İzmir depreminde yıkılan Rıza Bey, Doğanlar ve Yılmaz Erbek apartmanlarının dava süreçleri – İnşaat mühendisi: “İnşaata hiç gitmedim”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İzmir’de 30 Ekim 2020’de meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki depremde 119 kişi hayatını kaybetti, binlerce bina boşaltıldı ve 250 binden fazla kişi etkilendi. Yıkılan binalardan Rıza Bey, Doğanlar ve Yılmaz Erbek apartmanlarının yargı süreçleri bu ay başladı. Hazırlanan iddianamelerde binaların neden yıkıldığına dair bilirkişi raporlarına yer verilirken ilk duruşmalarda müştekiler, sanıklar ve tanıklar beyanlarını mahkemeye sundu. Toplamda 63 kişinin yaşamını yitirdiği üç binanın yıkılma sebeplerini ve ilk duruşmalarda yaşananları derledik.

Rıza Bey Apartmanı

Deprem sebebiyle yıkılan İzmir’in Bayraklı ilçesindeki apartmanda 37 kişi yaşamını yitirdi. 

Neden yıkıldı? 

Haziran ayında İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen, Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat ve Maden Fakülteleri öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan rapora göre, binanın projesinde basınç dayanımının 20 megapascal olarak belirlendiği ancak binadan alınan numunelerde yapılan ölçümlere göre, binanın basınç dayanımının 8,27 megapascal olduğu ortaya çıktı.

Raporda ayrıca, hazırlanan statik projenin, İnşaat Mühendisleri Odası ve belediye tarafından onaylandığı ancak yönetmelikte öngörülen minimum boyutlar, donatı miktarları ve detayların kontrol ve onay mekanizması tarafından yeterince kontrol edilmeden projeye onay verildiğinin anlaşıldığı vurgulandı.

Raporun sonuç bölümünde ise “Belirlemeler ışığında Rıza Bey Apartmanı binasının projelendirmedeki eksiklikler, malzeme özelliklerindeki yetersizlikler, uygulama ve işçilik hataları, yapım denetimindeki yetersizlik nedeniyle yıkılmış olduğu görüşüne varılmıştır” denildi.  

Dava süreci ne durumda?

Apartmanla ilgili soruşturma 222 gün sürdü. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, 10’u tutuklu 29 kişi hakkında beş ayrı iddianame hazırlandı. İddianamelerde, 2005 yılında meydana gelen depremde Rıza Bey Apartmanı’nın kolon kiriş bağlantılarında çatlakların oluştuğu, projesiz, izinsiz olarak epoksi malzemesiyle tamir edildiği, bina için 2012 yılında Deprem Riski Değerlendirme Raporu alındığında bu durumun ortaya çıktığı, buna karşılık belediye tarafından herhangi bir idari işlem yapıldığına dair kayıt bulunamadığı belirtildi.

Bu duruma ilişkin bina yöneticisi Alican Alpgündüz ile kat malikleri Ramazan BulutRemzi Banaz, İrfan Ayçiçek ve Turgut Öztürk‘ün, “Deprem Riski Değerlendirme Raporu”na rağmen yapının kentsel dönüşüme sokularak yeniden inşa edilmesi veya esaslı bir tadilata tabi tutulmasına karşı çıktıkları, binadaki hasarı apartman sakinlerinden gizledikleri iddiasıyla meydana gelen ölümlerden ve yaralanmalardan sorumlu olduklarına yer verildi.

Davanın ilk duruşması 3 Eylül günü İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu dört sanık SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) ile katılırken, tutuksuz beş sanık ve davacılar ile taraf avukatları ise salonda hazır bulundu. Duruşmada tutuklu sanıklardan mimar Ali Serdar Bayram, “Mimarı ben olarak görünmeme rağmen bu projeyi ben çizmedim. Fenni mesul olarak görülüyorum ama böyle bir sözleşmem yok. Rıza Bey Apartmanı’nın inşaatının devam ettiği yıllarda İzmir’de bile değildim” dedi.  

Geçmiş dönemlerde Rıza Bey Apartmanı’nda yönetici olan tutuksuz sanıklardan A.C.A ise mahkemede şöyle konuştu: “İzmir’de 2005 yılında yaşanan depremin ardından bazı kolonlarda çatlaklar meydana geldi. Bunun ardından binanın depreme dayanıklı olup olmadığı konusunda Dokuz Eylül Üniversitesi’nden rapor almak için toplantı yaptık. Toplantıda çoğunluğu sağlayamadığımız için rapor başvurusu yapmadık. Söylendiği gibi binanın çürük raporu yoktu. Ağır tonajlı araçlar geçtiği zaman binada sallantılar oluyordu.”

Davanın ikinci duruşması 10 Eylül’de yapıldı. Duruşmada statik-betonarme proje müellifi, inşaat mühendisi Tamer Peker, projeyi kendisinin düzenlediğini belirterek şunları söyledi: “Projeyi hazırladım ve teslim ettim. Daha sonra kontrol için inşaat alanına hiç gitmedim. Projeyi bitirdikten sonra inşaat alanına, kontrole gitmem için bir talep olmadı. Böyle bir zorunluluğum ve sorumluluğum da yoktu. Her yaptığım projede, kendim veya akrabalarım oturacakmış gibi çalıştım. ‘Müteahhidin cebinden para çıkmasın’ diye ben neden uğraşayım? Her malzemeyi bir üst kaliteden yazdımGörevim masa başında çalışmayı gerektiriyordu. Binaya ruhsat alabilmek için birisinin sürveyan olarak imza atması gerekiyordu, ben de attım. Fiili olarak sürveyanlık yapmadım. İnşaat alanında da hiç bulunmadım.”

Ara kararın açıklanmasından önce savunması alınan müteahhit Hasan Hüseyin Özkan, Rıza Bey Apartmanı’nın yıkıldığını televizyondan öğrendiğini söyleyerek, “Ben ilkokul mezunuyum, ancak bu işlere çok emek verdim. Yüzlerce bina yaptım, diğerlerinde en ufak bir çizik bile yok, bu yıkıldı. Bunun benimle alakası olmayan sebepleri var” dedi.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan projede binanın sürveyanı olarak imzası bulunan Durak Kayar‘ın tahliyesine karar verirken, diğer tutuklu sanıklar statik-betonarme proje müellifi Tamer Peker, müteahhit Hasan Hüseyin Özkan ve projede mimar ve fenni mesul olarak imzası bulunan Ali Serdar Bayram’ın tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Dava, 19 Kasım’a ertelendi.

Doğanlar Apartmanı

Bayraklı ilçesindeki Doğanlar Apartmanı’nın B blokunun depremde tamamen yıkılması sonucu 15 kişi öldü, 12 kişi yaralandı. 

Neden yıkıldı?

İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 22 Haziran 2021’de kabul edilen iddianamede yer alan bilirkişi raporuna göre, Doğanlar Apartmanı B blokunun projelendirmedeki eksiklikler, malzeme özelliklerindeki yetersizlikler, uygulama ve işçilik hataları, yapım denetimindeki yetersizlik nedeniyle yıkılmış olduğu tespitine yer verildi. 

Dava süreci ne durumda?

Dava iddianamesinde yer alan bilirkişi raporu şöyle: “İzmir’in 1. dereceden deprem bölgesi içerisinde bulunuyor olması hususları göz önüne alındığında, şüphelilerin mevzuata ve yapı tekniğine aykırı şekilde gerçekleştirdikleri eylemlerinin sonuçlarını öngördükleri, buna rağmen deprem sonrası tamamen yıkılan Doğanlar Apartmanı B bloku yapıldığı döneme ait mevzuata, yapı tekniğine ve mesleklerinin gerektirdiği kurallara uygun yapmadıkları, plan ve projenin hazırlanmasında statik hesapların yapılmasında hatalarının bulunduğu, plan ve projeye uygun kalite ve gerekli yeterli malzemeleri kullanmadıkları, şüphelilerin kusurlu eylemleri sonucunda ölüm ve yaralanmaların meydana geldiği görülmektedir.”

İddianamede şüphelilerin “bilinçli taksirle birden fazla insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan cezalandırılması talep edildi. Haklarında dava açılan dört sanık arasında binanın müteahhiti, bina statik-betonarme proje müellifi, sürveyan ve bina fenni mesulü bulunuyor.

Davanın, 9 Eylül’de görülen ilk duruşmasına tutuklu sanıklar Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, tutuksuz sanık G.U. ile davacılar ve taraf avukatları salonda hazır bulundu. Sanıklardan B.I. ise firari durumda.
Duruşmada, tutuklu sanık binanın statik-betonarme proje müellifi Mehmet Sedat Boyacı, “2018 yılında apartmanda tadilat yapılmış ve bunda fenni mesulün imzası yok. Bu tadilatın kaçak yapıldığını tahmin ediyorum. Bana, kirişlerde delikler olduğu söylendi. Tadilat esnasında taşıyıcı elemanların zarar gördüğünü düşünüyorum. Benim hesaplarım ve uygulamalarımda herhangi bir yanlışlık yoktur” diye konuştu. 

Tutuksuz yargılanan binanın sürveyanı (nezaretçi ) G.U. ise “Askerden geldiğim sene iş arıyordum. Sonra bu inşaat şirketinde işçi olarak başladım. Şirket ekstra maliyet çıkmaması için işçilerden birini sürveyan olarak gösterdi. Fenni mesul bana gelerek durumu anlattı ve ben de işten çıkarılma korkusu ile kabul ettim. Fiili olarak hiçbir sorumluluğum yok” dedi.  

Duruşmada ayrıca, depremin yaşandığı dönemde Doğanlar Apartmanı’nda oturan T.Ü., tanık olarak dinlendi. T.Ü, apartmanın merdivenlerine granit döşenmesi gündeme geldiğinde yönetici M.E. ile görüşerek, “Bu bina granitleri taşıyamaz” dediğini belirterek, “Sonrasında binanın durumuyla ilgili bir test yapıldı ve çıkan raporda bina beşinci dereceden çürük çıktı” diye konuştu. Apartman sakinlerine durumu anlatmak için toplantı düzenlediğini söyleyen T.Ü., şöyle devam etti: “Yanımda inşaat mühendisi tanıdığım C.L.’yi de götürdüm. C.L. de binaya gelip birtakım gözlemlerde bulunmuştu ve mesleğinden ötürü durumun ciddiyetini anlatabilirdi. Ancak toplantıda deyim yerindeyse ‘avantacılıkla’ suçlandık. Bize, ‘Sen ne anlarsın’ türünden cümleler kuruldu, daha sonra da sonuç alınamadı.”

Mahkeme, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verip duruşmayı erteledi.

Yılmaz Erbek Apartmanı

Depremin ardından çöken binada 11 kişi hayatını kaybetti, 11 kişi de yaralandı. 

Neden yıkıldı?

İddianamede yer verilen bilirkişi raporunda binanın projelendirmesinde eksikler, malzeme yetersizlikleri, uygulama ve işçilik hataları, yapım denetiminde yetersizlik, yapı denetim şirketinin eksik ve hatalı değerlendirmeleri nedeniyle yıkılmış olduğu görüşüne varıldığı belirtildi. Ayrıca binanın çöken kısmının altındaki Birleşik Marketler A. Ş. (BİM) mağazası için kolonların kesildiğine veya inceltildiğine ilişkin iddialar var.

Dava süreci ne durumda?

Dava, Bayraklı’daki İzmir Adliyesi 9. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde 1 Eylül tarihinde görülmeye başlandı, ikinci duruşma ise 3 Eylül’de yapıldı. Ara kararın açıklandığı ikinci duruşmada, annesini deprem sonucunda Yılmaz Erbek Apartmanı’nda kaybeden, binanın ortaklarından Muharrem Erbek’in oğlu Güven Erbek, “Babam müteahhitlikten anlamaz, inşaatı Mustafa Yılmaz tek başına yaptı, herkesi o yönlendirdi” diye konuştu. Binada yaşamını yitiren Halim Sarı‘nın oğlu Caner Sarı ise BİM’in arka tarafının değil ön tarafının çöktüğünü, sorunun ön taraftaki kolonların kesilmiş veya yıpranmış olmasından kaynaklanabileceğini vurguladı. Depremin yaşandığı dönemde BİM’de çalışan Bahadır Oruç da “Arka tarafta kolon vardı ancak ön tarafta yoktu” dedi ve işletmedeki kamera sisteminin çalıştığına değindi. Bunun üzerine hâkim, “Bize ‘Çalışmıyor’ denilerek görüntüler verilmedi” açıklamasını yaptı.  

Müştekilerden Emel Uçar, deprem sırasında markette bulunduğunu belirterek, “Eşim ile alışveriş için BİM’deydik, orta kasadaydık. Birden her yer sarsılmaya başladı ve giriş tarafında, köşede bulunan kolonun ortadan ikiye yarıldığını gördüm” diye konuştu. Yılmaz Erbek Apartmanı’nda çalışan Süleyman Oruç da “Apartmanın yakınlarında bulunan Demir Market’in içinde girişte kolonlar vardı ancak BİM’de yoktu” dedi. 

“BİM’e verildikten sonra duvarlar ve üç kolon yıkıldı”

Depremde babasını kaybeden Mehmet Naci, marketin yapımında tasarım hatası olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu bina, altına alışveriş merkezi kurulmak ve üç kez tadilat görmek üzere yıpratıldı. Yapı denetiminde statik analiz yapılmadan bütün projelere onay veriyorlar. Market 2001’de açılmış ancak yapı kullanım izin belgesini 2006 yılında almış. Devletin buraya su, elektrik vermemesi gerekirdi.” 

Müştekilerin beyanlarının dinlenilmesinin ardından tanık ifadelerine geçildi. Tutuklu müteahhit Mustafa Yılmaz’ın kardeşi Rıza Yılmaz, “Kolon kesme diye bir şey mümkün değil” diye konuştu. 2001 yılında apartmanın karşısında kuaför dükkanı işleten Uğur Örük ise “Dükkanım Yılmaz Erbek Apartmanı’nın tam karşısındaydı. İlk yapıldığında sekiz dükkan vardı, birbirinden duvarlarla ayrılmıştı. BİM’e verildikten sonra duvarlar ve üç kolon yıkıldı” dedi.

Duruşmada, 11 aydır tutuklu bulunan mimar Nurettin Bozdoğan’ın tahliyesine, müteahhit Mustafa Yılmaz’ın ise tutukluluk halinin devamına karar verildi. Ara kararın ardından bir sonraki duruşmanın 18 Kasım 2021 tarihinde saat 14.00’te görüleceği duyuruldu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus