adam öldürme suçuna denk düşüyor olabilir.”

HRW raporunda, Devlet Başkanı Michel Aoun, geçici Başbakan Hassan Diab, Devlet Güvenliği Genel Müdürü Tony Saliba ve sorgulanmak üzere aranan diğer eski bakanların risklerden haberdar olmalarına rağmen halkı korumak için harekete geçmedikleri belirtiliyor. Devlet Başkanı Aoun ise geçen cuma günü (30 Temmuz) ifade vermeye hazır olduğunu ve kimsenin kanunların üzerinde olmadığını söyledi.

Lübnanlı yurttaşlar ve bazı avukatlara göre, güvenilir bir uluslararası soruşturma hayati önem taşıyor. Yargıç Tarık Bitar’ın yürüttüğü patlamayla ilgili soruşturma ise şu an için durmuş vaziyette.

Macron, Lübnan için yardım seferberliğine öncülük ediyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bugün (4 Ağustos), Beyrut Limanı’ndaki patlamanın yıldönümü münasebetiyle düzenlenen bir bağış konferansında Lübnan’a 350 milyon dolardan fazla yardım toplamaya çalışacağını açıkladı. Birleşmiş Milletler’in (BM) ev sahipliğinde düzenlenecek toplantıya, 40 ülkenin devlet başkanları veya dışişleri bakanları düzeyinde katılması bekleniyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Macron’un bir danışmanı “Lübnan’da durum kötüleşmeye devam ettiğinden, bir hükümete duyulan ihtiyaç giderek daha acil hale geliyor” dedi.

Fransa, eski kolonisini krizden çıkarmak için uluslararası çabalara öncülük ediyor. Cumhurbaşkanı Macron, liman patlamasından bu yana Beyrut’u iki kez ziyaret etti, acil yardım topladı ve reform paketi arayışını hızlandırmak için bazı üst düzey Lübnanlı yetkililere seyahat yasakları getirdi.

Geçen yıl patlamanın ardından yapılan konferansta yaklaşık 280 milyon dolar toplanmıştı. Toplanan paralar, sivil toplum kuruluşları ve yardım gruplarına ulaştırılmıştı.

Ne olmuştu?

4 Ağustos 2020’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada 200’ü aşkın insan hayatını kaybetti, binlerce kişi ise yaralandı. Ayrıca patlama Beyrut’ta milyarlarca dolarlık zarara neden oldu. Kayıtlara tüm zamanların en büyük üçüncü patlaması olarak geçen olan olayın sorumluları, olayın üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ tespit edilemedi.

Patlama Lübnan’ı, pek çok krizin tam ortasındayken yakaladı. Ülkenin para birimi olan Lübnan Lirası, patlama öncesinden başlamak üzere serbest düşüşüne devam ediyor. Ülke şu anda dünyanın en düşük asgari ücretlerinden birine sahip ve 675 bin Lübnan Lirası neredeyse 30 ABD Doları’na tekabül ediyor. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde asgari ücretin yaklaşık 63 ABD Doları’na denk geldiği düşünülürse Lübnan’ın içinde bulunduğu durum daha iyi anlaşılabilir.

Mezhepler ve klikler arası anlaşmazlıklar nedeniyle bir türlü hükümet kurulamayan Lübnan, politik ve ekonomik kriz nedeniyle büyük bir açmazın pençesinde kıvranmaya devam ediyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus