The Guardian yazarı Jonathan Liew: Genç yıldızlar eleştirilerin esiri olmaktan sıkıldı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları’nda, sporun en büyük yıldızlarından ABD’li Simone Biles’ın müsabakaların bazılarından çekilmesi ve Naomi Osaka’nın ABD Açık’ta elendikten sonra tenise bir süre ara vereceğini açıklaması üzerine, The Guardian yazarı Jonathan Liew‘in kaleme aldığı “Ceaseless noise of judgment has dehumanised young sport stars/Genç yıldızlar eleştirilerin esiri olmaktan sıkıldı” yazısını, Medyascope Spor Servisi’nden Kubilayhan Kavrazlı çevirdi.

Genç yıldızlar eleştirilerin esiri olmaktan sıkıldı

Naomi Osaka cuma gecesi bir basın toplantısı yaptı. Bu arada, onları tekrar yapmaya başladı; bunu belirtmemin tek nedeni, bu yıl Fransa Açık’ta medyaya konuşmaktan vazgeçtikten sonra, birçok insan, medyanın sorularından kaçmak için sinsi bir oyun olarak kendi akıl sağlığını silah olarak kullandığına hemen karar vermesiydi. Yine de, pek çok suratsız talk-show sunucusu ve gazete köşe yazarı, 23 yaşındaki bir kadına kişisel tercihleri hakkında ders verdi, bu yüzden belki de en önemli şey buydu.

Naomi Osaka: “Oynamaya ara vereceğim”

Zor bir saatti. Osaka, ABD Açık’ta Leylah Fernandez’e karşı fırtınalı koşullarda yeni kaybetmişti ve tenise kısa bir ara verme niyetini açıklarken, her ne sebeple olursa olsun artık onu heyecanlandırmayan bir sporu göz yaşartıcı bir soğukkanlılıkla anlattı: ”Son zamanlarda, kazandığımda kendimi mutlu hissetmiyorum, daha çok bir rahatlamış gibi hissediyorum. Kaybettiğimde ise çok üzülüyorum. Bunun normal olduğunu sanmıyorum.”

Belki de normal deği, ama artan ve üzücü bir dereceye kadar normalleşti. Osaka’nın yenilgisinden bir gün sonra Amerikalı oyuncu Sloane Stephens, Angelique Kerber’e karşı kaybettikten sonra aldığı yaklaşık iki bin mesajdan birkaçını yayımladı. Bol ırkçı ve cinsiyetçi istismarlar arasında tecavüz, adam kaçırma, ölüm, onu takip etme ve bacaklarını kırma tehditleri vardı. Stephens sosyal medya hesabından ”Bu tür nefret çok yorucu ve hiç bitmiyor. Bu durum yeterince konuşulmuyor ama berbat” diye yazdı.

Ortaya çık, bizi eğlendir ve sonra kaybol!

Turneye çıkan hemen hemen her kadın tenisçinin buna benzer hikayeleri vardır. Sadece onlar da değil. Sadece kamusal alanda var olmak bile ne kadar kısacık olsa da, anlık, dönüşlü ve çoğu zaman icracı yargının durmaksızın gürültüsüne ortak olmaktır. Simone Biles’ın, Tokyo Olimpiyatları’ndaki çeşitli etkinliklerden çekildiğinde kendisine yapılan gülünç muameleyi düşünün. Pes etmekle, zihinsel güçsüzlükle, tüm sporcuların ekranlarımızda göründüklerinde istemeden üstlendikleri sözleşmeyi esasen ihlal etmekle suçlandı: Ortaya çık, bizi eğlendir ve sonra kaybol.

Gerçekten bu durum; sporu, popüler kültürü aşan, kadınların yer işgal etme cüretinde bulunduğu her yerde kendini gösteren bir olgudur. Örneğin, Lizzo, Lorde, Taylor Swift ve Billie Eilish gibi pop yıldızları, esasen ortaya çıkmalarını, bizi eğlendirmelerini ve sonra kaybolmalarını talep eden kültürel bir pazara karşı geri adım atarak, şöhretin eksikliklerini yaratıcı bir şekilde dile getirmeye başladılar: Eilish yeni albümünde ”Bir zamanlar zevk aldığım şeyler şimdi beni istihdam ediyor” sözlerini söylediğinde, bu sözlerin Osaka veya Biles’ın ağzından eşit derecede makul bir şekilde çıktığını hayal etmek zor değil.

Kısmen, bunun eğlenceyi tüketmeye teşvik ediliş şeklimizin bir işlevi olduğunu hissediyorsunuz. Metalaştırılacak ve satılacak bir ürün olarak sanatın veya sporun içerik olarak paketlenmesinin alt çizginin çok ötesinde etkileri vardır. Bir anlamda, icracı ile olan ilişkimizi bir tüketici işlemi olarak yeniden hayal eder, duygularını ve kaprislerini bir bütün olarak pazarın daha vahşi içgüdülerine sunar. Şöhret ve başarı, övgü ve zenginlik, özlem ve dikkat, artık aralarında anlamlı bir ayrım yapamayacağımız noktaya kadar birleştirilir.

Birçokları için bir futbolcunun ırkçı tepkilere maruz kalması, bir pop starın kilo aldığında eleştirilmesi gibi ünlü bir kişinin maruz kaldığı kötü muameleyle empati kurmak; Captan Marvel veya alışveriş sepetindeki fesleğenle empati kurmaktan farklı değil. Kültürümüzün yapı taşları, ünlüleri insan olarak görmeye karşı çıkıyor, çünkü onlara atfettiğimiz işlev bu değil.

Bizi mutlu etmelerini istiyoruz. Ya kendileri mutlu değillerse?

Tabii ki, pop yıldızları acılarını büyük sanata dönüştürebilir. Bu arada kadın atletler; programlar ve rakipler, yazılı ve yazılı olmayan kurallar tarafından daraltılıyor. Her şeyden önce, ağırlıklı olarak agresif bir şekilde beyaz bir erkek alanına meydan okuyorlar, sözleşmeyle normatif olmayan hale getiriliyorlar, sürekli olarak meydan okunuyorlar, tehdit ediliyorlar, kendilerini haklı çıkarmaya zorlanıyorlar. Alt metin şudur: Burada gerçekten ne yapıyorsunuz?

Yani Osaka sadece akıl sağlığını koruyor olamaz (!) Bunun arkasında başka bir şey olmalı: nefret, kontrol, tembellik. Biles, zor zamanlardan geçen bir şampiyon olamaz. O bir dolandırıcı, bir diva. Aynı şekilde, beyaz olmayan sporcuların yorucu bir kötü niyetli mayın tarlasında gezinmeye zorlanmaları gibi (Marcus Rashford PR için bu işin içinde; Marksizm için diz çökmek bir Truva atlığıdır!). Kadın sporcuların kurumsal şüpheleri birçok şekil alır, ancak temel bir dürtüden kaynaklanır. Bu kişi muhtemelen söylediği kişi olamaz.

Bu her iki şekilde de çalışır. Günümüzün kırık, karmaşık, savunmasız genç yıldızlarını, selefleri etrafında inşa edilmiş kusursuz, her şeye gücü yeten, yarı tanrısal kişiliklerle karşılaştırmak ilginçtir: Serena Williams’larınız, Cristiano Ronaldo’larınız, Beyoncé’leriniz. Onlar amansız ve yanılmazlardı, dokunulmazlardı ve buna bağlı olarak incinmezlerdi. Sıkıntı, yenilecek bir şeydi. Trajedi üstesinden gelinmesi gereken bir şeydi. Bunun yalnızca umutsuzca çarpıtılmış bir gerçeklik karikatürü olması konunun dışındaydı. Süper insanları meshetmeye başladığımızda, içimizdeki insanlara ne olacağını düşünüyorduk?

Bu, günümüzün genç yıldızlarının – ve onların altında uzun bir kariyer molası ya da tam zamanlı bir psikoloğu karşılayamayan binlerce insanın- doğduğu korkunç bir din. Oynamalarını istiyoruz. Onların kazanmasını istiyoruz. Bizi mutlu etmelerini istiyoruz. Ya kendileri mutlu değillerse? Onlar ünlüler. Elbette öyleler.

Yazar: Jonathan Liew

Çeviren: Kubilayhan Kavrazlı

Editör: Doğa Üründül

Kaynak: https://www.theguardian.com/sport/blog/2021/sep/07/ceaseless-noise-of-judgment-has-dehumanised-young-sport-stars

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus